Gerçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gerçek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Eylül 2017 Cumartesi

Güven Kırılgandır


  Ruhumuzun hep çocuk kalması güzel şey blog. İnsan bazen çocukluğunu, dünyaya o zamanki bakışını özleyebiliyor. Ruhun genç kalması sağlık açısından da iyi hem...

  Fakat ruhun çocuk kalan bir yanı olması ayrı şey, çocukça davranıp saygısızlık sınırlarına ulaşmak ayrı şey...

  Herkesin kendine ait özel bir alanı vardır. Bu alana kimlerin dahil olacağına yalnızca alan sahibi karar verir. Kimin ne ölçüde dahil olacağına da.. Her insan kendine ait olan bu alan içinde özgürdür. Bir başkasının alanına pat diye müdahale edemeyiz veya zorla dahil olamayız. Kişiler birbirini tanıdıkça ve güvendikçe kendi alanlarında birbirine yer açmaya başlar dahil eder izin verir...

  Tanıdığımız herkes bize ait olan bu alanda veya dünyada belli ölçülerde yer alır. Bazıları sınırda kalır bazılarıysa dahil olmaya yakın bile olmaz. Bu böyle ben söylemiyorum. Birinin hayatına dahiliz diye onun hayatındaki başka kişileri de ne sorgulayabiliriz ne de müdahale edebiliriz. Herkes kendi sınırlarını bilecek blog. A kişisi benim sevdiğim bir kişi olabilir hayatımda güzel bir yeri olabilir fakat benim hayatımdaki B kişisine istediğini yapamaz veya saygısızlık edemez. Onunla bir derdi varsa gitsin kendi alanında çözsün.

  Ben A kişisiyle olan paylaşımlarımı sırlarımı saygıyla saklıyor güvende tutuyorsam, B kişisiyle olan paylaşımlarımı da güvende tutuyorum. A kişisi gidip de bunları karıştıramaz veya karıştırmıyorsa bile B kişisini rahatsız edecek bir davranışta bulunamaz. Bu saygısızlıktır. Böyle davranışlar güven sarsar. Sizden uzaklaşılmasına neden olur. Bir daha güvenilmemesine neden olur. Sonra düşünüp durursunuz kimse neden benimle sohbet etmiyor, neden benden uzak duruyor, niye kendi aralarında daha güzel sohbet ediyorlar diye. Durup bir kendinize bakın rica ederim.

  Neşeli, eğlenceli ve esprili olmak iyi olabilir ama saygısızlık ve patavatsızlıkla aralarında ince sınırlar vardır. Dikkat etmek gerekir. Birini seviyorum diye her türlü davranışı görmezden gelemem bu doğru olmaz. A kişisi B kişisini gereksiz de olsa kıskanmış olabilir ya da gerçekten çocukça takılmak istemiş olabilir fakat davranışlarının sonuçlarını düşünmeli. Davranışımız bir insanı incitebiliyorsa doğru değildir.

  Güven kırılgandır. Onarılması imkansız gibi bir şey. Çok fazla zedelenirse un ufak olur.

  S..

8 Eylül 2012 Cumartesi

~ Düşünseli ~


Nostalji, Martı, Adalar,


  Fark ettim de bu gün dünya pek bir nostaljik kokuyor. Dün yağmur dansı yaptım, sahi söylüyorum ya yaptım gerçekten. Dün hiç bir işaret olmamasına rağmen bu gün gökyüzü bembeyaz. Kabarık bulutlar yağmur dansımı duyup toplaşıp gelmişler bir gecede. Ama yağmur için hala çok erken. Bu bulut kolonisi bu gün kamp kurar buraya ama yarın yola devam edip dağılırlar muhtemelen.

  O değil de dediğim gibi bu gün pek bir nostaljik kokuyor hava. Uyanınca gökyüzünü kapalı, güneşi küskün görünce kışın ortasında okula gitmemek için uyanmak istemediğimiz günler geldi aklıma. Gri günler, okula varıncaya kadar hala uyuklamak, sobada demlenen çay kokusu, odun ateşinin çıtırtısı, fırtınalı yağmurlu elektriğin kesildiği ürkütücü geceler, karanlıkta korku hikayesi uydurmacalar, kışın vazgeçilmezi Tirşik, çam kokusu..

  Burada iki mevsim var yalnızca. Bu yüzden özlediğimiz kış bir süre sonra çekilmez oluyor, özlediğimiz yaz bir süre sonra adamı canından bezdiriyor. Burada kış yok, ilkbahar yok.. Kışın yerine, sonbahar ile kışın arasında ne olduğu bilinmeyen bir mevsim yaşıyoruz. Sonra ilkbahar yüzünü gösteriyor ama çok sürmüyor belki bir ay tam anlamıyla ilkbaharı yaşıyoruz, daha tadını çıkaramadan güneş kavuruyor, yaz başlıyor.. Sonbaharın olması gereken zamanda bile yaz devam ediyor, sonra yine kış olması gereken sonbahardan bozma o mevsime ulaşıyoruz. Buranın mevsimleri pek bi dengesiz yani.

  Derler ki, bir on ya da on beş yıl içerisinde buralar iyice çöl iklimine dönecekmiş. Ülkenin kuzeyi ise yağmur ormanlarıyla kaplanacakmış. Oralarda seller, bir anda başlayan yağmurlar, yani tam anlamıyla yağmur ormanlarının iklimi olurken, buralar kuraklıkla baş edecekmiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Ama mantıklı olduğunu düşünüyorum.

  Doğa acı çekiyor, çoğumuz hissetmiyor, duymuyor ve görmüyoruz bunu.. Uzun zamandır aktif olmayan volkanlardan sesler geliyor, fay hatları artık çok dengesiz. Dünya kalp krizinin eşiğinde. Nabzı olması gerektiği gibi atmıyor, kan basıncındaki artış zihnine vuruyor, beyni zonkluyor. Ve biz, tüm insanlar, onu itip kakmaya devam ediyoruz. Daha ne kadar dayanacak?

  Felaket tellallığı gibi bir niyetim yok. Sadece bildiklerimi yazıyorum. Ani iklim değişikliği bekleniyor. Ne zaman olacağını tahmin etmek zor fakat bilim insanları olacağına kesin gözüyle bakıyor. Bu yeni bir şey değil, tarih tekerrürlere gebe. Geçmişte ani iklim değişiklikleri yaşandı ve pek çok gelişmiş uygarlık uyum sağlayamayıp yok oldu. Şimdi bilim insanları endişe içinde..

  Pek çok işaret var.. Dünyanın atmosfer bileşimini insanoğlu hızla değiştiriyor, fosil yakıtlarla. Ozon tabakasını bilmeyen yok. Kutuplarda yok olan buz dağları var. İklimlerde uzun dönemli görülen bir ısınma var. Ulaşılmaz, buzlarla kaplı dünyalarında yenilmez, ulu ve eşsiz dağların zirvelerinde artık meralar kurulabiliyor. Okyanus akıntı sistemleri tehlikede, bu da iklimleri doğrudan tehdit ediyor.

  Bütün bunları düzeltmek hala elimizde. Yaptığımız her şey bir şekilde doğayı etkiliyor. Mantıklı kararlar almalıyız. İsrafı önlemeli ve gereksiz tüketim yapmamalıyız. Özellikle çevre kirliliğini durdurmalıyız. En başta kendimizi düzeltmeli sonra diğerlerini uyarmalıyız. Zaten herkes kendine çeki düzen verse, herkes doğayı koruyacak şekilde yaşasa, herkes elindeki çöpü denize ya da yola atmak yerine çöp tenekelerini kullansa ve benzeri şeylerde duyarlı davransa, kimsenin kimseyi uyarması gerekmez. Zaten sorun da zamanla ortadan kalkar veya hafifler böylece.

  Yıllardır söylüyorlar: "Evlerinizde gereksiz ışık açık bırakmayın. Elektronik eşyaları kumandadan kapatmak yetmez, gidin iki adım yürüyün ve düğmesinden kapatın. Güneş enerjisini kullanın. Ormanlarda, piknik alanlarında çöp bırakmayın. Ağaç dikin, bu en önemli şey. Plastik poşetleri mümkün olduğunca az kullanın. İki adımlık yola arabayla gitmeyin.." Hep söylüyorlar, söylemeye devam ediyorlar.. Çöpleri türlerine göre atmalıyız bir de ama ülkemizde böyle bir uygulama varsa bile her şehirde uygulanmıyor nedense. Gerçi öyle bir uygulamanın olduğundan da emin değilim ya neyse.

  Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeliyiz. Biz bunu talep etmezsek kimse hizmete geçmez benden söylemesi. Ev yaptıran kişilere ya da ev sahiplerine sesleniyorum; gidin güneş panelleri taktırın çatıya, bunu yapmak çok mu zor? Ben ev yaptırırsam bir gün, güneş paneli olmazsa olmazlardan. Herkes yapsa bunu, ülkede enerji sorunu olmaz. Düşünün kışın bile güneş enerjisini depolayabiliyor o kadar verimli bir şey, neden kullanmayalım? Bir şeyi yapmak için önünüze getirilmesini beklemeyin, onlar hizmete geçsin diye bekleyip zaman kaybetmeyin, bazı şeyleri talep etmek gerekir. Harekete geçin, tasarruf edebilecek pek çok yöntem var. Ve şiddetle söylüyorum şu güneş panellerinin farkına varın artık..!

  Artık sussam iyi olacak, çünkü sanırım sinirlenmeye başladım. Yalnızca biraz daha duyarlı olmak zorundayız, hiç zor bir şey değil. Gözlerimiz var, bakıyoruz ama görmüyoruz. Kulaklarımız var, dinliyoruz ama duymuyoruz. Aklımız var ama ne işe yaradığını çözmüş değiliz. Hayatın bir anlamı var, yaşıyoruz ama anlamıyoruz. Sadece biraz farkındalığımızın artması gerek, biraz düşünmek gerek..


~Sessizgemi~

14 Haziran 2012 Perşembe

~Kuş, Tavşan, Ayı ve Balık~



Karlar düşüyor avuçlarıma,
Gözyaşlarımla karışık yağmurlu.
Biraz mavi, biraz siyah
Bazıları da kan kırmızısı...

Bir maral, yaralı
Gözlerinde ateş parıltıları.
Kaçıp gitse ne çare,
Artık sözler nafile...

Güneşe batırılmış gülüşlerin,
Diadem olup çıkmış.
İncilerle bezenip,
Bir güzelin saçlarını
Taç olup süslemiş...

Bir sır, iki kelime.
Mühürlenmiş labirentte.
Yıllar geçmiş, yitip gitmiş,
Artık hatırlamaz kimse...

Kuş, tavşan,
Ayı ve balık...
Zamanı durduramadık.
Kim bulmuş hakikati,
Biz bulamadık...

Kim bulmuş huzuru,
Biz bulamadık...

~Sessizgemi~

28 Şubat 2012 Salı

~ Serçe ~


Not: Serçe'yi kız kardeşim (Merleng deriz kendisine) geçen yıl yazıp yarışmaya yollamıştı. "Bu Kitap Bizim" projesindeki birçok hikayenin arasında yayınlanmaya hak kazanmıştı. Çok sevdiğim için hikayeyi buraya ekledim. Ve bunları not düşmek istedim. / Sessizgemi 

Serçe


Annemin iyi geceler dileklerinin ardından, yorganın altına girip çabucak uykuya dalmıştım. Fakat bütün geceyi, taş atarak öldürdüğüm minik serçenin vicdan azabıyla geçirdim. Sık sık korkarak uyandığım rüyalarda, birçok hayvan vicdanımı sorguluyor ve peşimi bırakmayacaklarını söylüyorlardı. Zaman sanki yoğun bir sıvının içinden geçiyormuş gibi, gece bitmek bilmemişti ve kendimi çok kötü hissediyordum; bunlar yetmezmiş gibi, yarın gireceğim deneme sınavı gözlerimde çığ gibi büyüyordu. Neyse ki gün doğumuna iki saat kala ağırlaşan gözkapaklarım derin bir uykuya dalmamı sağlamıştı…

Sabah erkenden bulutların arasından süzülen güneşin solgun ışınları ve kuş sesleri arasında uyandım. Gözlerimi henüz açmamıştım. O kadar çok uykum vardı ki, bıraksalar bütün gün yataktan çıkmazdım; ancak, okula gitmem gerekiyordu ve bu nedenle annem beni uyandırmaya gelene kadar sadece birkaç dakika daha dinlenebilirdim. Bu durum, geçirdiğim berbat gecenin üstüne canımı öyle bir sıktı ki; yorganı kafama çekip ağlamak istedim. Aynı zamanda üşüdüğümü de fark etmiştim. Yorgunluktan sanki kenetlenmiş olan gözkapaklarımı halen açmamıştım ve el yordamıyla yorganımı arıyordum. Fakat ne başımın altındaki yastık vardı ortada ne de sıcacık yorganım.