Masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Masal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2020 Perşembe

Anlat Bakalım - Masal'ın Masalı Final

Yirmi Birinci Bölüm: Sessizgemi: Yüreğindeki Işık


Anka Kuşu
  Merhamet Perisi onların gelişini çoktan haber almıştı. Ayrık Bölgenin Habercileri sadece kuzeni İzu'ya değil onun izni dahilinde Merhamet Perisine de haberler getirirdi. Aslında yolculukları boyunca onları izlemiş ve şans perilerini her zorlukta defalarca yardıma çağırmıştı. Uzakta olsa bile onları hiç yalnız bırakmamıştı. Bütün bu yaşananlara kardeşi Gazap Cadısı'nın sebep olduğunu bilmek onu derinden etkilemişti. Kardeşinin ruhunu ele geçiren kötülükle başka bir zamanda savaşması gerekecek ve onu bundan mutlaka kurtaracaktı. Ama şimdi Masal'a yardım etmeliydi.
Onları evinin bahçesinde karşıladı. Tüm yardımları ve cesareti için Anka Kuşu'na teşekkür etti. Aslında o da bir periydi ve sadece saf ve temiz yürekli insanların imdadına yetişirdi. Yabancıya bakıp onun yaşamı boyunca simya yeteneklerini geliştirerek arayıp durduğu felsefe taşından vazgeçerek Masal'ı kurtarmak için elinden geleni yapmasından dolayı tıpkı unutulmuş zamanlardaki elf beylerinin yüreklerine sahip olduğunu söyledi. "Kaderin iplikleri ne şekilde bağlıdır bilinmez. Aradığın şey
çoktan sana bahşedilmiş fakat yüreğinde onu henüz bulmamışsın." derken gülümsedi. Ardından bakışlarını Masal'a çevirdi ve "İris çiçekleriyle yapacağım sihir kara büyünün etkisini yok edip her şeyi düzeltebilecek mi gidip öğrenelim" dedi. Ve ardından "Fakat yüreğindeki cesareti bir müddet daha korumalısın küçüğüm çünkü bu öyle kolay bir sihir değil." diye uyardı.

  Masal endişeliydi. İris çiçekleriyle yapılan sihrin kolay olmayacağını duymadan önce bile öyle olacağını tahmin ediyordu. Bu sihir her şeyi düzeltebilecek miydi? Yeniden kendi bedenine kavuşup evine dönebilecek miydi? Evini, kardeşlerini, annesini çok özlemişti. Annesinin ona sarılıp saçlarını okşamasını ve her şey geçti demesini istiyordu. Bazen en kötü zamanda bile hiçbir şey geçmeyecek gibi olduğunda bile onun böyle söylemesi en güçlü sihir gibi gelirdi. Abilerini bir daha hiç sinirlendirmeyecek, yataklarına kurbağa saklamayacaktı. Ama kasabada onunla uğraşıp duran çocukların ormandaki oyun kalelerine kokarca kokusuyla doldurulmuş toplar fırlatmayacağı konusunda söz veremiyordu. Normalde sessiz sakin kendi kendine oynayan uslu bir çocuk olsa da damarına basılınca ele avuca sığmazdı.

  Merhamet Perisinin yönlendirmesiyle dışarıdan küçücük görünen evin içinde pek çok koridordan, pek çok kapıdan geçtiler ve sonra bir iç bahçeye ulaştılar. Bahçe sütunlarla çevrelenmişti ve tam ortada dairesel sütunlu bir alan bulunuyordu. Bahçenin üzeri açık olduğu için gökyüzünü görebiliyorlardı. Hiç bulut olmayan gecede ay gümüş gibi parlıyor ve yıldızlar her zamankinden biraz daha çoğalmış gibi görünüyordu. Dairesel alanın merkezine doğru ilerlediler ve orada yüksek bir kaidenin üzerinde duran minik bir kuş havuzuna benzeyen nesnenin etrafında durdular. İçinde çok berrak ve ayın ışığıyla dolu gibi parlayan bir su vardı. Aslında bir an bakıldığında bu şey su yerine bazen bir sise veya sadece ışığa da dönüşüyordu. Fakat en çok sıvı halde kalmayı tercih eden büyülü bir şey olmalıydı. Merhamet Perisi Masal'dan aldığı masmavi çiçeklerin yapraklarını özenle kopartıp birer birer bu büyülü suyun içine atarken hiçbirinin anlayamadığı kelimeler fısıldadı. Her bir yaprak
suya düşerken masmavi parlamalar ve kıvılcımlar saçıldı. Son yaprak da suya karışırken öyle parlak bir ışık saçtı ki onun dışında diğer her şey karanlıkta kaldı. Tüm ışıklar söndü. Yıldızlar kayboldu. Ve hatta şimdi ay bile yerinde değildi. Masal minik havuzun olduğu yerden tereddütle bir adım geriye gittiğinde simsiyah bir karanlığın içinde kaldı. Neredeyse kendi ellerini bile göremeyecek durumdaydı. Geceden daha koyu bu zifiri boşluğun içinde Merhamet Perisinin yankılanan sesini duydu. "Korkma." diyordu peri, "Gerçeğe, iyiliğe ve merhamete olan inancınla umudunu kaybetmeden yürü Masal. Bu sadece bir sınav ve yüreğinin sesini duyduğun sürece kazanacaksın..."

  Sonra ses birden kesildi. Artık tamamen tek başınaydı. Ama daha nereye gitmesi, hangi yöne doğru ilerlemesi gerektiğini bile soramamıştı. Merhamet Perisinin, Yabancının ve Köpük'ün en son durduklarını tahmin ettiği boşluğa doğru ürkekçe bir adım attı. Bir an için büyük bir boşluğa yuvarlanmaktan korktuysa da zemin sert ve sağlam bir şekilde ayağının altında ileriye doğru uzanmaya devam ediyordu. Sonra bir adım daha attı. Derken hemen ardından başka bir adım ve sonunda koşmaya başladı. Korkusunun yerini merak ve heyecan aldığında her adımında ayaklarının altından bildiği bütün renklerden bile daha çok çeşitlilikte renkli ışıklar parladığını, ayakları yere değdiği her an kıvılcımların karanlıkta yanıp söndüklerini fark etti. Bir süre böyle devam ettikten sonra bir ses duydu. Tam olarak karşısından, çok da uzak olmayan bir yerden gelen bu ses Köpük'ün
sesiydi. O da Masal'ı arıyordu. Yola devam ettikçe ses daha da yaklaştı. Ses yaklaştıkça etrafında ışığın arttığını fark ediyor ve bir şeyler görmeye başlıyordu. Sonunda nerede olduğuna dair bir şeyler görebilmişti. Sık ağaçlardan oluşan bir ormanda koşup duruyordu. Ayaklarına sürünen taze çimenleri hissetti. Ağaçların rüzgarla hışırdayan yapraklarını artık duyabiliyordu. Sanki boşluktan oluşan bir boyutu yırtıp bildiği dünyaya yavaşça geri dönüyor gibiydi.



  Sonra ileride bir kız çocuğunun ona doğru koştuğunu görünce şaşkınlıktan ayakları birbirine dolandı ve yüzüstü yere kapaklandı. Bu da neydi böyle? Ne yapacağını bilemez halde bir iki saniye çimenlerin kokusunu içine çekerek düşünmeye çalıştı. İlk kez gördüğü kendi yaşlarındaki o küçük kız Masal'ı nereden tanıyordu da adıyla seslenerek koşup gelmeye devam ediyordu ki? Bu da bir çeşit yanıltıcı sihir falan olabilir mi diye düşünerek ayağa kalkmaya çalışırken bembeyaz saçlı bu kız çocuğu ona çoktan yetişmiş ve boynuna atılıp sarılmıştı bile. Masal onun bir hayalet olmasından korktu. Az sonra ruhunu yemeye çalışacağından neredeyse emindi. Ama beyaz saçlı kahverengi gözlü bu tuhaf kız ona "Sonunda seni buldum. Kayboldun diye çok korkmuştum ama muhteşem koku alma yeteneğim sayesinde yine seni bulmayı başardım." dedi. Masalın gözleri kocaman açılıp derin bir tek solukla "Köpük?" diye beklediğinden daha yüksek bir sesle sordu. Bu sahiden de tuhaf bir şekilde Köpük'tü. Bu nasıl olabilirdi? "Bu nasıl olabilir?" diye de sordu. Köpük bir çeşit ruhsal boyutta oldukları için ruhlarının asıl formuyla göründüklerini söyledi. Bu oldukça akıl alır bir şeydi öyle değil mi ah evet evet çok mantıklıydı. Masal artık çok fazla düşünmeye gücü kalmadığını hissediyordu.

  Köpük "Buradan artık gitmemiz gerek çünkü bu boyutta fazlalığız ve bizim yüzümüzden oluşan çatlaklar kapanmaya başladığında bu bizim için iyi olmaz." dedi. Görünüşe bakılırsa o gitmeleri gereken yönü muhteşem burnu sayesinde çoktan bulmuştu. Masalı elinden tuttu ve peşinden sürükleyerek koşmaya başladı. Öyle hızlı ilerliyorlardı ki Masal nereye gittiklerini bile anlamıyordu. Bir an için geriye dönüp baktığında Köpük'ün söylemek istediği şeyi daha iyi anladı. Geride bıraktıkları her yer parçalara ayrılıyor dağılıyor ve karanlıkta kalıyordu. Bu arada büyük bir uğultu çevrelerini sarıyordu. Bulundukları boyut yok oluyordu. Köpük'ün "İşte geldik, burası olmalı!"
demesiyle bakışlarını tekrar ilerledikleri yöne çevirdi ve üzerinden ışıklar ve sihirli, renkli kıvılcımlar saçan büyük bir ağaca doğru ilerlediklerini gördü. Saçtığı tüm o rengarenk kıvılcımlar ağacın ruhunun izi olmalıydı. Köpük etraflarındaki karanlık hızla artarken onu tüm gücüyle sürükleyerek ulu çınar ağacının gövdesindeki derin bir kovuğun içine çekti. Masal gözlerini sımsıkı kapatmıştı çünkü artık etrafında görecek bir şey kalmamış olacağından endişeleniyordu.

  Bir süre Köpük ve Masal birbirlerine sarılarak öylece beklediler. Bir canavarın midesinden gelen homurtulara benzeyen fırtınanın sesi önce şiddetlenmiş uzun bir sürenin ardından da bir anda kesilmişti. Ama Masal seslerin kesildiğini hemen anlayamamıştı. Bunu fark ettiğinde ne kadar süre geçtiğini bilemedi. Gözlerini hala açmamıştı. Sonra Köpük'ün kollarının arasından kaybolduğunu fark etti. Bu onu daha da korkutmuştu. Ne pahasına olursa olsun Köpük'ü kaybetmek istemiyor, onu her neredeyse tekrar bulmak ve onu görmek istiyordu. Bu nedenle sonunda sanki tutkalla birbirine tutturulmuş gibi bir kuvvetle açılmamakta inat eden göz kapaklarını usulca araladı. Işık can yakıcıydı. Bu ilk hareketle birlikte bütün vücudunun karıncalandığını hissetti. Gözlerinden başlayarak tüm bedenini bir sıcaklık kapladı. Konuşmak istediğinde ilkin dudaklarına gerekli emri veremedi ve doğru
kelimeleri bulamadı. Ama hemen sonra "Köpük?" diye seslenmeyi başardı. Sanki yıllardır süren derin bir uykudan uyanır gibiydi. Zihninin bedeninin tüm hücrelerine ulaşması birkaç saniyeden daha kısa sürse de ona yıllar gibi geldi. Kendine gelip baktığı görüntüleri zihninde yorumlamayı başardığında ve ışığın şiddetine alışabildiğinde dikkatini çeken ilk şey yemyeşil yaprakların güneşle dans edişleri oldu. Hala bir ağacın altındaydı. Yerinden doğrulmayı başardığında içinde bulunduğu kovuktan dışarıya çıktı ve bir kez daha şaşkınlık içinde kaldı. Kasabanın merkezindeki agorada ulu çınar ağacının altındaydı.

  Ellerinden destek alıp kovuğun biraz yukarısına tırmandı ve çardağa ulaştı. Ellerinde yün örgüleriyle sohbet eden bir iki teyze "Uyhh bu ne kıız!" diye çığlığı basıverdi. Kovuk çardağın biraz altında kaldığı için onların görüş alanı dışındaydı ve bu nedenle küçük kızın orada olduğunu yanlarına tırmanıncaya dek hiç fark etmemişlerdi. "Kız sen Masal değil misin? Kız napıp durun sen burdaa!", "Yüreğim çinçik gibi yerinden fırlayıverdi korkudan vallahi!", "Aboov kız annen per perişan her yerlerde seni aradı ya dünden berli!", "Kız zilli Nazife gidip herkese haber sal aramayı bıraksınlar saftirik Masal kendini eyice ateş böcüğü sanıp çınarın bağrında uyumuş kalmış yaa!", "Hele hele bak sen şu haylazın işine.." diye her biri bir yandan bir şeyler söylemeye başladı.



  Masal olanlara anlam veremedi. Köpük bembeyaz şirin köpek haliyle koştura koştura kulakları da  kendisiyle beraber zıplaya zıplaya meydanın karşısından ona doğru geliyordu. Bir an için uzaklardan Yabancı'nın ona doğru baktığını fark etti. Siyahlar içindeki kıyafetiyle hemen dikkat çekiyordu ve bir eliyle atının yularını tutarken Masal kısa bir anlığına yana sarkıttığı diğer elinde kıpkırmızı parıldayan yürek kadar büyük bir taşın durduğunu gördüğünü sandı. Bu onun hep aradığı felsefe taşı olabilir miydi? Masal ona sevinçle seslenecekken Yabancı onu hiç tanımıyormuş gibi atına bindi ve ardına bakmadan uzaklaşmaya başladı. Küçük kız onun peşinden gitmek istedi. Neler olduğunu merak ediyordu. Ama teyzeler onu yakalamış bir türlü bırakmıyor, Köpük heyecanla etraflarında dönüyor ve onun bulunduğu haberini almış olan annesi adını seslenerek ona doğru koşup geliyordu. Sonunda annesine sarılırken olanları düşünmeye çalıştı ama hiçbir şeyi aklı almıyordu. Her şey sahiden bir rüya mıydı yoksa gerçek miydi? Bunu bilemedi. Eve doğru giderlerken Köpük'ün bir an için ona seslendiğini duyduğunu sandı ama bundan da emin olamadı. Her şey gerçekse hayvanları duyma yeteneğini kaybediyor veya çok az kullanabiliyor olabilirdi ama hiçbir şeyden tam olarak emin olamıyordu. Şuan için tek istediği eve gitmekti ve ailesine kavuştuğu için çok mutlu ve rahatlamış hissediyordu. Fakat olanları düşünmeden de edemiyordu. Irmağın oraya kadar koşup gitse Merhamet Perisini evinin bahçesinde bulup bulamayacağını, Orman Perisi İzu'ya gidip teşekkür edip edemeyeceğini merak ediyordu. Sonra bir de Yabancı vardı. O nereye gidiyordu? Daha doğru düzgün ona karşı olan merağını giderememişti. Felsefe taşını sahiden bulmuş muydu ve bulduysa onu ne yapacaktı bunları sormak istiyordu. Eve giderken dönüp dönüp ardına baktı ama annesi sımsıkı elini tutmuşken ayrılmak olanaksızdı. Yüreğinde vedalaşamamanın verdiği bir burukluk vardı.

  Böylece düşünüp yürürken Köpük'ün bir anda havlayarak koşup çalıların arasında kaybolmasıyla kendine geldi. Bir şey olmuştu ve Köpük'ün muhteşem burnuna güvenmesi gerekliydi. Annesinin elinden kurtulup Köpük'ün peşinden koştu. Bahçelerin, tek tük dizilmiş evlerin arasından geçerek
nihayet biraz yüksekçe bir tepeye ulaştılar ve kasabadan uzaklaşan toprak yolun boş arazilerin arasında giderek iplik gibi incelip kaybolduğunu gördüler. Ve işte tam da az ileride yolun ortasında bir atlı hareketsiz durmuş onlara doğru bakıyordu. Simsiyah kıyafetinin kapüşonunu başına geçirmiş halde Yabancı uzaklığa rağmen yüzünde belli olan gülümsemesiyle zarifçe başını eğerek küçük dostlarını selamladı. Atını hareket ettirip gitmeden önce bir elini havaya kaldırdı ve avcundaki taş güneşin altında alev alev parıldadı. Sahiden de onu bulmuştu. Masal sevinçle yerinde zıplayıp ellerini kollarını savurarak ona mutluluğunu belli etmeye çalıştı. Köpük de küçük kızın etrafında dönüp duruyordu. Masal biliyordu ki bu hikaye şimdilik son bulsa da Yabancı ile bir gün tekrar karşılaşacaklardı. 

Son...
Hikayenin Tamamı İçin Tıklayın
Not: Bu güzel ortak hikayemizi başından sonuna dek takip eden ve bizi destekleyen herkese gönülden teşekkür ederiz. Ayrıca her bölümü büyük bir heyecanla anlatan ve hep beraber Masal'a, Köpük'e ve diğer bütün karakterlere hayat veren bütün yazar arkadaşlarımın yüreğine sağlık demek istiyorum. Beraber bu hikaye oyununu oynamak çok güzel ve çok eğlenceliydi. Bu dizinin sonuna geldik, Masal ve Köpük hepinizi o tepede ağaçların altında selamlıyor, başka hikayelerde yine bir araya gelmek üzere :)

11 Ocak 2020 Cumartesi

Ortak Öykümüz


  Heeyoo! Hep beraber emek verip bu yaşa getirdiğimiz Masal'ın Masalı devam ediyoor :) Yeni yıl için ilk yazım ne olsun diye düşünürken bu konuda bir güncelleme yazısı yazayım dedim :) Sınavlara çalıştığım için her zaman burada olamıyorum bu yüzden son iki bölümü de gecikmeli okudum ama elimden geldiğince blogda olmaya devam edeceğim, bana sınavlar için şans dileyiiin :)

  Şimdiye dek: Ben, Deepsi, Manxcat Kuyruksuz Kedi, Ebrar Perili Ev, Ebemkuşağı, Fatoş Gider iken, Kaystros Tyrha, Sevdiğim Günlük, Farklı Diyarlar, Akela, Berlin Berlin, Aden Siyah Su Zambakları, Hayata Dair ilk 13 bölümle 2019'a veda edip sezon arası vermiştik :) Yeni yıl ile birlikte ikinci sezonun ilk bölümü yani 14. bölümümüz Deepsi'den ve hemen ardından da bir sonraki bölüm Ebemkuşağı'ndan geldi. Yeni sezona hızlı bir başlangıç yapan hikayemiz tüm heyecanıyla devam ediyor. Bölümlerin tamamına yukarıdaki sayfa başlığından ulaşabilirsiniz ve ayrıca hikayemizi okudukça bölümlerin sahiplerine ışınlanıp tatlı yorumlarınızı bırakarak ponçik kalplerimize dokunabilirsiniz :)

  Hikayemize katılmak isteyenler Deepsi ve bana söyleyebilirsiniz. Yazmak istiyorum demeniz yeterli olacaktır. Daha önce yazan arkadaşlarımız da istedikleri zaman tekrar katılabilirler. Şimdi sıradaki iki bölümü Fatoş ve Ebrar yazacaklar sonrası şuan belli değil. Katılanlar oldukça deepsi ve ben güncellemeler yapacağız :)

  İlk sezonda Masal ve Köpük değişik maceralara atıldı aklımıza gelmeyecek tuhaf olaylarla karşılaştılar. Yeni sezonda kameralar tekrar kasabaya döndü ve ailesinin onun için endişelendiğini ve bir arama kurtarma çalışması başlattıklarını öğrendik. Şimdi tüm kasaba bizim minikleri arıyor. Hikayenin gerisinde gölgeler içinde kalan cadılar, Yabancı ve daha bir çok şey var. Bakalım onlar ortaya tekrar nasıl çıkacaklar ve olaylar nereye varacak. Hepimiz sonunu bilmediğimiz öykümüzü merakla takip ediyoruz. Hepimizin hayal gücüne sağlık :)

  S..

12 Aralık 2019 Perşembe

Anlat Bakalım-Mim

öykü, kitap, book, story

  Selam canım blog. Son zamanlarda 90'lar, çocukluk, eskiler, ah mazi konulu çokça yazı okuduktan sonra benim de aklıma küçükken dayımla oynadığımız bir oyun geldi.

22 Kasım 2018 Perşembe

Çimler ve Sisler


Bilirsin çimler en çok sisli havalara yakışır
Kar taneleri en çok saçlarına
Turuncu bir akşam sefası bakışlarında
Güneşler kıskanır gözlerini
Ah bu ne tuhaf bir masal
Deniz köpüğünde
Rüzgâr gülünde
Vapurda çay simitte
Yağmur çiçekleri açarken
Balıklar kaplumbağalarla yarışırken
Düşlerden komik şiirler yazarken
Yıllar bizi kovalar
Bir kedi gezegenleri yuvarlar masadan
Hadi neşeli bir şarkı tuttur şimdi
Fırtına kuşları çığlıklarıyla eşlik etsin sana
Bu tozla kaplı kavrulmuş yolda
Çocuk neşemizi kaybetmeden
Ve pek fazla delirmeden
Biraz daha devam edebiliriz böylece belki
Gece her çöktüğünde hatırla
Şafağın sökmesi için
Gülümsemen gerektiğini
Işte o zaman yeniden duyarsın
Ay güllerinin adımlarına cesaret veren fısıltılı seslerini
Bilirsin işte sen
Çimler en çok sisli havalara
Güneşli hikayeler en çok sana yakışır
Avuçlarında çakıl taşlarıyla
Gülümse Lavi
Gülümse ve şarkılar söyle sen
Ben yine kafası karışmış şiirler yazarım belki.

S..

Not: Amanın yazarken baya eğlendiğim ama ne yazdığımı bilmediğim tuhaf şiirlerden biri daha 😄 saçmalıklarımı görmezden gelin :D


31 Mayıs 2012 Perşembe

~Masalsı~



Masalsı, Renkli,


  Oturma odasında yalnızca bir pencere açıktı. Rüzgar usul usul içeriye süzülürken beyaz tülü hafifçe dalgalandırıyordu. Henüz sabahın erken saatleri olduğu için dışarıda gereksiz araba gürültüleri yoktu, aksine sakin bir sabah melodisi duyuluyordu. Benimse bunları umursayacak halim yoktu. Bir şey canımı çok sıkmıştı, tüm dikkatim o gri düşüncelere odaklanmıştı. Sanki duvarlardan gizlice, kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime, diye usulca süzülen bir hüzün zihnimde yankılanıyordu.


  Pencere tam açılmayıp dikey bir şekilde durduğu için karşıdaki binaların yansımaları görülebiliyordu. Birden, karşı binanın pencerelerinden birinin üstündeki çıkıntıda bir serçenin bana bakarak zıplayıp durduğunu ve neşeli neşeli öttüğünü fark ettim. Dışarıdaki tüm kuşların sesinden farklı bir sesi vardı. Diğerleri telaşlı ve renksiz öterken o gayet mutlu ve renkli bir şekilde şakıyordu. Tam da karamsarlığın dibine vurmuşken bu küçük serçeyi görmek tüm düşüncelerimi durdurdu. O sırada saksıdaki menekşeler, görecek günler var daha aldırma gönül aldırma, diyordu sanki.


  Pencerenin yansımasından tüm zihnimi ele geçiren serçe, üzüldüğüm her ne ise gerçekten unutmamı sağladı. Karamsarlığım eriyip yok oldu. Merak ettim, onu görebildiğim gibi o da benim yansımamı görebiliyor muydu, bu tesadüfün farkında mıydı? Hüznümü hissedip gerçekten beni neşelendirmek için mi ötüyor, çırpınıyordu? Bir süre onu öylece izledim. Beni üzen düşünceleri birden bir kenara bırakabilmeme şaşıyordum. Gerçekten bu kadar kolay kurtulabilinecek kadar güçsüz grilikler miydi onlar?


  İçeri süzülen rüzgar The Rasmus'un İn The Shadows'unu mırıldanmaya başlamıştı. Serçe beni etkilediğini biliyormuşçasına bulunduğu çıkıntıdan aşağıya atladı, sonra bir kavis çizip göklere yükseldi. Dönüp dolaşıp son kez pencerenin önünden süzülüp geçerken geriye hafif bir tebessüm bırakmıştı. Hayat anomalilerle doluydu, neşeliyken birden üzülmene sebep olabiliyordu ya da üzüntülüysen bir anda mutlu olmana neden olabiliyordu...


  Şimdi tüm pencereleri açtım. Dışarıda araba gürültülerine karışan kuş sesleri var. Onu göremesem de diğerlerinin arasında serçenin sesini ayırt edebiliyorum. Halen neşeli ve renkli bir şekilde ötüyor. Dışarının tüm gürültüsüne karışan rüzgar şimdi de Bigbang fırtınası estiriyor. Bu masal da burada bitiyor...


  ~Sessizgemi~