Herkese yeni bir Kelime Oyunundan selamlar. Bu hafta deep işleri nedeniyle yoğun olduğu için haftanın kelimelerini ben veriyorum. Umarım hikayeyi sevmişsinizdir. Devam edip etmeyeceğimi düşünmedim ama yazarken gittikçe sevdim bu hikayeyi. Sizin hikayeleri okumaya da geleceğim inşallah fakat hem gribim devam ediyor hem de dedem ve anneannem covid olduğu için moralim iyi değil. Aklım onlarda. Yorumlarınızı da geciktiriyorum ama döneceğim.
1 Aralık 2021 Çarşamba
Kelime Oyunu 53
Herkese yeni bir Kelime Oyunundan selamlar. Bu hafta deep işleri nedeniyle yoğun olduğu için haftanın kelimelerini ben veriyorum. Umarım hikayeyi sevmişsinizdir. Devam edip etmeyeceğimi düşünmedim ama yazarken gittikçe sevdim bu hikayeyi. Sizin hikayeleri okumaya da geleceğim inşallah fakat hem gribim devam ediyor hem de dedem ve anneannem covid olduğu için moralim iyi değil. Aklım onlarda. Yorumlarınızı da geciktiriyorum ama döneceğim.
17 Temmuz 2021 Cumartesi
Kelime Oyunu 33
Herkese selamlar umarım hepiniz iyisinizdir. Hayat bazen o kadar karmaşık ve zorlayıcı olabiliyor ki ne kendi planlarımıza ne de yapmamız gerekenlere uymak konusunda başarılı olabiliyoruz. Yaşamım birçok insanınkinden daha karmaşık ve zor değil ama kendine göre epey zor ve yıpratıcı bir süreçten geçiyor tıpkı daha önce atlattıklarım kadar karmaşık belirsiz ve çıldırtıcı olsa da bir o kadar da hiçbirine benzemeyecek kadar farklı. Zaten hayat da böyle bir şey bir dönem her şey istediğimiz gibi giderken bir dönem zorlanırız. İyi bir şeyin ardından kötü ve onun ardından yine iyi bir şey gelir. İşte bu günlerim böyle geçiyor. Hepsini atlattıktan sonra size güzel haberler verebileceğim günleri bekliyorum. Umarım o günlere ulaşırım. Bu süreçte blog okumaya bir türlü gelemiyorum. Sadece bir veya bir buçuk ay kadar daha dişimi sıkmalıyım sonra sonuç iyi de olsa kötü de olsa ne olduğunu bilerek rahatlayacağım. Ve bloğa içim rahat rahat geleceğim. Yazılarınıza bir süre daha yetişemeyeceğim kırılmayın. Bu arada biraz rahatlamak için böyle minik yazılar yazabilirim diye düşünüyorum. En azından sadece bu hafta minik kaçamaklar yapıp yazacağım sonra belki bir buçuk ay kadar bloğa gelemeyeceğim. Böyle yazdıklarımı okuyunca başımda kötü bir olay varmış gibi yazdığımı fark ettim ama korkmayın öyle bir şey değil. Sınav ve gelecek kaygısı hepsi bu. Şimdi geçenlerde söz verdiğim minik hikayemi azıcık devam ettirmek istiyorum umarım seversiniz. Ve lütfen içinizden minik bir dilek dileyin benim için karmaşadan kurtulmam adına. Teşekkür ederim hepinize.
Kelimeler bu hafta canım deepsiden gelmiş;
- Peri, Mağara, Tuz, Kayık, Söz
Bu hikaye tatlı bal cadısı Nina'nın hikayesi;
Birinci bölüm için tıklayın
İkinci bölüm için tıklayın
"Bu kızın her dolunayda bilinçsizce etrafta dolaştığı yetmiyormuş gibi şimdi de ruhsuz bir şekilde dolaşıp başımıza iş açacak. Umarım yine kedileri delirtip üzerimize salmaz Gerard, yoksa fenalaşıp bayılacağım artık."
"Biraz abartıyorsun Matilda, tatlı perim. Bayılamayacak kadar ölü olduğunun farkında mısın? Şu zavallı kıza biraz acı da gidip konuş ve rahatlat. Hayalet olmanın ilk günü kadar zor bir gün yoktur bilirsin."
"Hayalet olduğumu yüzüme vurup durma artık Gerard, kalbimi kırıyorsun. Aslında kayıkçı ile tanışmak ve mağarasından geçmek bence daha zordu. Ayrıca ben ne konuşacağım bu cadıyla ne tür sözler sarf edeceğim? Ağlamaya karşı alerjim var benim, içim ürperiyor. Tuz yutmuş gibi oluyorum..."
"İyi madem, biraz uzakta ürper de ben ve Lui kızla konuşalım ve vampirleri ve ruh emicileri bölgeye çekmeden önce ağlamayı kesmesi için dua edelim..."
Gerard ve Matilda iki yaşlı ve huysuz hayalet çiftti. Ne zaman ve nasıl hayalete dönüştüklerini bilemeseler de bu evin eskiden onlara ait olduğu birkaç yüz yıldan beri burada yaşıyorlardı. Tabi buna ne kadar yaşamak denirse. Aslında yaşamak ve ölü olmak konusunda hep alay edip birbirleriyle uğraştıkları için çoğu zaman hayalet oluklarını da unuturlardı. Son bir yüz yıldır yanlarına Lui, Kato ve Pera da katılmıştı. Onlar da evin bir zamankı yeni sahipleriydi. Artık eski elbette. Ve komşularla da zaman zaman bir araya gelirlerdi. Şimdi komşu hayaletler de buradaydı ama kendi aralarında karman çorman bağırarak dedi kodu yaparlarken hiçbiri diğerinin ne dediğini pek anlamaz durumdaydı. Öyle boş boş hayalet muhabbeti ediyorlardı.
Bütün bunlar Nina'nın aklını iyice karıştırmış ve korkudan aklını kaçıracak noktaya gelmişti. Az önce kendi kendine ayağa kalkıp evden dışarı çıkan bedeninin arkasından bakakalmıştı. Bunu nasıl düzelteceğini bilmiyordu. Aslında bunun düzeltilebilir bir şey olup olmadığını bile bilmiyordu. Yaptığı iksiri geri almanın bir yolu olup olmadığını bulması gerekiyordu.
Gerard ve Matilda tartışırken Lui diğer bir köşedeki komşuların hararetli sohbetinin arasından sıyrılıp Nina'nın yanına geldi. Kızın omzuna dokundu ve dikkatini çekti. İkisi de hayalet olduğu için omzuna dokunabiliyordu. Nina kendisine dokunan hayaleti fark edince başka bir çığlık daha koparttı. Fakat Lui parmaklarını şıklatıp şaşırtıcı derecede bir anda Nina'nın sesini yok etti. Lui yaşadığı zaman bir şamandı. Ve bir hayalete dönüştüğünde bile yeteneklerini kaybetmemişti.
"Bizden korkmana gerek yok minik cadı zira sen de şuan bizim gibi hayaletsin. Asıl korkman gereken çığlık atmaya devam edersen buraya gelecek olan ruh emiciler ve vampirlerdir. Aklını başına alsan iyi edersin. Ruh emiciler hepimizi yiyebilir vampirler de bedenini. Kafası boş boş dolaşan bir beden yeterince kötüyken ruhunun da onu terk etmiş olması iki kat kötü çünkü bir diğer dikkat etmen gereken mesele de kötü ruhlar. Onlar boş bir beden gördüklerinde ele geçirmek isterler. Şimdi çığlık atmayı ve ağlamayı kesip bedenini korumak için çalışsan iyi edersin anladın mı?"
Lui'nin uyarısı karşısında Nina şaşkınlığa uğramıştı. Hayaletleri hep hissederdi ama daha önce hiç yüz yüze gelmemişti. Kötü ruhlarla hiç karşılaşmamış, ruh emicilerin varlığından bile haberi olmamıştı. Vampirlerle bir kez karşılaşmıştı ve ne kadar ürkütücü olduklarını biliyordu. Lui'ye güvenebileceğini anlayınca kafasını aşağı yukarı salladı. Lui parmaklarını bir kez daha şıklatıp kızın sesini serbest bıraktı. Nina ağlamayı kesmişti ama içi hala kaygı doluydu. Bedenini kötü ruhlar, ruh emiciler ve vampirlerden nasıl koruyacağını ve nasıl geri alacağını bilemiyordu. Yeni hayalet arkadaşlarından bu konuda yardım istedi.
Nina onları hiç görmese bile yıllardır aynı evde yaşadıkları için minik cadıyı tanıyan hayaletler onu sevimli buluyor ve aileden görüyorlardı. Elbette sana yardım edeceğiz diyerek içini rahatlattılar. Hayaletler fiziksel dünyaya doğrudan müdahale edemeseler de yine de minik ama güçlü dokunuşlar yapabiliyorlardı. Bu yüzden Nina ile beraber dışarıya çıkıp ormana dalan bedeninin peşine düştüler. Kötü ruhların ve ruh emicilerin dikkatini dağıtacak efsunlar ve tuzaklar kurdular. Vampirleri bölgeden uzak tutması için bir kokarca sürüsüyle anlaştılar ve onlar da bütün güçleriyle ormanı kokuya boğdu. Ve böylece gereken bütün önlemleri hep beraber almayı başardılar.
Lui iksiri geri almanın bir yolu olmadığını söylemişti. Fakat etkisi geçinceye kadar bedeni sağ salim kalmayı başarırsa ruh bedene geri dönebilecekti. Nina'nın bedeni bütün gün abuk subuk komik durumlara düşerek dolaştı ve bal aradı. Uyurgezer gibi dolaştığı için kâh bir çukura düşüp debelendi, kâh ağaçlara çarptı.. Bir göle düşüp kıyıya çıkacak yeri bulana kadar yüzüp durdu fakat kıyıya ulaştığında her ne hikmetse uçmaya karar verdi. Suya düştüğü anda uçsaydı bu kadar zorlanmazdı ama işte bilinci yerinde olmadığından her şey rasgele gerçekleşiyordu. Bir uçurumun kıyısında dolaştığı sırada bütün hayaletler ve Nina mümkün olsaydı kalp krizi geçirebilirdi. Bedeni bir ileri bir geri sarsak adımlarla uçurumun başında dolaşırken Lui şaman yeteneklerini kullanıp bir boz ayıyı yardıma çağırdı. Ayı bulabildiği kadar çok bal ile gelip Nina'nın bedenini kendine doğru çekti ve sonunda bu yöntemle onu eve kadar götürmeyi başardılar. Boz ayı ailesi arılardan kaçırabildikleri kadar balı ağaç kabuklarından yardım alarak evin ortasına taşımıştı. Bu sayede Nina'nın bedeni ormana atılmaktan vazgeçmişti. Nina bunun işe yarayacağını hiç düşünmemişti. Eğer geri dönebilirse bundan sonra evde dolunayı atlatacak kadar çok bal bulunduracaktı.
İşte böyle bir kez daha bal peşinde koşan kayıp beden macerasıyla bu dolunay da atlatılmıştı. İksirin süresi yavaşça geçerken hayalet Nina kendini aşırı uykulu hissetmeye başladı. Bütün hayalet dostlarına teşekkür edip Lui'den aldığı ve onları görmesini sağlayacak bir iksir formülünü unutmamak için tekrar ederken uykuya daldı. Gözlerini yeniden açtığında oraya buraya çarpıp durduğundan acı içinde olan kendi bedenine dönmeyi başarmıştı.
Son..
12 Temmuz 2021 Pazartesi
Kelime Oyunu 32
Selamlar herkese bu haftanın kelimeleri sevgili Ayça arkadaşımızdan gelmiş. Hafta bitmeden yetişmek istedim. Sınavıma az bir süre kaldığı için hiçbir şeye yetişemiyorum bu aralar. Umarım seversiniz :)
- Enfeksiyon, Park, Korku, Makyaj, Salıncak
Buradan kurtulabilirse bir daha bebekler için olan salıncaklara bile binebileceğini sanmıyordu. Evde depresyonun dibine vurup çikolata yemek varken onu zorla buraya getirdiklerine inanamıyor ve düştükleri tehlike yüzünden aklını kaçırmanın eşiğinde gidip geliyordu. Ağlamaktan makyajı akmış suratı ve gözleri şişmişti. Saçı başı dağılmışken ve rüzgarın etkisiyle tutunduğu ip salınırken koskoca kanyonda garip bir korkuluğa benzediğini düşünüyordu. Hava kararmaya durmuşken garip ve korkunç gece kuşları çevrelerinde dönmeye başladığında bu korkunç halinin onları kaçırmasını umuyordu. Bir atmacanın veya akbabanın akşam yemeği olmak istemiyordu.
Çantaya ulaşmayı yine başaramamıştı. Çünkü bunu denediği her seferinde beline sarılı ip yerinden oynuyordu. Denemeyi bıraktığı sırada çantada çalan cep telefonunun sesi kanyonda yankılandı. Ona ulaşmanın imkanı yoktu. Yine de tek şansları bu olabilirdi. Son bir kez daha denemeliydi. Plates yapmanın verdiği avantajla bacağını neredeyse başına kadar kaldırmayı başardı. Bu sırada bir eliyle gevşemesinden korktuğu halata sıkıca tutunmuştu. Diğer eliyle çantaya uzandı. Fermuarı açıp içindekileri karıştırdı. Tam telefona ulaştığı sırada beline bağlı olan halat emniyet kilidinden kurtuldu. İşte o anda sanki bir an için havada asılı durabildiğini sandı. Sanki bir an için her şey durmuş zaman donmuştu. Hemen sonra düşmeye başladı. Çarpmanın etkisini bir an için hayal ettiğinde kalbi korkudan parçalanacak gibi oldu. Hangisinin daha kötü olduğuna karar vermek zordu. Geride bıraktıklarına mı yoksa gidişine mi üzülmeliydi bilemiyordu. Sonra sonunda yere çarptı. Ahşap zemine kafasını vurmuştu. Üzerindeki örtülerle mücadele ettikten sonra sonunda doğrulup oturmayı başardı. Böyle sıcak bir havada üzerine örtü örtmek gibi bir salaklık yapıp kabus gördüğüne inanamıyordu. Yerde duran telefonuna baktı. Birkaç cevapsız arama vardı. Mesajları açtığında kamp için hazırlıkları nasıl yapacaklarını soran grup sohbetini gördü. Kesinlikle gitmiyoruz diye yazıp telefonu yatağına fırlattı.
Son..
9 Haziran 2021 Çarşamba
Kelime Oyunu 28
- Kelimeler: Uyanmak, Kontrol, Engebe, Çanta, Ses
5 Mayıs 2021 Çarşamba
Kelime Oyunu 23
Kelime oyunumuz bu aralar deep ile aramızda paslaşma durumunda :) Tam buçuk kapanma dolayısıyla bloglar biraz sessiz sakin gibi :) Bu hafta da kelimeler benden olsun dedim ve işte seçimlerim:
- Mağara, sakin, gece, kemik, ten
Fırtınanın sesi artık kulaklarımı tırmalıyordu. Fakat asıl sorun sesten kaynaklanan baş ağrılarım değil de soğuğun kemiklerimi bile delen hissiydi. O kadar soğuktu ki artık cihazlarımız donduğu için dereceyi ölçemiyorduk. Rüzgar tenimin açıkta kalan yerlerini buzdan bir bıçak gibi kesiyordu. Ekip yorgunluktan ne yaptığını bilemez haldeydi. Böyle giderse olduğumuz yere yığılıp kalacak ve üzerimizi kar kaplayacaktı. Fırtınadan dolayı birbirimizi işitemiyor, sadece el kol hareketleriyle iletişim kurmaya çalışıyorduk. Uyarı yapıldığında dağdan inmek için yeterince vakit bulamamıştık ve bu tehlikeli geçidi aşmak için önümüzde daha ne kadar yol olduğunu kestiremiyordum. Etrafta uçuşan kar taneleri ve ışığını kaybetmiş bir gece içerisinde hiçbir dönemeç, hiçbir kayalık, hiçbir şey tanıdık değildi. Birbirimize güvenlik ipleriyle bağlıydık. Sol tarafımızdaki kayalık duvarda önceden belirlenip sabitlenmiş güvenlik halatlarına kendimizi bağlayarak yavaşça ilerliyorduk. Fırtına uyarısı yapıldığında geri dönmeye kalkışmadan en başında sığınacak bir yer aramış olsaydık durumumuz belki de daha iyi olurdu. Tehlikeli bir karar almak zorunda kalmıştık ve seçimimiz bizi hazin bir sona götürüyor gibi görünüyordu.
Böyle ilerlemeye çalışırken ekipten birinin ayağının kaymasıyla büyük bir tehlike atlattık. Genç kız duvardaki güvenlik hattına bağlandığı yerden bir sonraki kısma atlatmak için bağlantısını çözdüğü sırada kendini bir anda uçurumda bulduğunda onu kurtaran tek şey önündeki ve ardındaki kişilere kendisini belinden bağlayan o ince hayat ipi oldu. Tabi bu beklenmedik durum karşısında herkes dehşet içinde kalmıştı. Kızı sallandığı yerden yürüdüğümüz ince patikaya çektiler. Herkes bu sırada olduğu yerde sabit durmuş kıza en yakında bulunanların müdahalesini beklemek zorunda kalmıştı. Sıralı halde ilerlemek zorundaydık. Ani hareketler yapmak herkesi tehlikeye atıyordu ve sıralı hareketlerle ilerleyebiliyorduk. Kızı tekrar güvence altına alıp sakinleştiğimiz sırada yer büyük bir sarsıntıyla ayağımızın altından kaydı. Neler olduğunu anlayamadan yürüdüğümüz yol büyük bir gürültüyle sol tarafımızda oluşan çukura doğru çöktü. Bütün ekip bir dondurmanın üzerinde yuvarlanan çikolata taneleri gibi bu çukura kaydı. Bir mağaranın tavanının çöktüğünü ve içeriye yuvarlandığımızı anlayacak kadar uyanık kalabilmiştim. Ama sonra başıma aldığım bir darbeyle kendimden geçtim. Her şey iyi olacak mıydı merak ediyordum. Tabi uyanabilirsem.
Son..
21 Nisan 2021 Çarşamba
Kelime Oyunu 21
Selamlar canım blog ailesi nasılsınız :) Razaman ayı başladı hepinize bir rehavet çöktü sanki hıı :) Tabi bunda canım Nisan ayının bahar havasının da suçu olmalı bir de sanırım sınav haftası filan olabilir. Ben de geçen gün sınavda epey yorulmuştum ancak kendime geldim ve bu haftayı bloğa ayırıp sonra yine ders çalışacağım :) Öğrencilik üzerime yapıştı çok da yakıştı bence, mutlu oluyorum ders çalışınca da keşke yorucu olmasa :) Bu hafta kelime önerisi gelmeyince görevi yine devraldım zira hikayeler uydurmak bana her zaman iyi gelen bir şey. Bu arada online birkaç sertifika dersi almıştım onlara da bakmam lazım şimdi hatırladım hootkaaa!
Hadi başlayalım :)
Not: bu hikaye bir rüyadan birkaç eklemeyle daha önce kurguladığım Odin adlı hikayenin devamı niteliğinde. İlk bölüm için (şuraya), ikinci bölüm için de (buraya) tıklayabilirsiniz. Kısa bir hatırlatma eklemem gerekirse birkaç psişik yeteneğe sahip üç kız arkadaş (Lenu, Mari, Kei) uzun bir yolculuk sırasında yoruldukları için rotalarından çıkıp bir kasabaya uğrar ve dinlenmek için bir otel araştırır. Kasabada garip ve ürkütücü bir antikacı onlara bir adres verir. Gittikleri adres son derece ürkütücü tuhaf ve sıra dışı bir binadır. Bu binanın tasvirini yaparken eğlenmiştim :) Kapıyı onlara kargalarla bakışarak iletişim kuruyormuş gibi görünen karanlık bir kadın açar. Lenu en başından beri bir tuhaflık hissetmiş olsa da yorgunlukları onları içeri girmekten alıkoyamaz. Ve olaylar böyle başlar.
.......
Gıcırtılı kapıdan içeri girer girmez dışarıda ani bir gök gürlemesi ve şimşeklerin ardından bardaktan boşanırcasına bir yağmur başladı. Bunu hiç beklemiyorduk çünkü az önce açık havada batan güneşin paletteki çeşitli renklere boyadığı gökyüzünde yıldızlar bize göz kırpıyordu. Kapı ardımızdan kapatıldığında duyulan o ağır sesle sanki suyun metrelerce altında bir denizaltının ağır kapıları ardına kilitlenmişiz gibi hissettim. Kapıyı tekrar açmak istesem bunu başaramayacağım kadar güçlü bir kuvvetle kenetlenmiş olduğuna dair ürkütücü fikirler aklımda kıvılcımlar gibi yanıp sönüyordu. Yağmur o kadar şiddetliydi ki zihnimde sanki bir kovaymış gibi tüm kasabaya sular doluyor ve içinde bulunduğumuz bu ucube bina yavaşça suların altında kalıyordu. Uyumam lazım diye düşündüm. Bu mantıksız düşüncelerin tek sebebi uykusuzluk olmalıydı.
Girişte biraz ilerleyip bankonun ardına geçen kadının yanına vardık. İçerisi o kadar loş hatta karanlıktı ki çevredeki biçimlerin gerçek şeklini hemen algılayamıyordum. Biraz dikkat edince içerisinin de dışarısı kadar tuhaf olduğu fark ediliyordu. Her yerde kargalar vardı. Biblo falan değil canlı kargalardı bunlar. Bulabildikleri her yere tünemiş ve yuvalanmışlardı. Ve hepsi de sadece bizi izliyor gibiydi. Ağır ahşap süslemeler, postlar, garip heykelcikler ve duvarlarda çeşit çeşit saatlerle garip bir dekorasyonu vardı. Her şey kahverengi, siyah ve bunlara yakın tonlardaydı. Bankoda arkadaşlarımla beraber gazeteci kimliklerimizi gösterip oda istedik. Aslında böyle korkunç bir yerde hepimizin aynı odada bulunmasını tercih ederdim ama kadın bunun mümkün olmadığını ve sadece tek yataklı üç odanın kaldığını söyledi. Bu çok garipti çünkü etrafta bizden başka bir insan olduğuna beni ikna edebilecek hiçbir iz yoktu. Mari ve Kei ile biraz bakışırken durumu kabullenmekten başka seçeneğimiz olmadığını düşünüyorduk. Ayrıca ikisi etraftaki kargaları yeni fark etmiş ve tuhaf davranmamaya çalışarak onları inceliyorlardı. Kadına ışıklarda sorun olup olmadığını sordum. Bu karanlık gerçekten rahatsız ediciydi. Elektrik sisteminde arıza olduğu için mumlar ve gaz lambalarıyla idare edildiği cevabını aldım. Bunu söylerken yüzüme suç işlemişim gibi bir kızgınlıkla bakıyordu.
Kızların ve benim elime birer tane gaz lambası tutuşturduktan sonra duvarda asılı duran üç anahtarı aldı. Sahiden de etrafta başka oda anahtarı görünmüyordu. Kendisi için de bir şamdan alıp yolu göstermek için önden ilerledi ve takip etmemizi işaret etti. Bekleme salonunu ve geniş bir alanı geçtikten sonra birkaç basamağın ardından ikiye ayrılıp yukarıya iki cepheden devam eden bir merdivene geldik. Buradan ikinci kata çıktığımızda aşağıdaki lobiyi ve karşıda binanın sol kanadına devam eden koridorun karanlık girişini görebiliyorduk. Merdiven tarafındaki duvarda tavana kadar uzanan vitraylı pencereler arasındaki nişlerin içinde gotik üsluplu heykeller vardı. Karanlıkla beraber olduklarından daha korkunç ve trajik görünüyorlardı. Tavanda lobiye ışık sağlaması gereken altıgen bir tavan penceresi vardı fakat yağmur ve fırtınadan dolayı işlevini yerine getiremiyordu. Ahşap trabzanların ve zeminin verniği sanki daha yeni atılmış gibi parlak ve taze görünüyordu. Koyu renk ve desenli duvar kağıtları da pek eskimemiş gibiydi. Sağ kanadın koridoruna girip ilerlemeye başladığımızda burada hiç karga olmadığını görmek içimi biraz rahatlatır gibi oldu. Anlaşılan hepsi sadece lobide takılıyordu.
Birkaç oda kapısını geçtikten sonra ikisi yan yana birisi ise karşı taraflarında olan üç odayı işaret etti ve anahtarları üzerilerine takıp öylece bıraktı. Koridor boyunca duvarlara dizilmiş garip karanlık tablolardan başka hiçbir şey yoktu. Kadın "Umarım huzurlu uyursunuz." dedikten sonra arkasını dönüp gidecekken Kei "Yemek saatini henüz geçmediğimizi umuyorum ama geçtiyse de bir şeyler bulabilmemiz mümkün mü acaba?" diye sorarak hepimizin midesine tercüman oldu. Açıkçası böyle bir yerde sağlıklı bir yemek bulabileceğimizden şüphelerim vardı. Fakat en azından bir parça ekmek bile bizi memnun edebilirdi. Kadın bir an düşündükten sonra biz yerleşene kadar birini göndereceğini söyledi ve başka sorumuz olup olmadığını pek umursamadan geldiğimiz yoldan geri döndü.
Odalar birbirinin aynısıydı. Yine karanlık ve yine gotik tarzda eşyalar mevcuttu. Merkezde tek kişilik dört direkli ve sineklikli bir yatak, duvarlarda aynı duvar kağıdı ve korkunç tablolar, köşede altı köşeli asimetrik aynasıyla bir makyaj masası, boş bir gardırop ve kapının tam karşısında boydan boya cam kapısı olan bir balkon duruyordu. Kat kat ve zarif işlemeli Fransız perdeler ve tüller açık renkleriyle odada bir tezat yaratmıştı. Zeminde oval krem rengi ve desensiz bir halı serilmişti. Aynalı masa üzerinde ve komodinlerde danteller serilmiş, gardırobun camlı kapağına da içten dantelli perde takılmış olması binanın dekorasyonunun yıllardır aynı kalmış olduğunu tahmin etmemiz için yeterliydi.
Biz konuşurken kapıda elinde yiyecek dolu bir tepsiyle bir görevli belirdi. Adının Odin olduğunu öğrendiğimiz genç adam bir hayalet kadar solgun görünümlü ve bir o kadar da acı çekiyormuş gibi bir yüz ifadesine sahipti. Gözleri hafif uzamış saçları gibi simsiyah incilere benziyordu ve sanki içlerinde bir çeşit kıvılcım yanıyor gibiydi. Ona elektriğin ne zaman gelebileceğini ve diğer odaları tutan insanların neden hiç etrafta olmadıklarını sordum. Yağmurdan dolayı herkesin erkenden uyuduğunu söyledikten sonra bize "Buraya gelmek için yanlış zamanı seçtiniz. Belki de hiç gelmemeliydiniz." dedi. Bu tuhaf ifadeden sonra ne düşünmemiz gerektiğini tam anlayamadan yarı açık duran kapıya kuşkulu şekilde baktığını fark ettim. "Ne demek istiyorsun Odin?" diye sorduğumda birinin onu duymasından korkar şekilde fısıltıyla "Çok fazla konuşmaya yetkim yok. Lütfen saat on ikiden sonra gece boyu odanızdan hiç çıkmayın ve sabah olmasını bekleyin. Ne olursa olsun odanızdan çıkmayın." diyerek izin istercesine başını aşağı yukarı sallayıp dışarı çıktı ve kapıyı kapatarak gitti.
Bu tuhaf ve kısa konuşma şüphelerimizi biraz daha artırmıştı. Bir şeyler döndüğü artık kesindi ama ne olduğunu bilemiyorduk. Mari her zaman biraz daha iyimser ve aklı havada olanımız olarak "Belki de sadece konuklarla kafa bulmayı seviyordur. Epey yakışıklı bir vampire benzediği için söylediklerine pek odaklanamadım açıkçası." diyerek güldü. Aklından kahve içmek bahanesiyle mutfağa gidip çocukla sohbet etmek geçtiğinden emindim. Böyle bir yerde onu aramak zorunda kalmamak için kısa bir uyarı geçtim. Telefonlarımızın şarjı saatler önce bitmişti ve binada elektrik olmadığı için de şarj edemiyorduk. Uyumadan önce kapılarımızı içeriden kilitlemeye karar verdik. Olur da uyuyamazsak hepimiz aynı odada toplanırız diye anlaştık. Sonra da odalarımıza dağıldık. Daha önceden yaşadığımız bazı olaylar nedeniyle odaların her yerini ve banyoları kontrol etmiş ve gizli bir kapı veya kamera olup olmadığına bakmıştık. Her zaman hayaletlerin peşinde koşan avcılar olduğumuz ve garip olayları çözdüğümüz için başımıza tuhaf şeyler gelebiliyordu. Kapımı içeriden kilitleyip gaz lambasıyla beraber banyoya gitmeden önce aynanın üzerini bir örtüyle kapattım. Geceleri aynalardan hoşlanmıyordum. Onlarla kötü anılarımız vardı. Kızlarla konuşurken küveti sıcak suyla doldurmuştum. Biraz ılımaya başlamıştı. Üzerine biraz soğuk su dökerken köpüren sabunlardan birini içine attım. Uyumdan önce biraz rahatlamak iyi olacaktı.
Soyunup küvete girdim ve çeneme kadar suyun içine gömüldüm. O uzun araba yolculuğundan sonra bu gerçekten mükemmel bir histi. Bedenimin bu kadar ağrıdığını fark etmemiştim bile. Banyo aynasının üzerine astığım havlunun düşerken çıkarttığı sesle kendime geldiğimde orada öylece uyuykakldığımı fark ettim. Ne kadar süredir uyuduğumdan emin değildim fakat su buz gibi olmuştu. Bu durum içimi ürpertmişti.
Şimdilik Son diyelim epey uzadı çünkü :)
Bu hafta için seçtiğim kelimeler: Su, Yemek, Arkadaş, Ahşap, Işık
16 Nisan 2021 Cuma
Kelime Oyunu 20
Herkese selamlaar bu pazar günü sınavım var ders aralarımda sizleri ziyarete geliyorum, aranızda daha okuyamadıklarım var ama sınavdan sonra daha aktif olacağım sonunda. Bu arada bu hafta kelime oyununa katılıp biraz stres atmak istedim. Aşırı ders çalışmam gerektiği için bu etkinlikler nefes almamı sağlıyor :) Bu haftanın kelimeleri ponçik çakıltaşım deepsiden geldi işte kelimelerimiz :)
- Gezgin Kutsal Vampir Mevsim Şifa
Suyun soğukluğu aç kurtlar gibi bedeninin her yanını ısırırken nefesini olabildiğince tutmak epey zor oldu. Odağını kaybetmemek ve sakinliğini korumak için sürekli annesinin sözlerini aklında tekrar ediyordu. "Serçeler için mucize yüreklerdedir..." Bugüne kadar pek çok zorlu eğitimden geçmiş pek çok görevi başarıyla yerine getirmişti. Şimdi bir kuyunun altındaki su dolu bu geçitte yitip gitmesi çok trajik olurdu. "Sesimi duy Owen, kardeşim.. bana yol göster!" diye zihninden bir kez daha seslendi. Owen onun doğmamış ikiziydi ve ruhları bağlı kalmıştı. Atalarından ona miras kalan kutsal güçleri henüz tam olarak kontrol edemese de kardeşiyle iletişim kurmak her zaman kolay olmuştu. Tabi ki Owen daima başına buyruk olduğu için onun yardımını kazanmak konusunda sabırlı olmak gerekiyordu. Owen'ın biraz inatçı bir yanı olsa da kardeşinin pek çok kez hayatını kurtarmış ve onu hiç yarı yolda bırakmamıştı. Bu kez onunla iletişim kurmanın uzun sürmesinin nedeni belki de Eoghain'in zihnen yıpranmış olmasıydı. Neyse ki Owen sonunda ona cevap vererek zifiri karanlıkta yolunu bulmasını sağlayacak kadar bir ışık oluşturabilmişti. Minik bir yıldız gibi parlayan büyülü ışık yeraltı kaynağının içinde ilerlerken doğru yönü seçmesine yardım etti.
Sonunda sudan başını çıkartabildiğinde tapınağın arka bahçesinin sınırını oluşturan şelalenin altındaki bir kovuktaydı. Vakit kaybetmeden kayaları geçip ağaçların arasında saklandı. Suyun içinde az daha boğulacakken bir de neredeyse tüm vücut ısısını kaybetmişti. Sonbahar mevsiminin keskin rüzgarları durumu daha da kötü hale getiriyordu. Kendine gelebilmek için şifa sağlayan birkaç büyülü sözcük mırıldandı ve kalbinden başlayarak tüm bedenini bir sıcaklık kapladı. Hala sırılsıklam olmasına rağmen şimdi daha iyi hissediyordu. Kuyuya kapatıldığı sırada tüm silahları elinden alınmıştı ama bunun önemi yoktu. Büyü güçleri ve Owen'ın yardımıyla çocuğu onların elinden kurtarıp buradan kaçmayı başarabilirlerdi.
Dikkatli şekilde ilerleyip tapınağa yaklaştı ve gizlice içeri girmenin bir yolunu aradı. Böyle yerler söz konusu olduğunda kimsenin göremediği yerlerde bir kaçış yolu mutlaka bulunurdu. Üstelik bu sıradan bir tapınak değildi. Kızıl Müritlerin yetiştirildiği ve büyük toplantılarını yaptığı devasa bir yerdi burası. Kuzeydeki ayrı bina yatakhaneydi. Batıdaki avlulu yapı eğitimlerin görüldüğü yerdi. Ayinlerini ve büyük toplantılarını da tapınak binasında yürütüyorlardı. Son zamanlarda saraydan bile üstün bir konuma geldikleri için eskisinden daha tehlikeliydiler. Üstelik yaptıkları hiçbir şey için hesap vermiyor olmaları giderek kontrolden çıkmalarına sebep oluyor, halk üzerinde kurdukları baskı ve korku imparatorluğu korkunç boyutlara ulaşıyordu. Hoşlarına gitmeyen durumlarda insanları suçlayacak herhangi bir şey buluyor, onları zindanlarına kapatıyor veya avlıyorlardı. En trajik olanı ellerini kana bulamadan yaptıklarıydı. Halkı birbirine düşürüp uzaktan izliyor ve kurban seçtiklerinin katledilişi karşısında karanlıklar içinde sırıtıyorlardı.
Elbette onların oyunlarına karşı duranlar, insanları korumaya çalışanlar da vardı. İnsanların Serçeler adını verdikleri bu grubun en güçlüsü Eoghain'in atalarıydı ve onların izinden gidip gölgelerin arasında dolaşarak insanları korumaya çalışmaya devam ediyordu. Elbette bu yolda gizlilik esastı. Aksi takdirde onların eline düşer ve kafese kapatılırlardı. Eoghain'i o kuyuya kapattıklarında kimliği açığa çıkmıştı. Silahlarını görmelerinden sonra çocuğu korumaya çalışan sıradan bir insan olduğuna onları ikna edemezdi. Artık tek seçeneği çocuğu onlardan aldıktan sonra bir süreliğine kent dışına çıkarak saklanmak olacaktı. Birkaç yıl uzakta saklanmak görevlerden uzak durmasına neden olsa da ellerine geçmesi kadar tehlike yaratmayacaktı. Çünkü bir kez üzerinde işkenceye başlar ve büyü kullanırlarsa iradesi sevdiklerini korumaya yetmeyebilirdi. Bildiği tüm gizli yerleri, görevdeki tüm arkadaşlarını, ustalarını, gizli mekanlarını zihninden söküp alabilirlerdi.
Sonunda tapınağın ardındaki kayalıklarda gizli bir geçit buldu. Sıradan gezginlerin etrafta dolaşırken fark etmeyeceği kadar ufak ve göze çarpmayan bir girişi vardı. Ama eğitimli bir Serçe'den kaçabilecek bir şey değildi. Tünele girip yeniden Owen'i çağırdı ve bir ışık yakmasını istedi. Sabah olmadan bu yerden ayrılabileceklerini umuyordu. Tünel çok geçmeden daha düzgün yapılı bir koridora çıktı. Etrafta birilerinin olmadığından emin olunca koridorda ilerlemeye başladı. Tam olarak hangi yöne gitmesi gerektiğinden emin değildi fakat Owen'a güveniyordu. Kardeşi daima doğru yolu bulurdu. Etrafın tenha olması pek hayra alamet değildi fakat bu sayede pek çok koridordan hızla geçip gittiler. En sonunda toplantı salonunun gerisinde bulunan apsisin üzerindeki küçük bir balkona ulaştı. Aşağıda iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık toplanmıştı. Apsisin önünde bir altar kurulmuştu. Zavallı çocuk da onun önüne getirilmiş ve iki kolundan ipler gerilerek ardındaki heykele bağlanmıştı. Çocuğun ve heykelin etrafında da mumlar dairesel biçimde birkaç sıra halinde dizilmişti. Çocuğu tapındıkları vampir için bir çeşit adak olarak belirlemişlerdi. O kadar kalabalıktı ki tek başına nasıl müdahale edeceğini bilemiyordu. Bıçakları yanında olsa işler daha kolay olurdu. Ama içindeki inançtan aldığı kuvvet sayesinde harekete geçmekten onu alı koyacak hiçbir şey yoktu. Ve işte böylece Serçe yine gölgeler arasından süzülerek geceyi kızıla boyadı.
Not: Kelime Oyunu 6 yazımda ilk kısmını yazdığım hikayeye devam ettim ve bu kez kahramana bir isim de buldum. Dikkat ederseniz Owen ve Eoghain isimleri aynı kökten geliyor ve aynı ismin yıllar içinde Eugenes, Ewen Eogan biçimlerini de aldığını görebilirsiniz. İkizlere vermek için uygun bir kelime oyunu olduğunu düşündüm bu ismi seçerken :) Umarım hikayenin gidişatını sevmişsinizdir :)
31 Mart 2021 Çarşamba
Kelime Oyunu 18
Herkese selamlaar :) Kelime oyunu devam ediyor bu hafta kimseden kelime önerisi gelmeyince görevi devraldım ve beş kelime seçip ilk hikayeyi yazdım. Yazının sonunda kelimeleri belirteceğim umarım seversiniz :)
Güneşi hatırlıyorum. Gün ışığının süzülüşünü ve havadaki tozları aydınlatırken kollarımda bıraktığı sıcaklığı anımsıyorum. Tepelerin eteklerindeki çinko kaplı çatıların her birisi de çirkin beton öbeklerinin arasında mücevher gibi parlıyordu. Ağaçlar ve tüm bitkiler parıl parıl birer taç gibi giyinmişti altın sarısı ışığı. Kuşlar az sonra havanın kararacağının bilinciyle oradan oraya telaşlı kanat çırpıyor ve aşağıda evlerine dönmeden önce biraz daha oyun oynamaya çalışan çocukların üzerinden hızla uçup gidiyordu. O anı aklıma kaydetmek istemiştim. Sebebi yoktu. Bir daha benzerini bulamayacağımı mı sezinlemiştim, kim bilir.. Ve işte şimdi birdenbire o anı düşünüyordum. Zaten içinde bulunduğumuz durumda insanın böyle anları hatırlamamak için çabalaması gerekirdi.
O sırada zamanın bir an için durup nefes aldığını hissetmiştim. Zaman nefes alıyordu. Varlığını kimsenin bilmediği tuhaf bir yaratık gibi etrafımızda dönüyor, kıpırdıyor ve bizimle beraber nefes alıyordu. Ve ben de güneşin zerreleri atmosferi aşıp tenime çarpar ve etrafa saçılırken öylece durup etrafı izliyordum. O anı kaydediyordum. Hiçbir şey düşünmeden durduğum ve sadece bir an için dinlenmiş hissettiğim saçma ve küçücük bir andı. Başka bir zamanda başka bir yerde fakat benzer bir gün batımına denk gelirsem eğer o zamanki ben ve şimdiki ben ile kafamda bir karşılaştırma yapabilir miydim, merak etmiştim. Hislerim düşüncelerim algılarım aynı olacak mıydı gün batımı aynı olsa bile? Güneşin zerrelerini görebilecek miydim yine tenimden saçılırken? Bunu merak etmiştim. İnsanın aklı bazen farklı çalışmaya başlayabiliyor ve bir çocuğun aklı her zaman mümkün olandan biraz daha tuhaf çalışabilir. Herhalde öyle bir andı..
Ve artık bunların cevabını bulabilmek için çok uzun bir yol var önümde. Her şey yolunda giderse.. Bu soğuk metal yığını bizi güvenle varış noktasına kadar taşıyabilirse.. Yeni bir dünyada, yeni bir günde, yeni bir güneşe kavuşacağız. İşte o zaman bu karanlık boşluktan kurtulup bu anıyı karşılaştırabilecek bir gün batımı yakalayabileceğim. Umarım.. Fakat birkaç dakikadır yanıp sönen kırmızı ışıklar ve bu sirenler bir şeylerin yolunda gitmediğini bariz bir şekilde belirtiyor. Ben sadece bir yolcuyum bu yüzden söylendiği gibi beklemekten başka yapabileceğim hiçbir şey yok ve içimde gerçekten çok kötü hisler var. Sanırım bu, bu günlüğe son yazışım ve bu yüzden kalbim şuan çok kırıldı Lavi..
Not: Eski bir anı yazımın girişini çok beğendiğim için bunu bilim kurguya çevirdim :D Uzay yolculuğunun sonu nasıl bitti bilmiyorum umarım iyi bitmiştir ve umarım seversiniz bu garip hikayeyi :D
Bu hafta kelimeleri ben veriyorum işte seçimlerim: Güneş, Soğuk, Zaman, His, Yaratık
S..
12 Mart 2021 Cuma
KELİME OYUNU 15
Herkese selamlar canım blog ailesi umarım iyisinizdir. Birkaç seferdir katılamadığım oyuna bu hafta dönüş yapmak istedim üstelik eski kelimeler hep ilgimi çektiği ve zorlu bir etap olacağı için de heyecanlıyım :) Bu haftanın kelimelerini sevgili Kedi Mırıltısı sevgili Momentos arkadaşımızın bloğunda paylaştığı kelimelerden seçti. Gelecek haftanın kelimelerini ise sevgili Duygu Emanet arkadaşımız verecek. Etkinliği yeni duyanlar katılmak isterlerse Deepsi'den detayları öğrenebilirler. Ama basitçe söylemek gerekirse her hafta belirlenen kelimelerden istediğimiz türde ve uzunlukta bir şeyler yazıyoruz. Etkinliğin süresi her hafta Çarşamba gününe kadar devam ediyor.
- İşte bu haftanın kelimeleri:
- Pestenkerani: İpe sapa gelmez, değersiz, önemsiz
- Diğerkâm: Diğer insanlara maddi veya manevi kişisel çıkar gözetmeksizin yararlı olmaya çalışma
- Rabıta: Bağlayan şey, bağ
- Muğlâk: Anlaşılması zor, anlaşılmaz, çapraşık, karışık
- Kavi: Dayanıklı, güçlü, sağlam, zorlu.
- Metin içerisinde kullandığım başka kelimeler:
Şifadan yoksun gözüm yaşı ile yazarım sana bu mektubu.
Ey benim iki gözümün çiçeği, canımın canı, gözleri ahu, peri ruhsarım..
Hayli zamandır bakışlarındaki o iki hayat pınarından uzakta sersefil bu diyarlarda münferid olalı sinemde gün be gün canımı kemiren derin bir yara büyümekte..
İçinde bulunduğum ızdırabın zerresinden bile habersiz oluşun azabıma azap katsa da ne denli diğerkam bir kalbin olduğunu bildiğim içün seni de bu ıstıraba dahil etmeme kararımda sebat içindeyim.
Bir gün bu mektup eline geçtiğinde bil ki bu cümleler sana buruk bir vedanamedir benim limon çiçeğim.
Çektiğim acıları, kafamda dönüp duran muğlak düşüncelerin fenalığını, yüreğimi kavuran bu ateşleri ve korkuyu yalnız senin hatıran ile hafifletiyor, yalnız senin düşlerin ile içinde bulunduğum bu dar-ül ikabdan kısa bir an için bile olsa ayrılabiliyorum.
Sana olan rabıtam o denli kavi ki içimdeki elem bu diyarlardan gidip de dönmemek düşüncesinden değil yüreğimden yüreğine uzanan bu ipek ipliğin kopup gecelere karıştıktan sonra bir daha seni göremeyecek olma korkusundandır.
Ah benim gecelerime ayla günlerime gün olan yarim..
Korkarım pek fazla vakit kalmadı artık benim için.
Affet beni, senden bu değerli günleri esirgediğim ve uzak tuttuğum için.
Fakat benim yüzümden perişan, biçare olup yüreğinin bir serçe misali çırpınıp durmasına dayanamazdım.
Sana gözyaşı dökme diyemem. Ağlayacaksın elbet.
Lakin burada benimle her gün azar azar tükenmendense bir müddet yas tutman ikimiz için de daha hayırlı olacaktır.
Affet beni canımın canı..
Senden tek arzum yüzünü hep göklere çevir ve ikimize yetecek kadar çok yaşa bu hayatı.
İkimize yetecek denli gülümse her zaman..
İkimize yetecek kadar çiçek kokla..
Sevdiğin her şeyi bir kez de benim için sev bir kez de benim için yap kısacası.
Yasın fazla uzun olmasın sakın lakin gönlünün bir köşesinden de hiç silme beni.
Bil ki seninle var olmaya devam edebileceğim o vakit.
Elveda iki gözümün çiçeği..
Mektubu okumayı bitirdiğinde yüreği bir kuş gibi çırpınıyor, bedeninden tüm can çekilircesine hissederken şakaklarından beynine doğru bir sıcaklık yayılıyordu. Bu soğuk, cansız fakat bir ömür ağırlığındaki kağıt parçasını tutmaya devam ederken kolları iki yanına hareket mukavemetini kaybetmiş gibi düştü. Gözleri batmakta olan güneşe kilitlenip bir süre ayakta öylece kalırken dudakları mühürlenmiş gibi kilitlenmiş, boğazı içeriden bir yaratık onu kemiriyormuş gibi parçalanırcasına bir acıyla düğümlenmişti. İçinde onu yiyip bitiren tarif edilemez bir acı varken dışarıdan gelen ne bir sesi işitiyor ne de rüzgarı hissediyordu şimdi. Uzun zamandır bihaber olmasından dolayı sonunda bir mektup geldiği için heyecanla her zaman buluştukları söğüt ağacının altına gelmişti okumak için. Mektup üç haftalık bir yolculuk sonunda ona ulaşmıştı. Heyecanla açıp okumadan önce kat ettiği onca yolu düşlemişti. Sonunda kavuşacaklarının haberini almayı beklerken okudukları karşısında yeryüzünün bütün elemi yüreğine çökmüştü. Mektubu ona ulaşması için gönderen kişi ikinci bir sayfa ekleyip neler olduğunu açıklamıştı fakat artık bunun bir önemi yoktu. Artık hiçbir şeyi bilmenin, duymanın, görmenin bir anlamı yoktu. Bir daha nefes alamayacakmış gibi hissediyordu. Artık o yoktu. Bu son düşünceyle zelzele olmuş gibi yer ayağının altından kaydı ve bir karanlığın içine düştü. Şimdi gökyüzünü bir daha nasıl bulacaktı..
Son..
Not: Aahh yazmaya başladığımda böyle bir şey beklemiyordum. Daha önce de demişimdir mutlu aşk hikayesi yazmayı pek başaramıyorum tatlı romantik olmuyor hüzünlü ya da trajik oluyorlar :D Sanırım hep fantastik, macera veya gizem falan yazdığım romantik şeyler pek denemediğim için böyle oluyor :) Trajik bir şeye dönüştü bu da. Aslında şimdi düşündüm de heyecanla kavuşma zamanının geldiğini yazan bir mektup da olabilirdi niye böyle oldu bu hıı? Sonunu elimden geldiğince derli toplu yazmaya çalıştım umarım başarabilmişimdir :) Heey karamsar olmayın bu arada, ahu gözlü maşuk mektubu aldı ama belki de diğer tarafta mucizevi şeyler yaşanmıştır ve mektup boşuna gönderilmiştir hatta belki yollara düşmüş geliyordur sevdalı yari :) Neden olmasın Yeşilçam filmlerinde hep oluyor bu ;)
10 Şubat 2021 Çarşamba
Kelime Oyunu 11
Bu haftanın kelimeleri sevgili Ebemkuşağı'ndan geldi :)
- Ihlamur, Yolcu, Çocuk, Sayfa, Yağmur
Ihlamur ağacının gövdesine yaslanmış halde cebinden çıkarttığı gazeteye sarılmış üç beş şekeri saydı çocuk. Bunları elma, nane, çilek ve limon biraz da çam veya erik reçinesi ve başka malzemeler kullanarak evde yapıyorlardı. Eskiden kalma bir tarifti. Tadı pek mükemmel değildi ama ekşi aromanın içinde meyvenin gerçek tadının ortaya çıkışı her defasında ağzını sulandırırdı. Bugün yanında yirmi tane getirmişti. Hepsini gazete kağıdından yaptığı koninin içine koymuştu. Saymayı bitirdikten sonra paketin ağzını tekrar büzüp beklemeye devam etti. Rüzgar tatlı tatlı eserken bin bir çeşit otun ve çiçeğin kokusunu da beraberinde taşıyordu. Sazların ve otların arasından şamatacı böceklerin sesi göklere yükseliyor bunlara bir de kuş sesleri karışıyordu. Sırtını verdiği ağaç aşağıdaki yolu gören ve pek de yüksek olmayan bir tepenin üzerindeydi. Yolun gerisinde de tarlalar uzanıyordu. Sol tarafta uzakta ve biraz daha aşağıda ovanın ardında deniz ince bir çizgi halindeydi. Köy ise arkasında kalmıştı. Havanın bebek mavisi rengine bakınca dün gece yağmur yağdığını kimse söyleyemezdi. Tek kanıtı sazların arasında yer yer birikinti halinde suların kalmış olmasıydı. Karşıdaki tarlanın içinde de su birikintileri altın parçaları gibi parlıyordu.
Yolun sağ tarafından yaklaşmakta olan sırt çantalı ve bisikletli genci görünce doğruldu ve kocaman sırıttı. Sözleştikleri gibi tam zamanında geleceğini biliyordu. Gencin yaklaşmasını bekleyemeden tepeden heyecanla inerken son adımda sıçrayarak yolun ortasına atladı ve dengesini sağlayıp yolcuya doğru koşturdu. Gencin yanında bir tek sırt çantası ve boynuna asılmış bir fotoğraf makinesi ayrıca bir de bazı eşyalarına kolay ulaşmak için irice bir bel çantası vardı. Bisikletinde de yine başka bir çanta bağlanmıştı ve içinde muhtemelen uyku tulumu veya çadır bulunan rulo yapılmış bir şey de üzerinde sabitlenmişti. Çocuğun koşarken düşmesinden korksa da o da heyecanlanmıştı. Birbirlerinin sırtını tıpışlayarak sarılıp selamlaşmanın ardından nasıl olduklarını sordular. "Güneş gibiyim bugün parıldadığımı görmüyor musun?" diye cevapladı çocuk. "Bu sefer nereye gidiyorsun, bir adaya mı yoksa dağların tepesine mi?" diye sormayı da ihmal etmedi. Genç delikanlı bir süredir bu birkaç çanta ve bisikletiyle canı nereye isterse seyahat ederek yaşıyordu. Birkaç aydır da yolunu özellikle buradan geçirerek civar bölgelerde dolaşmıştı. Buradan ilk kez geçişinde ağaçta baygın ve ters sallanırken bulduğu bu ufaklığı kurtarmış ve o da karşılığında ev yapımı şekerlerden vermişti. Bir kuşu kediden kurtardığı sırada elinin altında iyice gerildikten sonra yanlışlıkla serbest bıraktığı bir dal fırlayıp başına çarpınca bayılmış, bu sırada ayağı dala takılı kalmıştı. Onca yükseklikten yere düşmediği için şanslıydı. Genç yolcu şekerlerin karşılığında ona kitap hediye etmişti. Burada bir kitaba ulaşmak son derece zor olduğundan çocuğun hazine bulmuş kadar sevinç ve minnetle dolduğunu görünce onun da içini bir neşe sarmıştı. Sonra ne zaman buradan geçerse şekerler karşılığında ona kitap vermeye devam etmişti.
"Bu kez şu denizin içindeki bir adaya gidiyorum. Ama merak etme seni ziyarete gelmeye devam edeceğim fakat bu sefer biraz uzun sürebilir." diye yanıtladı çocuğun sorusunu. "Yaklaşık iki ay sonra beni yine burada bekler misin?" diye sordu. Çocuk bunu başıyla onayladıktan sonra "Geri geldiğinde bana maceralarını da anlatır mısın?" diye soruyla karşılık verdi. Delikanlı buna söz verirken şekerler karşılığında ona beş kitap verdi. Çocuk güleç yüzündeki neşeyle sayfaları evirip çevirip hızlıca göz atarken bir tanesinin dinozor resimleri ve bilgileriyle dolu olması karşısında sevinç naraları attı. Deli kanlı geri dönünceye kadar bunların çocuğa yeterli olacağını düşünüyordu. Sonra gideceği adadaki aile evinde bulunan devasa kitaplıktan hatırı sayılır birçok kitabı ona getirmenin hayaliyle gülümsedi. Bunu ona henüz söylememişti çünkü onca kitapla geri geldiğinde yüzünün alacağı hali görmek istiyordu. Tekrar sarılıp vedalaştılar ve kitaplara sımsıkı sarılan ufaklık arkadaşı görünmeyene dek onu izledi ve evine dönerken onun yaşayabileceği maceraları hayal etti. Belki büyüdüğünde o da simbad gibi bir denizci olabilecekti.
Son..
:)
Not: Umarım bu kısa hikayeyi sevmişsinizdir. O kadar yorgun ve yarı uyur halde yazdım ki şuan bile bu cümleyi kurmakta zorlanıyorum :) Daha sonra kontrol edeceğim ama insallah acayip mantıksız ve kötü ve imla hatalarıyla dolu olmamıştır. Sizleri de okumaya geleceğim elbette görüşürüüüz :)
3 Şubat 2021 Çarşamba
Kelime Oyunu 10
Bu haftanın kelimeleri sevgili EsTen'den geldi :) Her hafta yeni hikayeler, şiirler, makaleler ve günlükler okuduğumuz oyunumuz devam ederken katılan bütün arkadaşlarımızdan harika şeyler ortaya çıkıyor ve birbirimizi heyecanla okuyor ve yorumluyoruz :)
- EsTen'in kelimeleri: Parmak ucu, veda, ruh, sevilmek, satır
- Gelecek haftanın kelimeleri de yanlış bilmiyorsam Ebemkuşağı'ndan gelecek :)
Ve bir iyi geceler öpücüğü mü bu şimdi?
Ah gün kapanırken kim çaldı gökyüzünün maviliklerini?
Parmak uçlarında usulca dans eden ruhun
Güneşi yakalamış bir uçurtmanın sırtında.
Gitme o yeşil koya ve karanlık geceye şimdi
Sırası mı bir veda etmeden,
Söyleyecek sözler bitmeden
Ve gözlerinden şimşekler çakmadan,
Henüz öfkelenmeden ışığın ölümü karşısında..
Gidilir mi o karanlık geceye söyle şimdi vakti mi?
Daha sevilecek çok şey varken
Ve henüz yeterince ihtiyarlamamışken
Ruhun saçmalamalı ve dans etmeli
Durmadan ve yorulmadan.
Günler doğdukça ve kırlarda çiçekler açtıkça
Hala öğrenecek çok şey oldukça
Tutkuyla ve gözlerinden ateşler saçarak
Yaşamalı daha...
Gitme gözlerimdeki yaşlar hatrına...
Okuduğu şiir bittiğinde sessizlik içinde gözlerini birkaç saniye kapattı ve usulca başlayan müziğe odaklandı. Sonra su gibi duru sesiyle şarkıya başladı. Herkes zaten aşırı duygusallaşmışken yürek titreten bu ses ve bu şarkı birkaç kişiyi ağlatmayı başardı..
30 Ocak 2021 Cumartesi
KELİME OYUNU 9
Kelime oyunu bu hafta sevgili MinikMini'nin kelimeleriyle devam ediyor :) Hikaye uydurmayı sevdiğim için ben de her hafta derslerin arasında yazmaya çalışıyorum umarım keyif alarak okuyorsunuzdur :)
Bu haftanın kelimeleri: Melek Tütsü Ritüel Yazar Gül
20 Ocak 2021 Çarşamba
Kelime Oyunu 8
- Roman, İbiza, Çiçek, Maske, Bahar
"Ah limon çiçeğim... Nedir bu üzerindeki hazan yaprakları, bakışlarındaki çiğ taneleri.. Yine mi bana kırgın gönlün sakladı güneşleri.. Bak hadi gülümse biraz bahar gelsin, yaprakların rüzgarla dans etsin, kuşlar bir Akdeniz şarkısı söylesin.."
"Bir şiir yeniden yazılamaz mı bir kalp defalarca onarılırken?"
"Güller ve menekşeler kıskanır gülüşlerini, hadi artık kırma bu böğürtlen perisinin kalbini."
Limon çiçeği okuduğu notlara bir süre bakakaldı. O kadar komik gelmişti ki kızgınlığı uçuvermişti. Notları hafifçe yukarı kıvrılan dudaklarının eşliğinde üst üste koyarak katladı ve minik çantasının içine koydu. "Bana sadece çikolata getirsen de olurdu ama şiir yazmaya çalışman da etkileyici." dedi katıla katıla gülmemek için kendini tutarken. "Ama hadi birinci not tamam, sonuncusu da gayet başarılı da ikinci nottan bir şey anlamadım, sürekli kırılan bir kalbin neresi iyi akıllım!" diye eklerken bu defa bir kahkaha kopardı. Beraber partiye gitmek konusunda sözleşmişlerdi ama arkadaşı birkaç dakikaya geliyorum dedikten sonra iki buçuk belki de üç saattir onu bekletmişti. Saçlarında ve üstü başındaki bütün çiçekler solmaya başlamıştı bile. O kadar ki az daha geldiği gibi geri dönüp ağacında bir kış uykusuna dalacaktı. Karşısındaki melek elini uzatmış onu bekliyordu. Oturduğu yerden ayağa kalkarken uzatılan eli tuttu. "Yine de çikolata isterim." demeyi unutmadı. İbiza'da bir maskeli baloda her şey olması gerektiği kadar normal olması gerektiği kadar da komikti. Yılın bu zamanında insanlar ortada yokken diğerleri böyle bir fırsatı kaçırmayıp insanların kılığına girer ve onlar gibi bir parti düzenlerdi. Güneyden vampirler, kuzeyden zombiler, doğunun hayaletleri ve batının böcürtleri hepsi de istisnasız buradaydı. Bununla birlikte birçok çiçek, börtü böcek ve başka periler de vardı. Beraber bembeyaz taş basamaklardan inip aşağıdaki kumsala kurulan dans pistine gittiler. İkisi de dans etmeyi bilmiyordu ama bir limon çiçeği ve bir melekten de normal bir şey beklenemezdi. Saçma sapan zıplayıp dans ettiler. Her an kollarıyla dirsekleriyle birilerine vurabilirlerdi. Neyse ki öyle bir talihsizlik yaşanmadı. Etraftaki vampirler, kurabiyeler, vikingler, kızılderililer, böğürtlen çalıları, zombiler ve dahası da normal ve sakin danslarını bırakıp onlara katılınca ortalık fantastik bir kreşe döndü. İşte yılın bu günü İbiza sahillerinde bir örneği daha olmayan, romanlara yakışır bir maskeli balo olarak hatırlanacaktı.
Son
:)
S..
15 Ocak 2021 Cuma
KELİME OYUNU 7
Bu haftanın kelimelerini sevgili Mükemmelis seçti :)
- Kırmızı Elma, Şemsiye, Gömlek, Ayna, Fotoğraf
Gelecek haftanın kelimeleri sevgili Andromeda'da :)
...
Tripodun üzerine fotoğraf makinemi dikkatle yerleştirip açıyı kontrol ettim. Görüntü için ayarlamalar tamam gibiydi. Doğru ışığı yakalamak için gün batımını beklemiştim. İkinci çekimleri de gün doğarken yapacaktım. Şansıma gökyüzü ışığın sertliğini kıracak ince ve komik bulutlarla doluydu ama açık olan minik kısımlarda batan güneşin etkisiyle mor, pembe ve mavinin değişik tonlarına dönüştüğünü görebiliyordum. Birkaç metre ileride bir nymphaion kalıntısının ortasındaki havuzun içinde yetişen kırmızı, beyaz ve mavi renkli çiçeklerin ve yemyeşil otların arasında sükun içinde duran Aphrodite Arles, sanki ona bakmadığım sıralarda beni gözetliyormuş hissine kapılmama neden oluyordu. Bir efsaneye göre onlara bakmadığınız sırada bazı heykeller canlanabilir ve peşinize düşebilirdi. Uyuduğunuz anı kollayıp sizi bir kabusa sürükleyebilirlerdi. "Bu düşünce hakkında sizin fikriniz nedir leydim, taçlı dağ lalelerinin ve güllerin kraliçesi?" diye seslendim. Bir cevap gelebilirmiş gibi bir an duraksadım. Çevrede rüzgardan ve kuşlardan başka ses ve benden başka da kimse yoktu.
13 Şubat 2020 Perşembe
Anlat Bakalım - Masal'ın Masalı Final
![]() |
| Anka Kuşu |
Onları evinin bahçesinde karşıladı. Tüm yardımları ve cesareti için Anka Kuşu'na teşekkür etti. Aslında o da bir periydi ve sadece saf ve temiz yürekli insanların imdadına yetişirdi. Yabancıya bakıp onun yaşamı boyunca simya yeteneklerini geliştirerek arayıp durduğu felsefe taşından vazgeçerek Masal'ı kurtarmak için elinden geleni yapmasından dolayı tıpkı unutulmuş zamanlardaki elf beylerinin yüreklerine sahip olduğunu söyledi. "Kaderin iplikleri ne şekilde bağlıdır bilinmez. Aradığın şey çoktan sana bahşedilmiş fakat yüreğinde onu henüz bulmamışsın." derken gülümsedi. Ardından bakışlarını Masal'a çevirdi ve "İris çiçekleriyle yapacağım sihir kara büyünün etkisini yok edip her şeyi düzeltebilecek mi gidip öğrenelim" dedi. Ve ardından "Fakat yüreğindeki cesareti bir müddet daha korumalısın küçüğüm çünkü bu öyle kolay bir sihir değil." diye uyardı.
Masal endişeliydi. İris çiçekleriyle yapılan sihrin kolay olmayacağını duymadan önce bile öyle olacağını tahmin ediyordu. Bu sihir her şeyi düzeltebilecek miydi? Yeniden kendi bedenine kavuşup evine dönebilecek miydi? Evini, kardeşlerini, annesini çok özlemişti. Annesinin ona sarılıp saçlarını okşamasını ve her şey geçti demesini istiyordu. Bazen en kötü zamanda bile hiçbir şey geçmeyecek gibi olduğunda bile onun böyle söylemesi en güçlü sihir gibi gelirdi. Abilerini bir daha hiç sinirlendirmeyecek, yataklarına kurbağa saklamayacaktı. Ama kasabada onunla uğraşıp duran çocukların ormandaki oyun kalelerine kokarca kokusuyla doldurulmuş toplar fırlatmayacağı konusunda söz veremiyordu. Normalde sessiz sakin kendi kendine oynayan uslu bir çocuk olsa da damarına basılınca ele avuca sığmazdı.
Merhamet Perisinin yönlendirmesiyle dışarıdan küçücük görünen evin içinde pek çok koridordan, pek çok kapıdan geçtiler ve sonra bir iç bahçeye ulaştılar. Bahçe sütunlarla çevrelenmişti ve tam ortada dairesel sütunlu bir alan bulunuyordu. Bahçenin üzeri açık olduğu için gökyüzünü görebiliyorlardı. Hiç bulut olmayan gecede ay gümüş gibi parlıyor ve yıldızlar her zamankinden biraz daha çoğalmış gibi görünüyordu. Dairesel alanın merkezine doğru ilerlediler ve orada yüksek bir kaidenin üzerinde duran minik bir kuş havuzuna benzeyen nesnenin etrafında durdular. İçinde çok berrak ve ayın ışığıyla dolu gibi parlayan bir su vardı. Aslında bir an bakıldığında bu şey su yerine bazen bir sise veya sadece ışığa da dönüşüyordu. Fakat en çok sıvı halde kalmayı tercih eden büyülü bir şey olmalıydı. Merhamet Perisi Masal'dan aldığı masmavi çiçeklerin yapraklarını özenle kopartıp birer birer bu büyülü suyun içine atarken hiçbirinin anlayamadığı kelimeler fısıldadı. Her bir yaprak
suya düşerken masmavi parlamalar ve kıvılcımlar saçıldı. Son yaprak da suya karışırken öyle parlak bir ışık saçtı ki onun dışında diğer her şey karanlıkta kaldı. Tüm ışıklar söndü. Yıldızlar kayboldu. Ve hatta şimdi ay bile yerinde değildi. Masal minik havuzun olduğu yerden tereddütle bir adım geriye gittiğinde simsiyah bir karanlığın içinde kaldı. Neredeyse kendi ellerini bile göremeyecek durumdaydı. Geceden daha koyu bu zifiri boşluğun içinde Merhamet Perisinin yankılanan sesini duydu. "Korkma." diyordu peri, "Gerçeğe, iyiliğe ve merhamete olan inancınla umudunu kaybetmeden yürü Masal. Bu sadece bir sınav ve yüreğinin sesini duyduğun sürece kazanacaksın..."Sonra ses birden kesildi. Artık tamamen tek başınaydı. Ama daha nereye gitmesi, hangi yöne doğru ilerlemesi gerektiğini bile soramamıştı. Merhamet Perisinin, Yabancının ve Köpük'ün en son durduklarını tahmin ettiği boşluğa doğru ürkekçe bir adım attı. Bir an için büyük bir boşluğa yuvarlanmaktan korktuysa da zemin sert ve sağlam bir şekilde ayağının altında ileriye doğru uzanmaya devam ediyordu. Sonra bir adım daha attı. Derken hemen ardından başka bir adım ve sonunda koşmaya başladı. Korkusunun yerini merak ve heyecan aldığında her adımında ayaklarının altından bildiği bütün renklerden bile daha çok çeşitlilikte renkli ışıklar parladığını, ayakları yere değdiği her an kıvılcımların karanlıkta yanıp söndüklerini fark etti. Bir süre böyle devam ettikten sonra bir ses duydu. Tam olarak karşısından, çok da uzak olmayan bir yerden gelen bu ses Köpük'ün
sesiydi. O da Masal'ı arıyordu. Yola devam ettikçe ses daha da yaklaştı. Ses yaklaştıkça etrafında ışığın arttığını fark ediyor ve bir şeyler görmeye başlıyordu. Sonunda nerede olduğuna dair bir şeyler görebilmişti. Sık ağaçlardan oluşan bir ormanda koşup duruyordu. Ayaklarına sürünen taze çimenleri hissetti. Ağaçların rüzgarla hışırdayan yapraklarını artık duyabiliyordu. Sanki boşluktan oluşan bir boyutu yırtıp bildiği dünyaya yavaşça geri dönüyor gibiydi.
Sonra ileride bir kız çocuğunun ona doğru koştuğunu görünce şaşkınlıktan ayakları birbirine dolandı ve yüzüstü yere kapaklandı. Bu da neydi böyle? Ne yapacağını bilemez halde bir iki saniye çimenlerin kokusunu içine çekerek düşünmeye çalıştı. İlk kez gördüğü kendi yaşlarındaki o küçük kız Masal'ı nereden tanıyordu da adıyla seslenerek koşup gelmeye devam ediyordu ki? Bu da bir çeşit yanıltıcı sihir falan olabilir mi diye düşünerek ayağa kalkmaya çalışırken bembeyaz saçlı bu kız çocuğu ona çoktan yetişmiş ve boynuna atılıp sarılmıştı bile. Masal onun bir hayalet olmasından korktu. Az sonra ruhunu yemeye çalışacağından neredeyse emindi. Ama beyaz saçlı kahverengi gözlü bu tuhaf kız ona "Sonunda seni buldum. Kayboldun diye çok korkmuştum ama muhteşem koku alma yeteneğim sayesinde yine seni bulmayı başardım." dedi. Masalın gözleri kocaman açılıp derin bir tek solukla "Köpük?" diye beklediğinden daha yüksek bir sesle sordu. Bu sahiden de tuhaf bir şekilde Köpük'tü. Bu nasıl olabilirdi? "Bu nasıl olabilir?" diye de sordu. Köpük bir çeşit ruhsal boyutta oldukları için ruhlarının asıl formuyla göründüklerini söyledi. Bu oldukça akıl alır bir şeydi öyle değil mi ah evet evet çok mantıklıydı. Masal artık çok fazla düşünmeye gücü kalmadığını hissediyordu.
Köpük "Buradan artık gitmemiz gerek çünkü bu boyutta fazlalığız ve bizim yüzümüzden oluşan çatlaklar kapanmaya başladığında bu bizim için iyi olmaz." dedi. Görünüşe bakılırsa o gitmeleri gereken yönü muhteşem burnu sayesinde çoktan bulmuştu. Masalı elinden tuttu ve peşinden sürükleyerek koşmaya başladı. Öyle hızlı ilerliyorlardı ki Masal nereye gittiklerini bile anlamıyordu. Bir an için geriye dönüp baktığında Köpük'ün söylemek istediği şeyi daha iyi anladı. Geride bıraktıkları her yer parçalara ayrılıyor dağılıyor ve karanlıkta kalıyordu. Bu arada büyük bir uğultu çevrelerini sarıyordu. Bulundukları boyut yok oluyordu. Köpük'ün "İşte geldik, burası olmalı!"
demesiyle bakışlarını tekrar ilerledikleri yöne çevirdi ve üzerinden ışıklar ve sihirli, renkli kıvılcımlar saçan büyük bir ağaca doğru ilerlediklerini gördü. Saçtığı tüm o rengarenk kıvılcımlar ağacın ruhunun izi olmalıydı. Köpük etraflarındaki karanlık hızla artarken onu tüm gücüyle sürükleyerek ulu çınar ağacının gövdesindeki derin bir kovuğun içine çekti. Masal gözlerini sımsıkı kapatmıştı çünkü artık etrafında görecek bir şey kalmamış olacağından endişeleniyordu.
Bir süre Köpük ve Masal birbirlerine sarılarak öylece beklediler. Bir canavarın midesinden gelen homurtulara benzeyen fırtınanın sesi önce şiddetlenmiş uzun bir sürenin ardından da bir anda kesilmişti. Ama Masal seslerin kesildiğini hemen anlayamamıştı. Bunu fark ettiğinde ne kadar süre geçtiğini bilemedi. Gözlerini hala açmamıştı. Sonra Köpük'ün kollarının arasından kaybolduğunu fark etti. Bu onu daha da korkutmuştu. Ne pahasına olursa olsun Köpük'ü kaybetmek istemiyor, onu her neredeyse tekrar bulmak ve onu görmek istiyordu. Bu nedenle sonunda sanki tutkalla birbirine tutturulmuş gibi bir kuvvetle açılmamakta inat eden göz kapaklarını usulca araladı. Işık can yakıcıydı. Bu ilk hareketle birlikte bütün vücudunun karıncalandığını hissetti. Gözlerinden başlayarak tüm bedenini bir sıcaklık kapladı. Konuşmak istediğinde ilkin dudaklarına gerekli emri veremedi ve doğru
kelimeleri bulamadı. Ama hemen sonra "Köpük?" diye seslenmeyi başardı. Sanki yıllardır süren derin bir uykudan uyanır gibiydi. Zihninin bedeninin tüm hücrelerine ulaşması birkaç saniyeden daha kısa sürse de ona yıllar gibi geldi. Kendine gelip baktığı görüntüleri zihninde yorumlamayı başardığında ve ışığın şiddetine alışabildiğinde dikkatini çeken ilk şey yemyeşil yaprakların güneşle dans edişleri oldu. Hala bir ağacın altındaydı. Yerinden doğrulmayı başardığında içinde bulunduğu kovuktan dışarıya çıktı ve bir kez daha şaşkınlık içinde kaldı. Kasabanın merkezindeki agorada ulu çınar ağacının altındaydı.
Ellerinden destek alıp kovuğun biraz yukarısına tırmandı ve çardağa ulaştı. Ellerinde yün örgüleriyle sohbet eden bir iki teyze "Uyhh bu ne kıız!" diye çığlığı basıverdi. Kovuk çardağın biraz altında kaldığı için onların görüş alanı dışındaydı ve bu nedenle küçük kızın orada olduğunu yanlarına tırmanıncaya dek hiç fark etmemişlerdi. "Kız sen Masal değil misin? Kız napıp durun sen burdaa!", "Yüreğim çinçik gibi yerinden fırlayıverdi korkudan vallahi!", "Aboov kız annen per perişan her yerlerde seni aradı ya dünden berli!", "Kız zilli Nazife gidip herkese haber sal aramayı bıraksınlar saftirik Masal kendini eyice ateş böcüğü sanıp çınarın bağrında uyumuş kalmış yaa!", "Hele hele bak sen şu haylazın işine.." diye her biri bir yandan bir şeyler söylemeye başladı.
Masal olanlara anlam veremedi. Köpük bembeyaz şirin köpek haliyle koştura koştura kulakları da kendisiyle beraber zıplaya zıplaya meydanın karşısından ona doğru geliyordu. Bir an için uzaklardan Yabancı'nın ona doğru baktığını fark etti. Siyahlar içindeki kıyafetiyle hemen dikkat çekiyordu ve bir eliyle atının yularını tutarken Masal kısa bir anlığına yana sarkıttığı diğer elinde kıpkırmızı parıldayan yürek kadar büyük bir taşın durduğunu gördüğünü sandı. Bu onun hep aradığı felsefe taşı olabilir miydi? Masal ona sevinçle seslenecekken Yabancı onu hiç tanımıyormuş gibi atına bindi ve ardına bakmadan uzaklaşmaya başladı. Küçük kız onun peşinden gitmek istedi. Neler olduğunu merak ediyordu. Ama teyzeler onu yakalamış bir türlü bırakmıyor, Köpük heyecanla etraflarında dönüyor ve onun bulunduğu haberini almış olan annesi adını seslenerek ona doğru koşup geliyordu. Sonunda annesine sarılırken olanları düşünmeye çalıştı ama hiçbir şeyi aklı almıyordu. Her şey sahiden bir rüya mıydı yoksa gerçek miydi? Bunu bilemedi. Eve doğru giderlerken Köpük'ün bir an için ona seslendiğini duyduğunu sandı ama bundan da emin olamadı. Her şey gerçekse hayvanları duyma yeteneğini kaybediyor veya çok az kullanabiliyor olabilirdi ama hiçbir şeyden tam olarak emin olamıyordu. Şuan için tek istediği eve gitmekti ve ailesine kavuştuğu için çok mutlu ve rahatlamış hissediyordu. Fakat olanları düşünmeden de edemiyordu. Irmağın oraya kadar koşup gitse Merhamet Perisini evinin bahçesinde bulup bulamayacağını, Orman Perisi İzu'ya gidip teşekkür edip edemeyeceğini merak ediyordu. Sonra bir de Yabancı vardı. O nereye gidiyordu? Daha doğru düzgün ona karşı olan merağını giderememişti. Felsefe taşını sahiden bulmuş muydu ve bulduysa onu ne yapacaktı bunları sormak istiyordu. Eve giderken dönüp dönüp ardına baktı ama annesi sımsıkı elini tutmuşken ayrılmak olanaksızdı. Yüreğinde vedalaşamamanın verdiği bir burukluk vardı.
Böylece düşünüp yürürken Köpük'ün bir anda havlayarak koşup çalıların arasında kaybolmasıyla kendine geldi. Bir şey olmuştu ve Köpük'ün muhteşem burnuna güvenmesi gerekliydi. Annesinin elinden kurtulup Köpük'ün peşinden koştu. Bahçelerin, tek tük dizilmiş evlerin arasından geçerek nihayet biraz yüksekçe bir tepeye ulaştılar ve kasabadan uzaklaşan toprak yolun boş arazilerin arasında giderek iplik gibi incelip kaybolduğunu gördüler. Ve işte tam da az ileride yolun ortasında bir atlı hareketsiz durmuş onlara doğru bakıyordu. Simsiyah kıyafetinin kapüşonunu başına geçirmiş halde Yabancı uzaklığa rağmen yüzünde belli olan gülümsemesiyle zarifçe başını eğerek küçük dostlarını selamladı. Atını hareket ettirip gitmeden önce bir elini havaya kaldırdı ve avcundaki taş güneşin altında alev alev parıldadı. Sahiden de onu bulmuştu. Masal sevinçle yerinde zıplayıp ellerini kollarını savurarak ona mutluluğunu belli etmeye çalıştı. Köpük de küçük kızın etrafında dönüp duruyordu. Masal biliyordu ki bu hikaye şimdilik son bulsa da Yabancı ile bir gün tekrar karşılaşacaklardı.
Son...
Hikayenin Tamamı İçin Tıklayın
Not: Bu güzel ortak hikayemizi başından sonuna dek takip eden ve bizi destekleyen herkese gönülden teşekkür ederiz. Ayrıca her bölümü büyük bir heyecanla anlatan ve hep beraber Masal'a, Köpük'e ve diğer bütün karakterlere hayat veren bütün yazar arkadaşlarımın yüreğine sağlık demek istiyorum. Beraber bu hikaye oyununu oynamak çok güzel ve çok eğlenceliydi. Bu dizinin sonuna geldik, Masal ve Köpük hepinizi o tepede ağaçların altında selamlıyor, başka hikayelerde yine bir araya gelmek üzere :)





















