Serçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2021 Perşembe

KELİME OYUNU 6

  Canım deepsinin yönetiminde bu haftanın kelimelerini sevgili Momentos belirledi, ikisi de iç ısıtan tatlı minik hikayeler yazdılar bile. Kelimelerden "kelepçe" oldukça zorlayıcıydı ve klasik bir suçlu hapis hikayesi yazmak yerine önce deep ve momentos gibi bir şey tasarladım sonra içimdeki gizem sevdasını tutamayıp aşağıdaki minik kurguyu yazdım umarım seversiniz :)

  •   Kelimeler: Serçe Bisküvi Islık Kelepçe Mucize

  Islık sesiyle gözlerini açtı. Ne kadar süredir baygın olduğunu bilemiyordu fakat buz kesmiş teni ve başının altındaki soğuk taş zeminle bütünleşmiş bedenindeki acı birkaç saatten daha fazla süredir orada kıpırtısız şekilde yatıyor olduğunu tahmin etmesine yeterdi. Bulunduğu küçük hücreyi aydınlatan tek şey epey yüksekte bulunan minicik bir tavan penceresinden giren ay ışığıydı. Aslında bunun bir pencere olduğundan da emin değildi. Mavi beyaz soluk ışık yerdeki bir parça bisküvinin üzerine düşüyordu. Bu kurtarmaya çalıştığı çocuğun elinde kalan son bir parça kırıntıydı fakat günlerdir aç olan minik bedenini doyurmaya yeterdi. Görünüşe göre onu yemeye bile fırsatı olmamıştı. Çocuk ortalarda görünmüyordu. Kızıl avcılar onu almış olmalıydı. "Ruhunu şeytana satmış vahşiler!" diye düşündü. Belki de o baygınken ufaklıkla bir süre aynı hücrede kalmış olmalıydılar. "Kahretsin!" Biraz daha erken kendine gelebilmiş olsaydı zavallı çocuğu korumayı bir kez daha deneyebilirdi. "Hayır.. hayır.." Ta en başında.. En başında kaçarken o çıkmaz sokağa sapmamalı hatta ondan bile önce kaçmak yerine limanda saklanıp geceyi beklemelerine karar vermeliydi.

21 Haziran 2016 Salı

Mavi Delilik

kedi, güneş, pencere, blogger

Pencerenin ardında limon ağacı vardı,
Serçelerin yüreği gökyüzü için atardı..
Sen, şiir okurdun güneşi toplayan masanın önünde.
Sesin zihnime dolar, tatlı bir huzur yankılanırdı.
Pencerenin ardında limon ağacı vardı,
Mavi bir delilik ruhları sarardı..

S..

31 Mayıs 2012 Perşembe

~Masalsı~



Masalsı, Renkli,


  Oturma odasında yalnızca bir pencere açıktı. Rüzgar usul usul içeriye süzülürken beyaz tülü hafifçe dalgalandırıyordu. Henüz sabahın erken saatleri olduğu için dışarıda gereksiz araba gürültüleri yoktu, aksine sakin bir sabah melodisi duyuluyordu. Benimse bunları umursayacak halim yoktu. Bir şey canımı çok sıkmıştı, tüm dikkatim o gri düşüncelere odaklanmıştı. Sanki duvarlardan gizlice, kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime, diye usulca süzülen bir hüzün zihnimde yankılanıyordu.


  Pencere tam açılmayıp dikey bir şekilde durduğu için karşıdaki binaların yansımaları görülebiliyordu. Birden, karşı binanın pencerelerinden birinin üstündeki çıkıntıda bir serçenin bana bakarak zıplayıp durduğunu ve neşeli neşeli öttüğünü fark ettim. Dışarıdaki tüm kuşların sesinden farklı bir sesi vardı. Diğerleri telaşlı ve renksiz öterken o gayet mutlu ve renkli bir şekilde şakıyordu. Tam da karamsarlığın dibine vurmuşken bu küçük serçeyi görmek tüm düşüncelerimi durdurdu. O sırada saksıdaki menekşeler, görecek günler var daha aldırma gönül aldırma, diyordu sanki.


  Pencerenin yansımasından tüm zihnimi ele geçiren serçe, üzüldüğüm her ne ise gerçekten unutmamı sağladı. Karamsarlığım eriyip yok oldu. Merak ettim, onu görebildiğim gibi o da benim yansımamı görebiliyor muydu, bu tesadüfün farkında mıydı? Hüznümü hissedip gerçekten beni neşelendirmek için mi ötüyor, çırpınıyordu? Bir süre onu öylece izledim. Beni üzen düşünceleri birden bir kenara bırakabilmeme şaşıyordum. Gerçekten bu kadar kolay kurtulabilinecek kadar güçsüz grilikler miydi onlar?


  İçeri süzülen rüzgar The Rasmus'un İn The Shadows'unu mırıldanmaya başlamıştı. Serçe beni etkilediğini biliyormuşçasına bulunduğu çıkıntıdan aşağıya atladı, sonra bir kavis çizip göklere yükseldi. Dönüp dolaşıp son kez pencerenin önünden süzülüp geçerken geriye hafif bir tebessüm bırakmıştı. Hayat anomalilerle doluydu, neşeliyken birden üzülmene sebep olabiliyordu ya da üzüntülüysen bir anda mutlu olmana neden olabiliyordu...


  Şimdi tüm pencereleri açtım. Dışarıda araba gürültülerine karışan kuş sesleri var. Onu göremesem de diğerlerinin arasında serçenin sesini ayırt edebiliyorum. Halen neşeli ve renkli bir şekilde ötüyor. Dışarının tüm gürültüsüne karışan rüzgar şimdi de Bigbang fırtınası estiriyor. Bu masal da burada bitiyor...


  ~Sessizgemi~

28 Şubat 2012 Salı

~ Serçe ~


Not: Serçe'yi kız kardeşim (Merleng deriz kendisine) geçen yıl yazıp yarışmaya yollamıştı. "Bu Kitap Bizim" projesindeki birçok hikayenin arasında yayınlanmaya hak kazanmıştı. Çok sevdiğim için hikayeyi buraya ekledim. Ve bunları not düşmek istedim. / Sessizgemi 

Serçe


Annemin iyi geceler dileklerinin ardından, yorganın altına girip çabucak uykuya dalmıştım. Fakat bütün geceyi, taş atarak öldürdüğüm minik serçenin vicdan azabıyla geçirdim. Sık sık korkarak uyandığım rüyalarda, birçok hayvan vicdanımı sorguluyor ve peşimi bırakmayacaklarını söylüyorlardı. Zaman sanki yoğun bir sıvının içinden geçiyormuş gibi, gece bitmek bilmemişti ve kendimi çok kötü hissediyordum; bunlar yetmezmiş gibi, yarın gireceğim deneme sınavı gözlerimde çığ gibi büyüyordu. Neyse ki gün doğumuna iki saat kala ağırlaşan gözkapaklarım derin bir uykuya dalmamı sağlamıştı…

Sabah erkenden bulutların arasından süzülen güneşin solgun ışınları ve kuş sesleri arasında uyandım. Gözlerimi henüz açmamıştım. O kadar çok uykum vardı ki, bıraksalar bütün gün yataktan çıkmazdım; ancak, okula gitmem gerekiyordu ve bu nedenle annem beni uyandırmaya gelene kadar sadece birkaç dakika daha dinlenebilirdim. Bu durum, geçirdiğim berbat gecenin üstüne canımı öyle bir sıktı ki; yorganı kafama çekip ağlamak istedim. Aynı zamanda üşüdüğümü de fark etmiştim. Yorgunluktan sanki kenetlenmiş olan gözkapaklarımı halen açmamıştım ve el yordamıyla yorganımı arıyordum. Fakat ne başımın altındaki yastık vardı ortada ne de sıcacık yorganım.