Enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Enerji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2019 Pazar

Ağaç Ev Sohbetleri 12



  Son zamanlarda kpss ales yds bermuda üçgeninde kayboluyorum. Sürekli birçok derse çalışıp test çözmem lazım, bunun yanında ruhuma iyi gelen şeyleri de yapabilmek için çok az vakit kalıyor elimde. Ben ders çalışmayı severim, öğrenmeyi severim ama bunun için zaman sınırlaması olması beni endişeli ve stresli bir hale getiriyor. Hepsinin aynı anda olması ise tam bir karmaşa 👻 Bazen de amaan boşver dünyanın sonu değil diyorum. Elimde kalan zamanda dizi film izliyorum zihnimi dinlendirmek ve biraz gülümsemek için iyi oluyor. Geriye kalan zaman kumlarını da uyku ve blog için ayırıyorum. Eskiden bu kadar çok uyuyamazdım ama sanırım yoruldum. Ders çalışırken uyanık kalabilmek için kocaman çay kupalarında türk kahvesi içiyorum. Kahve bağımlısı olmuş olabilirim. Neyse işte öyle, bazen kayboluyorum, blogda olamıyorum sebebini açıklayayım dedim :)

  Yıllardır zaman konusuna kafamı taktığım ve zamanı iyi kullanamadığım bir gerçek. Tüm bu sebeplerle yine sohbet yazımı son güne bırakmış oldum. 😏

  Bu haftaki sohbet konusunu ben seçmiştim bakalım ne demişim. 😂😇 

  “İnsanların ruhlarının rengi ve bir formu olduğunu düşünüyor musunuz? Örneğin, gün ışığı gibi veya pembe kiraz çiçeği gibi. Öyleyse sizin ruhunuz nasıl bir forma ve renge sahip olurdu?”

  Ben ruhu bir çeşit enerji olarak düşünürüm ve duygularla bağlantılı olmalı. Ruhun enerjisi duyguların gücü ile şekil almalı ve buna göre de rengi değişiyor olmalı. Çünkü bu çok ütopik konuyu mantıksız şekilde mantıklı düşünecek olursak ki - bu cümlede herhangi mantıklı bir şey söyleyip söylemediğimden emin değilim- var olan her şey enerjidir.

  Canım Einstein'ın şöyle bir sözü varmış deniyor “Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan ibarettir. Sahip olmayı istediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda artık yapacak bir şey yoktur o gerçeklik size ait olur. Bundan başka bir yol yoktur. Bu felsefe değildir. Bu fiziktir.”  Aslında çevremizde gördüğümüz her şeyin rengi biz onları öyle algıladığımız için o şekilde. Işık ve dalga boyutu, hepsi bu, yani enerji. Aslında biz bir karanlığın içindeyiz. Çevremiz aslında gördüğümüz gibi değil. Tamamen zifiri karanlığın içindeyiz. Bir boşlukta gibi. Uzaydayız yani. Ama bir şeyler oluyor ve nesnelerin emmeden geri yansıtabildiği enerji dalgalarını renkler olarak algılıyoruz. Geri yansıtılan dalga boyu da ışık spektrumunda hangi renge denk geliyorsa nesneyi o renkte görüyoruz. Karadelikler neden görünmüyor sanıyorsunuz ayolcum onlar tüm dalga boylarını emiyor geri gelen bir şey olmayınca da renksiz oluyorlar görmüyoruz işte. Bir nesne tüm dalga boylarını emerse renk yansımayacağı için onu siyah görürüz yani aslında siyah bir renk değildir. Atomlar moleküller kimyasallar geri yansıyan ve emilen dalga miktarına etki eden şeyler var. Bu nedenle insanlar mavi olmuyorlar ya da deniz bu nedenle portakal suyu gibi olmuyor. Ne kadar dalganın geri yansıtılması gerektiği kuantum meselesi onu çok açıklayamayacağım zaten uzmanlığım da değil. Ama şunu anladığım kadar söyleyebilirim atomların moleküllerin değişen enerji seviyeleri var ve o sınıra göre dalga boyunu alabilirler gerisi yansımak zorunda filan. Neyse sonuç olarak tüm bunlardan yola çıkıp duygulardan da etkilenen ruhun yapısının ve kabul edebildiği enerji seviyesinin değişken olduğunu ve sonucunda kırmızı bir çilek gibi tek bir renge bağlı kalmadan istediği renge bürünebildiğini düşünüyorum 😎

  Şimdi bir de her rengin dalga boyu farklı. Mavi ve mor en düşük dalga boylarında ve kırmızı en yüksek dalga boyundadır. Bu da enerjilerine yansır. Kırmızıyı sıcak hissederiz ve insanlar kırmızının öfke aşk veya tutku rengi olduğunu mavinin soğuk hissedilmesinden dolayı da huzur ve sakinlik veren bir renk olduğunu söylerler. Buna da renk tesiri deniyormuş. Bundan yola çıkarak da duygulardan etkilenince ruhun yine renk değiştireceğini söyleyebiliriz 👻😋

  Bu şekilde bir güzel kafamızı karıştırdıktan sonra yani diyorum ki evet ruh bir eneridir ışık bir enerjidir renkler ise elde edilen veriler olduğuna göre ruh renk ve form değiştirebilir ve bunlar da duygularımızla şekil alabilir diye düşünmekteyim. 😄

  Benim ruhumun da duygu durumuma göre bazen ay ışığı bazen güneş ışığı gibi olduğunu düşünürüm. İsmim de ayın ve güneşin etrafındaki ışık demek zaten. Bloğumun sağ tarafındaki o resimde gördüğünüz gibi yani. Hareyi görebildiğiniz gecelerde atmosferde bir olay olacak demektir belki bir fırtına. Yani ruhumun böyle bir enerji taşıdığını düşünmeyi severim. İsimlerin gücü olduğunu da düşünürüm. Ama bu ayrı bir konu. Bazen ateş böceği olabilir mesela ruhum bazen kiraz çiçeği bazen bir çakıltaşı olur. Üzüldüğümde yağmur olabilir mesela. Çok üzgün ve aynı zamanda çok öfkeliysem belki fırtına ve şimşeklerle dolu olabilir. Bir de lavanta veya dağlarda yamaçlarda açan minicik mavi çiçeklerden olabilir. Genel olarak renginin lavanta ve mavi ama heyecanlı meraklı ve hareketli olduğumda da talı turuncuya çalan bir sarı veya kırmızı olduğunu düşünüyorum. Tabi çok pastel renkler de olabilir çok coşkuluysa duygularım parlak renkler de olabilir sonuçta bu enerjiyle alakalı bir şey 😃 ha bir de ruhun çevredeki diğer şeylerin enerjisiyle de etkileşimi olduğunu düşünürüm hatta başka insanların ruhları da bizim ruhumuzla etkileşim içinde bence sonuçta her şey enerji yaa 😏

Ne çok konuştum ay yeter ders çalışayım yine gideyim de, görüşürüz bakalım bakalıım :)

S..

8 Eylül 2012 Cumartesi

~ Düşünseli ~


Nostalji, Martı, Adalar,


  Fark ettim de bu gün dünya pek bir nostaljik kokuyor. Dün yağmur dansı yaptım, sahi söylüyorum ya yaptım gerçekten. Dün hiç bir işaret olmamasına rağmen bu gün gökyüzü bembeyaz. Kabarık bulutlar yağmur dansımı duyup toplaşıp gelmişler bir gecede. Ama yağmur için hala çok erken. Bu bulut kolonisi bu gün kamp kurar buraya ama yarın yola devam edip dağılırlar muhtemelen.

  O değil de dediğim gibi bu gün pek bir nostaljik kokuyor hava. Uyanınca gökyüzünü kapalı, güneşi küskün görünce kışın ortasında okula gitmemek için uyanmak istemediğimiz günler geldi aklıma. Gri günler, okula varıncaya kadar hala uyuklamak, sobada demlenen çay kokusu, odun ateşinin çıtırtısı, fırtınalı yağmurlu elektriğin kesildiği ürkütücü geceler, karanlıkta korku hikayesi uydurmacalar, kışın vazgeçilmezi Tirşik, çam kokusu..

  Burada iki mevsim var yalnızca. Bu yüzden özlediğimiz kış bir süre sonra çekilmez oluyor, özlediğimiz yaz bir süre sonra adamı canından bezdiriyor. Burada kış yok, ilkbahar yok.. Kışın yerine, sonbahar ile kışın arasında ne olduğu bilinmeyen bir mevsim yaşıyoruz. Sonra ilkbahar yüzünü gösteriyor ama çok sürmüyor belki bir ay tam anlamıyla ilkbaharı yaşıyoruz, daha tadını çıkaramadan güneş kavuruyor, yaz başlıyor.. Sonbaharın olması gereken zamanda bile yaz devam ediyor, sonra yine kış olması gereken sonbahardan bozma o mevsime ulaşıyoruz. Buranın mevsimleri pek bi dengesiz yani.

  Derler ki, bir on ya da on beş yıl içerisinde buralar iyice çöl iklimine dönecekmiş. Ülkenin kuzeyi ise yağmur ormanlarıyla kaplanacakmış. Oralarda seller, bir anda başlayan yağmurlar, yani tam anlamıyla yağmur ormanlarının iklimi olurken, buralar kuraklıkla baş edecekmiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Ama mantıklı olduğunu düşünüyorum.

  Doğa acı çekiyor, çoğumuz hissetmiyor, duymuyor ve görmüyoruz bunu.. Uzun zamandır aktif olmayan volkanlardan sesler geliyor, fay hatları artık çok dengesiz. Dünya kalp krizinin eşiğinde. Nabzı olması gerektiği gibi atmıyor, kan basıncındaki artış zihnine vuruyor, beyni zonkluyor. Ve biz, tüm insanlar, onu itip kakmaya devam ediyoruz. Daha ne kadar dayanacak?

  Felaket tellallığı gibi bir niyetim yok. Sadece bildiklerimi yazıyorum. Ani iklim değişikliği bekleniyor. Ne zaman olacağını tahmin etmek zor fakat bilim insanları olacağına kesin gözüyle bakıyor. Bu yeni bir şey değil, tarih tekerrürlere gebe. Geçmişte ani iklim değişiklikleri yaşandı ve pek çok gelişmiş uygarlık uyum sağlayamayıp yok oldu. Şimdi bilim insanları endişe içinde..

  Pek çok işaret var.. Dünyanın atmosfer bileşimini insanoğlu hızla değiştiriyor, fosil yakıtlarla. Ozon tabakasını bilmeyen yok. Kutuplarda yok olan buz dağları var. İklimlerde uzun dönemli görülen bir ısınma var. Ulaşılmaz, buzlarla kaplı dünyalarında yenilmez, ulu ve eşsiz dağların zirvelerinde artık meralar kurulabiliyor. Okyanus akıntı sistemleri tehlikede, bu da iklimleri doğrudan tehdit ediyor.

  Bütün bunları düzeltmek hala elimizde. Yaptığımız her şey bir şekilde doğayı etkiliyor. Mantıklı kararlar almalıyız. İsrafı önlemeli ve gereksiz tüketim yapmamalıyız. Özellikle çevre kirliliğini durdurmalıyız. En başta kendimizi düzeltmeli sonra diğerlerini uyarmalıyız. Zaten herkes kendine çeki düzen verse, herkes doğayı koruyacak şekilde yaşasa, herkes elindeki çöpü denize ya da yola atmak yerine çöp tenekelerini kullansa ve benzeri şeylerde duyarlı davransa, kimsenin kimseyi uyarması gerekmez. Zaten sorun da zamanla ortadan kalkar veya hafifler böylece.

  Yıllardır söylüyorlar: "Evlerinizde gereksiz ışık açık bırakmayın. Elektronik eşyaları kumandadan kapatmak yetmez, gidin iki adım yürüyün ve düğmesinden kapatın. Güneş enerjisini kullanın. Ormanlarda, piknik alanlarında çöp bırakmayın. Ağaç dikin, bu en önemli şey. Plastik poşetleri mümkün olduğunca az kullanın. İki adımlık yola arabayla gitmeyin.." Hep söylüyorlar, söylemeye devam ediyorlar.. Çöpleri türlerine göre atmalıyız bir de ama ülkemizde böyle bir uygulama varsa bile her şehirde uygulanmıyor nedense. Gerçi öyle bir uygulamanın olduğundan da emin değilim ya neyse.

  Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeliyiz. Biz bunu talep etmezsek kimse hizmete geçmez benden söylemesi. Ev yaptıran kişilere ya da ev sahiplerine sesleniyorum; gidin güneş panelleri taktırın çatıya, bunu yapmak çok mu zor? Ben ev yaptırırsam bir gün, güneş paneli olmazsa olmazlardan. Herkes yapsa bunu, ülkede enerji sorunu olmaz. Düşünün kışın bile güneş enerjisini depolayabiliyor o kadar verimli bir şey, neden kullanmayalım? Bir şeyi yapmak için önünüze getirilmesini beklemeyin, onlar hizmete geçsin diye bekleyip zaman kaybetmeyin, bazı şeyleri talep etmek gerekir. Harekete geçin, tasarruf edebilecek pek çok yöntem var. Ve şiddetle söylüyorum şu güneş panellerinin farkına varın artık..!

  Artık sussam iyi olacak, çünkü sanırım sinirlenmeye başladım. Yalnızca biraz daha duyarlı olmak zorundayız, hiç zor bir şey değil. Gözlerimiz var, bakıyoruz ama görmüyoruz. Kulaklarımız var, dinliyoruz ama duymuyoruz. Aklımız var ama ne işe yaradığını çözmüş değiliz. Hayatın bir anlamı var, yaşıyoruz ama anlamıyoruz. Sadece biraz farkındalığımızın artması gerek, biraz düşünmek gerek..


~Sessizgemi~

3 Temmuz 2012 Salı

Pozitif Enerji?


Gökyüzü

  Fark ettim ki mutluluktan korkuyormuşum ben. Ne kadar çok sevinç varsa ardından o kadar yoğun bir hüzün gelir derlerdi, doğruymuş. Eskiler bilir de konuşurmuş...

  Çok ağlama bir felaket uğrar..

  Çok gülme iki misli ağlarsın...

  Ee, ben neresinde kazançlı çıkacağım bu düzenin?

  Gökyüzüne saldığım pozitif enerjinin frekansını mı bozdular nedir, evren beni birkaç gündür yanlış anlar oldu. Mutluluğun, sevincin kalıcı olmasını sağlayan bir tembih sözü yok mudur ki büyüklerimizin? 

  Bir gün yaşlandığımda genç birini karşıma alıp "Çok hüzünlenme başına bir mutluluk gelir" demek istiyorum. Böylece var olagelen kötücül frekanslı düşünceleri silmede bir adım atmış olurum belki..

  Bu arada teknolojiden nefret, nefret, nefret, nefret edesim var! Bu kadar gelişmişken nasıl olup da hayatı kolaylaştırmada bu kadar geride kalıyor anlamıyorum. Teknolojiyi geliştiren, kullanan, tasarlayan kişilerin görüşü bu kadar dar olmak zorunda mı?

  Çabuk geçmesi beklenen negatif bir mevsimin varlığını fark eden bendeniz, yalnızca birkaç gün sürmesi öngörülen depresif yağmurlardan kaçmaya çalışıyorum.. Kaçış manevralarım pek mükemmel değil fakat simsiyah bulutlara yaptığım saldırılar oldukça etkili gibi. 

  Çok geçmeden yağmuru durup, bulutlar dağılıp, mevsim değişmeli..

~Sessizgemi~