24 Temmuz 2021 Cumartesi

Ağaç Ev Sohbetleri 100

 


Herkese sohbetlerin 100. bölümünden selamlar ve iyi bayramlar :) Söz verdiğim üzere yüzüncü yazıda sizinle beraber olmak ve tabi ki ortaya attığım puding fikrine katılmak istedim :) Bu fikrin sevileceğini pek beklememiştim aslında o yüzden çok mutlu oldum hem de bayrama denk gelmesiyle bol pudingli bir hafta geçirdik sanki ha ne dersiniz? :D Önümüzdeki ayın 13'ünden sonra ruhen ve zihnen biraz özgürleşeceğim çünkü hep kafamı meşgul eden sınav o gün olacak. Başvurular konusunda bir sıkıntı var gibi çözülüp çözülmeyeceği de belli değil şuan ama olsun. Elimden geleni yapıp sonra bütün sorunları çayırlı bir tepeden aşağı yuvarlamak istiyorum. Belki kendim de onlarla beraber yuvarlanırım. Ah çayırlarda yuvarlanmak güzel olurdu. Bol böcek kovucu losyonla tabi ki :D

Neyse bu haftanın konusuna gelelim, canım Deepsi kutlamaya uygun bir konu seçmiş ve demiş ki bu hafta Ağaç Ev Sohbetlerinden konuşalım. Sohbetler nasıl gidiyor keyifli mi demiş. Bir de puding yapmayı ihmal etmemiş elbette bu hafta konumuz puding :D

Ağaç Ev Sohbetleri başladığından beri yetişebildiğim kadar okuyor, katılımı desteklemek amacıyla zaman zaman konu bulup katılıyorum. Son zamanlarda yüzüncü defa hayıflandığım üzere dersler ve sınavlardan bunalmış ve yıpranmış ve ayrıca panikli hissediyor olduğum için ne bloğuma ne diğer arkadaşlara uğrayamıyor dolayısıyla sohbetleri de birazcık kaçırıyorum. Fakat bence ilk günkü kadar eğlenceli ve heyecanlı geçiyor sohbetler. Zaman zaman ciddi konulardan zaman zaman da daha hafif eğlenceli ve bazen de aşırı soyut ve hayal gücünü kullanmaya yönelik konulardan konuşuldu. Bence konsept çeşitliliği katılım için de çok faydalı oluyor çünkü her türden konuya ilgi duyacak farklı farklı kişilerin sohbete katılması için fırsat sağlanmış oluyor, yeni fikirler öğreniyor ve bazen hayata farklı açılardan bakmayı deniyoruz.

Yani kısacası bence sohbetler keyifli şekilde devam ediyor. Umarım şu hurafelerdeki gibi 13 rakamından başıma bir hayalet neyin takılmaz da sohbetlere de bloğa da sizlere de rahat rahat gelebilirim artık :)

Elbette ben de kendi ellerimle kakaolu puding yapmayı unutmadım. Hatta taa pazar gününden yaptım bir güzel de yedim ama yazıyı yazmak bu güne kaldı. Üzerine damla çikolata serptim içine de pişirirken hindistancevizi kattım. Çok değişik oldu bence deneyin siz de bir gün :)

Etkinliğe katılan, katılmayı düşünen, okuyarak destek olan herkese deep gibi ben de teşekkür ederim, sohbetlerin kurucusu iki arkadaşımız Edischar ve Taha'ya da elbette :) Bir de hiçbir haftayı kaçırmayan ve mutlaka iki kelam eden Deep ve Kaystros bence birer çikolatayı hak ettiler çünkü bazen bloglar aşırı sessiz olduğunda bile sohbetleri ayakta tutmayı başardılar :)

Sohbetlerin 200. bölümüne de ulaşmayı dilerim ve bence de bu sefer pasta kesmeliyiz.Tekrardan herkese iyi bayramlar ve lütfen uğrayamadığım için bana darılmayın hayaletleri ve zombileri kovaladıktan sonra bloğa eskisi gibi kafam rahat şekilde döneceğim :)

Not: sabahtan beri 13 diyorum da o 23müş ayol kafa kalmadı bende :D

17 Temmuz 2021 Cumartesi

Kelime Oyunu 33

Herkese selamlar umarım hepiniz iyisinizdir. Hayat bazen o kadar karmaşık ve zorlayıcı olabiliyor ki ne kendi planlarımıza ne de yapmamız gerekenlere uymak konusunda başarılı olabiliyoruz. Yaşamım birçok insanınkinden daha karmaşık ve zor değil ama kendine göre epey zor ve yıpratıcı bir süreçten geçiyor tıpkı daha önce atlattıklarım kadar karmaşık belirsiz ve çıldırtıcı olsa da bir o kadar da hiçbirine benzemeyecek kadar farklı. Zaten hayat da böyle bir şey bir dönem her şey istediğimiz gibi giderken bir dönem zorlanırız. İyi bir şeyin ardından kötü ve onun ardından yine iyi bir şey gelir. İşte bu günlerim böyle geçiyor. Hepsini atlattıktan sonra size güzel haberler verebileceğim günleri bekliyorum. Umarım o günlere ulaşırım. Bu süreçte blog okumaya bir türlü gelemiyorum. Sadece bir veya bir buçuk ay kadar daha dişimi sıkmalıyım sonra sonuç iyi de olsa kötü de olsa ne olduğunu bilerek rahatlayacağım. Ve bloğa içim rahat rahat geleceğim. Yazılarınıza bir süre daha yetişemeyeceğim kırılmayın. Bu arada biraz rahatlamak için böyle minik yazılar yazabilirim diye düşünüyorum. En azından sadece bu hafta minik kaçamaklar yapıp yazacağım sonra belki bir buçuk ay kadar bloğa gelemeyeceğim. Böyle yazdıklarımı okuyunca başımda kötü bir olay varmış gibi yazdığımı fark ettim ama korkmayın öyle bir şey değil. Sınav ve gelecek kaygısı hepsi bu. Şimdi geçenlerde söz verdiğim minik hikayemi azıcık devam ettirmek istiyorum umarım seversiniz. Ve lütfen içinizden minik bir dilek dileyin benim için karmaşadan kurtulmam adına. Teşekkür ederim hepinize.

Kelimeler bu hafta canım deepsiden gelmiş;

  • Peri, Mağara, Tuz, Kayık, Söz

 

Bu hikaye tatlı bal cadısı Nina'nın hikayesi;

Birinci bölüm için tıklayın
İkinci bölüm için tıklayın

"Bu kızın her dolunayda bilinçsizce etrafta dolaştığı yetmiyormuş gibi şimdi de ruhsuz bir şekilde dolaşıp başımıza iş açacak. Umarım yine kedileri delirtip üzerimize salmaz Gerard, yoksa fenalaşıp bayılacağım artık."

"Biraz abartıyorsun Matilda, tatlı perim. Bayılamayacak kadar ölü olduğunun farkında mısın? Şu zavallı kıza biraz acı da gidip konuş ve rahatlat. Hayalet olmanın ilk günü kadar zor bir gün yoktur bilirsin."

"Hayalet olduğumu yüzüme vurup durma artık Gerard, kalbimi kırıyorsun. Aslında kayıkçı ile tanışmak ve mağarasından geçmek bence daha zordu. Ayrıca ben ne konuşacağım bu cadıyla ne tür sözler sarf edeceğim? Ağlamaya karşı alerjim var benim, içim ürperiyor. Tuz yutmuş gibi oluyorum..."

"İyi madem, biraz uzakta ürper de ben ve Lui kızla konuşalım ve vampirleri ve ruh emicileri bölgeye çekmeden önce ağlamayı kesmesi için dua edelim..."

Gerard ve Matilda iki yaşlı ve huysuz hayalet çiftti. Ne zaman ve nasıl hayalete dönüştüklerini bilemeseler de bu evin eskiden onlara ait olduğu birkaç yüz yıldan beri burada yaşıyorlardı. Tabi buna ne kadar yaşamak denirse. Aslında yaşamak ve ölü olmak konusunda hep alay edip birbirleriyle uğraştıkları için çoğu zaman hayalet oluklarını da unuturlardı. Son bir yüz yıldır yanlarına Lui, Kato ve Pera da katılmıştı. Onlar da evin bir zamankı yeni sahipleriydi. Artık eski elbette. Ve komşularla da zaman zaman bir araya gelirlerdi. Şimdi komşu hayaletler de buradaydı ama kendi aralarında karman çorman bağırarak dedi kodu yaparlarken hiçbiri diğerinin ne dediğini pek anlamaz durumdaydı. Öyle boş boş hayalet muhabbeti ediyorlardı.

Bütün bunlar Nina'nın aklını iyice karıştırmış ve korkudan aklını kaçıracak noktaya gelmişti. Az önce kendi kendine ayağa kalkıp evden dışarı çıkan bedeninin arkasından bakakalmıştı. Bunu nasıl düzelteceğini bilmiyordu. Aslında bunun düzeltilebilir bir şey olup olmadığını bile bilmiyordu. Yaptığı iksiri geri almanın bir yolu olup olmadığını bulması gerekiyordu.

Gerard ve Matilda tartışırken Lui diğer bir köşedeki komşuların hararetli sohbetinin arasından sıyrılıp Nina'nın yanına geldi. Kızın omzuna dokundu ve dikkatini çekti. İkisi de hayalet olduğu için omzuna dokunabiliyordu. Nina kendisine dokunan hayaleti fark edince başka bir çığlık daha koparttı. Fakat Lui parmaklarını şıklatıp şaşırtıcı derecede bir anda Nina'nın sesini yok etti. Lui yaşadığı zaman bir şamandı. Ve bir hayalete dönüştüğünde bile yeteneklerini kaybetmemişti. 

"Bizden korkmana gerek yok minik cadı zira sen de şuan bizim gibi hayaletsin. Asıl korkman gereken çığlık atmaya devam edersen buraya gelecek olan ruh emiciler ve vampirlerdir. Aklını başına alsan iyi edersin. Ruh emiciler hepimizi yiyebilir vampirler de bedenini. Kafası boş boş dolaşan bir beden yeterince kötüyken ruhunun da onu terk etmiş olması iki kat kötü çünkü bir diğer dikkat etmen gereken mesele de kötü ruhlar. Onlar boş bir beden gördüklerinde ele geçirmek isterler. Şimdi çığlık atmayı ve ağlamayı kesip bedenini korumak için çalışsan iyi edersin anladın mı?"

Lui'nin uyarısı karşısında Nina şaşkınlığa uğramıştı. Hayaletleri hep hissederdi ama daha önce hiç yüz yüze gelmemişti. Kötü ruhlarla hiç karşılaşmamış, ruh emicilerin varlığından bile haberi olmamıştı. Vampirlerle bir kez karşılaşmıştı ve ne kadar ürkütücü olduklarını biliyordu. Lui'ye güvenebileceğini anlayınca kafasını aşağı yukarı salladı. Lui parmaklarını bir kez daha şıklatıp kızın sesini serbest bıraktı. Nina ağlamayı kesmişti ama içi hala kaygı doluydu. Bedenini kötü ruhlar, ruh emiciler ve vampirlerden nasıl koruyacağını ve nasıl geri alacağını bilemiyordu. Yeni hayalet arkadaşlarından bu konuda yardım istedi.

Nina onları hiç görmese bile yıllardır aynı evde yaşadıkları için minik cadıyı tanıyan hayaletler onu sevimli buluyor ve aileden görüyorlardı. Elbette sana yardım edeceğiz diyerek içini rahatlattılar. Hayaletler fiziksel dünyaya doğrudan müdahale edemeseler de yine de minik ama güçlü dokunuşlar yapabiliyorlardı. Bu yüzden Nina ile beraber dışarıya çıkıp ormana dalan bedeninin peşine düştüler. Kötü ruhların ve ruh emicilerin dikkatini dağıtacak efsunlar ve tuzaklar kurdular. Vampirleri bölgeden uzak tutması için bir kokarca sürüsüyle anlaştılar ve onlar da bütün güçleriyle ormanı kokuya boğdu. Ve böylece gereken bütün önlemleri hep beraber almayı başardılar.

Lui iksiri geri almanın bir yolu olmadığını söylemişti. Fakat etkisi geçinceye kadar bedeni sağ salim kalmayı başarırsa ruh bedene geri dönebilecekti. Nina'nın bedeni bütün gün abuk subuk komik durumlara düşerek dolaştı ve bal aradı. Uyurgezer gibi dolaştığı için kâh bir çukura düşüp debelendi, kâh ağaçlara çarptı.. Bir göle düşüp kıyıya çıkacak yeri bulana kadar yüzüp durdu fakat kıyıya ulaştığında her ne hikmetse uçmaya karar verdi. Suya düştüğü anda uçsaydı bu kadar zorlanmazdı ama işte bilinci yerinde olmadığından her şey rasgele gerçekleşiyordu. Bir uçurumun kıyısında dolaştığı sırada bütün hayaletler ve Nina mümkün olsaydı kalp krizi geçirebilirdi. Bedeni bir ileri bir geri sarsak adımlarla uçurumun başında dolaşırken Lui şaman yeteneklerini kullanıp bir boz ayıyı yardıma çağırdı. Ayı bulabildiği kadar çok bal ile gelip Nina'nın bedenini kendine doğru çekti ve sonunda bu yöntemle onu eve kadar götürmeyi başardılar. Boz ayı ailesi arılardan kaçırabildikleri kadar balı ağaç kabuklarından yardım alarak evin ortasına taşımıştı. Bu sayede Nina'nın bedeni ormana atılmaktan vazgeçmişti. Nina bunun işe yarayacağını hiç düşünmemişti. Eğer geri dönebilirse bundan sonra evde dolunayı atlatacak kadar çok bal bulunduracaktı.

İşte böyle bir kez daha bal peşinde koşan kayıp beden macerasıyla bu dolunay da atlatılmıştı. İksirin süresi yavaşça geçerken hayalet Nina kendini aşırı uykulu hissetmeye başladı. Bütün hayalet dostlarına teşekkür edip Lui'den aldığı ve onları görmesini sağlayacak bir iksir formülünü unutmamak için tekrar ederken uykuya daldı. Gözlerini yeniden açtığında oraya buraya çarpıp durduğundan acı içinde olan kendi bedenine dönmeyi başarmıştı.

Son..





12 Temmuz 2021 Pazartesi

Kelime Oyunu 32

 


Selamlar herkese bu haftanın kelimeleri sevgili Ayça arkadaşımızdan gelmiş. Hafta bitmeden yetişmek istedim. Sınavıma az bir süre kaldığı için hiçbir şeye yetişemiyorum bu aralar. Umarım seversiniz :) 

  • Enfeksiyon, Park, Korku, Makyaj, Salıncak
Macera Parkı hafta sonunu geçirmek için ideal bir yer diye düşünmek kimin aklına gelmişti hatırlamıyordu. Fakat içlerinden hangisi bu fikri atmış olursa olsun hepsi eşit derecede pişman ve dehşet içindeydi. Gökçe asıldığı yerden düşmemeye çalışarak bir kez daha ayağının ucundan sallanan çantasına ulaşmaya çalıştı. Çanta kordonuyla beraber bileğine dolanıp düşmekten kurtulmuştu. Kendisi de tırmanış halatlarından birine belinden dolanıp uçurumda asılı kalmıştı. Arkadaşlarından biri son anda uçuruma yuvarlanmaktan kurtulduğu için şanslıydı fakat yardım çağırmaya gittiği dört saatten beri ondan da haber yoktu. Diğeri biraz daha yukarılarda bir çıkıntıya düşüp yaralanmış ve bayılmıştı. Kendine geldikten sonraysa elinden ağlamaktan başka bir şey gelmemişti. Çünkü burası dağ keçilerinin bile çıkamayacağı kadar dik ve yüksek bir kanyondu. Akşama kadar geri dönmediklerinde birileri onların kaybolduğunu elbet anlayacaktı. Ama Gökçe asılı durduğu yerde daha ne kadar dayanabileceğini bilemiyor ve az önce kendine gelen Beril'in bacağındaki açık kırığın enfeksiyon kapmasından endişe ediyordu.

Buradan kurtulabilirse bir daha bebekler için olan salıncaklara bile binebileceğini sanmıyordu. Evde depresyonun dibine vurup çikolata yemek varken onu zorla buraya getirdiklerine inanamıyor ve düştükleri tehlike yüzünden aklını kaçırmanın eşiğinde gidip geliyordu. Ağlamaktan makyajı akmış suratı ve gözleri şişmişti. Saçı başı dağılmışken ve rüzgarın etkisiyle tutunduğu ip salınırken koskoca kanyonda garip bir korkuluğa benzediğini düşünüyordu. Hava kararmaya durmuşken garip ve korkunç gece kuşları çevrelerinde dönmeye başladığında bu korkunç halinin onları kaçırmasını umuyordu. Bir atmacanın veya akbabanın akşam yemeği olmak istemiyordu.

Çantaya ulaşmayı yine başaramamıştı. Çünkü bunu denediği her seferinde beline sarılı ip yerinden oynuyordu. Denemeyi bıraktığı sırada çantada çalan cep telefonunun sesi kanyonda yankılandı. Ona ulaşmanın imkanı yoktu. Yine de tek şansları bu olabilirdi. Son bir kez daha denemeliydi. Plates yapmanın verdiği avantajla bacağını neredeyse başına kadar kaldırmayı başardı. Bu sırada bir eliyle gevşemesinden korktuğu halata sıkıca tutunmuştu. Diğer eliyle çantaya uzandı. Fermuarı açıp içindekileri karıştırdı. Tam telefona ulaştığı sırada beline bağlı olan halat emniyet kilidinden kurtuldu. İşte o anda sanki bir an için havada asılı durabildiğini sandı. Sanki bir an için her şey durmuş zaman donmuştu. Hemen sonra düşmeye başladı. Çarpmanın etkisini bir an için hayal ettiğinde kalbi korkudan parçalanacak gibi oldu. Hangisinin daha kötü olduğuna karar vermek zordu. Geride bıraktıklarına mı yoksa gidişine mi üzülmeliydi bilemiyordu. Sonra sonunda yere çarptı. Ahşap zemine kafasını vurmuştu. Üzerindeki örtülerle mücadele ettikten sonra sonunda doğrulup oturmayı başardı. Böyle sıcak bir havada üzerine örtü örtmek gibi bir salaklık yapıp kabus gördüğüne inanamıyordu. Yerde duran telefonuna baktı. Birkaç cevapsız arama vardı. Mesajları açtığında kamp için hazırlıkları nasıl yapacaklarını soran grup sohbetini gördü. Kesinlikle gitmiyoruz diye yazıp telefonu yatağına fırlattı.

Son..

8 Temmuz 2021 Perşembe

Blogları Canlandırma Projesi - Haziran

 Herkese uzun bir aradan sonra selamlaaar :) Hala yorumlarınızı yanıtlayamadım ama haziran yazısını daha fazla geciktirmemek için şimdi hızlıca bir şeyler yazacağım yarın yorumlara bakmak ve bloglarınızı ziyaret etmek istiyorum başıma bir şey gelmezse. Kelime oyununa da arıza yüzünden devam edememiştim bu hafta yazabilirim inşallah. Zira bu günlerde bir günüm diğer bir günü tutmuyor. Bir süredir laptop arızasıyla uğraşıyordum sonra havaların aniden güneşin atmosferini taklit etmesiyle kafayı yedim. Ve yüksek lisans sınavına neredeyse bir ay kalmış olmasından dolayı panik içindeyim. Kedim Leo ile uğraşmak dışında bu aralar derslerle mücadele ediyor olacağım. Bu arada evet minik bir yavru kedim var artık. Aşırı yaramaz bir ergen bebek. Sonra size ondan da bahsederim. Şimdilik haberler bu kadar artık asıl konuya dönelim.

Haziran ayının teması hukuk, mahkeme, adalet olarak seçilmişti. Ben de bu tema için iki dizi seçtim. Umarım seversiniz.

Vincenzo

2021 / Güney Kore

Tür: Dram, Romantik, Komedi, Hukuk

Bölüm sayısı: 20

Yönetmen/Senarist: Kim Hee-Won / Park Jae-Bum

İtalyan bir mafya babası tarafından evlat edinilip büyütülen Vincenzo Cassano adeta Koreli bir Bond havasında ve oldukça karizmatik bir kişilik. Mafya babasının ölümüyle taht kavgasına düşen üvey kardeşin zulmüne sert bir cevap verip ölen babaya saygısından ona zarar vermeden İtalya'dan ayrılır ve Korey'e döner. Dizi bu şekilde başlarken dönüşündeki amacın da bir binanın zemininde erişilmesi çok zor ve gizli bir kasada saklanan hazineye ulaşmak olduğunu anlarız. Fakat bir sorun var ki o da binanın tamamen tuhaf kiracılarla dolu olması ve yakında yıkılacak olmasıdır. Vincenzo aynı zamanda avukat olmasının verdiği avantajla ve zekasıyla yıkımı durdurmak için asıl kimliğini gizleyerek kiracılarla işbirliği yapar. Zaman içinde sıkı dostluklar geliştirirlerken elbette işin içine aşk da karışır. Bu arada hazinenin kokusunu alan herkes de bunun peşindedir. Bakalım binanın yıkımı durdurulabilecek ve hazineye ulaşabilecek mi? Peki ya aşk ne olacak?

İzlerken oldukça keyif aldığım ve eğlendiğim bir diziydi. Özellikle dolandırıldığı sahne ve saf saf davrandığı her sahnede çok güldüm. İçeriğinde bir tutam dram olsa da sizi hüngür hüngür ağlatan bir biçimde işlenmemiş daha çok zeka oyunlarına ve komediye yer verilmiş. Son sahnelerde de gerçekten bir Bond havası esmekte ve bu göndermeleri gülümseyerek izledim. İşte size minik bir fragman.


Prison Playbook

2017 / Güney Kore

Tür: Dram, Komedi

Yönetmen/Senarist: Shin Won-Ho / Jung Bo-Hoon

Bölüm Sayısı: 16

Bir beysbol oyuncusu büyükler ligine gitmeden hemen önce bir olaya karışır ve bir yıl hapse mahkum edilir. Dizi boyunca hapishanede diğer mahkumlar ve gardiyanların başlarından geçenlere tanık olurken beysbol oyuncusunun ve yeni arkadaşlarının tahliye edileceği günü bekleriz. Açıkçası tam odaklanamadan izlediğim için bu diziden hiçbir şey anlamadım çok durağan ve amaçsız geldi bana. Bu arada hapishane ortamı ne öyle ya otel gibi televizyon mutfak her şeyleri var maşallah rehabilitasyon merkezlerine benziyor. Gerçekten bütün hapishaneleri öyleyse insanlar sokakta kalma gibi zor durumlarında hapse girmeye çalışır diye düşündüm izlerken.

İşte haziran için seçimlerim böyleydi umarım seversiniz :)