Felaket etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Felaket etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2020 Pazartesi

Pandemik Ales


  Dünden sonra aklımı bir türlü toparlayamadım. Sınava gidiyorum yazımdan sonra bir de dönüş yazısı yazayım şimdi dedim :) Zor bir gündü. Akşama doğru yorgunluktan okuduğumu gördüğümü anlayamaz durumdaydım çünkü gündüzleri uyuyamama huyum nedeniyle sınavdan sonra dinlenemedim pek. Şey varmış beyin sislenmesi diye bir şey ismi komik ne olduğunu da pek bilmiyorum ama öyle bir şey yaşıyordum sanırım akşam :D Gece arkadaşımla konuşurken söylediği şeyleri beş dakika sonra anlıyordum epey gülmüştür bana :D

  Türkçe kısmı bana çok kolay geldi. İlk olarak oradan başladım. Dikkat isteyen sorulardı, paragraflar uzuuuun uzundu, şıkların neredeyse hepsi birbirinin aynısı gibiydi fakat soru kökünü iyi anlayıp özne yükleme dikkat edip ana fikre filan da dikkat edince ufak detaylar olduğu görülebiliyordu. Çok fazla okuma yapmayan, makale okumayan birisi için gerçekten zor olabilirdi. Benim şansım sanırım uzun zamandır ingilizce için de çok çalışıyor olmak ve kitap okumaya bu aralar çok vakit ayıramasam da okumayı seviyor olmak. Çünkü ingilizce çalışırken de iyi bir türkçe bilgisi ve okuduğunu iyi anlama becerileri gerekiyor özellikle de çeviri için. Ales için çok çalışmadım ben genelde ingilizce ve kpss için başka dersler çalışıyordum. Ales için sadece soru tipleri hakkında birer test çözdüm o kadar. Zaten çok fazla bilgi ölçen değil de zamanı iyi kullanıp ne kadar çok net yapabildiğini ölçen bir sınav bu. Şimdi ben Türkçeyi iyi yaptığımı düşünsem de herkes o kadar kötü bahsetmiş ki sözel kısımdan, kendimden de şüphe etmeye başladım ne olur ne olmaz yani. Şans konusunda kötü bir ünüm olduğunu düşünürsek de iyi puan bekliyorum oleey filan diye dolaşamıyorum. Haa bir de standart sapmalar, yaptığın netin değersizleşmesi durumları oluyor o yüzden puan konusunda yorum yapamıyorum.

  Türkçeyi bitirdiğimde matematik için bir saatim kalmıştı. Matematik bilgim hiç yok benim. Abartmıyorum gerçekten yok. Çünkü ben ilkokulda geçirdiğim kaza sonrası matematiği tam öğreneceğim sırada eğitime bir yıl ara vermiş sonra doktor tavsiyesiyle ikinci sınıftan devam etmiş olmamdan dolayı bu derse hiç alışamadım. Resmen fobim oluştu buna karşı. Çünkü ben daha toplama çıkartmayı yapmaya çalışırken diğer çocuklar her şeyi öğrenmişti içime kapandım bu konuda kimse de üzerine düşmedi. Öyle devam etti tabi hep sözele kaçtım. Fen bilimlerinde kimyada biyolojide çok iyiydim hatta fizikte de kısmen iyiydim ama matematiğim gerçekten berbat. Şu ingilizceyi en iyi şekilde öğreneyim onu da en başından öğreneceğim :) Neyse işte matematiğimin berbat olmasına rağmen sayısal kısma baktığımda soruların kolay olduğunu gördüm. Yani ben bile kolay bulduysam diğerlerinin sayısalı en fazla bir iki boşla bitirmesi gerektiğini düşünüyorum :D Sanırım pandemi yüzünden biraz kolay sorular sordular. Matematiği sondan başa doğru çözdüm. Çünkü sondaki sorular bulmaca gibi olduğu için çok kolay. İki kısımda da mantık soruları çok fazla vakit alan sorulardı. Çözülemez değillerdi ama karışıktı. İki değişkenli üç değişkenli soruları çözebiliyorum uğraşınca ama makarna sorusu felaketti. Altı yedi kişi makarna yemeye gidiyormuş daa üç çeşit makarna iki çeşit sos iki çeşit de baharat var, kim ne yedi diye sorular... Makarna zaten çok tercih ettiğim bir öğün değil soruyla uğraşırken de gerçekten gıcık oldum.

  Sınav sırasında klima vantilatör gibi araçların kullanımı yasak olduğu için kapı ve pencereler açık olmasına rağmen rüzgar esmediğinden sınav boyunca boğuluyorum gibi hissettim. Hava sıcaklığı yukarıdaki fotide de gördüğünüz üzere 40 derecenin üzerindeydi. Maskeyi iki kat takacaktım virüsten korktuğum için ama kendi maskemin üzerine onların verdiği maskeyi takmak istemedim. Çünkü paketlenmemiş maskeleri bir kutunun içinden herkese dokundukları eldivenlerle dağıtıyorlardı. Giriş belgesinde dezenfektan verileceği söyleniyordu herkese minik şişelerde verirler sanmıştım ama yüce mükemmel kıskandıran ekonomimiz buna hazır değildi anlaşılan. Bunu yapmıyorlarsa sınav ücreti niye arttı o zaman, tam olarak çok bilinmeyenli denklem bu. Ateşimizi de ölçmediler. Sınıfa girdiğimde baya bir süre oturup bekledim, süre çoktu çünkü daha. Baya süre geçtikten sonra covid tanısı almış olan veya temaslı olan var mı diye sordular. Varsa başka salona alacaklarmış. Niye bu kadar beklediler bunu sormak için bilemiyorum. Oraya gelene kadar neden tespit etmediklerini sorguladık bakışlarımızla kimseden çıt çıkmadı o anda görevliyle bakışarak öyle kaldık hepimiz. Ana kapıda görevliler herkesin belgelerini kontrol ederken herkese dokunuyor her yere dokunuyordu. Tek bir kişide virüs olsa herkese bulaşır bu şekilde. Şüpheli misin diye ana kapıda niye sormadılar mesela.. O kadar tedirgin ediciydi ki. Maskemi çıkartmaya korktuğum için tek bir kez su içmeye cesaret edebildim. İki şişe su almıştım yanıma ama sıcaktan elime yüzüme de bol bol dökmek istesem de kağıtlarım ıslanır diye bunu da yapmadım tabi ki. Şimdi bir hafta tedirgin olacağım bende bir şey çıkacak mı diye.

  Sınavdan çıktıktan sonra sorulardan değil de sıcaktan başım dönüyordu. Ailemi sınava alınmayan bir kızla sohbet ederken buldum. Kimliğini kaybetmiş üzüldüm onun için. Sınava gelmeyenler de çok fazlaydı. Benim evim sınav yerime yakın olduğundan araca binmeden devam ettik ama o uzun caddeler boyunca gölgesiz ilerlemek pek sağlıklı olmadı. Eve girip yüzümü yıkarken beynime bıçaklar giriyor gibi oldu gözlerim karardı. Sınava da aç girmiştim hep öyle yaparım midem hassas olduğu için hem yol tutar hem de soru çözerken karnım ağrır yoksa. Sıcak çarpması geçene kadar da bir şey yiyemedim yine. Antalya merkezde vaka sayısı çok arttığı için kpss tarihine dek yine ailemle Manavgat'a döndüm. Antalya'da hiçbir şey yokmuş gibi gösteriliyor ama durum böyle değil. İnsanların davranışlarını anlamak mümkün değil. Sınavdan çok bunları düşünüyorum başım dönüyor valla. Öyle işte. Bir günlüğümsünün daha sonuna geldik. Ben günlük yazamıyorum bu arada ama şimdi düşündüm de yazabilirmişim aslında. Defter tutmaya çalışınca yazacak bir şey bulamıyordum hiç, burada yazınca sizle karşılıklı sohbet gibi oluyor :D

  Kendinize dikkat edin hem güneş hem de virüs açısından çok çok dikkat edin. Bizim komşu bir hemşire ve Manavgat devlet hastanesinde yer kalmadığını söylüyor. Antalya'da tanıdığım iki hemşire de durumun anlatıldığı gibi olmadığını kötüye gittiğini söylüyor. İnsanlar da çok umursamaz. Hastanede adamın birisini uyarmışlar yanınızdaki bey covidli lütfen dışarıda bekleyin siz diye, adam umursamamış dışarı çıkartıyorlarmış o geri geliyormuş hiç korkmuyor mu bu insanlar yaa. Neyse bu yazının konusu bu değildi sustum :) Sorular filan mı yayınlanmış ne gideyim de ona bakayım.

  S..

1 Ağustos 2017 Salı

Karanlık Dünya Bölüm 3

anime

  Dışarı çıktım ve koridorda adımlarımın yankısını ürpertiyle işitirken onun kapattığı kapıya ulaştım. Soğuk kapı koluna dokunduğum anda beynim ikiye bölünmüş gibiydi. Davranışımın sonucunu idrak etmeye çalışırken geri çekilmeyi düşündüm ama aynı zamanda elim kendiliğinden hareket etti ve kapıyı açmış oldum. Etrafta onu göremiyordum fakat varlığını algılayabiliyordum. İçeriye adım attığımda onu odanın diğer köşesinde yerdeki bir yığın kağıdı incelerken buldum. Ne yapıyor diye kendi kendime sorup bir cevap aradım. Beni fark ettiğinde bakışlarından orada olmamdan huzursuz olduğunu ve benden hoşlanmadığını sezebiliyordum. Önemli bir işle uğraşırken sessizliği bozup dikkat dağıtacak bir haşere gibiydim onun için.

  Bir süre sadece birbirimize bakıp sırada ne olacağını düşündük. Ben onun beni yemek isteyip istemediğini veya onunla ne yaptığı hakkında iletişim kurabilme ihtimalini düşünürken, o ona saldırmayı mı kaçmayı mı seçeceğimi ya da burada ne aradığımı merak ediyordu.

  Sonra ani ve beklenmedik bir şekilde "Size ne oldu böyle profesör?" diye soruverdim. "Herkese ne oldu? Hiçbir şey anlamıyor ve korkuyorum." Sıra sıra dişlerini göstererek derin bir nefes alıp verdi. Bunu yaparken ciğerlerinin kuvvetinden odadaki havayı vakumluyordu sanki. Beni anladığı belliydi. Cevap veremiyor galiba diye düşünürken yerdeki yığını göz ucuyla kontrol etti ve "Seni göreli uzun bir zaman oldu. Neredeydin de değişmeden kalabildin?" diye sordu. Nasıl konuştuğunu anlayamıyordum ama bunu sorgulayamayacak kadar rahatlamıştım. Beni anlayıp cevap verebiliyordu.


  Hatırladığım son şey şehirde herkesin hastalandığı ve insanların denize doğru kaçtıklarıydı. Ben de bir tekneye atlayıp kendimi kurtarmıştım. Hastalık bir patlamadan sonra ortaya çıkmıştı ve kaçabildikten sonra açlığa ve susuzluğa biraz olsun dayanacak kadar erzağım olduğu için şanslıydım. Dört haftayı deniz üstünde geçirmiştim. Artık bir şeyler yapmam gerek diye düşündüğümdeyse karaya geri dönmüştüm. Hiçbir şey eskisi gibi değildi. Güneş dönüşmüş yaratıkların saklanmasını sağlarken gece hepsi ava çıkıyor, hayatta olan insanları ve kendilerinden olmayan diğer yaratıkları avlıyorlardı. Şehirde en iyi bildiğim ve güvenli olacağına saçma bir şekilde inandığım tek yer fakülteydi ve buraya varmam da hayli uzun sürmüştü.

anime


  "Çok şey değişti. Çok şey kaybettik." dedi. Yerdeki darmadağın kağıtları işaret edip anlatmaya devam etti "Dünyanın ekosistemi çökmek üzereyken bir şeyler yapmamız gerekiyordu. Yüksek radyasyona, ısıya ve basınca dayanıp hayatta kalan ne kadar da ilkel ve küçücük canlıların var olduğunu bilmek insana çılgınca şeyler düşündürüyordu. Bu yetenekler neden bizde yoktu? Bu yüzden sayısız deney yaptık ve en sonunda bir şeyler elde etmeyi başardık."

anime


  Neler söylüyordu böyle aklım almıyordu. Anlatmaya devam etmesi için onu dinlediğimi ifade eder şekilde mırıldandım.

  "İnsan dnası ile bu canlıların genlerini sorunsuzca kaynaştırıp sağlıklı embriyolar üretmeyi başardığımızda hissettiklerimiz inanılmazdı. Sonra bunu yaşayan halihazırda yetişkin bireyler üzerinde de denemek istedik. Ama beklenmedik bir değişken yüzünden her denek aynı sonucu vermiyordu. Bazıları başarılı olurken bazıları ya genlerle uyum sağlayamayıp hastalanıyor ya da tamamen başka bir şeye dönüşüyordu. Sonra yavaşça gelişen embriyo deneklerimizde de aslında sorunlar olduğunu fark ettik. Embriyolar gelişimlerini tamamlamak üzereyken ikinci bir aşamadan geçiyordu. Etrafları bir pupayla kaplanıyor ve metamorfoz geçiriyorlardı. Sonra insan olmak yerine yeni birer canlı oluyorlardı. Embriyoların doğumlarını tamamlamasına hiç izin vermedik ve kanıtları da yok ettik fakat yetişkin bir denek gözetim altındayken kurtulmayı başardı. Sonra da ısırdığı herkese enfeksiyonunu bulaştırdı. İlk ısırdığı bendim. İşler kontrolden çıkmadan kendime antikor enjekte ettim ve aklımı korumayı başardım. Bedenimin değişimiyse çok sancılıydı. Sonuçta bir başıma kaldım ve burada yaptıklarımızı düzeltecek bir tedavi arıyorum.."

            death note, animemanga

  Ne diyeceğimi ve ne düşüneceğimi bilemiyordum. Hepsi sanki bir korku filmi gibiydi. Bana boncuk gibi parlak simsiyah gözleriyle baktı ve birdenbire "Belki de cevaplar sendedir. Çalışmak ve doğru sonuca ulaşmak için bozulmamış insan genlerine ihtiyacım var. Bunu çözebiliriz!" diye heyecanla üzerime doğru gelirken birazdan kalbim patlayacakmış gibi korku duyuyordum. Üzerimde deney yapacaktı. Peki bana ne olacaktı? Sırtımdaki çantadan yavru kedinin profesörden hoşlanmayan sesini işitiyordum. Onun bize yaklaşıyor olması onu da ürkütüyordu. Bize ne olacaktı? Her şeyi gerçekten de düzeltebilir miydik? Bu adamın zekasına hala güvenebilir miydik?

anime

Bir kabus dizisi bölüm 3...   

 ~Son~

     S..


30 Temmuz 2017 Pazar

Karanlık Dünya Bölüm 2

anime

  Fakültenin cam kapıları kapalıydı. Biraz zorlayarak açılmasını sağladım ve geçtikten sonra tekrar kapattım. Arkamdan bir şeyin beni takip etmesini istemiyordum. Burada birilerini bulabileceğimi düşünmüştüm. Ama etrafa dağılmış eşyalar, kağıtlar ve duvara dizili heykellerin kırılmış parçalarını görür görmez umutsuzluk yeniden bedenimi sardı.

  Yine de etrafı araştırıp geceyi geçirecek güvenli bir alan ve biraz yiyecek bulmak için ilerledim ve ana merdivenden bir üst kata ulaştım. Her katta iki bölüm iki farklı koridoru paylaşıyordu. Sağa doğru ilerledim. Dört dersliğin de kapıları koridorun bir tarafında saf tutmuştu. Diğer tarafta geceye dönmeye başlayan gökyüzünü içeriye davet eden uzun, cam bir duvar vardı. Yavaşça ilerlerken açık duran kapılardan içerilere göz attım. Derslikler bir zamanlar burada bulunmuş olan öğrencilerden geride kalan birkaç eşya dışında boştu. Bir tanesinin ışıkları açık kalmış fakat bozulmak üzere olduğundan titreşen lambalar etrafı daha da ürkütücü bir hale getirmişti.

  İçeri girmek istemedim ve ilerlemeye devam ettim. Öğretim görevlilerinin odalarının bulunduğu kısma geldiğimde bir yazıcıdan çıktığına emin olduğum bir ses işittim. Ses orta sıralardaki bir odadan geliyordu. Oraya ulaşmama bir oda kalmışken ses kesildi. Ve bu kez de bir sürünme sesi duyduğuma inandıktan sonra kapı aniden açıldı. Korkuyla birlikte donakalmıştım. Şaşkınlığımı üzerimden atıp hareket edemiyordum. O anda içeriden çıkan her neyse beni yakalayabilir hatta daha kötüsünü yapabilirdi.

anime


  İki buçuk metreden belki biraz daha uzun bir yaratık dışarıya süzüldü. Çin filmlerindeki yaşlı bilgelerin ince uzun bıyıklarına benzeyen fakat dokunacı andıran iki uzantı burunun altından yere doğru sarkıyordu. Baştan aşağı tuhaf bir boz renge sahipti. Kürkü yoktu. Dev bir mürekkep balığı gibiydi. Bir an için bana bakıp umursamadan esnediğinde, ağzını çepeçevre sarmış olan birkaç sıra sivri diş gördüm. Küçücük ve simsiyah gözlerini koruyan bir göz kapağı yoktu ve kare biçimli bir gözlük takıyor olması dört parmaklı ellerinin arasında tuttuğu bir kağıt tomarı kadar tuhaftı.

  Nefes bile alamıyordum. Hareket etmezsem beni görmeyebilirmiş gibi çaresiz düşünceler beynimi kemiriyordu. Bana bir kez daha baktı. Ve sonra öylece yanımdan geçip biraz geride bıraktığım bir kapıdan içeri girdi ve çarparak kapattı. Bunu yaparken gövdesinden geride yerde sürünüp kıvrılarak ilerlemesini sağlayan kuyruğunu kullanmıştı.

  Bir an önce kendime gelip orada öyle durmamam gerektiğini fark ettim ve az önce yaratığın terk ettiği odaya ilerledim. İçeriden başka ses gelmiyordu fakat dikkatlice göz atmadan odaya giremedim. Onun ne olduğunu gözlerime baktığı sırada anlamıştım. O bu odalardan birinin bir zamanlarki sahibiydi. Bir bilim insanıydı. Artık bir bilim yaratığı olmuştu. Nasıl bu hale geldiğini anlayamıyordum. Geceleri vahşice etrafta dolaşan canlılar gibi kana susamışa benzemiyordu fakat onlarla aynı sebepten değişmiş olmalıydı.

  Odada işime yarar bir şey bulamadım. Etraf darmadağındı. Her yerde kağıtlar ve yığınla kitap vardı. Açık duran bilgisayar ekranında kimyasal bir formülün test sonuçları duruyordu fakat bu benim felaketle birlikte yarım kalan eğitimimle anlamadığım bir seviyedeydi. İçgüdüsel olarak az önceki canlıyı bulmam gerektiğine karar verdim. Burada insan dahi bulamazken o, karşılaştığım insan gibi davranan tek yaratıktı ve bir şeyler planlıyor gibi görünüyordu. İletişim kurabilir miydim, bildiği bir şeyler mi vardı ya da çaresizliğim sonucunda aklımı mı oynatıyordum? O sırada hiçbirini düşünmedim. Tek istediğim içine düştüğüm bu kabusa son vermenin bir yolunu bulmaktı...

anime


  Bir kabus dizisi bölüm 2...
  S..

28 Temmuz 2017 Cuma

Karanlık Dünya Bölüm 1

anime

  Fakülteye ulaşmama çok az kalmıştı. İki tarafı kavak ağaçlarıyla çevrelenmiş geniş caddede park etmiş eski model birkaç araba, devrilmiş bir geri dönüşüm kutusu ve yola saçılmış gazetelerin hareketsiz görüntüsü ürpertici bir tablo gibiydi. Küçük ve mütevazi bahçelerle çevrelenmiş sıra sıra evler ölü iskeletler gibi sol taraftan ileriye doğru uzanıyordu. Evlerin donuk gökyüzünü yansıtan pencerelerine ve mavi gri kiremitten örülmüş çatılarına hızlıca göz attım. Birilerinin beni izliyor olduğu fikrine kapılmıştım ve bu düşünce ensemden mideme dek buz gibi bir mızrakla vurulmuşum gibi hissettiriyordu.

  Parmaklıklı ağır metal kapıyla kapatılmış ana geçit caddenin biraz daha ilerisindeydi. Görülmemek için hızla ve eğilip kendimi olabildiğince görünmez yaparak koşmaya başladım. Neredeyse hedefime vardığımda dün geceki yağmur sularıyla dolan küçük bir çukurun başında uzun zamandır ilk defa bir canlıyı zararsız bir şekilde su içerken gördüm. Hareket etmese az daha onun minicik bedeninin orada olduğunu fark edemeyecektim bile. İlk başta içinde olduğum vahametin getirisiyle tetikte olmamdan dolayı irkilsem de onun bir kedi yavrusu olduğunu anladığım anda içimde karmaşık bir fırtına koptu. Canlı ve normal bir şeyle karşılaşıyor olmam inanılmazdı. Fakat böylesine savunmasız bir yavrunun böyle bir kaosun ortasında hayatta kalmış olması hem mucizevi hem de yaşamış olabileceği şeylerin düşüncesiyle dehşet vericiydi.

anime


Kedi yavrusuna doğru onu korkutmamaya çalışarak ilerledim. O anda hızla ilerleyen bir şeyin tehlikesini yalnızca bir anlık göz hareketiyle fark ettim. Yokuştan aşağıya doğru bir araç son sürat yaklaşıyor, hem beni hem de yavruyu tehdit içinde bırakıyordu. Düşünecek bir anım bile yoktu. İleri atıldım ve zavallının cılız bedenini yakalayıp onunla beraber kenara yuvarlandım. Araba son hızla yanımızdan geçip aşağılarda bir duvara çarparak durduğunda ben de harekete geçen sinirlerimle ağlıyordum. O sırada ağlamak beklediğim en son duygu kırıntısıydı oysa.

  Kedi yavrusu iyiydi. Onu sakinleştirip sırt çantama koydum ve nefes alabileceği bir açıklık bıraktım. Sonra demir kapıya ulaştım. Elektronik olduğu için açamıyordum bu yüzden tırmanıp üzerinden atladım. Geçitte ilerledikten sonra nihayet fakülte alanındaydım.

  Bahçeden dikkatlice ilerledim. Şehrin geri kalanı gibi burası da sessiz ve yalnızdı. Ama hava kararmak üzereydi ve gece çöktüğünde dışarıda olmamam gerektiğini biliyordum.

anime

Bir kabus dizisi bölüm 1...
  S..

8 Eylül 2012 Cumartesi

~ Düşünseli ~


Nostalji, Martı, Adalar,


  Fark ettim de bu gün dünya pek bir nostaljik kokuyor. Dün yağmur dansı yaptım, sahi söylüyorum ya yaptım gerçekten. Dün hiç bir işaret olmamasına rağmen bu gün gökyüzü bembeyaz. Kabarık bulutlar yağmur dansımı duyup toplaşıp gelmişler bir gecede. Ama yağmur için hala çok erken. Bu bulut kolonisi bu gün kamp kurar buraya ama yarın yola devam edip dağılırlar muhtemelen.

  O değil de dediğim gibi bu gün pek bir nostaljik kokuyor hava. Uyanınca gökyüzünü kapalı, güneşi küskün görünce kışın ortasında okula gitmemek için uyanmak istemediğimiz günler geldi aklıma. Gri günler, okula varıncaya kadar hala uyuklamak, sobada demlenen çay kokusu, odun ateşinin çıtırtısı, fırtınalı yağmurlu elektriğin kesildiği ürkütücü geceler, karanlıkta korku hikayesi uydurmacalar, kışın vazgeçilmezi Tirşik, çam kokusu..

  Burada iki mevsim var yalnızca. Bu yüzden özlediğimiz kış bir süre sonra çekilmez oluyor, özlediğimiz yaz bir süre sonra adamı canından bezdiriyor. Burada kış yok, ilkbahar yok.. Kışın yerine, sonbahar ile kışın arasında ne olduğu bilinmeyen bir mevsim yaşıyoruz. Sonra ilkbahar yüzünü gösteriyor ama çok sürmüyor belki bir ay tam anlamıyla ilkbaharı yaşıyoruz, daha tadını çıkaramadan güneş kavuruyor, yaz başlıyor.. Sonbaharın olması gereken zamanda bile yaz devam ediyor, sonra yine kış olması gereken sonbahardan bozma o mevsime ulaşıyoruz. Buranın mevsimleri pek bi dengesiz yani.

  Derler ki, bir on ya da on beş yıl içerisinde buralar iyice çöl iklimine dönecekmiş. Ülkenin kuzeyi ise yağmur ormanlarıyla kaplanacakmış. Oralarda seller, bir anda başlayan yağmurlar, yani tam anlamıyla yağmur ormanlarının iklimi olurken, buralar kuraklıkla baş edecekmiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Ama mantıklı olduğunu düşünüyorum.

  Doğa acı çekiyor, çoğumuz hissetmiyor, duymuyor ve görmüyoruz bunu.. Uzun zamandır aktif olmayan volkanlardan sesler geliyor, fay hatları artık çok dengesiz. Dünya kalp krizinin eşiğinde. Nabzı olması gerektiği gibi atmıyor, kan basıncındaki artış zihnine vuruyor, beyni zonkluyor. Ve biz, tüm insanlar, onu itip kakmaya devam ediyoruz. Daha ne kadar dayanacak?

  Felaket tellallığı gibi bir niyetim yok. Sadece bildiklerimi yazıyorum. Ani iklim değişikliği bekleniyor. Ne zaman olacağını tahmin etmek zor fakat bilim insanları olacağına kesin gözüyle bakıyor. Bu yeni bir şey değil, tarih tekerrürlere gebe. Geçmişte ani iklim değişiklikleri yaşandı ve pek çok gelişmiş uygarlık uyum sağlayamayıp yok oldu. Şimdi bilim insanları endişe içinde..

  Pek çok işaret var.. Dünyanın atmosfer bileşimini insanoğlu hızla değiştiriyor, fosil yakıtlarla. Ozon tabakasını bilmeyen yok. Kutuplarda yok olan buz dağları var. İklimlerde uzun dönemli görülen bir ısınma var. Ulaşılmaz, buzlarla kaplı dünyalarında yenilmez, ulu ve eşsiz dağların zirvelerinde artık meralar kurulabiliyor. Okyanus akıntı sistemleri tehlikede, bu da iklimleri doğrudan tehdit ediyor.

  Bütün bunları düzeltmek hala elimizde. Yaptığımız her şey bir şekilde doğayı etkiliyor. Mantıklı kararlar almalıyız. İsrafı önlemeli ve gereksiz tüketim yapmamalıyız. Özellikle çevre kirliliğini durdurmalıyız. En başta kendimizi düzeltmeli sonra diğerlerini uyarmalıyız. Zaten herkes kendine çeki düzen verse, herkes doğayı koruyacak şekilde yaşasa, herkes elindeki çöpü denize ya da yola atmak yerine çöp tenekelerini kullansa ve benzeri şeylerde duyarlı davransa, kimsenin kimseyi uyarması gerekmez. Zaten sorun da zamanla ortadan kalkar veya hafifler böylece.

  Yıllardır söylüyorlar: "Evlerinizde gereksiz ışık açık bırakmayın. Elektronik eşyaları kumandadan kapatmak yetmez, gidin iki adım yürüyün ve düğmesinden kapatın. Güneş enerjisini kullanın. Ormanlarda, piknik alanlarında çöp bırakmayın. Ağaç dikin, bu en önemli şey. Plastik poşetleri mümkün olduğunca az kullanın. İki adımlık yola arabayla gitmeyin.." Hep söylüyorlar, söylemeye devam ediyorlar.. Çöpleri türlerine göre atmalıyız bir de ama ülkemizde böyle bir uygulama varsa bile her şehirde uygulanmıyor nedense. Gerçi öyle bir uygulamanın olduğundan da emin değilim ya neyse.

  Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeliyiz. Biz bunu talep etmezsek kimse hizmete geçmez benden söylemesi. Ev yaptıran kişilere ya da ev sahiplerine sesleniyorum; gidin güneş panelleri taktırın çatıya, bunu yapmak çok mu zor? Ben ev yaptırırsam bir gün, güneş paneli olmazsa olmazlardan. Herkes yapsa bunu, ülkede enerji sorunu olmaz. Düşünün kışın bile güneş enerjisini depolayabiliyor o kadar verimli bir şey, neden kullanmayalım? Bir şeyi yapmak için önünüze getirilmesini beklemeyin, onlar hizmete geçsin diye bekleyip zaman kaybetmeyin, bazı şeyleri talep etmek gerekir. Harekete geçin, tasarruf edebilecek pek çok yöntem var. Ve şiddetle söylüyorum şu güneş panellerinin farkına varın artık..!

  Artık sussam iyi olacak, çünkü sanırım sinirlenmeye başladım. Yalnızca biraz daha duyarlı olmak zorundayız, hiç zor bir şey değil. Gözlerimiz var, bakıyoruz ama görmüyoruz. Kulaklarımız var, dinliyoruz ama duymuyoruz. Aklımız var ama ne işe yaradığını çözmüş değiliz. Hayatın bir anlamı var, yaşıyoruz ama anlamıyoruz. Sadece biraz farkındalığımızın artması gerek, biraz düşünmek gerek..


~Sessizgemi~