Dram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2023 Pazartesi

Blogları Canlandırma Projesi - Nisan

 


Herkese selamlar. Aslında bugün muhteşem bir güne uyandık diyerek sözlerime başlamak isterdim ama umutların rötar yaptığı bir günden merhaba arkadaşlar. Yine de fırtına ve yağmur günü ele geçirse de güneşin açacağına olan inancımızı koruyalım. Akademide de başarıyı pes etmeyenler kucaklar.

Konuyu burada fazla uzatmak istemiyorum.

Bcp Nisan konumuz Belirli Yazarlar ve Yönetmenlerdi. Buradaki "belirli" ibaresini neye göre almamız gerektiğine tam karar veremedim yani çok ünlü olanları mı seçmeliydik yoksa ünlü olmasa da bir yönetmeni veya yazarı tanıma amacıyla onun birkaç eserine mi bakmalıydık? Sanırım bu biraz kişisel tercihe kalmış diye yorumladım ve iki film seçtim. 

Girl

Yönetmen: Lukas Dhont

2019 / Belçika Hollanda

Dram

Profesyönel balerin olmak isteyen 15 yaşındaki trans birey Lara'nın öyküsü. Geçirmesi planlanan operasyonlar için hazırlanırken bir yandan da bale eğitimi alan Lara'nın diğer kızlar tarafından uğradığı zorbalıklar karşısında yaşadıkları ve hissettiği duygular filmde oldukça iyi yansıtılmış. Durağan bir film olsa da sonuna kadar kendini izlettirmeyi başarıyor ve anlatması gerekeni hassas bir şekilde aktarıyor. İzlerken Lara ile gerçekten bağ kurmayı başarıyorsunuz. Ergenlik dönemi zaten yeterince karmaşıkken çevresinde gördüğü zorbalıklar ve işin içine bir de sevilme aşık olma duyguları karışınca Lara'yı izlerken ekran başında empati kuruyorsunuz. Bu arada oyuncuyu da oldukça başarılı buldum üstelik bu ilk filmiymiş. Bu arada Lara'nın babasının onun için elinden geleni yapışı, onun için ev ve şehir değiştirmeyi göze alışı ve hep arkasında duruşunu çok sevdim. 

Close

Yönetmen: Lukas Dhont

2022 / Belçika Fransa Hollanda

Dram

13 yaşında iki çocuk Leo ve Remi her zaman inanılmaz derecede yakın arkadaştır. Ancak aralarındaki bağ okul arkadaşları tarafından garip karşılanıp sorgulandıkça birbirlerinden uzaklaşmaya başlarlar. En yakın arkadaşının bir anda kendinden uzaklaşması yıkıcı etkiler yaratır ve bir trajedi baş gösterir. Yönetmen bu filmde de durağanlık içinde bir enerji yakalamış. Doğa sahneleri ile süslenen ve tablo hissi yaratan sahneler hiç sıkmadan akıyor. Bu türden ağır konuların işlendiği filmlerde oyuncu performansı çok önemlidir ve çocuk oyunculardan her zaman böyle yetenekler beklenmez ancak vay be nasıl oynamış diye diye izledim. Filmde bir iki sahnede boğazım düğüm düğüm oldu. 


5 Ağustos 2022 Cuma

Blogları Canlandırma Projesi - Temmuz

 


Herkese erimiş ve yere düşmüş bir dondurma gibi trajik ve kaotik derecede sıcak bir Ağustos gününden selamlaar :) Geç kalmış bir BCP yazısıyla karşınızdayım. Bu proje de olmasa bloğa gelebildiğim yok öğrenci olmak ne zor bir meslek arkadaşlar. Temmuz teması İspanyol Kültürü, Romantik-Dram olarak belirlenmişti. Yani ikisinden birini veya hepsini seçebiliyorduk hatırlarsanız. Ben de bu nedenle bir Kore romantik draması seçtim umarım seversiniz :)

Bu arada Temmuz ayının isminin Sümerce Tammuz'dan geldiğini biliyor muydunuz kendisi Sümerler tarafından hasadın koruyucusu ve çoban olarak kurgulanmış bir şahsiyet :D 

Our Beloved Summer

Güney Kore 2021/2022

16 bölüm

+13

Aslında bu dizi beklediğim kadar süper eğlenceli bir yapım değildi. Çokça yavaş ve fazla uzun bir diziydi yani bana kalsa her şeyi 8 bölümde anlatsalar da olurdu. Yani aslında bu şekilde uzun uzun bir anlatımı izlemek isteyenler için düşünülürse hoş yanları da vardı liseden evliliklerine kadar hayat hikayelerini detaylı şekilde izlemek mümkün. Dizinin bana hissettirdiği şey sonbaharda bir terasta bahçeye ağır ağır yağan bir yağmuru kahve içerken izlemek ve yağmurdan başka bir şey duymamak gibiydi. Tabi böyle bir yağmuru izleyecek ruh halindeyseniz ve zamanınız varsa böyle bir şey inanılmaz zevklidir. Yine de bir müddet sonra bu hava şartı sizi bunaltabilir. İşte dizi böyleydi :D

Konusuna gelirsek Choi Woong ve Kook Yeon Soo (bu kızın adı nedense bana komik geliyor) lisede en başarılı ve en başarısız öğrencinin yaşamına odaklanan ve sürekli her an onları gözetlemeye dayalı bir belgesel için zorla bir araya getirilen ve birbirine tamamen zıt kişiliklerden oluşan gençlerdir. Buraya kadar ah dedim acayip komedi bir şey çıkar bundan. Ama öyle olmadı dizi aşırı sakin ilerliyor arkadaşlar. Neyse. Bu ikili daha sonra sevgili olmayı başarır. Fakat... Zıt karakterleri yüzünden liseden sorna ayrılmaya karar verirler. Belgeseli çekenler yıllar sonra ikisini tekrar bulur ve devamını çekmeyi teklif eder. Çünkü ilk belgesel internette aşırı beğeni toplamıştır. İkili araları bozuk olmasına rağmen belgeseli çekmeyi kabul eder. Bu saatten sonra da aralarında daha önce fark etmedikleri yönlerini fark ederek yeni bir arkadaşlık ve aşk doğar. 

Açıkçası diziyi izlerken herhalde altı bölüm filan atlamış olabilirim :D Siz yine de bir şans verin ^^

Yeniden görüşünceye dek <3



2 Ocak 2022 Pazar

Blogları Canlandırma Projesi - Aralık

 

Herkese 2021'in son BCP yazısından selamlaar derken aslında 2022'de olduğumuzun farkındayım, yine geç kaldım ^^

Bir süredir blogla ilgilenemiyordum. Dedem ve anneannem covid atlattı, dedemin durumu ağırdı neyse ki şimdi iyi fakat beyninde ses merkezi etkilenmiş bu nedenle konuşamıyor ve bunu ona açıklayamıyoruz henüz. Tedavi edilebilir olup olmadığını araştırıyorlar hala. Virüsün öldürücülüğü yanında böyle korkunç etkileri de var. O yüzden dikkat etmeye devam edin. Bu olayların etkisiyle içimden bloğa bakmak gelmiyordu. Şimdi biraz kendime gelmiş durumdayım fakat Ocak ayı sonuna kadar yine aktif olamayacağım zira bilim sınavına hazırlanıyorum. Bana şans dileyin bu kez başarmak istiyorum. Gerçekten bunalmaya başladım çünkü. Ay uzun zaman bir şeyler yazmayınca insanın çenesi de düşüyor. Neyse dediğim gibi Aralık teması ile karşınızdayım umarım seçtiğim diziyi seversiniz :)

Aralık ayı teması zaman yolcuğuğu ve paralel evrenler olarak planlanmıştı. Bu türden elbette bir şeyler okumuştum eskiden ama şimdi kitap incelemesi yapmak istemedim onun yerine eskiden izlediğim ve şimdilerde tekrar izlediğim çok sevdiğim dizilerden birini paylaşmak istedim.

Rooftop Prince

Yönetmen: Shin Yoon Sub

Senarist: Lee Hee Myung

2012 / Güney Kore

Fantastik, Romantik, Dram, Komedi

300 yıl önce veliaht prenses ölü olarak bulunur ve ölümü örtbas edilmeye çalışılır. Eşi Veliaht Prens olayı araştırmak için kendi güvendiği 3 adamı toplayarak bir ekip kurar. Fakat durum ciddileşir ve peşlerine onları engellemek isteyen katiller takılır. Prens Lee Gak ve adamları karanlık bir gecede dolunay gökyüzünde parlarken peşlerindeki ölümden kurtulmaya çalışarak ormanın içinde at sürerlerken bir uçurumla karşı karşıya gelir. Tek çare karşıya atlamaktır. Tam o sırada dolunayın sihri devreye girer ve kendilerini 300 yıl sonra günümüzde bir çatı katı dairede bulurlar. 

Bu noktadan sonra dram geri planda kalırken komedi ağırlıklı bir romantizm ön plana çıkar. Kendini bir anda gelecekte bulan dört şaşkın şok içinde kalınca ve her şey onlara yabancı gelince yaşadıkları korku ve sebep oldukları karmaşa ile ortaya çıkan komik durumlar karşısında bir dakika susmadan gülerek izlediğim bir dizi :) Adamlar at arabasından otomobile, meşaleden neon lambalara ve saraydan sıradan halk seviyesine düşmenin şokuna alışmaya çalışırken bir yandan insan üzülüp kıyamıyor bir yandan da gülmeden duramıyor :) İçine düştükleri evin sahibi geçmişte prensin baldızı olan kızın reankarne versiyonu bu arada. Ama kimse bunu başta anlamıyor ve üstelik prensle evlenmesi gereken esas kız oyken bir kazaya kurban gidiyor ve yüzü yandığı için yerine üvey ablası seçiliyor. Geçmişte ve günümüzde birbirine yumak yumak düğümlenen kaderler nasıl çözülecek ve her şey nasıl yoluna girecek merakla izleniyor.

Prensin yanında gelen adamlarının her şeye abartılı tepkiler vermeleri ve hala saraydaymış gibi davranmaya çalışmaları çok komikti ^^ Spoiler vermemek için çok fazla detay söylemek istemiyorum ama ilk gün saraya dönmeye çalışıp kültür malına zarar vermekten nezarete atılmaları, otobüse binerken ayakkabı çıkartmaları, prensle aynı sofraya oturamayız diye ağlamaları, çok kıymetli sırma saçlarının kesilmesi anı, yeni gördükleri her şeye verdikleri tepkiler, televizyonda gördükleri savaşçıyla kavga etmeye çalışıp evi yakmaları, ve hepsinin olaylar karşısında yüzlerinin aldığı haller... neyi anlatayım bilmiyorum o kadar komik ki nolur izleyin yani ^^

Ayrıca bu diziyi izleyen herkesin Omurice yapmayı öğrenesi geliyor pirinçli omlet acayip lezzetli görünüyor :D

Dizi müzikleri de birbirinden güzel ayrıca en sevdiğim de Ali'nin seslendiriği Hurt adlı şarkıdır :)

Aşağıya kısa bir sahne, bir de müzik bırakayım. Umarım izler ve seversiniz diziyi ^^


21 Mart 2012 Çarşamba

Sessiz Kelimelerle 'Seni Seviyorum'


Hayat Çok Tuhaf


Sessiz Kelimelerle ‘Seni Seviyorum’

Elli ikinci katta bulunan evinin sade bir zevkle döşenmiş salonunda, bir duvarı boydan boya kaplayan ve dışarıdaki bomboş gökyüzünü altınımsı bir pembelikle ısıtan güneşi pırıl pırıl yansıtırken enfes bir tabloya dönüşen pencereye bir adımlık mesafede durmuş, gökyüzünün derinliklerini seyrediyordu. Güneşin ve çeşitli kuşların fotoğrafını çekmek onun için inanılmaz bir zevk olmuştu her zaman. Fakat elleri boynuna astığı makinede hazır beklese de aklı başka yerlerdeydi bu sabah. Başı her zamankinden daha kötü sızlıyor, adeta parçalanıyordu ama düşündüğü konu bu değildi. Birkaç dakikadır düşünebildiği tek şey hayatındaki önemli birkaç andı.

19 Nisan 2011 Salı

~Öyle Bir Western Ki ~ (One Shot)

Savaştan Dönen Roland 

Öyle Bir Western Ki

Alnından süzülüp, sol kaşının tam ortasından göz çukuruna değin uzanan yara izinden geçtikten sonra, sol gözüne dolan tuzlu ter damlasından geriye yakıcı bir acı kalmıştı sadece...Oysa tuzla kavrulan gözü, Silahşorun umurunda bile değildi. Yanmasına rağmen bir saniyeliğine de olsa kırpmadığı gözü, aklında dönüp duran tüm düşüncelerle birlikte karşısındaki ölüm makinesine odaklanmıştı yalnızca...

bir süre önce saniyelik bir hareketle kılıfından çıkardığı uzun, soğuk ve oldukça ağır olan metali, sol eliyle büyük bir ustalıkla hedefine yöneltmiş; kavurucu güneşin metalden yansıyan aldatıcı parıltılarına rağmen, tetikteki parmağının titremesine engel olabilmişti...

Ne kadar zamandır o şekilde beklediğini, oraya nasıl geldiğini bilmiyordu ve bilmek çokta umurunda değildi zaten. Tek düşünebildiği bu işin, bugün, burada bitmesi gerektiğiydi. Sağ elinin yüzük parmağı ile birlikte sevdiği kadını hayatından söküp alan haydudun son saatleri olmalıydı bunlar... Burada ölen belki de kendisi olurdu ama zaten uzun bir süredir ölü değil miydi. Bedeninden akacak olan kan, pek fazla bir şey değiştirmeyecekti çünkü; hayatını ellerinden alan adam, aynı zamanda kalbini de yerinden sökmüş, yerine ağır bir taş parçası bırakmıştı...

Yıllar geçtikçe, içinde taşıdığı öfke ve kin yüzünden yüzeyi bozulan ve Suzan'ı düşündüğü her seferde çatlaklarından içeri süzülen rüzgarın tekrar tekrar kavurduğu taştan kalbini iyileştirebilmesinin tek yolu, bu işe bir son vermekti...

Ne zaman iki insan birbirine silah doğrultsa, kasaba sakinleri kendi köşelerine çekilir, olayı büyük bir dikkatle seyrederlerdi. Bugünkü ikinci olayın ardından Silahşor ve karşısındaki haydut içinde değişen bir şey olmamıştı... Soloon'daki büyük piyanonun üzerinde gezinen parmaklar bile susmuştu. Barın bir köşesinde, çatlak ve tiz sesiyle insanın sinirini bozan Madam Emma bile şarkı söylemeyi bırakmıştı. Her şey ve herkes susmuştu. Uğultulu çöl rüzgarı ve peşinden sürüklediği çalı demetleri, birde atlar dışında her şey...

Bir süre önce, üzerinden yılların verdiği ustalık ve çabuklukla indiği yoldaşı; bu durumdan sıkıldığını belli edercesine derinden soluyor, toynaklarını huysuzca kuruyup kavrulmuş toprağa vuruyordu. bu durum Silahşore; babasından yadigar kalan, bir eşi kılıfında olduğu halde elinde tuttuğu uzun namlulu, işlemeli ve silahşor olmanın göstergesi olan bu silahları taşıyabilme onurunu kazandığı günü hatırlattı bir an için.

"Yolun sonuna geldik ha Roland..." Silahşor cevap vermeden, kendi içinde yanıtlamıştı; Evet ya, yolun sonuna geldik... Onun için yapmış olduğu her şeye rağmen neden Roland'ı seçmişti Suzan ? Bir türlü anlam veremiyordu buna. Suzan için Şerifin vergi memurlarını defeden Oydu ve yine Suzan için adam öldürmekten çekinmeyen de O... Ama mavi gözlü sarışın ne yapmıştı, bütün bunları hiçe sayıp, o silahşor bozuntusunu seçmişti. Haksızlıktı bu... Sam'in seçtiği hiçbir kadın, onu bir çırpıda reddedemezdi. Bu yüzden sonlandırmıştı, gökyüzünü gözlerinde barındıran Suzan'ın hayatını ve... karnında taşıdığı bebeğin kalp atışlarını. Roland'ınsa bebekten haberi bile yoktu tabii; çünkü, genç kadın müjdeyi vermek için onun savaştan dönmesini beklemişti ve Suzan son nefesini verirken, Roland atının üzerinde doludizgin evine ulaşmaya çalışıyordu ne yazık ki...

Roland'a bebekten bahsedebilirdi, düşmanının canını daha fazla acıtmak için iyi bir sohbet konusu olurdu bu. Lakin, kendi elleriyle hayatına son verdiği aşkına olan saygısından dolayı bunu yapmamayı seçmişti.

"Seni öldürdükten sonra ne yapacağım biliyor musun...Bedenini akbabalara verdikten sonra, şuradaki bara gidip saatlerce içerek bunu kutlamayı düşünüyorum." diye yarım kalan cümlesini tamamlamıştı Haydut Sam. Roland'sa söylenenleri umursamadan yanıtladı "Ben zaten bir ölüyüm...Ama ikinci kez ölürsem, bu defa yanlız gitmeyeceğim konusunda emin olabilirsin. Aslında şuan ateş edebileceğinden de pek emin değilim. Hadi itiraf et Sam, senin gücün sadece savunmasız kadınlara yetiyor öyle değil mi. Seni reddetti diye bir kadını öldürebilecek kadar aciz ve aşağılık bir pisliksin sen." Silahşorun amacı içindeki bütün öfkeyi kusmak ve karşısındakini kızdırıp ilk ateş edenin o olmasını sağlamaktı...Çünkü, Sam'i vurduğunda hayata dair elinde hiçbir amacı kalmayacaktı ve bu yüzden ikisinin de öleceklerinden emin olmak istiyordu.

Amacına ulaşmak için nelerden bahsetmesi gerektiğini de çok iyi biliyordu. Sam'in işe yaramaz bir evlat olarak, babasını hayal kırıklığına uğrattığından; evlatlarından başka hiçbir şeyi olmayan ailelerden çaldığı çocukları başka ailelere satmaya çalışmasına kadar bütün iğrenç yaşamını yüzüne vurmuştu Haydudun...

Sam, Roland'ı susturmanın bir yolu olmadığını biliyordu ve silahşorun iğrenç bir şekilde haklı olduğunu da düşünüyordu. Onun bunları söylemekteki niyetini de anlamıştı çoktan...Fakat sinirlerine hakim olamamıştı işte, deli gibi bağırarak küfür ediyordu ve buda yetmezmiş gibi eski silahını tutan eli de titremeye başlamıştı. Zaten hayatı boyunca sakin kalmayı hiç başaramamıştı ki...

Güneş; çatlayan ve susuzluktan kavrulan toprağa inat, yağmur yağdırabilecek tek bir bulutun bile toplanmasına izin vermeden parlıyordu gökyüzünde asılı durduğu yerden... Zamanın yoğun bir sıvının içinden aktığı düşünülen saatlerde; iki adam silahlarını birbirlerine doğrultmuş bakışlarıyla çatışıyordu. Derken Saloon'daki piyanonun telleri yanlış bir hareket yüzünden titreştiğinde, aynı anda havada bir çift silah sesi yankılanmıştı... Bütün kasabanın işittiği soğuk bir acıyı, pişmanlıkla karışık öfkeyi taşıyan ve her şeye son veren bir çift silah sesi...
Bu Minicik Hikayenin Yazımında Bana Esin Kaynağı Olan Roland Deschain'e ve Tabii Stephen King'e Teşekkürler :)

Suzan'dan Silahşor'e: Melis Danişmend-Haberin Yok Ölüyorum
~Son~


Sessizgemi