5 Mayıs 2021 Çarşamba

Kelime Oyunu 23

 


Kelime oyunumuz bu aralar deep ile aramızda paslaşma durumunda :) Tam buçuk kapanma dolayısıyla bloglar biraz sessiz sakin gibi :) Bu hafta da kelimeler benden olsun dedim ve işte seçimlerim:

  • Mağara, sakin, gece, kemik, ten

Fırtınanın sesi artık kulaklarımı tırmalıyordu. Fakat asıl sorun sesten kaynaklanan baş ağrılarım değil de soğuğun kemiklerimi bile delen hissiydi. O kadar soğuktu ki artık cihazlarımız donduğu için dereceyi ölçemiyorduk. Rüzgar tenimin açıkta kalan yerlerini buzdan bir bıçak gibi kesiyordu. Ekip yorgunluktan ne yaptığını bilemez haldeydi. Böyle giderse olduğumuz yere yığılıp kalacak ve üzerimizi kar kaplayacaktı. Fırtınadan dolayı birbirimizi işitemiyor, sadece el kol hareketleriyle iletişim kurmaya çalışıyorduk. Uyarı yapıldığında dağdan inmek için yeterince vakit bulamamıştık ve bu tehlikeli geçidi aşmak için önümüzde daha ne kadar yol olduğunu kestiremiyordum. Etrafta uçuşan kar taneleri ve ışığını kaybetmiş bir gece içerisinde hiçbir dönemeç, hiçbir kayalık, hiçbir şey tanıdık değildi. Birbirimize güvenlik ipleriyle bağlıydık. Sol tarafımızdaki kayalık duvarda önceden belirlenip sabitlenmiş güvenlik halatlarına kendimizi bağlayarak yavaşça ilerliyorduk. Fırtına uyarısı yapıldığında geri dönmeye kalkışmadan en başında sığınacak bir yer aramış olsaydık durumumuz belki de daha iyi olurdu. Tehlikeli bir karar almak zorunda kalmıştık ve seçimimiz bizi hazin bir sona götürüyor gibi görünüyordu.

Böyle ilerlemeye çalışırken ekipten birinin ayağının kaymasıyla büyük bir tehlike atlattık. Genç kız duvardaki güvenlik hattına bağlandığı yerden bir sonraki kısma atlatmak için bağlantısını çözdüğü sırada kendini bir anda uçurumda bulduğunda onu kurtaran tek şey önündeki ve ardındaki kişilere kendisini belinden bağlayan o ince hayat ipi oldu. Tabi bu beklenmedik durum karşısında herkes dehşet içinde kalmıştı. Kızı sallandığı yerden yürüdüğümüz ince patikaya çektiler. Herkes bu sırada olduğu yerde sabit durmuş kıza en yakında bulunanların müdahalesini beklemek zorunda kalmıştı. Sıralı halde ilerlemek zorundaydık. Ani hareketler yapmak herkesi tehlikeye atıyordu ve sıralı hareketlerle ilerleyebiliyorduk. Kızı tekrar güvence altına alıp sakinleştiğimiz sırada yer büyük bir sarsıntıyla ayağımızın altından kaydı. Neler olduğunu anlayamadan yürüdüğümüz yol büyük bir gürültüyle sol tarafımızda oluşan çukura doğru çöktü. Bütün ekip bir dondurmanın üzerinde yuvarlanan çikolata taneleri gibi bu çukura kaydı. Bir mağaranın tavanının çöktüğünü ve içeriye yuvarlandığımızı anlayacak kadar uyanık kalabilmiştim. Ama sonra başıma aldığım bir darbeyle kendimden geçtim. Her şey iyi olacak mıydı merak ediyordum. Tabi uyanabilirsem.

Son..

4 Mayıs 2021 Salı

Uydurma Tarifler 1

 

Selamlar canım blog komşularım. Son zamanlarda benzer tariflere bakıp sonra da kendim uydurduğum ve de mükemmel lezzetlere ulaştığım birkaç tarifim var ve bunları sizinle de neden paylaşmıyorum dedim. İşte bu gün burada toplanmamızın sebebi bu. Davacı ve davalılar ayağa kalksın lütfen. Hey tamam geçelim tarifimize :)

Fırında Uyduruk Kızartma

Kullandığım Malzemeler:

İçine:

1 Adet Kabak
2 Adet uzun yeşil tatlı biber (orijinal adını bilmiyorum idare edin.)
2 Patates
2 Kuru Soğan
1 Taze Soğan
2 Havuç
Tuz, Toz Biber, Karabiber, Küncü, Kekik, Köri
2 Kaşık Zeytinyağı
Kaşar rendesi

Üzerine:

2 diş sarımsak
Birkaç kaşık yoğurt
Mayonez
Nane

Hazırlanışı:

Bütün bitkilerimizi halka halka doğruyoruz. İnce olmasına özen gösterin. Doğradıktan sonra hoop hepsini fırın tepsisine atıyoruz. Soğan halkalarını birbirinin içinden çıkartmaya özen gösterirseniz daha iyi olur. Bunların üzerine baharatlarımızı serpiyoruz. Üzerine iki kaşık zeytinyağı döküp kaşık yardımıyla hepsini karıştırıp baharat ve zeytinyağını yediriyoruz. (Foto1) Bu arada istediğiniz malzemeleri ekleyebilir veya istemediklerinizi çıkartabilirsiniz. Harmanlamamız bittikten sonra tepside eşit şekilde bunları yayıp üzerine kaşar rendesini serpiyoruz. (Foto2 Not buradaki resim eski ama siz daha çok kaşar kullanın) Sonra hoop fırına. Fırınlara göre değişiklik olabilir fakat ben 160 derecede havuçlar yumuşayana kadar pişirdim. Dakika tutmadım ama çok da uzun sürmedi. Belki 20 dk ama siz yine de kontrollü olun. Eğer bir tarafı çok pişerse ısıyı biraz azaltıp bir süre daha tutabilirsiniz filan. 

Yemeğimiz pişerken bir tarafta yoğurt, sarımsak ve nanemizi karıştıralım. İçine mayonez de döküyorum ben iki kaşık kadar ama istemeyen koymayabilir. Bunları iyice karıştırın. Daha sonra pişen kızartmamızı tabaklara servis edip üzerine bu yoğurtlu sosu döküyoruz ve afiyetle yiyoruz :) (Foto3)

Foto1
Foto2
Foto3

3 Mayıs 2021 Pazartesi

Ağaç Ev Sohbetleri 89

Herkese Ağaç Ev Sohbetlerinin 89. bölümünden selamlaar :) Güneşli bir Antalya gününde tam-buçuk kapanma içerisinde pencerelerden tatlı hanımeli kokuları girerken ve manzarayı erguvanlar sarmışken kendimizi sahilde hayal ederek sohbete başlayabiliriz arkadaşlar. Bugünkü oturumu ben devraldım izninizle konumuzu ilan ediyorum hazırsanız sanıklar ayağa kalksın :) Niyeyse bu aralar çirkin espriler yapıyorum takılmayın siz bana :D

Hatırlarsanız geçenlerde size önerdiğim bir konu vardı. Buzulların erimesinin hiç akla gelmeyecek başka sorunlara da yol açabileceğinden bahsetmiştim. Buzullar biliyorsunuz ki korkunç bir hızla eriyor ve içlerinde saklanmış olan pek çok "şey" açığa çıkıyor. Bu şeylere artık günümüzde var olmayan bakteri ve virüsler de dahil elbette. Tarihte yok olmuş korkunç bir virüsün ki belki de dinozorlar döneminden bile olabilir yeniden ortaya çıkabileceği anlamına gelen bu durum sizce de ilginç değil mi? Bu konuyu 2016 Sibirya Yamal Yarımadası'nda buzulda bulunan bir geyik cesedinden sonra şarbon vakalarının görülmesi ile ilgili metinleri incelerseniz daha iyi anlayabilirsiniz. Üstelik Alaska'da da İspanyol gribi kalıntıları bulunmuş durumda. Ve daha pek çok ilginç örnek var. Bu tarz araştırmalar arkeolojiyle de bağlantılı olduğu için ilgimi çekiyor hep. Eğer arkeolog olmasaydım virolog veya mikrobiyolog olmak isterdim sanırım.

Sorumuz şu: Buzullarda saklı hastalıkların, virüslerin, bakterilerin ve benzeri mikroorganizmaların türümüzün (Homo sapiens sapiens) karşılaştıklarından bile çok öncesinde var olan türlerinin yeniden açığa çıkma olasılığı karşısında neler düşünüyorsunuz? Bu konuda daha önce araştırma yapmış mıydınız veya bir yerlerden duymuş muydunuz? Sibirya Yamal Yarımadası örneğindeki gibi duyduğunuz bir haber varsa konuyla beraber bizimle de paylaşabilirsiniz. Örneğin New Mexico'daki bir mağarada 300 metre kadar derinlerde 4 milyon yıldır gün yüzü görmemiş bakteriler (Paenibacillus) bulunmuş.

Tarih boyunca pek çok hastalık, virüs ve bakteri ile temas halindeyiz ve bu kaçınılmaz bir şey. Hatta bazıları faydalı bile ama faydalı olanları zararlıların yanında samanlıkta iğne ucu kadar bile etmeyebilir. Türümüzden çok daha öncesinde yok olduğu düşünülen bazı virüslerin vs buzullarda saklı kalmış olabileceğine dair düşünceler zaten mevcuttu. Yapılan bazı araştırmalar ve bazı bulaş olayları sayesinde bu teorinin gerçekliği kanıtlanmış oldu. Artık buzullarda bu tür şeylerin barınabildiğini biliyoruz. Bilmediğimiz şey ise bunların neler olduğu. 

Alexander Fleming penisilini bulduğundan beri gerekli gereksiz kullanımından çıkan sonuç bakterilerin penisilini öğrendiği ve buna karşı kendilerini uyarladıkları oldu. Evet bakterilerin beyni olmasa da bir şekilde çalışan minik makineler gibi oldukları için daima hayatta kalmayı öğreniyorlar. Bu sayede yaptığımız her ilacı öğrenerek türlerine aktarıyor ve evrimleşiyorlar. Virüsler de benzer şekilde hayatta kalmayı öğrenerek yaşarlar ve her yıl yeni bir grip aşısı üretilmesinin sebebi de budur. Her yıl grip aşısının içeriği yenilenir. Çünkü virüsler değişir. İşin tuhafı ve beni meraklandıran bir diğer şey şu ki penisilinin icadından önce buzullara gömülmüş bir takım bakterinin 18 farklı antibiyotiğe direnç gösterdiği tespit edilmiş. Antibiyotikle karşılamamış olan bu bakterilerin buna dirençli olması bakterilerin direncinin milyarlarca yıl öncesine dayandığını gösterir ve bu gerçekten ilginç. 

Şunu da not düşmek gerekir belki bu bilgilerden sonra. Buzullara giden insanların veya Everest gibi dağlara tırmanan insanların belki de bir salgın hastalığı taşıyıp taşımadığı konusunda dikkatli olmak gereklidir. Düşünsenize Covid-19 Everest'e bir dağcı tarafından taşınsa ve virüs orada donup saklansa yıllar sonra eriyen bir buz tabakasıyla şehre yeniden inse.. Olabilir yani bunlar düşünülmeli bence. Ki şuan yaptığım google aramasında tedbir için geç kalındığını gördüm, virüs çoktan dağa ulaşmış, turizm sağ olsun.

Elbette Dna'sı hasar gören virüs, bakteri ve mantarların canlanması mümkün değil ama hasar görmeden kurtulma ihtimalleri çok yüksek. Ve bilim insanları yüz bin yıllık bakterileri bile canlandırmayı başarmışlar. Bu durumda panik yaratmanın alemi yok elbette. Fakat bu ihtimalleri göz önünde bulundurarak bu tür araştırmalar desteklenmeli, çeşitli aşılar geliştirilmeli ve stoklarda bulundurulmalı diye düşünmekteyim. Ayrıca bu tür konuları araştırıp bilgi sahibi olmanın hepimizin faydasına olduğuna inanmaktayım. 

Umarım bu haftanın konusunu beğenirsiniz. Bu konularda sizin fikirlerinizi merakla bekliyorum. Sizce sonunda zombi virüsü de ortaya çıkıp gerçek olur mu ne dersiniz ^.^

2 Mayıs 2021 Pazar

Kelime Oyunu 22

Herkese selamlaar. Bu hafta hikayemi gecikmeli yayınlıyorum. Umarım seversiniz :) Kelimeler çakıltaşım deepsiden geldi:

  • Cadı, lezzet, yıldız, bulut, bal. 
Şu dünyada vampirlerin domates tutkusunu geçebilecek tek bir şey vardı o da cadıların bal tutkusuydu. Her dolunayda tıpkı diğerleri gibi Nina'yı ormana çeken şey de işte buydu. Her ay dolunay gecesi başlıklı pelerinini sırtına geçirir ve ormanın derinliklerinde kaybolurdu. Aradığı lezzete ulaşana kadar kendinden geçmiş gibi hiçbir şey düşünmez ve nereye gittiğine dikkat etmezdi. Bunların hiçbiri elinde değildi. Taze balın kokusunu kilometrelerce öteden duyar ve bir kez bunu fark ettiğinde onu durduracak hiçbir şey olmazdı. Yolculuklarının sadece başlangıcını hatırlar ve kendine geldiğinde daima bala ulaşmış ve keyfini sürüyor olurdu.

Yine bir dolunay gecesiydi. Her seferinde kendini bodrum katına zincirleyip durdurmaya çalışmış olsa da işte yine zincirleri kırmış ve kendini karanlık ormana atmıştı. Bulutlar yıldızları yavaşça örtmeye başlamış ve dolunayın büyülü mavi ışığı bir hale yaratmıştı. Yakında o da yok olacaktı. Sık yapraklı devasa ağaçların arasında tümüyle karanlıkta kalacaktı. Elbette bütün bunların farkında bile değildi. Kimi zaman kendine geldiğinde ağaç dalları, dikenler ve keskin kayalıklar yüzünden yara bere içinde olduğunu görürdü. Kimi zaman kuşların, sincapların veya en kötüsü de arıların saldırısına uğramış olurdu. Bu sefer kendine geldiğinde bal dolu bir kuyunun içine düşmüş olduğunu gördü. Karstik kayaların içinde oluşmuş kuyu şeklinde bir oyuğun içine arılar bal için yuva yapmıştı. Kuyunun duvarları tamamen bal petekleriyle kaplanmış içerisi ise beline kadar taze bal dolmuştu. Buraya nasıl düştüğünü anlamaya çalışmadı. Onun yerine arıların nerede olduğunu merak etti.

O kadar çok bal yemiş ve o kadar çok bala batmıştı ki arılar onu bulsa sağ çıkamazdı. Duvarlardan tırmanmayı deneyip başarılı olamadı ve tekrar balın içine düştü. Biraz mücadele ettikten sonra bir cadı olduğunu nihayet hatırladı. Sihirle kendini kuyudan yukarıya doğru yükseltirken üzerinden bal akıyordu. Nihayet kuyudan dışarıya çıktığında gördüğü manzara son derece şok ediciydi. Kovanın bütün arıları havada birer boncuk gibi asılı kalmıştı. Onları havada oldukları yere sabitleyen bir büyü yapmış olmalıydı. Büyülerinin süresi genelde değişken oluyordu ve bir türlü ne zaman biteceklerini tahmin edemiyordu. O yüzden buradan bir an önce ayrılmalıydı. O da öyle yaptı. İşte bu Nina'nın bal maceralarından sadece bir tanesiydi.

Son.