Ayna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2021 Cuma

KELİME OYUNU 7

 


Bu haftanın kelimelerini sevgili Mükemmelis seçti :)

  • Kırmızı Elma, Şemsiye, Gömlek, Ayna, Fotoğraf

Gelecek haftanın kelimeleri sevgili Andromeda'da :)

...

  Tripodun üzerine fotoğraf makinemi dikkatle yerleştirip açıyı kontrol ettim. Görüntü için ayarlamalar tamam gibiydi. Doğru ışığı yakalamak için gün batımını beklemiştim. İkinci çekimleri de gün doğarken yapacaktım. Şansıma gökyüzü ışığın sertliğini kıracak ince ve komik bulutlarla doluydu ama açık olan minik kısımlarda batan güneşin etkisiyle mor, pembe ve mavinin değişik tonlarına dönüştüğünü görebiliyordum. Birkaç metre ileride bir nymphaion kalıntısının ortasındaki havuzun içinde yetişen kırmızı, beyaz ve mavi renkli çiçeklerin ve yemyeşil otların arasında sükun içinde duran Aphrodite Arles, sanki ona bakmadığım sıralarda beni gözetliyormuş hissine kapılmama neden oluyordu. Bir efsaneye göre onlara bakmadığınız sırada bazı heykeller canlanabilir ve peşinize düşebilirdi. Uyuduğunuz anı kollayıp sizi bir kabusa sürükleyebilirlerdi. "Bu düşünce hakkında sizin fikriniz nedir leydim, taçlı dağ lalelerinin ve güllerin kraliçesi?" diye seslendim. Bir cevap gelebilirmiş gibi bir an duraksadım. Çevrede rüzgardan ve kuşlardan başka ses ve benden başka da kimse yoktu.

5 Mayıs 2017 Cuma

Ruhlarımızda Yetişen Bir Boşluk


  "Her şey iyi olacak..." dedim. Aslında bunu ondan çok kendime söylemek istemiştim. Birinin bana söylemesini bekleyemezdim. Bazen içimde gizlice büyüyen bir boşluk olduğunu seziyorum. Benden gizli. Sinsice kıvranan bir boşluk.

  Hayattan pek çok beklentim olduğu gibi hiçbir beklentime tutulmadan yaşamam gerektiğinin de farkındayım. Hayat huysuz bir kedi gibi. Kafasına nasıl eserse öyle davranır size. Yapmak istediklerim, yapamadıklarım, yapabildiklerim, yapabildiğim halde o kadar da istekli olmadığım şeyler kafamda dönüp duruyor bazen. Dünyada bu zamanda kadar var olmuş, bir şekilde bu gezegen üzerinde bir müddet bulunup kaybolmuş onca insanı düşünüyorum. Varlığım ruhların ağırlığı altında eziliyor. Zamanın içinde ne kadar da önemsiz bir anı kaplıyorum.

  Aynadaki yüzüm gülüyor. Dostlarla güzel anlar paylaşıyoruz. Yüzlerimiz gülüyor. Yüzümdeki etlerin ardında ruhum acı çekiyor. Kendime yalan söylemek konusunda hiçbir şeyde başaralı olamadığım kadar iyi olmalıyım ki sesini ben bile duyamıyorum. Hiçbir fısıltısı çalmıyor kulağıma. Yüreğimde bir boşluk büyümeye devam ediyor. Günlük yazamıyorum. Çünkü yazarken kendime söylediğim yalanları yakalıyorum. Yalanlar olanlardan daha vahim.

  Kendime amaçlar bulmak varlığımı değerli kılıyor. Bir şeylerin peşinde sürükleyip durduğum ruhum kendi dışında bir şeylere kafa yorduğunda daha mutlu. Düşünceleri kendine kaymayagörsün. Bir şeylerde anlam bulmaya çalışmak sebep aramak en tuhaf mirası insanlığın. Bakışlarımı yaptıklarıma, işgal ettiğim zamana ve zaman içindeki mevcudiyetime çevirdiğimde işler karışıyor. Karanlık bir boşluk varlığını hissettiriyor ansızın.

Her şeye rağmen iyi yüreklerin yüreğimi görüyor olması kendimi toparlamam için tek tesellim oluyor. Dünyada iyi şeyler de var iyi insanlar da. Karanlık ve boşluk ne kadar derin olursa olsun. Kendime yine söylemek istiyorum, sözlerimin doğruluğunu düşünmüyorum, her şey iyi olacak...

Bana bu şarkıyı gönderen minik çakıltaşı iyi ki varsın..
Kazım Koyuncu - Yalnızlığı Anla


28 Şubat 2012 Salı

~ Serçe ~


Not: Serçe'yi kız kardeşim (Merleng deriz kendisine) geçen yıl yazıp yarışmaya yollamıştı. "Bu Kitap Bizim" projesindeki birçok hikayenin arasında yayınlanmaya hak kazanmıştı. Çok sevdiğim için hikayeyi buraya ekledim. Ve bunları not düşmek istedim. / Sessizgemi 

Serçe


Annemin iyi geceler dileklerinin ardından, yorganın altına girip çabucak uykuya dalmıştım. Fakat bütün geceyi, taş atarak öldürdüğüm minik serçenin vicdan azabıyla geçirdim. Sık sık korkarak uyandığım rüyalarda, birçok hayvan vicdanımı sorguluyor ve peşimi bırakmayacaklarını söylüyorlardı. Zaman sanki yoğun bir sıvının içinden geçiyormuş gibi, gece bitmek bilmemişti ve kendimi çok kötü hissediyordum; bunlar yetmezmiş gibi, yarın gireceğim deneme sınavı gözlerimde çığ gibi büyüyordu. Neyse ki gün doğumuna iki saat kala ağırlaşan gözkapaklarım derin bir uykuya dalmamı sağlamıştı…

Sabah erkenden bulutların arasından süzülen güneşin solgun ışınları ve kuş sesleri arasında uyandım. Gözlerimi henüz açmamıştım. O kadar çok uykum vardı ki, bıraksalar bütün gün yataktan çıkmazdım; ancak, okula gitmem gerekiyordu ve bu nedenle annem beni uyandırmaya gelene kadar sadece birkaç dakika daha dinlenebilirdim. Bu durum, geçirdiğim berbat gecenin üstüne canımı öyle bir sıktı ki; yorganı kafama çekip ağlamak istedim. Aynı zamanda üşüdüğümü de fark etmiştim. Yorgunluktan sanki kenetlenmiş olan gözkapaklarımı halen açmamıştım ve el yordamıyla yorganımı arıyordum. Fakat ne başımın altındaki yastık vardı ortada ne de sıcacık yorganım.