Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2022 Cuma

Blogları Canlandırma Projesi - Temmuz

 


Herkese erimiş ve yere düşmüş bir dondurma gibi trajik ve kaotik derecede sıcak bir Ağustos gününden selamlaar :) Geç kalmış bir BCP yazısıyla karşınızdayım. Bu proje de olmasa bloğa gelebildiğim yok öğrenci olmak ne zor bir meslek arkadaşlar. Temmuz teması İspanyol Kültürü, Romantik-Dram olarak belirlenmişti. Yani ikisinden birini veya hepsini seçebiliyorduk hatırlarsanız. Ben de bu nedenle bir Kore romantik draması seçtim umarım seversiniz :)

Bu arada Temmuz ayının isminin Sümerce Tammuz'dan geldiğini biliyor muydunuz kendisi Sümerler tarafından hasadın koruyucusu ve çoban olarak kurgulanmış bir şahsiyet :D 

Our Beloved Summer

Güney Kore 2021/2022

16 bölüm

+13

Aslında bu dizi beklediğim kadar süper eğlenceli bir yapım değildi. Çokça yavaş ve fazla uzun bir diziydi yani bana kalsa her şeyi 8 bölümde anlatsalar da olurdu. Yani aslında bu şekilde uzun uzun bir anlatımı izlemek isteyenler için düşünülürse hoş yanları da vardı liseden evliliklerine kadar hayat hikayelerini detaylı şekilde izlemek mümkün. Dizinin bana hissettirdiği şey sonbaharda bir terasta bahçeye ağır ağır yağan bir yağmuru kahve içerken izlemek ve yağmurdan başka bir şey duymamak gibiydi. Tabi böyle bir yağmuru izleyecek ruh halindeyseniz ve zamanınız varsa böyle bir şey inanılmaz zevklidir. Yine de bir müddet sonra bu hava şartı sizi bunaltabilir. İşte dizi böyleydi :D

Konusuna gelirsek Choi Woong ve Kook Yeon Soo (bu kızın adı nedense bana komik geliyor) lisede en başarılı ve en başarısız öğrencinin yaşamına odaklanan ve sürekli her an onları gözetlemeye dayalı bir belgesel için zorla bir araya getirilen ve birbirine tamamen zıt kişiliklerden oluşan gençlerdir. Buraya kadar ah dedim acayip komedi bir şey çıkar bundan. Ama öyle olmadı dizi aşırı sakin ilerliyor arkadaşlar. Neyse. Bu ikili daha sonra sevgili olmayı başarır. Fakat... Zıt karakterleri yüzünden liseden sorna ayrılmaya karar verirler. Belgeseli çekenler yıllar sonra ikisini tekrar bulur ve devamını çekmeyi teklif eder. Çünkü ilk belgesel internette aşırı beğeni toplamıştır. İkili araları bozuk olmasına rağmen belgeseli çekmeyi kabul eder. Bu saatten sonra da aralarında daha önce fark etmedikleri yönlerini fark ederek yeni bir arkadaşlık ve aşk doğar. 

Açıkçası diziyi izlerken herhalde altı bölüm filan atlamış olabilirim :D Siz yine de bir şans verin ^^

Yeniden görüşünceye dek <3



2 Temmuz 2022 Cumartesi

Blogları Canlandırma Projesi - Haziran

Herkese yeni bir Bcp takviminden selamlar canım blog ailesi :) Haziran temamız Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Epik ve Fantastik olarak belirlenmişti. Bu arada hemen söylemeliyim ki HP ve Lotr hayatımın iki efsane serisi kitaplarını defalarca okudum ve filmlerini defalarca izledim. Lotr genişletilmiş versiyonunu da kaç kez izledim hatırlamıyorum. Bilgisayarımın kaldırdığı kadar oyunlarını da oynamıştım. Şuan dizisini izlemek için sabırsızlanıyorum ^^ Tolkien mümkün olsaydı tanışmak ve ders almak istediğim bi efsane olurdu anime yazarlığı ve çizim konusunda da Miyazaki benim içi efsane işte neyse konuyu dağıtmadan bu ay için seçimlerime gelelim ^^

Archive 81

ABD / 2022

İlk sezon 8 Bölüm

Dram, Korku, Gerilim, Fantastik, Bilimkurgu, Gizem

+18

Aslında birçok yönden Dark ve Stranger Things gibi dizilere özenmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğim bir dizi. İkinci sezonu iptal edilmiş bu arada sanırım bunu da baştan söylemekte fayda var. Dizi boyunca gerilim ve gizem yoğun olarak bulunmakta. Konunun nereye varacağı çok belirsiz ilerliyor. Bana kalırsa senaryo yazılırken ne yaptıklarına tam karar veremeyip ilerledikçe yoğunlaşmışlar diyebilirim :D Çünkü gerilimli polisiye bir olay gibi başlayan dizi sonradan korku filmine sonradan bilimkurguya sonradan da fantastiğe dönüşüyor. Olayın içinde bir şirket sırrı varmış gibiyken sonradan tarikatçı birtakım olaylar ortaya çıkıyor. Türü hakkında resmi olarak Bilimkurgu denilmiş olsa da bana daha çok Fantastik geldi bu dizi. 

Konusuna gelirsek bir şirket tarafından son derece katı gizlilik sözleşmesiyle işe alınan başrol adamımız bir odada saatlerce oturup bozuk video kasetleri onarmaktadır. Onardığı kasetleri de haliyle izleyerek kontrolünü yapıyor. İzlediği şeyler sırasında kasetlerde olmayan ve kendi geçmişiyle bağlantılı şeyler anımsamakta. Bu arada nasıl oluyorsa kasetler zaten kendi geçmişindeki olaylarla ilgili ama adam bütün geçmişini büyürken unuttuğu için neler olduğunu pek bilmiyor. Kaybolan insanlar, tarikat ve şirket sıraları, zaman ve mekan anomalileri, kahinler, farklı boyutlarda sıkışan insanlar ve kaos yaratan aile sırları ile dolu bir dizi. Tavsiyeme gelirsek ilginç yönleri vardı türü sevenler için izlenebilir bir dizi ama çok yüksek beklentiyle başlamamalısınız. Bu arada dizide onarılan kasetlerin kayıtlarını yapmış olan Melody 1994 yılında Visser kasetlerine kayıt yapmakta fakat kullandığı makinenin modelinin 1998'e kadar üretilmediği hakkında bir yorum gördüm muhtemelen başka hatalar da olabilir :) Bir de televizyonun içinden çıkan yaratık klişesi var neyse çok konuşmak istemiyorum bana komik geldi sadece bu :)

Vikings: Valhalla

Kanada-İrlanda-ABD 2022

İlk sezon 8 bölüm

Dram, Aksiyon, Macera, Kurgulanmış Tarih, Fantastik

+18

Vikings'in yan dizisi. Orijinal diziden 100 yıl sonrasında geçen bir zaman dilimini ele alan dizi onun kadar derinlikli olmasa da bu türü sevenler için tavsiye edilebilir. Viking soyundan gelenler ve gelmeyenler İngiltere tahtında hak iddia etmekte ve 3 taraf birbiriyle savaşmakta. Ayrıca Vikingler de kendi içinde din savaşları nedeniyle bölünmüş durumda. Hristiyanlık yaygınlaştığı için pagan inançlarını sürdürmek isteyenler ve yeni dini yaymak isteyenlerin çatışması ortalığı karıştırmakta. Tarihin birebir uyarlaması değilse de birkaç önemli karaktere ve olaya yer verilmiş. İki kraliçe ve tabi ki Viking savaşçısı olan kadınlar da işin içinde. Açıkçası orijinal dizideki kadar derinlikli işlenmiş karakterler bulamadım ben bu dizide. Taht için mücadele veren ve kralları da yöneten kadınlar da sanki laf olsun diye dizide işlenmiş gibi. Yani ben daha güçlü olmalarını bekledim sanırım. Vikinglerin dini inançları ve kültürlerine dair de pek tatmin edici bir şey bulamadım ben. Bilmiyorum belki de çok büyük beklenti ile izlediğim için böyle oldu. Dizi boyunca İskandinav müzikleri duyup duymadığımı da hatırlamıyorum pek ama sanırım yoktu. Birkaç sahneyi izlerken eee noldu şimdi bu kadar mıydı filan dedim yani pek beklentiniz olmasın. Netflix tarzı abuk subuk durumlar da var izlerseniz anlarsınız. Yaa tek bir köprü yıkılınca şehir ele geçirdiler mesela ama yani başka da bir olay görmedik o savaşta. Hiç mi yağma olmadı mesela, orada yaşayan halka noldu yani köprü yıkıldı teslim oluyoruz mu dediler anlamadım. Ay neyse ben bazen çok beklentili izleyince böyle oluyo :) Türü seviyorsanız bir deneyin derim yine de :)

8 Mayıs 2022 Pazar

Blogları Canlandırma Projesi - Nisan

 


Herkese yeni bir BCP yazısından selamlaar :) Aslında neredeyse Nisan takviminden yazamayacağımı düşünmüştüm fakat buraya uğrayabilmek benim için bir durup nefes almak gibi oluyor ve bu nedenle ne kadar geç kalmış olsam da yazmaya karar verdim. Nisan benim için hem yok oluş hem de yeniden doğuş gibi bir ay, hem de baharın filizlendiği yeni çiçeklerin parıldadığı ve çabucak geçen bir ay. Karmaşık yani sarmaşık gülleri gibi. Ay yine çene çalmaya başladım çünkü yazmayı özlüyorum burada olmadığımda :)

 Bu ayın konusu 1900'lü yıllar, nostalji, siyah beyaz olarak belirlenmişti yani bu üçünden istediğimizi seçebiliyorduk. Aslında siyah beyaz bir film izlerim diye düşünüyordum fakat gerçekten hiç vaktim olmadı tüm zamanım makale okuyarak geçti gibi. Onun yerine eskilerden izlediğim nostaljik dizilerden bahsetmeye karar verdim ve bir tanesini seçtim. Umarım seversiniz :)

Leyla ve Mecnun

Klasik öykünün modern, fantastik, bilimkurgu ve absürd komedi uyarlaması. Yapımında Onur Ünlü, Funda Alp, Burak Aksak, Murat Bör gibi isimlerin yer aldığı dizi bana göre yerli fantastik kurgularda yaptığımız en iyi işlerden birisi. İlk sezonları TRT1 bünyesindeyken günümüzde devamı olan sezonları Exxen üzerinden devam etmekte. Diziyle bağlantılı Ben De Özledim adlı 13 bölümlük bir başka yapım da olmuştu zamanında ki bu da dizinin durdurulduğu ve herkesin geri başlamasını özlemle beklediği 3. sezon sonundaki zamanlarda olmuştu. 

Dizi birçok açıdan bir çok konuda tatlı mizahi eleştirilerle ve sosyal mesajlarla dolu. Esprileri de akıllıca ve yerli yerinde. En çok da bu yönünü seviyorum. Bir de öyle ummadık yerlerden öyle ummadık şeyler çıkıyor ki yani bunu nasıl açıklasam bilmiyorum ama zekice bir senaryosu olduğunu söyleyebilirim.

Konu iki bebeğin aynı hastanede doğup yer olmadığı için aynı kuvöze konulmalarıyla başlıyor ve babalar ikisine Leyla ve Mecnun ismini veriyor. Ayrıca sözleşiyorlar da yıllar sonra nişan yapalım diye. Tabi kız tarafı olayı unutuyor ama Mecnun'un babası unutmuyor. Bir gün haber bile vermeden kız istemeye gidiyorlar. Mecnun ise serseri işsiz güçsüz ve ergen bir tip gibi o sırada. İstemeye istemeye gidiyor babasının zoruyla. Ama kıza ilk görüşte aşık oluyor. Olaylar böyle başlıyor gerisini anlatmayayım. Mecnun aşkından rüyalarında hep çöle düşüyor. Orada bir de her gelene piyango numaralarını söyleyen ak sakallı dedeyle karşılaşıyor. Dede piyango için değil aşk için geldiğini anlayınca Mecnun'un evine taşınıp ona yardım etmeye başlıyor.

Bu günlerde bu diziye yeniden başladım eski sezonlardan sonra yenisini henüz izlemedim eskiden güncele doğru izliyorum ve hala ilk kez izlemişim gibi gülüyorum :) Mecnun ve Leyla dışında bütün karakterler çok iyi ve derin işlenmiş hepsini severek izliyor insan en çok da İsmail abi ve o gelmeyen gemi meselesi sanırım izleyen herkesin derin yarası. O gemi bir gün gelecek.

İşte böylee dizinin 3. sezonu için yayından kaldırıldığında düşünülen bir final teorisi Ben de Özledim dizisinde açıklanmıştı fakat güncel sezonlarda bunun bir paralel evren olduğuna karar verilmiş oldukça da trajik ve etkileyici bir son fikriydi. Burada bahsetmeyeceğim izlememiş olanlar için :) 

Son not: yarından itibaren cevap veremediğim önceki yorumlarınızı yanıtlayıp okuyamadığım tüm bcp yazılarınızı okuyacağım :)

10 Nisan 2022 Pazar

Blogları Canlandırma Projesi - Mart



Herkese BCP Mart takviminden selamlar canım blog ailesi. Yine yazımı çok geciktirdim ve buralara uğrayamıyorum ödevler sebebiyle ama fırsat buldukça uğramaya can atıyorum :) Bu gün benim doğum günüm bunun verdiği enerjiyle hemencecik bekletip durduğum yazıyı sonunda yazayım diye geldim :)

Bu ayın konusu Tıp olarak seçilmişti. Çok fazla seçenek olduğu için seçmekte zorlandığımız bir tema oldu elbette :) Nisan teması da nostalji esintili 1900'lü yıllarda geçen eserler konumuz olacak şimdiden hazırlanmak lazım :) Bu ay için bir film bir de dizi seçtim umaırm seversiniz :)

Autopsy /Otopsi

Yönetmen: Adam Gierasch

ABD 2008 - 84dk.

Gerilim, Gizem, Korku

Bir arkadaş grubu eğlendikten sonra arkadaşlarını bırakmak için gecenin karanlığında yola çıkar. Kafaları pek yerinde olmadığı için yolda bir anda karşılarına çıkan bir adama çarparak kaza geçirirler. Ne olduğuna bakmak için araçtan inebildiklerinde adamın yardımına koşarlar. Bir ambulans gelir ve tuhaf bir şekilde hasta ve yaralıların güvenliğini almadan ve prosedürlere uyulmadan apar topar hepsini hastaneye götürürler. Burası küçük bir lobisi olan yerel bir hastanedir. Hepsinin kaydını alırlar ve sırayla gece tek nöbetçi olan doktorun çağırması için beklemeye başlarlar. Doktorun çağırdığı hastaların geri dönmemesi ve pek fazla açıklama yapılmaması karşısında ne yapacaklarını şaşırırlar fakat bir hastaneden daha güvenli bir yer olamayacağını düşündükleri için son anlara kadar bu gariplikleri çok umursamazlar. Peki kaybolanların başlarına neler gelmektedir? İzlemeyenler için daha fazla detay vermeyeceğim. Filmin epey eski olduğunu ve bir ABD filmi olduğunu unutmadan izlemek iyi olabilir zira başrol kız başta olmak üzere arkadaş grubundakilerin salaklığına epey sinirlendiğim yerler oldu. Ama konu olarak ilginç bir film olduğu için paylaşmak istedim.


The Cleaning Lady

Yönetmen: Marisol Adler, Milan Chevlv, Stevvenn Depaul

ABD 2022 / 10 Bölüm ortalama 45 dk.

Suç, Dram, Gerilim

Hasta oğlunun hayatını kurtarmak için ABD'ye gelen bir doktor burada lisansı olmadığı için temizlik görevlerinde çalışmaktadır. Bir gün temizlik görevi sırasında bir olaya karışıyor ve doktorluk yeteneklerini sergilemesi sonucunda mafya için temizlikçi oluyor. Sistemin kurallarıyla ve kuralsızlıklarıyla bir türlü baş edemezken artık tüm kuralları kendi yazmaya başlıyor ve sonunda oğlunun tedavisini yaptırmayı başarıyor. Son bölüm dizinin devam etmesi gerekecek şekilde bitiyor. Dizinin bir de 2019 yapımı bir filmi varmış ama izlemedim. Film de bir kitap uyarlamasıymış ayrıca. Dizide kafama taktığım bir iki şey oldu bunlardan birisi bağışıklık yetmezliği nedeniyle karantinada yaşayan çocuğun hiçbir mikropla temas etmemesi gerekirken kadının eldivensiz maskesiz bir içeri bir dışarı gidip gelip bir de çoğu öpüp sevmesi oldu. Yani bu nasıl bir mantık? Neyse dizinin geri kalanı ilginç neyse ki :)

Bu ayki yazımı oldukça kısa tuttum çünkü yine ödev yapmam lazım arkadaşlar sizlerin yazılarınızı da atlamadan dolaşacağım elbette, kendinize dikkat edin çokçaa ^^

27 Şubat 2022 Pazar

Blogları Canlandırma Projesi - Şubat

Herkese yeni bir BCP yazısından selamlar arkadaşlar bu sefer yazımı gecikmeden yetiştirdiğim için kendimle iftihar edebilirim sanırım :D Herkesin bildiği gibi her ay belirlediğimiz konu ve temalarda bir şeyler okuyor veya izliyoruz ve bunları etkinlik kapsamında her ayın son haftası yorumlayıp yazıyor ve etkinliğe katılan diğer arkadaşlarımızın yazılarını okuyup yorum bırakıyoruz. Detaylı bilgi için şuraya ışınlanabilirsiniz :) Geçen yıldan beri devam eden etkinlik için bu yıl da her ay için konu ve temaları uzun uzun düşünerek seçmiş ve farklı olmasına özen göstermiştik. İşte ikinci ayın teması ve benim seçimlerim umarım seversiniz :)

Şubat teması kısa film-dizi-kitap olarak belirlenmişti elbette birini veya hepsini seçip istediğiniz kadar yorumlama yapabilirsiniz. Unutmadan gelecek ayın teması "Tıp Haftası" olarak belirlendi buna göre hazırlık yapabilirsiniz. Gelelim benim sizler için seçimlerime :)

İnventing Anna

ABD - 2022
Shonda Rhimes yapımı
Biiyografi, Suç, Dram, Skandal +18
1 Sezon 9 Bölüm

Anna Sorokin'in gerçek hikayesinden uyarlanma mini dizi. Rusya doğumlu Alman vatandaşı Anna iflah olmaz bir dolandırıcıdır. Herkesi büyük bir mirasın varisi olduğuna ama varlıklarına çeşitli sebeplerden dolayı henüz ulaşamadığına inandıran Anna hızla sosyeteye ve ünlülerin arasına karışır. Moda için tam olarak ne yaptığı belli olmayan bir vakıf kurmaya çalıştığı izlenimini vererek bu konuda herkesi kandırır. Edindiği zengin arkadaşlarıyla lüks otellerde konaklar, zengin partilere gider, inanılmaz pahalı yolculuklar yapar ve iş kuruyorum diye deli para harcar ama her şeyi bir şekilde diğerlerine ödetir. Daima yakında param gelecek ve bu jestini misliyle ödeyeceğim diyerek insanları kandırır ve bazen de birinden aldığı parayla öbürüne borcunu ödeyerek gönül alır. Bu sırada öyle bir drama çevirir ki herkesi yalanlarına inandırıp her seferinde kandırmayı, kendine acındırmayı başarır. Dizi boyunca Anna'nın oyunlarını ve çevresinde yaşananları görürken bir yandan da davasında neler olduğunu görürken sonucunu merakla bekleriz. Elbette olaylar gerçek hayattan olduğu için insan hayret ediyor kurgu olsa bu kadarı da abartı deriz. Gazeteci ve avukatın başından geçenler filan yine de abartı gelmedi değil ama asıl olay Anna ve insanların ona hala nasıl inanmaya devam etmiş oluşu. Yaptığı şeyler ortada olmasına rağmen kimseden zorla para almamış olduğu da bir gerçek bu nedenle hak ettiği cezayı gerçekten alıp almadığı konusunda yoruma açık. Beni asıl düşündüren şey bunca şeyi yapmışken psikolojik testten geçirilmemiş ve bir tedavi alması gerektiği düşünülmemiş olması. Anna'nın gerçek insa hesabını bulup bakmıştım izlerken oyuncu ile çok benziyormuş. İzlerseniz siz de şaşıp kalırsınız diye tahmin ediyorum :) Bu arada Anna'nın aldığı çeşitli cezaların bedelleri bu diziden kazandığı parayla ödenmiş bu da tuhaf bir detay. Normalde suçluların suçlarından dolayı kitap film fotoğraf gibi şeyler paylaşıp para kazanması yasakmış ama Anna'nın madurlarının borçlarının ödenebilmesi için buna mahkeme kararıyla izin verilmiş. Bununla birlikte Anna'nın bir suçlu olmasına rağmen ilham veren başarılı biri gibi yansıtıldığı söylenerek eleştiriler de yapılmış ki diziyi izlerseniz siz de suçu konusunda dizinin nötr durmaya çalıştığını fark edebilirsiniz. 

A Christmas Carol

İngiltere - 2019
Dram, Fantastik
Steven Knight yapımı
3 Bölüm

Charles Dickens'ın klasik hikayesinden yeni bir uyarlama. Ama bu sefer daha karanlık ve daha ciddi. Bu eserin daha önceki uyarlamalarından oldukça farklı olduğunu söylenebilir. Birer saatlik üç bölüm halinde mini bir dizi. Konusunu neredeyse herkes bildiği için buraya fragman bırakmaya karar verdim böylece dizi kendini daha iyi anlatabilir :)



Gece Uçuşu

Antoine de Saint-Exupéry

Küçük Prens kitabıyla büyülendikten sonra bu kitaba çok bağlandığımı söyleyemem ama yine de kendine has bir atmosferi olduğunu söylemeliyim. Özellikle yazarın kendisinin geçmişine bakınca bu kitabı okurken garip düşüncelere daldım. Yazar askerliğini hava teknisyeni olarak yapmış. Ardından pilotluk eğitimi almış. Askerlikten sonra ticaretle geçimini sağlarken yazarlığa başlamış ama aklı göklerde kalmış belli ki. Bir süre sonra hava postacılığında pilot olarak çalışmaya ve bu alanda bazı cihazların gelişimine katkılar sağlamaya başlamış. Gece Uçuşu'nu bu sıralarda yazmış. Tunus'ta çöle zorunlu iniş yaptığı bir yolculuğunda bedeviler tarafından bulunmuş ki bu Küçük Prens kitabına da konu olmuş. İkinci Dünya Savaşı'nda ülkesi Almanlar tarafından işgale uğrayınca sağlık durumu uygun bulunmamasına rağmen askere yazılmış. Fransa'nın yenilgisiyle ABD'ye gitmiş ve Küçük Prens'i orada yazmış. Ülkesi için olan üzüntüsünden dolayı bu sefer de ABD'de orduya yazılıp Afrika'ya gitmiş görevi de Alman ordularının hareketini havadan takip etmekmiş. 1944'te vurulan uçağı Marsilya açıklarında denize düşmüş ve enkazı 2000'de balıkçılar tarafından bulunmuş.

Gece Uçuşu'nda hikaye hava postacılığında Güney Afrika'dan Avrupa'ya yapılan ilk kargo uçuşları ve bu uçuşlardan birinde uçaklardan üçünün büyük bir fırtınaya yakalanışı anlatılıyor. Aslında bu kitabı okumak zor geldi başta. Başta sadece birkaç kişinin arasında dönen konuşmalardan ibaretti ve ne olduğunu hemen anlayamadım ortalara doğru alışınca daha iyi oldu. Okuması zor yani ama hem yazarın hayatı ve sonu hem de kitaptaki olay beraber düşünülünce bana çok ilginç geldi. Tüm posta teşkilatından sorumlu bir adam var ve fırtınaya rağmen ve uçaklardan birinin düşmesine rağmen uçuşları iptal etmemekte inat ediyor. Ne olacak şimdi diye diye son sayfaya kadar merakla okunuyor. Düşen uçak, havacılığın zor yanları, hele yıldızsız bir gökyüzünde karanlığın ortasında minik bir fenerle yapılan yolculuğun sıkıntısı ve bunların aktarımı insanı hayrete düşürüyor. Yine çok sade bir dille çok şey anlatılmış ve her detayda aklıma yazarın düşen uçağının gelmesine engel olamadım.

Aslında bir iki kitap daha seçmiştim ama yetişemedim onları da okursam başka bir yazıda yorumlarım :)

4 Şubat 2022 Cuma

Blogları Canlandırma Projesi - Ocak

 

Herkese BCP'nin ikinci sezonundan selamlar ^.^ Geçen yıl bir iki ay eksik katıldım ama bu yıl mümkün olursa hiçbirini atlamadan katılım sağlamayı düşünüyorum. Bilenler bilir bilmeyenler için kısaca açıklamam gerekirse her ay önceden belirlediğimiz konularda ve temalarda film, dizi, kısa film, anime, kitap, manga ve bu türden şeyler izleyip okuyup istediğimizi seçip yorumluyoruz. Bu şekilde bcp diye başlık atıp bulunduğumuz ayın konusunu belirtiyor ve seçtiğimiz eseri yorumlayarak daha sonra diğer yazan arkadaşlarımızın neler paylaştığına bakıyor ve yorumla katılım sağlıyoruz. Böylece birbirimizden aynı tema veya konu üzerinden farklı eserler öğrenmiş oluyoruz :) Konu ile ilgili bilgi için Fighting ve Okurix'in detaylı açıklamasına bakabilirsiniz ve geçmiş yazıların listesini de arkadaşlarımızdan bulabilirsiniz :)

Yazıya devam etmeden önce minik bir heyecanımı paylaşmak isterim :) Aylardır hatta sanırım iki yıldır sürekli ve sürekli ve süreeklii sınava çalıştığımı belirtiyordum ales yds yökdil vs.. resmen ösymye kamp kurmuş gibiydim hatta şöyle düşünmeye başladım bu kadar sınava girdiğim için artık bana özel indirim yapmaları gerekirdi :D her neyse bunun dışında birkaç aydır bilim sınavına da hazırlanıyordum. Ve sonunda başardım. Dün açıklandığında başta algılayamadım ama yüksek lisansı kazandım sonunda. Aslında bilim sınavına ilk kez girebildim öncesinde hazırlık aşaması çok yıpratıcıydı bu yüzden beklentim çok düşüktü. Listede birinci sırada adımı görünce yanlış okuyorum sandım. İsmimi başkasıyla karıştırıyorum sandım. Sonra çarpıntım oldu tabi heyecandan. Bu enerjiyle hayata yeniden dönmüş gibi hissediyorum ve toparlanabildikten sonra kendimi bloga attım işte buradayım ^.^

Gelelim bu ayın konusuna :) Bu ayın konusu Uzak Doğu veya Çizgi roman olarak belirlenmişti. Bir şeyler okumak için şuan sadece iki haftam var sonra ne olacak bilmiyorum o yüzden sizin için bir dizi izlemeyi seçtim :) Eğer manga veya webtoon tavsiye edecek olsaydım hala bitirememiş olsam da Dal-Sez önerirdim. Aslında Attack on Titan da çok güzel. Ama ona da daha devam edemedim. O nedenle gelelim dizi yorumuna.

My Girlfriend is An Alien

Çin / 2019

28 bölüm
Komedi, Fantastik, Romantik

Cape Town gezegeninden dünyamıza örnek bitki ve hayvan toplamak ve kendi dünyasına götürmek için aldığı bir görevle gelen başrol kızımız -ki adını telaffuz etmek mümkün değil çünkü bir cümle kadar uzun bir uzaylı ismi var- dünyaya iniş yaptığı sırada bulunduğu yerde bir kazaya uğrayan genç bir adamın hayatını kurtarır. Bu tesadüfi karşılaşma her şeyin karman çorman olmasına neden olur. Çünkü adamı kurtarırken yanlışlıkla güçlerini barındıran ruh boncuğu kendisinden adama geçer. Bu boncuk olmadan geri dönmesi ve yaşam enerjisini stabil tutması mümkün değildir. Boncuğu nerde kaybettiğini de başta anlayamaz. Bir süre sonra kurtardığı adamı unutmuş bir şekilde etrafta dolaşırken ve dünyayı keşfetmeye çalışırken başka bir genç ile karşılaşır ki bu da en baştaki esas oğlanın kardeşidir. İşte aşk üçgeni oluştu. Gerçi kardeşin aşkı da tam aşk değildi ne olduğunu pek çözemedim sanki bir tür hayranlık ve yalnızlıktan kaçmaya çalışma gibiydi. Zaten çok sonraları abisi ve kız tekrar tanıştıktan sonra aralarında gelişen aşka saygı duymaya başladı. Her neyse baya karışık mı anlatıyorum ne :D

Uzaylı kızımız dünyada Xiao Qi ismini alır. Kısaca Qi desek de olur bence :) Qi uzaylı olduğu için aile ne demek bilemez. Aşkın ne olduğunu da bilemez. Bu nedenle başrolü paylaştığı ve hayatını kurtardığı Fang Leng'in yanındayken sürekli onun hormonlarının kokusunu alıp kendinden geçer. Bunu kontrol etmekte zorlanır sürekli Fang Leng'e dokunmaya çalışması gerçekten komikti :) Fang Leng ise her yağmur yağdığında hafızasını kaybeden ve büyük bir şirketin yönetiminde olan zengin bir adam. Hafıza bankası kurmuş adam kendine. Her unuttuğunda gidip yaşamını izleyip yeniden öğreniyor ve bu arada silmek istediği şeyleri yağmur yağmadan önce bankadan silip tekrar hatırlamıyor aslında iyi bir yanı var gibi ha :D Qi ise aşık olduğunda hasta olduğunu sanır. Ağladığında gözlerindeki suların hiç geçmemesinden korkar. Ve aklında sadece geri dönmesi gerektiği olduğu için aşık olduğunu fark etmez. Uzaylı olmak zor olmalı :) Uzun süre garip garip davransa da kimse uzaylı olduğundan şüphelenmez ki bunu hiç anlamadım. En sonunda kanının mavi olduğunu gördüklerinde aaa sen uzaylı mıydın derler ve hiiç şaşırmazlar. Kaç kez uzaylı görmüş olabilirler ki? Her neyse mantıksız şeylere takılmam dışında aşırı komik ve eğlenceli bir diziydi. Kızın yanında gelen kaplumbağa yardımcısı da aşırı tatlıydı :) Kız çok şirindi. Daha önce izlediğimiz When We were Young dizisinde de oynayan kız oymuş. Bana kalırsa o dizi çok daha güzeldi onu da izleyin derim. Konu zayıf olsa da komedisi için izlenir. Dizinin müziği de çok hoşuma gitti bu arada ^^ Umarım seversiniz ^^



2 Ocak 2022 Pazar

Blogları Canlandırma Projesi - Aralık

 

Herkese 2021'in son BCP yazısından selamlaar derken aslında 2022'de olduğumuzun farkındayım, yine geç kaldım ^^

Bir süredir blogla ilgilenemiyordum. Dedem ve anneannem covid atlattı, dedemin durumu ağırdı neyse ki şimdi iyi fakat beyninde ses merkezi etkilenmiş bu nedenle konuşamıyor ve bunu ona açıklayamıyoruz henüz. Tedavi edilebilir olup olmadığını araştırıyorlar hala. Virüsün öldürücülüğü yanında böyle korkunç etkileri de var. O yüzden dikkat etmeye devam edin. Bu olayların etkisiyle içimden bloğa bakmak gelmiyordu. Şimdi biraz kendime gelmiş durumdayım fakat Ocak ayı sonuna kadar yine aktif olamayacağım zira bilim sınavına hazırlanıyorum. Bana şans dileyin bu kez başarmak istiyorum. Gerçekten bunalmaya başladım çünkü. Ay uzun zaman bir şeyler yazmayınca insanın çenesi de düşüyor. Neyse dediğim gibi Aralık teması ile karşınızdayım umarım seçtiğim diziyi seversiniz :)

Aralık ayı teması zaman yolcuğuğu ve paralel evrenler olarak planlanmıştı. Bu türden elbette bir şeyler okumuştum eskiden ama şimdi kitap incelemesi yapmak istemedim onun yerine eskiden izlediğim ve şimdilerde tekrar izlediğim çok sevdiğim dizilerden birini paylaşmak istedim.

Rooftop Prince

Yönetmen: Shin Yoon Sub

Senarist: Lee Hee Myung

2012 / Güney Kore

Fantastik, Romantik, Dram, Komedi

300 yıl önce veliaht prenses ölü olarak bulunur ve ölümü örtbas edilmeye çalışılır. Eşi Veliaht Prens olayı araştırmak için kendi güvendiği 3 adamı toplayarak bir ekip kurar. Fakat durum ciddileşir ve peşlerine onları engellemek isteyen katiller takılır. Prens Lee Gak ve adamları karanlık bir gecede dolunay gökyüzünde parlarken peşlerindeki ölümden kurtulmaya çalışarak ormanın içinde at sürerlerken bir uçurumla karşı karşıya gelir. Tek çare karşıya atlamaktır. Tam o sırada dolunayın sihri devreye girer ve kendilerini 300 yıl sonra günümüzde bir çatı katı dairede bulurlar. 

Bu noktadan sonra dram geri planda kalırken komedi ağırlıklı bir romantizm ön plana çıkar. Kendini bir anda gelecekte bulan dört şaşkın şok içinde kalınca ve her şey onlara yabancı gelince yaşadıkları korku ve sebep oldukları karmaşa ile ortaya çıkan komik durumlar karşısında bir dakika susmadan gülerek izlediğim bir dizi :) Adamlar at arabasından otomobile, meşaleden neon lambalara ve saraydan sıradan halk seviyesine düşmenin şokuna alışmaya çalışırken bir yandan insan üzülüp kıyamıyor bir yandan da gülmeden duramıyor :) İçine düştükleri evin sahibi geçmişte prensin baldızı olan kızın reankarne versiyonu bu arada. Ama kimse bunu başta anlamıyor ve üstelik prensle evlenmesi gereken esas kız oyken bir kazaya kurban gidiyor ve yüzü yandığı için yerine üvey ablası seçiliyor. Geçmişte ve günümüzde birbirine yumak yumak düğümlenen kaderler nasıl çözülecek ve her şey nasıl yoluna girecek merakla izleniyor.

Prensin yanında gelen adamlarının her şeye abartılı tepkiler vermeleri ve hala saraydaymış gibi davranmaya çalışmaları çok komikti ^^ Spoiler vermemek için çok fazla detay söylemek istemiyorum ama ilk gün saraya dönmeye çalışıp kültür malına zarar vermekten nezarete atılmaları, otobüse binerken ayakkabı çıkartmaları, prensle aynı sofraya oturamayız diye ağlamaları, çok kıymetli sırma saçlarının kesilmesi anı, yeni gördükleri her şeye verdikleri tepkiler, televizyonda gördükleri savaşçıyla kavga etmeye çalışıp evi yakmaları, ve hepsinin olaylar karşısında yüzlerinin aldığı haller... neyi anlatayım bilmiyorum o kadar komik ki nolur izleyin yani ^^

Ayrıca bu diziyi izleyen herkesin Omurice yapmayı öğrenesi geliyor pirinçli omlet acayip lezzetli görünüyor :D

Dizi müzikleri de birbirinden güzel ayrıca en sevdiğim de Ali'nin seslendiriği Hurt adlı şarkıdır :)

Aşağıya kısa bir sahne, bir de müzik bırakayım. Umarım izler ve seversiniz diziyi ^^


11 Ekim 2021 Pazartesi

Blogları Canlandırma Projesi - Eylül


Herkese yeni ve epey gecikmiş bir bcp yazısından selamlar :) Bu ay hiç kendimde değildim o yüzden bloğu takip edemedim, yorumları cevaplayamadım ve yazılarınıza gelemedim. Kişisel olarak zor durumlar yaşıyorum ve bir yandan da sınavlara hazırlanıyorum ve hepsi de çok yorucu geçiyor. Pozitif kişiliğimin depresif ve kaygı bozukluğu yaşayan bir yana arada sırada kaydığını hisseder oldum ve bu yabancı hisler hiç bana göre değil. Kendimi Saouron'un gözünün karanlık şerrinden uzak tutmaya çalışıyorum. Elbette geçici şeyler. Geçecek. Bu arada fırsat bulmuşken geciken yazımı yazıp sizlere uğrayabildiğim kadar uğramak istedim. Kış yaklaşıyor, kendinize mümkün olduğu kadar güneş depolayın. Bol sevgi ve enerji.. Bakalım Eylül için neler izlemişim. Konumuz en sevdiğim temalardan "Polisiye" idi. Ekim ayı da yakında yazılacak, bu sefer sonraki aya atmamayı planlıyorum :)

The Beast Must Die

Yönetmen / Senarist: Dome Karukoski, Gaby Chiappe

Yazar: Cecil Day-Lewis

İngiltere / 2021

Tür: Dram, Gerilim, Polisiye

1 Sezon 5 Bölüm


Gri ve soğuk bir havada yüksek bir falezin yakınında kurulu bir evde gerilim dolu atmosfere bir de dalgalar ve rüzgar eşlik ederken her an bir şey olacakmış hissi hakim. Aynı isimli bir romandan uyarlanan dizide bir annenin intikamı konu ediliyor. Dedektif romanları yazan Frances Cairnes oğlunun şüpheli ölümünün yeterince iyi araştırılmadığı ve katilin gizlendiği düşüncesiyle kendi araştırmasını yapmaya ve intikam almaya karar verir. Kazanın detaylarını takip ederek sonunda birkaç ipucuyla şüphelilerine yaklaşmaya başlar. En sonunda onlarla arkadaş olup evlerine kadar ulaşır ve kendini bir süreliğine eve davet ettirmeyi başarır. Bir süre katilin kim olduğundan tam emin olamasa da Rattery ailesinden birisi olduğu kesindir. Bakalım asıl katil kim ve intikamını nasıl alacaktır.

Bu arada cinayetten şüphelenen ve rolünü pek zayıf bulduğum yakışıklı polis bey de olayı başka bir koldan araştırmaktadır. Klasikleşen şekilde polis beyin psikolojik kişisel sorunlar yumağı vardır ve sürekli kabuslar görür kendine bile hayrı yoktur yani. Yine de en sonunda kadının neyin peşinde olduğunu anlayıp ona yardım etmeyi kafasına koyar ve dizi boyunca umarız bunu başarır. Kısacık bir diziydi. Bazen yavaş ilerliyor gibi ama kadının olayı nasıl çözüp kendini de nasıl kurtaracağı merakla izleniyor. Yakışıklı polis karakterlerin psikolojik sorunlar yaşarken mesleğini yapmaya çalışması konusu artık dizilerde sıkıcı olmaya başladı ama neyse ki ana konu o değildi.

Bu arada kitabın daha önce çekilmiş iki de film uyarlaması varmış ama onları izlemedim.

The Pact

Yönetmen, Senarist: Rebecca Johnson & Eric Styles, Pete McTighe

İngiltere / 2021

Tür: Gerilim, Suç, Polisiye, Dram

1 Sezon 6 Bölüm


Köklü bir bira firmasının fabrikasında çalışan dört arkadaş Anna, Nancy, Cat ve Louie patronları yüzünden zor zamanlar yaşamaktadır. Çalışanlarına sürekli eziyet eden ve bağımlı patron Jack için başta küçük ama sonu felaketle biten bir şaka düşünürler. Onu yüzüncü yıl partisinde sarhoş haldeyken yakalyıp arabanın bagajına atarlar ve muazzam bir ormanın ortasında yarı çıplak halde devrilmiş bir ağaç kütüğüne bağlayıp öylece terk ederler. Bu arada durumu fotoğraflayıp belki de sonradan şantaj yapmayı düşünürler. Bunun sonucunda biraz korkup hayat dersi almasını beklemektedirler. Fakat içlerinden ikisi vicdan yapıp onu kontrol etmek için geri döndüğünde şok edici bir durumla karşı karşıya kalır. Jack oradan ayrıldıkları kısacık zaman aralığında ölmüştür. Derhal diğerlerini arayıp geri çağırırlar ve ne yapacaklarına karar vermeye çalışırlar. Suçlu içlerinden biri mi değil mi belli değildir. Oraya giderken onları gören biri olup olmadığı belli değildir. Ailelerine bile durumu anlatamaz ve ne yapacaklarını şaşırırlar. Gerçekler yavaşça gün yüzüne çıkarken şaşırtıcı şeyler öğreniriz.

The Chestnut Man

Yönetmen:  Kasper Barfoed & Mikkel Serup

Yazar: Soren Sveistrup

Danimarka / 2021

Tür: Suç, Gerilim, Polisiye

1 Sezon 6 Bölüm

Nordik Noir olarak bilinen türün son örneği. Soğuk, yağışlı, tekinsiz ve buz gibi karanlık bir atmosferde gerilimli bir kurgu. Søren Sveistrup'un romanından uyarlanan dizide Danica Curcic "The Mist" ve Mikkel Boe Følsgaard "The Rain" başrollerde. Yazar aynı zamanda The Killing'in yazarı.

Şehirdeki suç oranının arttığı günlerde buz gibi bir sabahta ormanlık bir alanda tek eli kesilmiş ve üzerine bir kestane adam figürü bırakılmış bir kadın cesedi bulunur. Polis olayı araştırırken yıllar öncesinde işlenmiş bir cinayetle bağlantısını keşfeder ve bu sırada peş peşe başka olaylar yaşanır. Kışa yaklaşan mevsimde karanlık ve soğuk atmosferin yanında yavaşça ortaya çıkan sırlar katili usulca açığa çıkaracak. Hazır yavaş yavaş kestane mevsimi de geliyorken sıcacık kestaneler yiyerek izlenebilecek bir kuzey polisiyesi. Bu arada dizi güzel başlayıp güzel gidiyor ama finali zayıf bulduğumu söylemeliyim.

İşte bir incelemenin daha sonuna geldik sayın seyirciler. Yarın blog okumaya adayacağım kendimi bugünlük yoruldum. Umarım seçimlerimi seversiniz iyi seyirler :)

7 Eylül 2021 Salı

Blogları Canlandırma Projesi - Ağustos

 


Yılın son demlerine yaklaşmışken ve hava ne olacağını şaşırmış durumdayken, hayat üzerine tatil hevesini alamamış buruk bir yaz kıyafeti giyinmişken ve göçmen kuşlar yine bahar gelir tesellisiyle ötüşürken bcp ağustos takviminden hepinize selam olsun güzel blog komşularım :) Kedim Leo deli divane gibi evin içinde dolaşıp beni de kendini de yorduktan sonra sonunda klavyenin başına geçebildim. Kendisi şuan dolabın tepesinde oturmuş lambaya bakıp duruyor. Lambaya aşık oldu desem yeridir. Göz göze geldiğimizde de miyavlayıp bir şeyler söylüyor, karşılıklı miyavlaşıyoruz sonra o tavana bakmaya devam ederken ben yazmaya devam ediyorum :)

Ağustos ayı "Zafer" temalıydı. İzleyecek çok fazla şey bulunabilirdi. Zafer deyince akla ilk olarak savaş konuları geliyor ama bir yandan da biyografiler de zafer konulu olabilir. Zorluklarla mücadele sonucunda ulaşılan zaferler bazen hem kişisel hem de toplumsal anlamlar taşıyabilir. Fakat çok seçenek olduğu için akla ilk gelen savaş konusundan şaşmadan bir film seçmek ve sinema geçmişimizden bir şeyler izlemek istedim. İkinci olarak da yabancı bir dizi seçtim. Hadi yorumlayalım :)

Şafak Bekçileri

Türkiye / 1963

Yönetmen Senarist: Halit Refiğ

Yapımcı: Göksel Arsoy

Tür: Melodram

120dk

Dönemin şartlarına göre oldukça kaliteli bir yapım olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca film hakkında bilgileri araştırırken Cüneyt Arkın'ın bir sahnede göründüğünü ve bunun onun ilk kez sahnede yer alışı olduğunu okudum ama ben izlerken hiç fark etmemiştim belki siz fark edersiniz. Tabi o zamanlar ismi Fahrettin Cüreklibatur, daha tanınmıyor. Film Eskişehir'de çekilmiş. Arkın o zamanlar Eskişehir'de asteğmen doktorluk yaparken film ekibinin dikkatini çekmiş ve oyunculuk kariyeri böyle başlamış. Arkın'ın filmde olmadığını söyleyenler de var ama hangisi doğru bilemedim açıkçası. Filmimiz hava kuvvetleri ve pilotlar çerçevesinde bir kahramanlık hikayesi sunuyor. Hava kuvvetleri ile halkı yakınlaştıran kaynaştıran ve havacılığı sevdiren bir film olmuş. Bu filmden sonra hava kuvvetlerine başvuruların 4-5 kat arttığı belirtilmiş. Filmde ayrıca gerçek pilotlar ve hava kuvvetleri mensupları da yan oyuncu olarak görev almışlar.

Filmde kadının toplumdaki yeri, ağalık düzeni, cehalet - aydınlık çatışması, toplumun aydınlatılması gerektiği gerçeği gibi unsurlar da işlenmiş ve toplumsal sorunlara kıyısından köşesinden değinilmiş. Ana kahramanımız pilot Göksel başta uçarı, çapkın bir tip, tabi sonra bir ağanın kızına aşık oluyor. Ağa kızını vermek istemiyor, "evlenecekseniz benim işlerimin başına geçmen gerekir ve pilotluğu bırakırsın" diye şart koşuyor. Göksel işi ve aşkı arasında kalıyor. Ağanın kızı Zeynep de "beni seviyorsan işini bırak" diyerek bencil, şımarık ve anlayışsız bir yaklaşım sergiliyor. Göksel işine de aşık biri olduğu için bocalıyor. Bu arada pilotlar arasında gördüğüm kadarıyla tek kadın pilot da hava kuvvetlerinin meleği, herkesin gözdesi ve Göksel'in de arkadaşı Aydan, kadının toplumdaki yeri ve eşitlik vurgusuyla önemli bir rol alıyor. Pilotlar arasında sevilen ve zekasıyla öne çıkan bir karakter. Bu arada o da Göksel'e aşık. Fakat arkadaşlığını korumak için bu konudan asla bahsetmemiş. Göksel onun duygularının farkında hatta o da bir şeyler hissediyor ama arkadaşlığını bozmamak için bu duygulardan uzak durmuş. Zeynep ile yaşadığı çatışma Aydan ile yakınlaşmasını sağlasa da yine hem arkadaşlığını bozmamak hem de Aydan'ın havacılık için önemine vurgu yapıp bunu senden alamam diye düşünerek tekrar Zeynep'e dönüyor. Son sahnede iki kız da Göksel'in dönüşünü beklerken orada Göksel'in tereddüt edişini görüyoruz. Ve Aydan'a sarılırken "Sen buraya aitsin. Bütün havacıların manevi desteğisin. Burada herkesin sana ihtiyacı var, benim seni onlardan ayırmaya hakkım yok, affet.." demesiyle ve gidişle kafasına terlik atma hissi uyandırmıyor değil :) Tabi yaptığı bu seçim aslında aşık olduğu Aydan'ı özgür bırakarak ve mesleğinde ilerlemesine engel olmayarak bir fedakarlık olarak düşünülebilir. Ama yazık değil mi o kızın kalbine :) Filmi yutup üzerinden izleyebilirsiniz.

Film hakkında yapılan çeşitli incelemeleri de okursanız dönemin toplumsal ve siyasal yapısı ve toplumun aydınlatılması gerektiği konularına yaptığı vurgular açısından önemli bir film olarak değerlendirildiğini görebilirsiniz.

Underground Railroad

ABD / 2021

Yönetmen: Barry Jenkins

Tür: Dram, Tarih, Savaş

1 Sezon 10 bölüm. (Bölümler yaklaşık 60dk)

Colson Whitehead'in ilk Pulitzerli ve aynı isimli romanından uyarlanma tarihi dram dizisi. Kitabı okumadım fakat okuyanlar dizinin kitaba sadık kalarak ilerlediğini söylemişler ve okumadan ve uyarlama olduğunu bilmeden bile dizinin kaliteli bir romandan uyarlandığını hissetmek mümkün. Öyle ki ben de uyarlama olduğunu bilmeden izlerken bazı sahnelerde bu bir roman olsa bu sahne nasıl yazılmış olurdu, bu detayı nasıl aktarmış olurlardı diye diye izledim ki bu da ne kadar başarılı bir uyarlama olduğuna işaret edebilir.

Dizide pek çok karakterin başından geçenlere, geçmişine ve bugününe şahit oluyoruz. Dizinin bölümleri kitap bölümleri gibi düzenlendiği için hikayenin arasında karakter geçişleri ve geriye bakışlar kullanmak yerine her birini bir bölümde anlatmayı seçmişler. Bu da sanki görsel roman okuyor hissi veriyor izlerken. 

Dizi temel olarak Amerikan iç savaş öncesi ve 19. yy ilk yarısında toplum gerçekleri ve baş karakterimiz Cora'nın hikayesi etrafında dönüyor. Bir köle olarak doğan Cora'nın annesi Mabel, kölelerin zorla ilişkiye sokulup köle bebekler yapmalarına zorlayan ve bu bebekleri belli bir yaştan sonra satan bir plantasyonda doğmuştur. Cora henüz bir çocukken annesi Mabel plantasyondan kaçmayı başarmış ve kaçtıktan sonra köle avcısı tarafından bulunamayan tek köle olmuştur. Onun bulunamayışı Cora'nın da şanslı olduğunu ve kaçmayı başarabileceğini düşündürdüğünden aynı yerde köle olan Caesar kendisiyle birlikte Cora'yı da kaçmaya ikna eder. Bu kaçış yeraltı demiryolu ağı sayesinde gerçekleşir. Bu ağ karanlık güneyden özgür kuzeye doğru güvenli evler ve saklanma yerleriyle bağlantılıdır. Burada demiryolu hem gerçek hem de metafordur. Kölelik karşıtı sivil ve dini örgütlerin güneyde köleliğin yasal olduğu yerlerden kuzeyde yasak olduğu yerlere kölelerin kaçması ve özgürleşmesi için verdiği mücadeleler ve kölelerin içinde bulunduğu zulüm, işkence ve karanlık bu yeraltından geçen tren ağının karanlıktan aydınlığa çıkışıyla sembolik bir anlatım kazanıyor.

Cora'nın kaçışı boyunca gittiği her yerde yaşadığı yeni sorunlar, tanıştığı insanların derinlikli yaşam mücadeleleri ve köleliğin farklı boyutlardaki korkunç gerçekleriyle yüzleşiyoruz. Tanıdığımız her karakter yüzeysel değil derin işlenmiş ve kendi mücadeleleri olan karakterler. Cora'nın her yeni saklanma yerinde bambaşka korkunç gerçeklerle karşılaşmak insanı sarsıyor. Köle bebekler üretilmesi, kölelerin ilaç deneylerinde kullanılması, köleler özgür olacaksa bebek üretmesinler kontrol altında kalsınlar diye düşünenler ve onların yorulmayan, acı çekmeyen insanüstü bir güce sahip olduğu saçmalığına inanarak bundan korkup türlü işkenceleri reva görenler vs derken dizi boyunca birçok korkunç olay insanı dehşete düşürüyor. Beni en çok dehşete düşürüp üzen ise Mabel hakkında öğrendiklerimiz oldu sanırım.

Pek zafer temasına uygun gibi görünmese de Cora'nın sonunda aydınlığa ulaşması ve ırkçılığa yönelik günümüzde bile devam eden uygarlık dışı düşüncelerin ve davranışların tarihsel derinliğine ışık tutması açısından önemli bir dizi. İnsanlık hiçbir zaman yeterince uygar olamayacak mı merak ediyorum.

İşte böylece Ağustos takviminin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Eylül teması polisiye olarak seçilmiş en sevdiğim temalardan biri olduğu için şimdiden heyecanlıyım. Görüşmek üzere ^.^

7 Ağustos 2021 Cumartesi

Blogları Canlandırma Projesi - Temmuz

Herkese BCP Temmuz takviminden selamlar olsun benim yüreği yangın yeri dostlarım. Ne zaman Temmuz Ağustos aylarına gelsek hep roma portresi dersi geliyor aklıma. İlgimi çekmeyen isimleri ve yüzleri daima unutan bir insanım. Sadece önem verdiğim şeyleri hatırlarım o yüzden roma yontusu ve roma portresi başımın belasıydı. Roma imparatorları yetmiyor gibi eşleri, çocukları ve komutanları da yetmemiş ayrıca halkın asilzadelerden esinlendiği portrelere de hızlı bir dalış gerçekleştirmiştik. Şimdilerde yüksek lisans sınavına hazırlanırken bu derse çalışmam gerektiği düşüncesi bile karnımı ağrıtıyor. Neyse ne diyordum.. Temmuz.. Yani Eski Türkçede Tammuz çok sıcak anlamına geliyor ayrıca Babil ve Asurlarda Tammuz adında bir tanrı vardır Sümerlerde de Dummuz çobanlık tanrısı olarak geçer. Latincede ise bu ayın adı Julius yani "Julius Caesar'ın ayı" anlamına geliyor. Ayrıca Roma'da takvim Mart ayında başladığı için 5. ay oluyordu. Roma'nın ilk İmparatoru olan Gaius Julius Caesar Octavianus yani Caesar Augustus onuruna Ağustos adı verilen ay da 6. ay oluyordu.

Bu kısa etimolojik girişten sonra gelelim bu ayın temasına ve benim seçtiğim film ve dizilere :) Bu ayın teması Hindistan'dı. Ben de iki dizi, iki film izledim ve yorumladım umarım seversiniz.

Super 30

2019 / Hindistan

Tür: Biyografı, Dram

Yönetmen ve Senarist: Vikas Bahl

154dk

Anand Kumar matematiğe yeteneği olan bir öğrencidir. Sevdiği kızla buluştuğunda bile aklından sorular çözmeye devam eden, kütüphanelerden çıkmayan bir öğrencidir. Hatta üniversitelilere açık olan ama kendisinin girmesinin yasak olduğu kütüphaneye bile girmeye çalışır. Bir gün yine oradan kovulurken çalışanlardan biri ona bu yeteneğini geliştirmek için Cambridge Üniversitesin'e başvurmasını söyler ve bunu yaptığında kabul edilir. Fakat yola çıkacak kadar bile maddi gücü yoktur. Daha önce ona kazandığı bir yarışma sonucunda eğitimi konusunda destek olacağını söyleyen varlıklı bir adamı ziyaret eder. Fakat adamın sadece "namım yürüsün adım duyulsun" düşüncesiyle zor durumdaki pek çok insana sözler verip yarı yolda bıraktığı gerçeğiyle yüzleşir. Maddi güç bulamadığı için okula gidemediği gibi bir gün rahatsızlanan babasını da imkansızlıktan hastaneye yetiştiremeyip kaybeder. Uzun bir süre depresyonda kalır. Bir süre sonra onun yeteneğinin farkında olan bir iş adamı tarafından iş teklifi alır. Bu sayede öğretmenliğe ilk adımını atar ve yavaş yavaş halk ve medya tarafından tanınmaya başlar.

Öğretmenliğe adım attığı bu yıllarda başta artık para kazanmanın ve rahat yaşamanın mutluluğuna kapılır ve başka bir şey düşünmez. Fakat zaman içinde yozlaşmış eğitim sisteminin durumunu tekrar hatırlar, eğitimcilerin işi ticarete dökmüş olduğu gerçeğiyle tekrar yüzleşir ve fakir öğrencilerin durumunu yeniden hatırlar. Hayatını etkileyecek bir karar alır ve bundan sonra fakir öğrencilere hiçbir ücret almadan ders vermeye başlar. Onlar için kendi birikimi ve kendi elleriyle bir sınıf inşa eder. Çok uzak yerlerden bile adını duyan maddi yetersizlikler ve aile baskısı altında olan çocuklar kaçıp ona gelir. 30 zeka küpü öğrenci Hint Teknolojileri Enstitüsüne girmek için sınava hazırlanacaktır. Anand çocuklara eğitim verdiği gibi kalacak yer de sağlar ve yemekleri de annesi yapar. Böylece zor ama umut dolu bir yolculuk başlar. Elbette kıskananlar da vardır.

En iyi öğretmenini kaybeden müdür velilerin baskısıyla çeşitli planlar kurarak Anand'a savaş açar. Durum öyle kötüleşir ki adamı öldürmeyi bile düşünürler. İşte bu sahnelerde ağladığımı itiraf etmeliyim. Kendi çıkarları uğruna insanların ne kadar kötüleşebildiğini gözler önüne seren bir film. Zengin çocuklarla farklı şartlarda aynı sınava girip aynı okula gitme stresi yokluğun dibindeki bu 30 genci duygusal olarak yıpratırken öğretmenlerinin onlar için verdiği mücadele de her birine devam edecek gücü veren tek şeydi. Sayısız tehditler, düzenbazlıklar, suikastler arasında bu çocuklar sadece ders çalışmak istiyordu. Peki ne mi oldu? İzleyin derim :)

İşte bu sadece matematik dehası Anand'ın hikayesi değil. Toplumun zengin fakir arasındaki uçurumunu ve yaşadığı trajik zorluklarla adaletsizliği gözler önüne seren bir film. Ayrıca Anand Kumar için Discovery Channel'da çekilmiş bir belgesel de varmış. Kurduğu "Super 30" programı Her yıl 30 öğrenci seçip yetiştirmeye devam etmiş..

Sonsuzluk Teorisi

2015 / İngiltere

Tür: Biyografi, Dram

Yönetmen ve Senarist: Matt Brown

108dk

Matematiğe doğuştan gelen bir yeteneği olan ve daha önce hiç öğrenmediği formülleri bile doğal düşünce ürünleri halinde çözerek herkesi şok içinde bırakan Srinivasa Aiyangar Ramanujan, çalışmalarını Cambridge Üniversitesi'ne gönderir. Tek istediği bulduğu formülleri kayıt altına aldırmak ve ölse bile yok olmamasını sağlamaktır. Okula kabul edilmesinin ardından sömürge altındaki ülkesinden ayrılıp İngiltere'ye gider ve o dönemin şartları altında bir de yabancı düşmanlığıyla baş etmek zorunda kalır. Onu okula davet eden akademisyen Godfrey Hardy sert ve disiplinli olmasına rağmen içten içe Ramanujan'a hayranlık ve sempati beslemekte fakat akademik dile alışık olmayan genci buna hazırlarken de aşırı zorlayıcı bir tutum sergilemektedir. Ona göre bu sert duruşu aslında Ramanujan'ın akademi dünyasına kabulü için gerekli gelişimi göstermesi açısından önemli ve gereklidir.

Elbette Ramanujan iyi bir eğitimden geçmemiş olduğu için akademik yazım konusunda başta çok bocalar. Bulduğu formülleri kanıtlaması gerektiğini ve sebebini başta anlamaz. Bu fikirler bana geliyor işte hepsi aklımdan geliyor kaydedelim bunları diye inatlaşırken profesör de ona buluşlarını ancak kanıtlarsa kabul edileceğini anlatmaya uğraşır. Süreç böyle devam ederken bir de savaş zamanı gelip çatar. Savaş zamanında sanırım okullar kapalı olduğu için Ramanujan bir yandan zaten et tüketmediği için düzgün beslenemediğinden sinsi bir hastalık yakasına yapışır. Okula geri dönebildiğinde profesörden durumunu saklayarak sadece formüllerini kanıtlamaya odaklanır. Gel gelelim bu hastalık gün geçtikçe tesirini artırır ve profesör de sonunda durumu fark eder. Peki durum böyleyken kanıtlaması gereken formüller ve akademik macerası nasıl mı sonuçlandı? İzleyin bakalım :)

Küçük bir alıntı: "Burada (Ramanujan'ın hastaneye kaldırılışı zamanında) efsanevi 1729 hikâyesi yaşanır. Bu numara Hardy'nin kendisini ziyarete gelirken bindiği taksinin numarasıdır ve Ramanujan taksinin numarasına bakıp, 'çok ilginç' demiş. Büyük matematikçi Hardy, Ramanujan'ın neden söz ettiğini anlamamış ve ne demek diye çıkışmış. Aklını rakamlardan başka şeylerle meşgul etmeyen Ramanujan, 1729'un iki farklı biçimde iki sayının küplerinin toplamı olan en küçük sayı olduğu söylemiş: 

1729=12^{3}+1^{3}=10^{3}+9^(3)

Her şeyden sonra Ramanujan ölmeden önce bir eşitliği bulmuş ama ispatlamaya ömrü yetmemiş ve matematikçiler arasında şöyle bir inanç vardır. "Ramanujan söylediyse doğrudur"

1976 yılında hayatının son yılında yazdığı kayıp bir defter bulundu bu defterin keşfi beethovenın 10. senfonisinin keşfiyle kıyaslanmaktadır. 1 asır sonra bu formüller kara deliklerin davranışlarını anlamak için kullanılıyor."

Typewriter

2019 / Hindistan

Tür: Gerilim, Korku

Yönetmen ve Senarist: Sujoy Ghosh

1 Sezon 5 Bölüm (Bölümler ortalama 52 dk)

Goa'da üç çocuk, eski bir villada hayalet aramayı planlar. Villanın geçmişi karanlıktır ve hakkında anlatılanlar ürkütücüdür. Çocukların kendi aralarında kurduğu hayalet avı kulübüne inançları tamdır ve mutlaka bir gün bir hayalet bulup yakalamaları gerektiğine inanmaktadırlar. Ellerinde bir hayaletin nerelerde olabileceğini, nasıl ortaya çıkabileceğini, nasıl yakalanacağını ve yok edileceğini anlatan popüler bir kitap vardır. Yetişkinler bunların hiçbirine inanmaz ve çocuklara da akıllı uslu durmaları için hep kızarlar. Ancak yeni bir ailenin taşınmasıyla, villanın gizemli geçmişi tüyler ürpertici biçimde canlanır. Ve Hayaletlerin ortaya çıkması için en uygun gece de yaklaşmaktadır. Ortaya çıkan hayalet sinsi ve kana susamış bir varlıktır. Peki ama o meşhum gece yaklaşırken onu durdurmayı nasıl başaracaklar veya onu durdurmanın gerçek bir yolu var mıdır?

Dizimiz mini minnacık yeni nesil Hint dizilerinden. Dans yok. Aslında Hint kültürüne dair çok fazla detay da yok. Hatta içinde Hintliler oynuyor olmasa bana baya baya bir Amerikan veya Avrupa korku ve perili ev filmlerini anımsattı diyebilirim. Netflix için yapılınca biraz kendilerinden kopmuşlar sanki. Fakat konusu çok ilginçti. Hatta oturup yazmayı sevdiğim türde bir hikayesi var ve ben olsam ben de sonunu öyle yazardım :) 

Taj Mahal 1989

2020 / Hindistan

Tür: Dram, Romantik, Komedi

1 Sezon 7 Bölüm (Bölümler ortalama 36dk)

Hindistan deyince asla çabucak biten bir dizi veya filme alışık değiliz fakat bu dizi mini minnacık şirin bir dizi. Dizide uzun uzun danslar olmadığını baştan söylemeliyim. Bununla birlikte kültürü ve yaşayışı oldukça iyi ve de eğlenceli aktarmış. Yemekler, sokak yaşantısı, aile yaşantısı, okul, arkadaşlık her şey var bu dizide. Dizi 1989 senesinde geçiyor. Bir üniversitede başta birbirleriyle hiç alakası olmayan birçok profesör, öğrenci ve onların aileleri arasında gelişen olaylar en sonunda hepsini bir araya getiriyor. Bölüm sayısı az olmasına rağmen birçok farklı hikayeyi içinde barındırarak ilerliyor. Uzun uzun bir melodram yerine bu kısacık dizide gerçek Hindistan sokaklarını ve yaşayışını görüyoruz. Tabi aşk olmadan olmaz :)



8 Temmuz 2021 Perşembe

Blogları Canlandırma Projesi - Haziran

 Herkese uzun bir aradan sonra selamlaaar :) Hala yorumlarınızı yanıtlayamadım ama haziran yazısını daha fazla geciktirmemek için şimdi hızlıca bir şeyler yazacağım yarın yorumlara bakmak ve bloglarınızı ziyaret etmek istiyorum başıma bir şey gelmezse. Kelime oyununa da arıza yüzünden devam edememiştim bu hafta yazabilirim inşallah. Zira bu günlerde bir günüm diğer bir günü tutmuyor. Bir süredir laptop arızasıyla uğraşıyordum sonra havaların aniden güneşin atmosferini taklit etmesiyle kafayı yedim. Ve yüksek lisans sınavına neredeyse bir ay kalmış olmasından dolayı panik içindeyim. Kedim Leo ile uğraşmak dışında bu aralar derslerle mücadele ediyor olacağım. Bu arada evet minik bir yavru kedim var artık. Aşırı yaramaz bir ergen bebek. Sonra size ondan da bahsederim. Şimdilik haberler bu kadar artık asıl konuya dönelim.

Haziran ayının teması hukuk, mahkeme, adalet olarak seçilmişti. Ben de bu tema için iki dizi seçtim. Umarım seversiniz.

Vincenzo

2021 / Güney Kore

Tür: Dram, Romantik, Komedi, Hukuk

Bölüm sayısı: 20

Yönetmen/Senarist: Kim Hee-Won / Park Jae-Bum

İtalyan bir mafya babası tarafından evlat edinilip büyütülen Vincenzo Cassano adeta Koreli bir Bond havasında ve oldukça karizmatik bir kişilik. Mafya babasının ölümüyle taht kavgasına düşen üvey kardeşin zulmüne sert bir cevap verip ölen babaya saygısından ona zarar vermeden İtalya'dan ayrılır ve Korey'e döner. Dizi bu şekilde başlarken dönüşündeki amacın da bir binanın zemininde erişilmesi çok zor ve gizli bir kasada saklanan hazineye ulaşmak olduğunu anlarız. Fakat bir sorun var ki o da binanın tamamen tuhaf kiracılarla dolu olması ve yakında yıkılacak olmasıdır. Vincenzo aynı zamanda avukat olmasının verdiği avantajla ve zekasıyla yıkımı durdurmak için asıl kimliğini gizleyerek kiracılarla işbirliği yapar. Zaman içinde sıkı dostluklar geliştirirlerken elbette işin içine aşk da karışır. Bu arada hazinenin kokusunu alan herkes de bunun peşindedir. Bakalım binanın yıkımı durdurulabilecek ve hazineye ulaşabilecek mi? Peki ya aşk ne olacak?

İzlerken oldukça keyif aldığım ve eğlendiğim bir diziydi. Özellikle dolandırıldığı sahne ve saf saf davrandığı her sahnede çok güldüm. İçeriğinde bir tutam dram olsa da sizi hüngür hüngür ağlatan bir biçimde işlenmemiş daha çok zeka oyunlarına ve komediye yer verilmiş. Son sahnelerde de gerçekten bir Bond havası esmekte ve bu göndermeleri gülümseyerek izledim. İşte size minik bir fragman.


Prison Playbook

2017 / Güney Kore

Tür: Dram, Komedi

Yönetmen/Senarist: Shin Won-Ho / Jung Bo-Hoon

Bölüm Sayısı: 16

Bir beysbol oyuncusu büyükler ligine gitmeden hemen önce bir olaya karışır ve bir yıl hapse mahkum edilir. Dizi boyunca hapishanede diğer mahkumlar ve gardiyanların başlarından geçenlere tanık olurken beysbol oyuncusunun ve yeni arkadaşlarının tahliye edileceği günü bekleriz. Açıkçası tam odaklanamadan izlediğim için bu diziden hiçbir şey anlamadım çok durağan ve amaçsız geldi bana. Bu arada hapishane ortamı ne öyle ya otel gibi televizyon mutfak her şeyleri var maşallah rehabilitasyon merkezlerine benziyor. Gerçekten bütün hapishaneleri öyleyse insanlar sokakta kalma gibi zor durumlarında hapse girmeye çalışır diye düşündüm izlerken.

İşte haziran için seçimlerim böyleydi umarım seversiniz :)

21 Şubat 2021 Pazar

Blogları Canlandırma Projesi - Şubat

 

Selam canım blog ailesi umarım hepiniz iyisinizdir. Son günlerde pek aktif değilim çünkü bu ayın son günü yökdil sınavım var. Bir de ailevi bazı üzücü olaylar yaşadık aslında burada bundan bahsetmiştim yazıyı günler önce yazarken o ruh haliyle ama şimdi değiştirmek istedim. Bir bahsedip bir silmiş oldum ama bahsetmek iyi gelmedi. Sınava odaklanmaya dikkatimi buna vermeye çalışıyorum. Hala pes etmeden inatla deniyorum bir şeyler hayırlısı bakalım. Bu yazıyı da önceden ayarlıyorum şimdi. Biraz kafamı dağıtmak için yazmaya başladım. Muhtemelen ben soru çözmeye dalmışken kendi kendine yayınlanmış olur ve sizleri de elbette sınavdan sonra ziyaret edeceğim. Son günlerde yetişemediğim çok şeyi düşünüyorum hayat kısa, çok çok kısa ve son günlerde bunu derinden hissediyorum ve bunu düşündükçe daralıyorum. Siz siz olun hiçbir işinizi yarım bırakmayın ve sevdiklerinize onları sevdiğinizi söylemeyi ihmal etmeyin çünkü davranışlarla bunu belli ettiğimizi düşünsek de bazen bunu dile getirmek de gereklidir, bazen çok geç olabilir. Gidin sevdiklerinize sarılın saçını okşayın bir çiçek filan verin iyi ki varsın diyin.. 

Neyse ne diyordum..

Kamu spotu ve günlük tarzı bir giriş yaptıktan sonra gelelim asıl konuya.

Geçen ay başlayan etkinliğimiz tüm hızıyla devam ediyor katılımcı sayımız da arttı diye biliyorum ve artmaya da devam edecek gibi çünkü oldukça kolay ve rahat, pek fazla da kuralı olmayan bir etkinlik bu. Önemli olan katılan herkesin birbirini ziyaret etmesi çünkü etkinliğin amacı bloglar arası etkileşimi artırmak aslında yoksa kendi kendimize de çalar söyleriz yani :) Geçen ay herkes muhteşem filmler kitaplar tanıttı hepsi de nefisti valla. Bu ay neler çıkacak ortaya merak ediyorum. Detaylar için ve geçen ay nelerden bahsettiğimi görmek için şuraya tıklayabilirsiniz. Ayrıca etkinliği başlatıp yöneten ve tüm katılımcıların liselerini tutan sevgili Okurix ve Fighting arkadaşlarımızı ziyaret etmeyi unutmayın :)

Bu ayın teması Uzak Doğu seçildi. Uzak Doğu ülkelerine ait film, dizi, kitap, anime, manga, webtoon veya bir şiir falan her şey geçerli. Bununla birlikte başka ülkelere ait olsa da konusu Uzak Doğu ile alakalıysa kabulümüz denildi. Bakalım bakalım benim seçimlerim bu ay için neler olmuş.



Wa Pei 2

Painted Skin Resurrection - Boyalı Yüz 2

2012 - ÇİN / 131dk.
Yönetmen: Wuershan

Film ilk olarak 2008'de başka bir yönetmen fakat aynı oyuncular ile çekilmiş ve çok sevildiği için biraz değiştirilerek yeniden yapılmış. Türkçeye de ismi Ölümcül Güzellik diye çevrilmiş aslında. İnsan olmak isteyen bir Gumiho yani tilki ruhu bu arzusundan dolayı buza hapsedilerek cezalandırılmıştır. Film onun buzdan kurtuluşuyla başlıyor. Ölümsüz ve şeytani bir ruh olan Gumiho kurtuluşunun ardından insan olmak için elinden geleni yapmaya devam eder. Anlaşmalar yaparak insanlarla yer değiştirebilmektedir ve bunun için deri değişimi yaparlar. (Bu sahneler oldukça sanatsal ve etkileyiciydi) Erkeklerin kalplerini arzular ve onları yer. Aslında bunun sebebi bir erkek kendi arzusu ile kalbini ona sunarsa gerçekten bir insana dönüşebilecek olmasıdır. Tek arzusu insan olup rüzgarı hissedebilmek, çiçeklerin kokusunu duyabilmek ve yediği şeylerin tadını alabilmektir. 

Yolculuğu sırasında krallığını kaybetmek üzere olan bir prensesle karşılaşır. Prensesin yüzünde çocukken ona saldıran bir ayı yüzünden derin yaralar vardır ve bunu hep saklayarak yaşamıştır. Ayrıca onu bu saldırıdan kurtarmış olan generale aşıktır ama gururundan ve konumundan dolayı belli edemez. Ayrıca yüzünün durumundan da utanmaktadır. Onun aksine Gumiho cezbedici güzelliktedir. Gumiho ile aralarında anlaşıp arada bir yer değiştirirler ve olaylar daha karmaşık bir hal alır. Prenses sevdiği adamı Gumiho'nun çalacağından endişe etmektedir bu sırada da krallığa saldıran düşman askerleri de prensesin peşindedir ve liderleri onunla evlenmek ister. Herkesin mutlu olabilmesi ve bu savaştan korunmanın bir yolu var mıdır? Gumiho insan olabilecek mi ve prenses sevdiği adama kavuşacak mı? Tüm sorularla birlikte final harikaydı ve görüntüler ödüllere layık derecede güzeldi. Yani bu film konusunu bir kenara koysak bile görsel bir şölen gibi muhteşem bir tablonun içinde dans eder gibiydi. Yani o efektler o dans eder gibi süzülen hareketler beni çok etkiledi. Bir de müzikler tabi :)

Love in Time

Hong Kong 
9 Bölüm

Öncelikle sanırım bu dizinin devamı da var ama henüz bulamadım bakmadım yani. İzlerken başta klişe gelse de çok komik ve tatlı bir diziydi. Pek gerilim aksiyon olmadan hiç karanlık taraflara çekilmeden günlük lise hayatı gibi ilerleyen bir vampir dizisi. Roy adındaki vampirimiz 200 yaşında bir liseli. Klasik Edward Cullen ama ondan da biraz farklı elbette :) Çinli Bella'mız bir karate ustası olma yolunda ilerleyen bir liseli. İkisi okulda tanışıyorlar ve önce birbirlerinden nefret etseler de bu nefretten bir aşk doğuyor. Yan karakterlerimizden birisi bir Gumiho. Ama bu kez kötü rolde değil tatlı saf ve deli bir aşık kadın. 200 yıldır aşık olduğu adamı arayıp durmuş o da Roy'un abisi elbette. Bir de kötü vampir çocuk var olmazsa olmaz zaten. O da bir görünüp bir kayboluyor ve hepinizi mahvedeceğim mesajları veriyor fakat bu sırada bizimkiler pikniğe, restorana, lulaparka, güneş tutulmasını izlemeye gitmekten geri kalmıyor. Hani bunlar vampir olmasa bildiğiniz liseli genç saf aşık insanlar işte :) Bazı göndermeler filan komikti, Alaca Karanlık serisindeki bazı sahneleri epey komediye vuran yerler vardı ve bölüm sayısı az olduğundan hemencecik de bitti :) Sadece sonunu biraz eksik bulmuştum ben ama kafa dağıtmak ve biraz eğlenmek için güzel dizi :)

Mübarek Toprak

The Good Earth

Pearl S. Buck

Cem Yayınevi
Çeviri: Nihal Yeğinobalı
389s.

Bu kitabı yıllar önce orta okula giderken okumuştum ama konusu uygun olunca paylaşmak istedim. Yirminci yüzyılın başında Çin'in kırsal kesiminde bir rençber olan Wang Lung'un başından geçen olayları okuyoruz romanda. Artık evlenmesi gerektiğine karar verdiğinde bir konakta köle olan O-Lan isimli güçlü karakterli bir kızla evlilik yapmasıyla başlıyor hikaye. O-lan yüzünde çiçek hastalığından kalma küçük bir iz olmasına rağmen aslında güzel ve çok güçlü, taşı sıksa suyunu çıkartan, ekmeğini alın teriyle kazanan ve yoklukla mücadele etmesini bilen bir kız. Kitap o zamanın sosyal yapısını da gözler önüne seriyor ve kadınların yeterince bir konuma sahip olmadığını görebiliyoruz. Wang Lung ailesinin hikaye boyunca hiçlikten toprak sahipliğine yükselişleri ve bu sırada yaşanan, açlık, yoksulluk, felaketler, kıtlık zamanları, hastalıklar, doğumlar, ölümler, zenginliğin getirdiği rehavet ve aldatıcı şeylere düşkünlükler, huzurlu huzursuz geçen günler, aile üyeleri ve çevredeki insanlarla ilişkiler ve zorluklarla mücadele vererek geçen tüm bir yaşamını içeren bir hikaye bu. Ayrıca kişilerin sosyolojik konumları, değişen statüler ve başlarına gelen her olay karşısında yaşanan psikolojik durumlar da iyi aktarılmış.

Kitap dili çok sade ve akıcı ayrıca her şeyi o kadar yalın anlatmış ki dramatize edilmeyen bir ölüm karşısında bile insanın boğazına bir şeyler takılıyor. Kitabın ilk yarısında akıllıca adımlar atan Wang Lung'a sonrasında çok kızdım. Wang Lung'un hayatında verdiği en iyi karar O-Lan'ı eş seçmesiydi bence. Fakat adamın asıl aşkı toprak. Ne zaman kendini huzursuz ve kötü hissetse toprağına sarılır tarlasıyla ilgilenir. Hiç yorulmadan toprağı işler ve o da ona karşılığını verir. O-lan ise eşine derinden bağlı, onu mutlu etmek evini korkumak ve yönetmek için elinden geleni yapan ama bir türlü yüzü gülmeyen bir kadın ve kocasının başarılarının ardındaki gizli yürek o aslıda. Kitap boyunca aynı zamanda Çin kültüründen çarpıcı şeyler öğreniyoruz ve kadına bakış açılarını görüyoruz. Aslında bu kitabın kahramanı Wang Lung gibi gösterilse de asıl kahraman O-lan. 

Kitap yazara Pulitzer ödülünü kazandırmış ayrıca bir öğretmen olan yazar Amerika'da Nobel Edebiyat Ödülü alan ilk kadın yazarmış. Çin kültürüne hakimiyeti de orada yaşadığı yıllara dayanıyormuş.

Sanırım şuanda bu kitabı bulmak zor ama sahaflarda ve kütüphanelerde bulabilirsiniz diye düşünüyorum mutlaka okumalısınız. Ayrıca 1000 kitap uygulamasında yapılan alıntılara da bakarsanız ne etkileyici bir yaşam hikayesi olduğunu görebilirsiniz. Ben çok uzatmamak için alıntı koymayacağım bu kez.

BLAME!

Mangaka: Tsutomu Nihei

1998 - 2003
10 Cilt

2003 yılında 6 bölüm artı bir Ova'dan oluşan anime serisi de çekilmiş olan BLAME! kimileri tarafından karanlık, postapokaliptik, cyberpunk ve megalofobik olarak tanımlanan muhteşem bir bilim kurgu ve müthiş bir hayal gücü ürünü. Gökyüzü, yeryüzü, deniz ve hiçbir yönün olmadığı ve Megastructure adı verilen sonsuz yapılardan oluşan bir gezegende geçiyor konu. Aslında bu yapı nüfus artışından dolayı insanların yaşaması amacıyla inşa edilmeye başlamış ve sonunda iş çığrından çıkarak dünyayı bir kabuk bir küre gibi kaplayana dek büyümüş fakat yeterli olmayınca üzerine başka katlar eklenmeye devam etmiş ve rivayet odur ki Ay'a kadar ulaşmış ve onu da içine almış. En sonunda da tüm uygarlığın enerji ihtiyacı için bir Dyson küresi inşa etmişler.

Karakterimiz Killy kirlenmemiş genetik koda sahip insanı aramaktadır. Çünkü değişime uğramamış bir şey kalmamış bu dünyada sürekli devam eden inşaatı ve insanları öldüren güvenlik sistemini durdurmanın tek yolu bu. Çünkü sistemi sadece saf kan bir insan kullanabilir. İnsanlardan geriye sadece insansı, bozulmuş canlılar kalmış ve geçmişlerine dair bir bellekleri yok. Bu sırada sonsuz yapı da genişlemeye devam etmekte. Onu genişleten ve geliştiren inşaatçılar diye bilinen robotlar var. Katlar her yöne ve karmakarışık labirentler gibi büyümekte. Her kat gökyüzü gibi bir yükseklikten sonra geliyor ve bir sonraki kata çıkan merdivenleri tırmanmak on gün gibi bir süre alıyor. Yapılar yok edilemez bir maddeden inşa ediliyor ve bunu yok edebilen tek silah yerçekimi lazeri denen bir şey. Her kat kilometrelerce yüksek, karmaşık ve matıksız binalardan oluşuyor. Her katın zemini yine aynı malzemeden yapılan dayanıklı bir zemin ama aynı zamanda kendinden bir önceki kat için güneş ışığı, gökyüzü işlevi görüyor. Katlar arasında dolaşmak zor ve tehlikeli.

Bu yapılar birliği varlığının başlangıcında bir otorite tarafından yönetiliyordu fakat inşaatçıların kontrolsüz davranışlarıyla yapı da üçüncü kattan sonra kontrolden çıkmış ve otorite gücünü kaybetmiş. Artık her şey başıboş anlamsız ve rastgele. Yapı içinde güvenliği sağlayan ve bozulmuş insanların müdahalesine karşı tetikte olan varlıklar da var ve bunlar da kontrolden çıkmış durumda. Başlangıçta sadece bozulmuş olan insanlara karşı savaşmaları gerekirken artık tüm insanlara karşı savaşıyorlar. Killy bu sonsuz ve karmaşık yapıda yönünü bulmaya çalışırken onun gibi bozulmamış genin peşinde olan silikon yaratıklarla karşılaşıp mücadele ediyor. Mangaka bu seriden önce  NOiSE adında bir ön seri yazmış ve BLAME!'ın temellerini atmış. Ama onu henüz okumadım ben. 

Güvenliğin, iletişimin, robotların sisteminin ve insanların genlerinin bozulması da aslında bir suç örgütünün sisteme sızması sonunda olmuş. Her şeyi bozan ve modifiye eden bir mikroorganizma yaratmışlar. İnsanlara daha uzun ve kaliteli hayat diye sundukları silikon bazlı bedenler felaketlerin başlangıcı olmuş. İşte bu da üçüncü kat zamanına denk geliyormuş. Güvenlik sistemi de başta bu genetiği değişen insanlar ile normal insanları ayırt edebilirken sonraları sistemdeki bir açık yüzünden tüm insanlara saldırması sağlanmış. İşte Killy bu kaotik gelecekte yolculuk etmekte.

Konu daha da uzun aslında genetiği bozulmuş insanların yaşaması için güvenli alanlar inşa edilmiş, normal insanların yaşaması için de başka alanlar inşa edilmiş ama muhtemelen ikisi de başarılı olamamış ve güvenlik sistemi tıpkı vücutta kendi kendine saldıran bağışıklık sistemi gibi önüne çıkan her canlıyı kıyımdan geçirmiş ve bu koca dünyada yaşayan pek fazla kimse bulmak zor hale gelmiş. Bu anlattıklarım sadece bir özet ama okumaya karar verirseniz daha fazlasını öğrenir, daha iyi anlar ve hayran kalırsınız. Bu arada Killy de ilk jenerasyon güvenlik gücünden aslında ama onun kafası bozulmadan kalmış ve sadece görevi için yaşamakta.

Şunu da belirtmeden geçemem çizimler muhteşem. Akıl alır gibi değil yani. O detaylı mimari çizimleri görmeniz lazım bir mimarın elinden çıkmış gibi en minik detayına kadar nakış gibi işlenmiş bir eser. Ben her sayfayı durup bir süre inceleyerek okudum. Ayrıca şuan konuyu hatırlamak için yaptığım arama sayesinde bir netflix fragmanı olduğunu gördüm yönetmeni de Hiroyuki Seshita'ymış yani Gozilla'nın yönetmeni ve bu müthiş bir haber kesinlikle izlenecek listesine alınmalı.

Aaa ne çok konuşmuşum ama sanırım bir veya birkaç şey daha önereceğim :)

Ya da düşündüm de yoruldum. Size başka bir gün başka şeyler anlatırım. Hatta bunun gibi bir yazı daha yazıp başka manga ve animelerden de bahsedesim geldi. Örneğin Last Exile, Ergo Proxy, Attack on Titan, D-Grayman, My Girlfriend is a Gumiho, Fate Stay Night ve serisi, Final Fantasy serisi... Ben bahsetmeyi unutursam da siz bakın bunlara da :) Şimdi sizi bir fragman ve bir film müziği ile baş başa bırakayım :)




27 Ocak 2021 Çarşamba

Blogları Canlandırma Projesi - Ocak

  Herkese selamlaar taptaze bir etkinlikle karşınızdayım :) Eski blogculardan ama benim yeni tanıdığım sevgili Okurix ve fightiing birkaç arkadaşımızla birlikte bir etkinlik tasarlamış, ben de Okurix'in duyurusuyla haberdar oldum, onun yazısını okumak için şuraya tıklayın :) vee Fighting için şuraya lütfen :)

  Kurallar basit. Her ay bir tema seçilecek ve bizler de o ayın temasına uygun film, dizi izleyip kitap okuyacağız. Ve bunlardan sadece birini bile yapsak yeterli oluyor. Böylece oldukça serbest ve kuralsız, rahat bir etkinlikle blogları biraz daha canlandırmış olacağız. Ve birbirimizden aynı tema kapsamında farklı filmler, diziler, kitaplar öğrenmiş olacağız. Siz de etkinliğe katılmak için arkadaşımıza gidip söyleyebilirsiniz. Katıldığınızda duyuruları blogdan ve bunun için kurulmuş instagram grubundan takip edebilirsiniz. Blog duyuruları ve İnstagram hakkında bilgi alıp katılmak için yukarıdaki bağlantılardan arkadaşlarımıza ulaşabilirsiniz. 

  Bu ayın teması Umut-Başarı olarak seçilmiş. Başlangıç için ve yeni yıl düşüncesiyle çok uygun bir seçim olmuş. Ben de tema kapsamında bir kitap ve bir film değerlendirmeye karar verdim. Aslında pek film, kitap, dizi yazısı yazamıyorum çok nadir böyle paylaşımlarım vardır ve hep doğru düzgün bir eleştiri tanıtım yazısı yazmak istiyordum. Bu etkinlik bana bu alışkanlığı kazandırabilir diye düşünüyorum :)



Mandalina ve Umut

My Everything

Katie Marsh

Olimpos Yayınları
Çeviri: Belgin Selen Haktanır
s.440


Bu kitabı sırf limon, mandalina sevdamdan dolayı ve kapağı çok sevimli olduğu için okumaya başlamıştım itiraf edeyim. Hatta arkadaşım her seferinde hangi kitabı okuyorsun diye sorduğunda ismini unutup unutup limonlu kitabı okuyorum diye bahsettim durdum :) Tabi ki mandalinayla yakından uzaktan alakası yok kitabın ama ben bazen sevdiğim şeylere olan duygularımı renklerle ve meyvelerle ifade etmeyi severim. O açıdan düşünürsek evet bence tam da mandalina gibi bir kitap bu :)

Bir öğretmen olan Hannah, çalıştığı okuldan pek de memnun değildir ve hayalleri bambaşka bir yerde onu beklemektedir. Beklediği iş teklifinin gelmesiyle yürümeyen evliliğini bitirme kararı alır. Tam da o dramatik konuşmayı yapmaya karar verdiği gece artık kendisini sevmediğine inandığı için kırgın olduğu eşi Tom'u felç geçirmiş halde bulur ve her şey sarpa sarar. Hannah geçmişin anıları ve şimdinin karmaşık olayları arasında Tom'a hala aşık olduğunu keşfederken iyileşene kadar onun yanında kalmaya karar verir. Tom ise Hannah'ın özgür kalmasını ve hayallerinin peşinden koşmasını istemekte bir yandan da yeni durumuyla başa çıkmaya çalışırken Hannah'yı bu zor durumdan uzak tutmak ve onu kendisinden korumak istemektedir. Aralarında artık konuşulmayan hiçbir şey kalmaz. İtiraflar edilir, özürler dilenir... Peki ama bütün bunlar evliliklerini ve aşklarını kurtarmaya yetecek midir? Felçli bir insanın psikolojisini ve yaşadığı zorlukları biraz da olsa yakından görebildiğimiz bu hikayede iki tarafın da yaşadıkları oldukça zor ve ağır. Yine de umut hep oralarda bir yerlerde saklanmaktadır. Gerçek aşkın, sadakatin, dostluğun, yeniden var olmanın, umudun tıpkı mandalina tadında hikayesi bu kitap sizi bazen gözyaşlarına bazen de kahkahalara boğacak.

Birkaç alıntı:

"Nasıl hissediyorsan öyledir dünya. Mutluyken cennet, mutsuzken cehennemdir."

"Sözcüklerin bir faydası yoktu. Bunlar sadece kaybedilenleri vurguluyordu."

"Tom'un eli soğuktu. Ağırdı. Tıpkı sorumluluk gibi."

"Umutlanman gayet doğal; herkes eskiden olduğu gibi olmak ister. Ama bazen bu... Mümkün olmaz."

"Ne güzel bir gün. Güneş bile senin için parıldıyor."

"Onlar bulutlu bir günü güneşli bir güne, karanlığı aydınlığa dönüştürebilirler."

"Kahkahaları geçmişlerini silip onları bekleyen geleceklerinin kapılarını ardına dek açtı."

Küçük Gün Işığım

Little Miss Sunshine

2006-ABD

Yönetmen: Valerie Faris, Jonathan Dayton

Bir yol komedisi olan bu filmde küçük kızlarının hayali için umutla yola düşen bir aileyi izliyoruz. Hoover ailesi dışarıdan bakınca sıradan bir aile gibi görünse de her biri diğerinden çılgın ve değişik kişiliğe sahip aile üyelerinin en büyük sorunu iletişim. Birbirlerinden tamamen zıt ve çatışma halindeki aile bir gün küçük kızlarının hayalini gerçekleştirmek için sonunda bir araya gelebiliyor. Yol boyunca başlarına çeşitli olaylar gelirken birbirlerini sanki ilk defa bu kadar yakından tanıyor ve dinlemeye başlıyor gibiler. Başarılı olmaya ve hep kazanmaya odaklanmış işkolik ama biraz da başarısız bir baba, ailesini ve evliliğini bir arada tutmaya çalısan anne, savaş pilotu olana dek sessizlik yemini etmiş ve Nietzsche hayranı olan abi, intihara teşebbüs etmiş sorunları olan dayı ve bağımlı bir dededen oluşan ekip meydana gelen kötü olaylara rağmen insanın yüzünde bir gülümseme bırakıyor. 

Bir amerikan filmi olduğu için fazla bir beklentiyle izlemedim başta ama izlediğime de sevindim çünkü zevkli bir yolculuk ve aile hikayesiydi. Bağımsız sinema ürünü olduğu için film maddi yetersizliklerden dolayı beş yılda tamamlanmış ve ortaya gerçekten de ilgiyi hak eden bir şey çıkmış ve de çokça ödül almış. Basit, naif, sevimli ve içinde gün ışığı taşıyan bir hikaye bu. Umarım siz de seversiniz :) 

“Gerçek kaybeden, kazanmayan değildir. Gerçek kaybeden; kaybetmekten o kadar korkar ki kazanmayı denemez bile.”

"Mutlu geçirdiğin zamanlar sana birşey katmaz acılarsa seni olgunlaştırır."

Bonus:

The Letter Writer

2011-ABD

Yönetmen:Christian Vuissa

Aslında güzel tanıtamayacağımı düşündüğüm için yazmamaya karar vermiştim bu filmi çünkü güzel tanıtamazsam yazık ederim diye düşünmüştüm. Çünkü o kadar o kadar sevdim kii sonunda ağlarken iyi ki izledim dediim :)

Nereden geldiği ilk başta bilinmeyen eski bir mektupla Maggy Fuller yazarı bulmak için yola koyulur ve bu hayatını sonsuza dek değiştirir. Duygusal, umutlu, sıcacık, naif, hoş bir film.. Daha fazla bir şey söyleyemem yazar ve Maggy arasındaki iletişim ve o son beni gerçekten hüngür hüngür ağlattı lütfen siz de izleyin ve yanınıza peçete almayı unutmayın :)

Bir sonraki ay neler ekleyeceğim bakalım umarım önerilerimi sevmişsinizdir, görüşmek üzere :) Kelime oyunu için hikayem yarın gelecek bu arada :)