Bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bulut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2021 Pazar

Kelime Oyunu 22

Herkese selamlaar. Bu hafta hikayemi gecikmeli yayınlıyorum. Umarım seversiniz :) Kelimeler çakıltaşım deepsiden geldi:

  • Cadı, lezzet, yıldız, bulut, bal. 
Şu dünyada vampirlerin domates tutkusunu geçebilecek tek bir şey vardı o da cadıların bal tutkusuydu. Her dolunayda tıpkı diğerleri gibi Nina'yı ormana çeken şey de işte buydu. Her ay dolunay gecesi başlıklı pelerinini sırtına geçirir ve ormanın derinliklerinde kaybolurdu. Aradığı lezzete ulaşana kadar kendinden geçmiş gibi hiçbir şey düşünmez ve nereye gittiğine dikkat etmezdi. Bunların hiçbiri elinde değildi. Taze balın kokusunu kilometrelerce öteden duyar ve bir kez bunu fark ettiğinde onu durduracak hiçbir şey olmazdı. Yolculuklarının sadece başlangıcını hatırlar ve kendine geldiğinde daima bala ulaşmış ve keyfini sürüyor olurdu.

Yine bir dolunay gecesiydi. Her seferinde kendini bodrum katına zincirleyip durdurmaya çalışmış olsa da işte yine zincirleri kırmış ve kendini karanlık ormana atmıştı. Bulutlar yıldızları yavaşça örtmeye başlamış ve dolunayın büyülü mavi ışığı bir hale yaratmıştı. Yakında o da yok olacaktı. Sık yapraklı devasa ağaçların arasında tümüyle karanlıkta kalacaktı. Elbette bütün bunların farkında bile değildi. Kimi zaman kendine geldiğinde ağaç dalları, dikenler ve keskin kayalıklar yüzünden yara bere içinde olduğunu görürdü. Kimi zaman kuşların, sincapların veya en kötüsü de arıların saldırısına uğramış olurdu. Bu sefer kendine geldiğinde bal dolu bir kuyunun içine düşmüş olduğunu gördü. Karstik kayaların içinde oluşmuş kuyu şeklinde bir oyuğun içine arılar bal için yuva yapmıştı. Kuyunun duvarları tamamen bal petekleriyle kaplanmış içerisi ise beline kadar taze bal dolmuştu. Buraya nasıl düştüğünü anlamaya çalışmadı. Onun yerine arıların nerede olduğunu merak etti.

O kadar çok bal yemiş ve o kadar çok bala batmıştı ki arılar onu bulsa sağ çıkamazdı. Duvarlardan tırmanmayı deneyip başarılı olamadı ve tekrar balın içine düştü. Biraz mücadele ettikten sonra bir cadı olduğunu nihayet hatırladı. Sihirle kendini kuyudan yukarıya doğru yükseltirken üzerinden bal akıyordu. Nihayet kuyudan dışarıya çıktığında gördüğü manzara son derece şok ediciydi. Kovanın bütün arıları havada birer boncuk gibi asılı kalmıştı. Onları havada oldukları yere sabitleyen bir büyü yapmış olmalıydı. Büyülerinin süresi genelde değişken oluyordu ve bir türlü ne zaman biteceklerini tahmin edemiyordu. O yüzden buradan bir an önce ayrılmalıydı. O da öyle yaptı. İşte bu Nina'nın bal maceralarından sadece bir tanesiydi.

Son.

15 Ocak 2021 Cuma

KELİME OYUNU 7

 


Bu haftanın kelimelerini sevgili Mükemmelis seçti :)

  • Kırmızı Elma, Şemsiye, Gömlek, Ayna, Fotoğraf

Gelecek haftanın kelimeleri sevgili Andromeda'da :)

...

  Tripodun üzerine fotoğraf makinemi dikkatle yerleştirip açıyı kontrol ettim. Görüntü için ayarlamalar tamam gibiydi. Doğru ışığı yakalamak için gün batımını beklemiştim. İkinci çekimleri de gün doğarken yapacaktım. Şansıma gökyüzü ışığın sertliğini kıracak ince ve komik bulutlarla doluydu ama açık olan minik kısımlarda batan güneşin etkisiyle mor, pembe ve mavinin değişik tonlarına dönüştüğünü görebiliyordum. Birkaç metre ileride bir nymphaion kalıntısının ortasındaki havuzun içinde yetişen kırmızı, beyaz ve mavi renkli çiçeklerin ve yemyeşil otların arasında sükun içinde duran Aphrodite Arles, sanki ona bakmadığım sıralarda beni gözetliyormuş hissine kapılmama neden oluyordu. Bir efsaneye göre onlara bakmadığınız sırada bazı heykeller canlanabilir ve peşinize düşebilirdi. Uyuduğunuz anı kollayıp sizi bir kabusa sürükleyebilirlerdi. "Bu düşünce hakkında sizin fikriniz nedir leydim, taçlı dağ lalelerinin ve güllerin kraliçesi?" diye seslendim. Bir cevap gelebilirmiş gibi bir an duraksadım. Çevrede rüzgardan ve kuşlardan başka ses ve benden başka da kimse yoktu.

11 Kasım 2018 Pazar

Labirent


  Garip bir labirentin içindeyim. Ne bir adım öncesini anımsıyorum ne de bir sonraki köşede ne olduğuna dair bir fikrim var. Başımı kaldırıp göğe baksam köpüren siyah bulutlara dalıp çıkan serseri tipli karanlık kuzgunlar çevremden daha iç açıcı bir manzara sunmuyor. Oysa kızıla mora çalan biraz da lacivert bir akşam sefası görmeyi beklerdim. Sonra bir de martı sesleri olmalıydı. Güzel kokular duymalıydım. Güzel kokuları severim. Güzel kokuları kim sevmez? Limon, lavanta ve adını bilmediğim bir çiçek kokusu daha... Bir de gece göğüne veya sabah güneşine benzer bir ses hafiften şarkı söylese ruhumun çocuk yanları yine neşeyle kıpırdanırdı...

  Oysa kuzgunların tepemde dans ettiği fırtına sesleriyle dolu bir yaprak ormanında yolumu daha ne kadar kaybedeceğimi bilmeden dolaşıp duruyorum. Tenim buz kesmiş soğuktan üşürken nefesim kesiliyor, ardımda bıraktığım her köşe peşimden gelen yaratıkların her an üzerime atılacağı korkunç tuzaklar gibiyken geri dönmeye korkuyorum.

  Kafamın içinde kelebekler benim kadar telaşlı dans ediyor aklımdan geriye kalanları da etrafa saçıp dağıtıyorlar. Korkuyla titreyen ellerim hızla ilerlerken düşmemek için bir yerlere tutunmama izin vermiyor. Tökezliyorum. Düşüyorum. Dizlerim kanıyor. Sonra yine devam ediyorum. Yaratıklar duymasın diye korku çığlıklarımı ustalıkla yutarken çırpınan yüreğimin patırtısını bulutlarla kavga eden kuşlar bile işitiyor.

  Labirentten çıkamıyorum. Ne kadar devam etsem de bu yolun bir sonu hiç yokmuş gibi geliyor. Yorgunluk tüm canavarlardan daha tehlikeli. Daha fazla adım atamıyorum. Zehirli olduğunu hissetsem de güzel kırmızı çiçeklerin açtığı bir duvarın önünde yere çöküyorum. Biraz dinlensem, biraz gözlerimi kapatsam her sey düzelirdi belki. Gözlerimi açık tutamıyorum. Serseri kuzgunlar bulutlarla yarışıyor. Sarmaşıklar bedenimi sararken kıpırdayamıyorum. Gözlerim kapanırken lacivert bir akşam sefası hayal ediyorum. Birisi cayına iki şeker atıp karıştırıyor. Taze simit ve peynir kokuyor her yer. Yüzümde güneş sıcaklığı... Ruhumun çocuk yanları neşeyle dans ederken uykuya mı dalıyorum uyanıyor muyum anlamıyorum...

Son.
Not: Bu bir rüya yazısı :)
S..

5 Şubat 2018 Pazartesi

Duyuyor Musun Lavi

Damien Rice - Back to Her Man


Hey Lavi duyuyor musun?
Tüm bu sancılı yağmurun altında ruhumuzdan yayılan çığlıkları.
Ve hissediyor musun çevremizde dans eden bütün o hayaletlerin varlığını?
Bu yağmur geride sadece kemiklerimiz kalıncaya dek yağacak öyle değil mi?
Nasırlı elleriyle gitarın tellerini tane tane çalarken,
Hayatımızın fon müziğini besteleyen bu yabancı da kim?
Yüreğimizin sesi nasıl olur da onun nefesiyle notalara karışır?
Bu onun da canını acıtıyor olmalı,
Belki de bütün aynaları parçalayıp onu özgür bırakmalı...

Hadi ardına dönüp bakmayı bırak çünkü adımlarım yorgun.
Bu gölgelerle dolu yabani topraklarda yürürken biraz dikkatli olmalı insan.
Bir kez düştüğümde kalkacak gücü bulamayabilirim.
Bu yüzden durmadan yola devam ediyorum ruhum  her an biraz daha kanarken.
Günler geceler, yer ve gökyüzü arasında burada yağmurda boğuluyorken.
Sonu gülme krizlerine dönüşen ağlamalarımı görmezden gel Lavi.
Seni de gölgelere sürüklemek istemem...

Şimdi çıldırmış gibi akarken gözyaşlarım bulutlardan,
Müziğin ritmini biraz daha arttırmalısın.
Böylece haykırışlarım bir sanat eserine dönüşebilir belki.
Kuzgunlar karanlık gökyüzünde üzerimizde dönerken,
Avuçlarımdaki çakıl taşlarına tutunuyorum.
Söylesene hangi çıldırmış aptal yazdı bu berbat romanı?
Bırak sayfalar rüzgarla dağılıp uçsun.
Nefesim daraldıkça avuçlarımda kıvılcımlar yaratıyorum.
Kendimle beraber her şeyi yakmamak için,
Gülümsemeyi hatırlamama yardım etmelisin Lavi.

Kuzgunlar ve hayaletler dans etmeye devam ederken,
Ve ufukta güneş hala doğabilecekken,
Bu soğuk ve yağmurla dolu dünyada hala adım atarken,
Tüm hücrelerim ölüyor gibi hissetsem de
Bana gülümsemeyi hatırlatmalısın.

Hadi gülümse Lavi...
Benimle birlikte...
Avuçlarımızdan kıvılcımlar yaratıp tüm bu çürümüş dünyayı yakarken,
Ve dans ederken yağmur altında,
Saçlarım ve yüzüm bulutlar aşkına sırılsıklamken!
Benimle kahkaha at çıldırmışçasına...
Bırakalım etrafımızdaki bütün gölgeler küle dönüşsün...

Not: Yukarıda paylaştığım şarkıyı dinlerken bir kez daha okumanızı tavsiye ederim. Sözlerin alakası olmasa da duygu durumu beklediğim şekilde etkili bir ruhsal sarsıntı yaratıyor. Şuan ne dediğimi bilmiyor olabilirim evet :) Ama yazdığım şiir bir Damien Rice şarkısıymış gibi okumanızı isterim.

S..

17 Ekim 2017 Salı

Işık Gölge Oyunları

Olbia, çarşı, akdeniz üniversitesi, kampüs, akdeniz, stoa

  Bazen hayatımdaki bütün şansı tüketmişim gibi geliyor. Bütün iyi ve güzel sözcükler güneşin tirizli pencerelerden içeriye süzüldüğü ve minderde uyuyan kedinin kapalı gözlerinde gölgeler yarattığı bir günde kalmış gibi. Ayaklarımın altından akıp duran serin dere kurumuş, çatlamış çakıl taşları ise tabanlarımı yakıyor. Ruhumdaki iğde ağacı göğe küsmüş. Haldi'nin kızıl gözlü kuzgunları bile ağacımı terk etmiş. Onlar bile üzerimdeki gökyüzünden ürkmüş sanki.

  Bütün karanlığımı bir battaniye gibi sarınıyorum bazen. Kendi karanlığım ruhumdaki ışığın olgunlaşıp parlamasını sağlayabiliyor. Bunun nasıl olduğunu anlatmam mümkün değil. Ama sanırım karanlığı anlayıp çözümlediğimde onun dışına çıkmanın yolunu buluyorum.

  İnsanları kafama takmamam gerektiğini yeni yeni öğrendim. Benim zaten yeterince sorunum var. Kendimi geliştirmek ve bana gerçekten değer veren insanlara odaklanmak benim için daha öncelikli şeyler. O hakkımda böyle düşünmüş şu kişi bunu yapmış diye düşünüp harcayacak zamanım yok. Bunun yerine bir kitap daha okurum veya bir şeyler yazarım.

  Yazmak demişken.. Birkaç tane ödevim var. Sunum da yapacağım. Ve araştırıp rapor gibi yazmam gereken bir konu var. Ödev yapmaya alışkın değilim ama bunun gerekli bir şey olduğunu düşünüyorum. Tek sorunum birçok ders için aynı anda bir şeyler araştırmak. Neye odaklanacağımı şaşırıyorum. Sanırım sunuma öncelik vermem gerek. Yapmayı tasarladığım birkaç şey var. Başarılı olursam çok mutlu olacağım. Tanrım lütfen! Bu arada dalış dersleri almaya başladım. Şimdilik iyi bir dalış gerçekleştirememiş olsam da hocam benden umutlu. Nefes alamama korkusunu yenmem gerekiyor. İlk dersimde kriz geçirdim resmen ama devam ediyorum.

  Autocad öğrenmem lazım canım okuyucu, eğer programı nereden nasıl indirmem gerektiğini anlatan birisi olursa aranızda çok mutlu olurum bilesiniz. Programı biraz biliyorum benzer programlar denemişliğim veya videolardan öğrendiğim şeyler var ama programı kullanıp gelişmem gerekiyor. Bilgisayarı çok iyi kullanırım aslında ama nedense bu programı kurmayı başaramadım bir türlü. Kendi sitesinden öğrenci lisansıyla yüklemeyi denedim başka yollar da denedim ama olmadı.

  Şanstan bahsettim ya başta. Bazen o kadar kötü hissettiğim bir anda her şey yeniden değişebiliyor. Olaylar bizim düşündüğümüz kadar kötü değildir hiçbir zaman. Aslında bizim en büyük düşmanımız duygular. Ben çok duygusal biriyim bu da beni çok zorlayan bir şey. Her zaman mantığıma güvenirim ama duygularımı yok sayamam. Bu nedenle iyi analiz yapan biri olsam bile kafamda birçok düşünce bir arada olduğundan kararlarımı alırken çok düşünür kendimle tartışır ve sonuca varana dek uyku uyuyamam. Olumsuz bir duygu buhranı içindeyken bile acı çektiğim konuyu zihnime hapsedip diğer işlerimle ilgilenmesini de bilirim. Sonra da sakinleşirim. Sakinleştiğimde olaylarla vaktinde ve tane tane yüzleşirim. Işte o zaman şansım yendien ortaya çıkar.

  Şimdi de buna benzer bir şeyler oluyor hayatımda. Bir konu beni ruhumdan yaralamıştı. Kendimi öyle kötü hissettim ki ilk başta hiçbir şey yapamadım. Sonra öfkelendim. Sonra güvendiğim insanlarla konuşup olayı değerlendirdim. Ve olayı şimdilik geride bırakıp kendi yoluma devam etmeye karar verdim. Şimdi ise güzel haberler alıyorum. Gerçekleşme ihtimali olan güzel şeyler var. Yapmayı istediğim şeyin peşinden gitmeye devam ediyorum. Beni anlamadığını düşünüp kırıldığım birkaç kişinin aslında beni korumak istediğini anladım. Bu da kafamdaki bazı bulutları dağıttı. O kedi yine pencere önünde. Belki güneş yeniden tirizlerin gölgesini taşır bir gün.

  Yani demek istediğim şey karanlıklarım olsa da paniğe kapılmamayı öğrendim. Devam etmek önemli. Yürümek. Ilerlemek. Pes etmemek. Sorgulamak. Anlamak... Konuşmak da önemli. Kafanda kurup durmak yerine gidip konuş sorununu. Insanlar konuşmuyor ya inanabiliyor musun blog! İletişim kuramıyor insanlar...

  Ben yine yazarım. Sen buradasın nasılsa...

  S..

9 Temmuz 2017 Pazar

Bir Deli Mavi Çakır

kumsal

Gün nasıl da ağırlaşır.
Nasıl bir ağıt tutturur rüzgar.
Issız deniz köpürür çalkalanır.
Ne bir gezgin ne bir balıkçı teknesi,
Ne de hırçın bir kuşun kanat çırpan sesi.
Yalnızca bulutların parçalanışı doldurur geceyi.
Tanrıçanın usul usul adımları.
Dolaşır fırtınada tüm kıyıyı.
Güneş yeniden doğana dek.
Çağırır ışığın adını arar durur hep.
Gökler öfkeli, kırgın, üzgün.
Gökler bir deli mavi çakır.
Bir akıl tutulması bir düş kapanı.
Anlık bir kalp durmasıydı ömür.
Yorgun bakışları eskimiş zamanın.
Düşer toprağa gözlerinden,
Bir katran bir keder.
Bir yakarış çınlatır yedi katı.
Kopar usul bir kıyamet.

S..

8 Eylül 2012 Cumartesi

~ Düşünseli ~


Nostalji, Martı, Adalar,


  Fark ettim de bu gün dünya pek bir nostaljik kokuyor. Dün yağmur dansı yaptım, sahi söylüyorum ya yaptım gerçekten. Dün hiç bir işaret olmamasına rağmen bu gün gökyüzü bembeyaz. Kabarık bulutlar yağmur dansımı duyup toplaşıp gelmişler bir gecede. Ama yağmur için hala çok erken. Bu bulut kolonisi bu gün kamp kurar buraya ama yarın yola devam edip dağılırlar muhtemelen.

  O değil de dediğim gibi bu gün pek bir nostaljik kokuyor hava. Uyanınca gökyüzünü kapalı, güneşi küskün görünce kışın ortasında okula gitmemek için uyanmak istemediğimiz günler geldi aklıma. Gri günler, okula varıncaya kadar hala uyuklamak, sobada demlenen çay kokusu, odun ateşinin çıtırtısı, fırtınalı yağmurlu elektriğin kesildiği ürkütücü geceler, karanlıkta korku hikayesi uydurmacalar, kışın vazgeçilmezi Tirşik, çam kokusu..

  Burada iki mevsim var yalnızca. Bu yüzden özlediğimiz kış bir süre sonra çekilmez oluyor, özlediğimiz yaz bir süre sonra adamı canından bezdiriyor. Burada kış yok, ilkbahar yok.. Kışın yerine, sonbahar ile kışın arasında ne olduğu bilinmeyen bir mevsim yaşıyoruz. Sonra ilkbahar yüzünü gösteriyor ama çok sürmüyor belki bir ay tam anlamıyla ilkbaharı yaşıyoruz, daha tadını çıkaramadan güneş kavuruyor, yaz başlıyor.. Sonbaharın olması gereken zamanda bile yaz devam ediyor, sonra yine kış olması gereken sonbahardan bozma o mevsime ulaşıyoruz. Buranın mevsimleri pek bi dengesiz yani.

  Derler ki, bir on ya da on beş yıl içerisinde buralar iyice çöl iklimine dönecekmiş. Ülkenin kuzeyi ise yağmur ormanlarıyla kaplanacakmış. Oralarda seller, bir anda başlayan yağmurlar, yani tam anlamıyla yağmur ormanlarının iklimi olurken, buralar kuraklıkla baş edecekmiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Ama mantıklı olduğunu düşünüyorum.

  Doğa acı çekiyor, çoğumuz hissetmiyor, duymuyor ve görmüyoruz bunu.. Uzun zamandır aktif olmayan volkanlardan sesler geliyor, fay hatları artık çok dengesiz. Dünya kalp krizinin eşiğinde. Nabzı olması gerektiği gibi atmıyor, kan basıncındaki artış zihnine vuruyor, beyni zonkluyor. Ve biz, tüm insanlar, onu itip kakmaya devam ediyoruz. Daha ne kadar dayanacak?

  Felaket tellallığı gibi bir niyetim yok. Sadece bildiklerimi yazıyorum. Ani iklim değişikliği bekleniyor. Ne zaman olacağını tahmin etmek zor fakat bilim insanları olacağına kesin gözüyle bakıyor. Bu yeni bir şey değil, tarih tekerrürlere gebe. Geçmişte ani iklim değişiklikleri yaşandı ve pek çok gelişmiş uygarlık uyum sağlayamayıp yok oldu. Şimdi bilim insanları endişe içinde..

  Pek çok işaret var.. Dünyanın atmosfer bileşimini insanoğlu hızla değiştiriyor, fosil yakıtlarla. Ozon tabakasını bilmeyen yok. Kutuplarda yok olan buz dağları var. İklimlerde uzun dönemli görülen bir ısınma var. Ulaşılmaz, buzlarla kaplı dünyalarında yenilmez, ulu ve eşsiz dağların zirvelerinde artık meralar kurulabiliyor. Okyanus akıntı sistemleri tehlikede, bu da iklimleri doğrudan tehdit ediyor.

  Bütün bunları düzeltmek hala elimizde. Yaptığımız her şey bir şekilde doğayı etkiliyor. Mantıklı kararlar almalıyız. İsrafı önlemeli ve gereksiz tüketim yapmamalıyız. Özellikle çevre kirliliğini durdurmalıyız. En başta kendimizi düzeltmeli sonra diğerlerini uyarmalıyız. Zaten herkes kendine çeki düzen verse, herkes doğayı koruyacak şekilde yaşasa, herkes elindeki çöpü denize ya da yola atmak yerine çöp tenekelerini kullansa ve benzeri şeylerde duyarlı davransa, kimsenin kimseyi uyarması gerekmez. Zaten sorun da zamanla ortadan kalkar veya hafifler böylece.

  Yıllardır söylüyorlar: "Evlerinizde gereksiz ışık açık bırakmayın. Elektronik eşyaları kumandadan kapatmak yetmez, gidin iki adım yürüyün ve düğmesinden kapatın. Güneş enerjisini kullanın. Ormanlarda, piknik alanlarında çöp bırakmayın. Ağaç dikin, bu en önemli şey. Plastik poşetleri mümkün olduğunca az kullanın. İki adımlık yola arabayla gitmeyin.." Hep söylüyorlar, söylemeye devam ediyorlar.. Çöpleri türlerine göre atmalıyız bir de ama ülkemizde böyle bir uygulama varsa bile her şehirde uygulanmıyor nedense. Gerçi öyle bir uygulamanın olduğundan da emin değilim ya neyse.

  Yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeliyiz. Biz bunu talep etmezsek kimse hizmete geçmez benden söylemesi. Ev yaptıran kişilere ya da ev sahiplerine sesleniyorum; gidin güneş panelleri taktırın çatıya, bunu yapmak çok mu zor? Ben ev yaptırırsam bir gün, güneş paneli olmazsa olmazlardan. Herkes yapsa bunu, ülkede enerji sorunu olmaz. Düşünün kışın bile güneş enerjisini depolayabiliyor o kadar verimli bir şey, neden kullanmayalım? Bir şeyi yapmak için önünüze getirilmesini beklemeyin, onlar hizmete geçsin diye bekleyip zaman kaybetmeyin, bazı şeyleri talep etmek gerekir. Harekete geçin, tasarruf edebilecek pek çok yöntem var. Ve şiddetle söylüyorum şu güneş panellerinin farkına varın artık..!

  Artık sussam iyi olacak, çünkü sanırım sinirlenmeye başladım. Yalnızca biraz daha duyarlı olmak zorundayız, hiç zor bir şey değil. Gözlerimiz var, bakıyoruz ama görmüyoruz. Kulaklarımız var, dinliyoruz ama duymuyoruz. Aklımız var ama ne işe yaradığını çözmüş değiliz. Hayatın bir anlamı var, yaşıyoruz ama anlamıyoruz. Sadece biraz farkındalığımızın artması gerek, biraz düşünmek gerek..


~Sessizgemi~

4 Temmuz 2012 Çarşamba

~Siyah Beyaz ve Biraz da Parşömen Rengiydi~



Siyah Beyaz Yol



  Yanlış bir şeyler vardı. Yolunda gitmeyen bir şeyler. Bir şey eksik gibiydi, yarım kalan bir şey... Parçalanan ruhundan artakalanlar o ilerledikçe peşinden sürükleniyordu. Camları sonuna kadar açık Mustang'ını sürerken yol hiç bitmeyecek gibi göründü gözüne, sanki tekerler boşa dönüyormuşçasına sonsuzdu.

  Ruhunun neden parça parça olduğunu bilmiyordu. Şu an için tek düşünebildiği gitmekti. Nereye gittiği ise umurunda değildi. Neden gittiğini hatırlamıyor ve teypte çalan müzikten başka bir şeyi de umursamıyordu. 

  Üstü başı düzgündü, yanağında tıraş olurken açtığı küçük bir kesik dışında ters görünen tek şey renklerdi. Dünya, arabasına binip sürmeye başladığından beri siyah beyaz ve biraz da parşömen rengiydi, başka hiç renk yoktu. 

  Yolun ucunda, yaklaşmaktan uzak olan dağların tepelerine yıldırımlar iniyordu. İlerlemeye devam ettikçe gökyüzünü kaplayan bulutlarla buluştu. Bulutların görüntüsü gökyüzünü yeryüzüne yaklaştırmış gibiydi.

  Çok geçmeden siyah beyaz bir yağmur kapladı boş havayı. Hiçbir şeyi hatırlamayıp bilmediği gibi birdenbire arabayı durdurup neden yolun ortasında öylece dikildiğini de anlamıyordu. İlkin beyaz gömleğinde ufak lekelere dönüşen damlalar vakit kaybetmeden sırılsıklam olmasına neden oldu. 

  Yolun ortasında öylece beklerken yüzünden süzülen soğuk yağmur birdenbire bir şeyler anımsattı. Yolunda gitmeyen ve yanlış olan şeyin ne olduğunu hatırladı. Aslında hiç unutmadığını sadece hatırlamak istemediğini anladı. Gitmediğini, kaçtığını fark etti. Gözlerini kapatıp bir an gök gürültüsünü dinledi ve sonra yağmurun renkleri yıkamasını izledi. Peşinden sürüklenen ruhunu parça parça topladı, onlara ihtiyacı vardı yarım bir ruhla yaşayamazdı. 

  Arabasına binip keskin bir dönüşle geldiği yolu takip etti. Renkler geri gelmiş, ruhunun parçalarını birleştirmişti.Şimdi umursadığı bir tek şey vardı: Eksik ve yarım kalan, yolunda gitmeyen ve yanlış olan ne varsa yüz yüze hesaplaşacaktı...


~Sessizgemi~

3 Temmuz 2012 Salı

Pozitif Enerji?


Gökyüzü

  Fark ettim ki mutluluktan korkuyormuşum ben. Ne kadar çok sevinç varsa ardından o kadar yoğun bir hüzün gelir derlerdi, doğruymuş. Eskiler bilir de konuşurmuş...

  Çok ağlama bir felaket uğrar..

  Çok gülme iki misli ağlarsın...

  Ee, ben neresinde kazançlı çıkacağım bu düzenin?

  Gökyüzüne saldığım pozitif enerjinin frekansını mı bozdular nedir, evren beni birkaç gündür yanlış anlar oldu. Mutluluğun, sevincin kalıcı olmasını sağlayan bir tembih sözü yok mudur ki büyüklerimizin? 

  Bir gün yaşlandığımda genç birini karşıma alıp "Çok hüzünlenme başına bir mutluluk gelir" demek istiyorum. Böylece var olagelen kötücül frekanslı düşünceleri silmede bir adım atmış olurum belki..

  Bu arada teknolojiden nefret, nefret, nefret, nefret edesim var! Bu kadar gelişmişken nasıl olup da hayatı kolaylaştırmada bu kadar geride kalıyor anlamıyorum. Teknolojiyi geliştiren, kullanan, tasarlayan kişilerin görüşü bu kadar dar olmak zorunda mı?

  Çabuk geçmesi beklenen negatif bir mevsimin varlığını fark eden bendeniz, yalnızca birkaç gün sürmesi öngörülen depresif yağmurlardan kaçmaya çalışıyorum.. Kaçış manevralarım pek mükemmel değil fakat simsiyah bulutlara yaptığım saldırılar oldukça etkili gibi. 

  Çok geçmeden yağmuru durup, bulutlar dağılıp, mevsim değişmeli..

~Sessizgemi~

22 Haziran 2012 Cuma

~Gökyüzüne Salınan Pozitif Enerji, Yıldırım Olarak Geri Döndü~



Deniz, Kum, Gökkuşağı
Deniz, kum, gökkuşağı... Şimdi orada olmak vardı :)


  Gökyüzüne bakınca hava tahmini yapmakta üstüme yoktur. Gece yıldızlara bakarak saati bilmekte de. Vaktinde bu konulara fazla kafa yormuş, belgeseller falan izlemiş ve okuduğum kitaplarda ilgili bir şey söyleniyorsa hemen notlar almıştım. Amacım neydi bilmiyorum :D Çarşamba günü sabah vaktinden öğleye kadar hava öyle bir sıcaktı ki kafamdan aşağı buzlu sular dökerek dolaşıyordum. Aslında bu çok tehlikeli bir davranış ama başka türlü rahatlamıyor insan. 


  Her neyse, işte o gün felaket sıcaktı ama gökyüzü bir şeyler söylüyordu. Söyle derdin ne ey garip mavi dedim, izledim bir süre kendisini :) Rüzgar çok hareketliydi, havada deniz kokusu vardı. Bir süre sonra rüzgar kavurucu olmayı bırakıp serinledi ve bu kez de havada yağmur kokusu oluştu. Birbirinden habersiz birkaç küçük beyaz bulutçuğu da görünce arkadaşımla iddiaya girdim. Dondurmadan vazgeçemeyen birisi olarak da kazanana dondurma ısmarlanmasını istedim :) Yağmur yağacak kesin dedim ama o aksini söylüyordu, bir daha kışa kadar yağmur görmeyiz diyordu. Süre ertesi sabaha kadardı, yağmur yağdı yağdı yoksa kaybedecektim..


  ikindi vakti gökyüzü mosmor bulutlarla doldu, tek bir mavi nokta kalmadı. Rüzgar felaket derecede hızlandı, yaz sıcağında çok iyi geldi doğrusu. Şimşekler çaktı, bulutlar gerim gerim gerildi. Batmaya hazırlanan güneş  buluttan örtüye garip ışık oyunları yapıyordu ilkin ama o da kalmadı çünkü o kadar kalınlaştı ki bulutlar...


  Ama yağmadı! Bana inat yağmadı yahu.. Çevre bölgelere, sahile, başka nereye olursa olsun yağdı da bir şu Manavgat'a yağmadı o gün. İddiayı kaybettim haliyle, yağacağını bildiğim halde bölge belirtmediğim için ve arkadaşım da yalnızca bulunduğumuz yer olarak algılayıp kapsama alanını daralttığı için kaybettim. Olsun, gönlümde yine de ben kazandım :) İşin gıcık tarafı o gün düşmeyen damlalar ertesi gün pencereme birkaç tane çarparak züğürt tesellisi sundular :D Bu gün bulutlar hala dağılmış değil ve beklenen yağmur yağdı en nihayetinde. Ne zamandır gökyüzüne saldığım pozitif enerjim bir ton yıldırım olarak geri döndü ve rüzgarın tadı tahmin edileceği gibi şahane :) Yine de umarım gece yıldırım falan olmaz O_o!


  Yıldırımdan korkup uyuyamazken korku filmlerinin efendisi olmayı başarmış bendenizden pek bi selam olsun. Şimdi gidip cennete dönüşen yazın keyfini çıkaracağım ;) 


  Omo, o gördüğüm çikolatalı kek mi yoksa O_o?   ;)


  Sanrım bulduğum kekle birlikte gökkuşağının bir ucundaki altın külçelerini aramaya gideceğim :P



~Sessizgemi~

28 Mayıs 2012 Pazartesi

~Bana Benzese Gökyüzü~


yalnız, adam, sarı, hüzün,

Yağmurlar dökse bulutlar üzerime;
Damla damla,
Haykırışlarla dolu.
Kimsesiz ve biçare olsa,
Bana benzese gökyüzü.

Hayata tutunmaya çalışırken
Kanayan, parçalanan tırnaklarımı
Benim yerime söküp alsalar,
Dünyanın derinliklerine gömseler de
Ruhumu acıdan kurtarsalar.

Günlerce ağlasam,
Toprak, matemimle çamurlara karışsa.
Her hıçkırıkla,
Ciğerlerimi ezen taşlardan kurtulsam.
Nefes alsam, alabilsem yeniden...

Ey dünyadaki tüm kedere inat gülümseyen güneş!
Son nefesime dek savaşsam,
Kanayan ellerime inat sarılsam hayata;
O zaman bir tebessümünü hak eder miyim,
Gözlerimi sonsuzluğa kapatmamın
Saniyeler öncesinde...

~Sessizgemi~

2 Mayıs 2012 Çarşamba

~ Karanlık Çöküyor ~

Efsane, Hüma Kuşu, Mitolojik yaratık,


Zamanı geri çevirebilir misin?
Unuttuklarımı bana geri verebilir misin?
Dikenlerle kaplı yarayı
iyileştirebilir misin?

Kaybettiklerimi bulabilir misin?
Acıyı dindirebilir misin?
Ölümü durdurabilir misin?

Her şeyden önce..

İhtiyacım olduğunda neredesin?
Hani bir sorun olduğunda
Sen hep orada olacaktın ya
Şimdi ne değişti söyler misin?

Gri bulutlarda balıklar yüzüyor.
Günebakanlar güneşi özlüyor.
Hüma Kuşu ağlıyor.
Kafdağı yerle bir olmuş.

Zaman geçiyor..
Kaybediyorum..
Unutuyorum..
Ölüyorum..
Karanlık çöküyor üzerime..

Şimdi..

Bana yardım edebilir misin?


İki saniye gözlerimi dinlendireyim demiştim rüya bile gördüm de hatırlamıyorum :)
Uyanırken bunları söylüyordum unutmadan yazayım dedim^^

~Sessizgemi~