Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2021 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 84



Hepinize selamlar benim tatlı, nahif (bakın ilk kez doğru kullandım bu kelimeyi Momentos sayesinde😉 ama hala naif diyesim geliyor 😂) neşeli blog komşularım :) Bu hafta sohbet konusu benden geliyor. Biraz neşelenelim, biraz hayal kuralım. Çıkalım günlük yaşamın sert ve disiplinli kabuğundan ve yüzümüzü güneşe, bulutlara, mavi gökyüzüne çevirelim. Çevirelim ki ışık gözlerimizden içeri kalbimize dolsun ve tüm huzursuz düşüncelerden, stresten arınalım.. Durun ne diyeceğimi tam toparlayamadım da meditasyon yapar gibi konuştum azcık ama iyi geldi di mii :) Bu arada aklıma gelmişken sorayım meditasyon filan yapar mısınız stresli olduğunuzda veya bir işe başlamadan önce odaklanmak için? Ve yapıyorsanız ne tür meditasyonlarınız var? Bu soru da dahil olsun sohbete yazmak zorundasınız artık hahah :D Aslında durup düşününce bu da sohbet konusu olabilirmiş :D Hazırsanız bu haftanın asıl konusuna geçelim :)

  • Şuan, hemen şimdi bir hayal kursanız bu nasıl bir şey olurdu? Hadi bize bir hayal dünyası, bir ütopya yaratın :)

Hayaller yaşamın başka bir penceresidir ve gerçek dünya hayallerle beslenir, gelişir, güzelleşir. Hem şuan çevremizde bulunan her şey bir zamanlar birilerinin hayaliydi, kimse hayal etmemiş olsaydı en basitinden bir radyomuz, bir bilgisayarımız bile olmayabilirdi.. Uçaklar icat edilmemiş uzay istasyonu diye bir şey hiç duyulmamış olurdu. Hayal kurarken böyle gerçeğe dönüşebilecek şeyler de hayal edebiliriz veya fantastik ve uçarı hayaller de kurabiliriz bu tamamen size kalmış bir şey. İnsanın gerçek dünyadan biraz uzaklaşıp en azından kendi hayal dünyasını yönetebilmesi inanılmaz bir özgürlük ve özellik :)

Ben çok severim hayal kurmayı da çocuksu düşünmeyi de hiç büyümemeyi ve hep neşeli olmayı da o yüzden hayallerim hep uçuk kaçık ve fantastik olur :) Günlük yaşamda yeterince ciddiyiz ve çevremizde çok fazla stres kaynağı olabiliyor o yüzden iyi ki hayal diye bi şey var yani. Canım sıkkın olduğunda bile hayal kurarak uyurum ve uyandığımda iyileşmiş olurum ben :) Siz de günlük hayatta kendinizi biraz dinlendirmek için hayal kurar mısınız?

Örneğin bir dünya düşünün. Seslerin renklerini görebildiğiniz, duyguların kokusunu alabildiğiniz bir dünya. Ama bu özellikleri sadece istediğiniz zaman ortaya çıkarıyorsunuz yoksa her şey çok karmaşık olurdu 😝 Mesela şarkılardaki tınıların renklerini görmek.. Yolda yürüyorsunuz köşede birisi gitar çalıyor ve teller titreşirken renkli parıltılar auralar saçıyor etrafına. Mutluluğun çikolata gibi kokusunu duymak mesela ne güzel olurdu. Huzur da vanilya gibi kokabilirdi o zaman veya neşe portakal veya limon çiçeği gibi kokardı :) 

Yıldızlar bir gün ölürler ya hani, kendi içlerine çöküp patlarlar, sönerler falan.. Aslında öyle değilmiş o. Yani öyleymiş ama başka şeyler varmış işin içindee. Bir insan doğduğu zaman bir yıldızın ruhu büyük bir şok dalgasıyla patlayııp o yeni doğan insanı koruyan periye dönüşürmüüş. Yaa işte öylee :)

Bir de mesela virüslere ve bakterilere göre insanlar ve dünya ne kadar da büyük değil mi? Bizim de kendimizi onlar gibi minicik hissedeceğimiz dünyalar ve canlılar varmışmış. Olabilirmiş miş :) Ay ben bunu geçenlerde bir ciddili düşündüm sonra depresyona girdim virüsten farkımız yok diye. O kadar önemsiz ve ufacığız ki virüslerin çalışma prensibi gibi ya biz de sadece biyolojik robotlarsak ve bizim de ruhumuz yoksa diye kafayı yedim iki üç gün :) Şaka bir yana da cidden o kadar büyütüyoruz ki insan türünü gözümüzde.. Bunca acı, hırs, keder.. Bunca fesatlık, hainlik, çekememezlik.. O kadar saçma ki.. Anlamıyorum bazen insanları. Keşke biraz daha hayatı anlamaya çalışarak ve neşeyi, huzuru koruyarak sakin ve zararsız olabilse tüm insanlar.

Neyse devam edelim :)

Tauri diye bir gezegen varmış, T-Tauri yıldızlarından almış adını. Orada yetişen ağaçları neyle sularsan meyvesi o oluyormuş. Mesela bir fidana ilk can suyu olarak puding verirsen ağaç büyüyünce puding üretiyormuş :) Su üretmiyormuş ama denemişler olmamış. Meyve suyu, kahve, çikolata.. Hatta şekerpare ve baklava bile oluyormuş ağacın yapraklarından :D

Bir cihaz icat edilmiş. Elektrotlarla dolu olan bir çeşit manyetik rezonans makinesine benziyormuş. İnsanlar bu cihazı kullanıp sanal bir dünyaya geçiş yapıyorlarmış. Cihazın içinde uyurken zihinleri o sanal dünyada uyanıyormuş yani. Aslında bu ileri teknoloji bir oyun platformuymuş. İnsanlar o platforma geçiş yapıp oyun oynuyorlarmış. Ama bu bağımlılık yapmış ve herkes tekrar uyanmayı unutmuş, o dünyada sıkışıp kalmışlar. Bedenleri cihazdan ayrılsa bile zihinleriyle tamamen sanal dünyaya bağlı kalıyorlarmış. Cihaz yasaklanmış ve orada kaybolan insanları kurtarmanın bir yolunu aramaya başlamışlar. Ama kaybolanlar yalnızca kendi çabalarıyla kurtulabilirmiş başka hiç kimse onlara yardım edemezmiş. Kaybolanlar içinde bulundukları evreni gerçek sanmaya başlayıp her şeyi unutmuş. Zihinlerinin yanılsaması ve platformun gerçekliği sayesinde onlar için yıllar geçmiş büyümüş ve yaşlanmışlar. Sadece bazen sanal dünyada uyuduklarında gördükleri rüyalar sayesinde gerçekleri hatırlar gibi oluyorlarmış. Gerçekten hatırlamayı başaranlar da nihayet gerçekten uyanıp o dünyadan kurtuluyormuş ve cihazda geçen 60 yılın dünyada 1 aya denk geldiğini görüyormuş.

Bir defter varmış. Altın yapraklı ağaçların gümüş gövdelerinden yapılmış kalın bir defter. Ona yazılan ve çizilen her şey gerçek oluyormuş bu yüzden çok dikkatli olmak lazımmış. Defteri kullanabilmek herkesin sahip olabileceği şey değilmiş. Sadece yüreğinde hiçbir kötülük taşımayanlar eğer saklandığı yeri bulabilirlerse yalnızca tek bir sefer kullanabiliyormuş. Bir gün defterden ve onun gücünden haberi olmayan birisi kristal ormanlarında dolaşırken onu bulmuş ve güzel göründüğü için yanına almış. Bu kişi bir mangakaymış. Bir gün çizim yaptığı kağıtları bulamamış ve aklındaki doğaüstü karakteri çizmek için gümüş defteri kullanmış. Tek seferlik hak bittiği için defter yok olurken onun yerinde çizilen karakter canlanmış. Neyse ki kötü bir karakter değilmiş de feci şeyler olmamış. Ama olabilirdi de :)

Bittiii :D İtiraf edeyim eskiden de kurduğum düşlerden kopya çektim ben azcık örnek toplama amaçlı, size kolaylık olsun diye yani, her şeyi kullanabilirsiniz işte yaa :) Hadi bakalım sizler neler hayal edeceksiniz, nasıl bir dünya kurgulayacaksınız merak ediyorum :) Bu hafta sohbetlerimizi kamp ateşi etrafında hayal kurarak gerçekleştiriyoruz :)

S..

14 Ocak 2021 Perşembe

Kades

 

İlgili link: Kades-EGM

  Kadına şiddet konusunda gördüklerimiz duyduklarımız öğrendiklerimiz her geçen gün hepimizin gönlüne birer ateş gibi düşüyor. Bir daha olmasın, tekrar böyle bir haber duymayalım dedikçe hiçbir şeyin değişmemesi ruhlarımızı yıpratıyor. Korku içinde ve güvensiz yaşam yoruyor hepimizi. Bu konuda konuşacak çok konu söyleyecek çok söz var ama şimdi size bir uygulamadan bahsetmek istiyorum. Aranızda belki bilen vardır. Ama amacım bilmeyenlere de ulaştıralım ki faydalı olabilsin. 

3 Aralık 2020 Perşembe

3 Aralık Dünya Engelliler Günü



  92 yılında BM tarafından bu gün Dünya Engelliler Günü olarak ilan edildi. Bunun amacı farkındalık yaratmak ve herkesin yaşam standartlarını eşitlemek ve artırmaktı. Yani asıl amaç tek bir gün engellilerin yanında olalım onlara çiçek verelim bu gün sinemaya parka götürelim değil yılın geri kalan tüm günlerinde onlar için ne yapılması lazım oturup bir düşünelim diye bu gün belirlenmiş. Engellilik insanın psikolojik sosyolojik veya fiziksel olarak doğuştan veya sonradan birtakım sebeplerden dolayı duyularının veya hareketlerinin kısıtlanmasıdır. Çok fazla çeşidi vardır. Aynı türden engele sahip kişiler arasında bile farklar vardır. Kısıtlanmaların etkisini bin kat artıran en büyük etmenlerden biri de yine insanlardır. 

  Günlük rutininizde yatağınızdan kalkıp yüzünüzü yıkarken, mutfağa gidip su içer veya kahvaltınızı yaparken, duşunuzu alırken, evden çıkıp markete giderken, hava almak için parklara giderken sizi zorlayan şeylerden biri havanın soğuk veya aşırı sıcak olması veya çok yorgun hissetmeniz olabilir mesela. Fakat hiç düşündünüz mü kanepenin yüksekliği oturma standartlarında mı, mutfak tezgahının ve dolapların yüksekliği bir engelli için nasıl acaba diye? Hiç düşündünüz mü evden çıkarken kapıdaki eşiklerin yükseklikleri çok fazla mı, girişte basamak mı rampa mı var diye? Markete gidene kadar kaldırım bozuk mu, önünde ağaç var mı, arabalar kaldırıma çıkmış mı, marketin girişi erişilebilir mi diye? Parka giderken kaldırıma çıkmak mümkün mü, rampalar yüzde 8'den dik şekilde mi yoksa diye? Görme engelliler için olması gereken uyarılar ve sarı şeritli yollardan ne haber? Üst geçitlerin asansörü var mı, varsa çalışıyor mu? Bunların hangisine dikkat ediyoruz hepimiz sorgulamamız lazım işte bu gün.

  Çevremizde hiçbir engelli insanın bir başkasına ihtiyaç duymadan yaşadığını görmeden görevimiz bitmiyor. Hala tek bir insan bile kendini kısıtlanmış engellenmiş ve çaresiz hissediyorsa görevlerimizi eksik yapmışız demektir. Çevrenizi değiştirin böylece dünyayı değiştirin. Bir şeyler yapın, araştırın. Bu günün amacı işte bu. Eğer yolda giderken kaldırımdan inmeye uygun rampa yoksa şikayet edin bunu şikayet etmek için sorunu illa sizin yaşamanız gerekmiyor. Kaldırıma araba park etmişse ve geçecek yer yoksa rampanın önüne park etmişse şikayet edin. Görme engelliler için düzenleme yoksa talep edin. Otobüsler kaldırıma yanaşmıyorsa sessiz kalmayın tepki gösterin ki kaldırımın kenarında sandalyeyle bekleyen kişi mahcup olmasın. Ulaşımı kullanmak onun da hakkı. Çevrenize baktığınızda bunları görmeyi öğrenin. Düzenlenmesi ve yapılması gereken şeyleri fark edip belediyeye, cimere veya başka ilgililere ilettikçe her şey daha iyiye gidecektir.

  Ben çevremde yapılması gereken veya eksik olan şeyleri fark ettikçe sürekli bildiriyor ve gerekirse şikayet ediyorum. Mesela bütün dükkanların erişilebilir olması lazım. Eğer girişinde bir rampa yoksa önce mağazaya bildiriyorum ardından düzelmezse şikayet ediyorum. Kyk yurdundayken orayı bile şikayet etmiştim asansörü yok yemekhaneye diye. Hatta bu yüzden yurt müdüründen azar işittim onlara sormadan cimere yazdım diye beni yurttan atabileceklerini söyleyip korkutmuşlardı. Yine de o asansör yapıldı. Görme engelliler için sarı çizgili yolların talebini yapıyorum olmayan yerlere. Bu tür şeyleri siz de yapabilirsiniz. Çalışmayan asansörleri bildirin. Yaya geçitlerinde problem varsa bildirin. Şuan aklıma gelmeyen pek çok detay var ama baktığınız zaman hepsini görebilirsiniz. İşte o zaman engellilerin yanında olmayı ve bir şeyleri değiştirmeyi başarırsınız. Başarırız bunu inanıyorum ben. Araştırdığınızda katılabileceğiniz ve farkındalığınızı artırabileceğiniz projeler de oluyor. Akılıma şuan bir Tofd projesi olan Benimle Çıkar Mısın? geldi mesela. Şuan devam ediyor mu bilmiyorum ama bu projede gönüllüler engelli bireylerle bir araya gelip bir gün boyunca onlarla vakit geçiriyor gitmek istediği yerler hakkında program yapıp dolaşıyorlar. Böylece gönüllülerin farkındalığı artıyor ve baktıkları çevreyi aslında görmeyi öğreniyorlar ve birinin hayatında güzel anılar bırakmış oluyorlar. Böyle projeler var ve kendiniz de breysel olarak veya çevrenizle gruplar oluşturarak böyle şeyler yapabilirsiniz. Ben özellikle mimarlık ve çevre ile ilgili bölümlerde okuyanların biraz daha farkındalığa sahip olması gerektiğine inanıyorum ve tabi yöneticilerin. Tek başına kimsenin sesi duyulmaz fakat hep beraber güzel bir koro olabiliriz.

  Bu yazıyı kısa tutmak istedim söylenecek çok şey var oysa ki. Siz de kendi yaşantınızda bir şeyler yapıp çevrenizi güzelleştirirken aynı zamanda konu hakkında kısaca düşüncelerinizi blogunuzda yazarsanız daha çok farkındalık yaratılabilir diye düşünüyorum.

S..

17 Ağustos 2020 Pazartesi

Pandemik Ales


  Dünden sonra aklımı bir türlü toparlayamadım. Sınava gidiyorum yazımdan sonra bir de dönüş yazısı yazayım şimdi dedim :) Zor bir gündü. Akşama doğru yorgunluktan okuduğumu gördüğümü anlayamaz durumdaydım çünkü gündüzleri uyuyamama huyum nedeniyle sınavdan sonra dinlenemedim pek. Şey varmış beyin sislenmesi diye bir şey ismi komik ne olduğunu da pek bilmiyorum ama öyle bir şey yaşıyordum sanırım akşam :D Gece arkadaşımla konuşurken söylediği şeyleri beş dakika sonra anlıyordum epey gülmüştür bana :D

  Türkçe kısmı bana çok kolay geldi. İlk olarak oradan başladım. Dikkat isteyen sorulardı, paragraflar uzuuuun uzundu, şıkların neredeyse hepsi birbirinin aynısı gibiydi fakat soru kökünü iyi anlayıp özne yükleme dikkat edip ana fikre filan da dikkat edince ufak detaylar olduğu görülebiliyordu. Çok fazla okuma yapmayan, makale okumayan birisi için gerçekten zor olabilirdi. Benim şansım sanırım uzun zamandır ingilizce için de çok çalışıyor olmak ve kitap okumaya bu aralar çok vakit ayıramasam da okumayı seviyor olmak. Çünkü ingilizce çalışırken de iyi bir türkçe bilgisi ve okuduğunu iyi anlama becerileri gerekiyor özellikle de çeviri için. Ales için çok çalışmadım ben genelde ingilizce ve kpss için başka dersler çalışıyordum. Ales için sadece soru tipleri hakkında birer test çözdüm o kadar. Zaten çok fazla bilgi ölçen değil de zamanı iyi kullanıp ne kadar çok net yapabildiğini ölçen bir sınav bu. Şimdi ben Türkçeyi iyi yaptığımı düşünsem de herkes o kadar kötü bahsetmiş ki sözel kısımdan, kendimden de şüphe etmeye başladım ne olur ne olmaz yani. Şans konusunda kötü bir ünüm olduğunu düşünürsek de iyi puan bekliyorum oleey filan diye dolaşamıyorum. Haa bir de standart sapmalar, yaptığın netin değersizleşmesi durumları oluyor o yüzden puan konusunda yorum yapamıyorum.

  Türkçeyi bitirdiğimde matematik için bir saatim kalmıştı. Matematik bilgim hiç yok benim. Abartmıyorum gerçekten yok. Çünkü ben ilkokulda geçirdiğim kaza sonrası matematiği tam öğreneceğim sırada eğitime bir yıl ara vermiş sonra doktor tavsiyesiyle ikinci sınıftan devam etmiş olmamdan dolayı bu derse hiç alışamadım. Resmen fobim oluştu buna karşı. Çünkü ben daha toplama çıkartmayı yapmaya çalışırken diğer çocuklar her şeyi öğrenmişti içime kapandım bu konuda kimse de üzerine düşmedi. Öyle devam etti tabi hep sözele kaçtım. Fen bilimlerinde kimyada biyolojide çok iyiydim hatta fizikte de kısmen iyiydim ama matematiğim gerçekten berbat. Şu ingilizceyi en iyi şekilde öğreneyim onu da en başından öğreneceğim :) Neyse işte matematiğimin berbat olmasına rağmen sayısal kısma baktığımda soruların kolay olduğunu gördüm. Yani ben bile kolay bulduysam diğerlerinin sayısalı en fazla bir iki boşla bitirmesi gerektiğini düşünüyorum :D Sanırım pandemi yüzünden biraz kolay sorular sordular. Matematiği sondan başa doğru çözdüm. Çünkü sondaki sorular bulmaca gibi olduğu için çok kolay. İki kısımda da mantık soruları çok fazla vakit alan sorulardı. Çözülemez değillerdi ama karışıktı. İki değişkenli üç değişkenli soruları çözebiliyorum uğraşınca ama makarna sorusu felaketti. Altı yedi kişi makarna yemeye gidiyormuş daa üç çeşit makarna iki çeşit sos iki çeşit de baharat var, kim ne yedi diye sorular... Makarna zaten çok tercih ettiğim bir öğün değil soruyla uğraşırken de gerçekten gıcık oldum.

  Sınav sırasında klima vantilatör gibi araçların kullanımı yasak olduğu için kapı ve pencereler açık olmasına rağmen rüzgar esmediğinden sınav boyunca boğuluyorum gibi hissettim. Hava sıcaklığı yukarıdaki fotide de gördüğünüz üzere 40 derecenin üzerindeydi. Maskeyi iki kat takacaktım virüsten korktuğum için ama kendi maskemin üzerine onların verdiği maskeyi takmak istemedim. Çünkü paketlenmemiş maskeleri bir kutunun içinden herkese dokundukları eldivenlerle dağıtıyorlardı. Giriş belgesinde dezenfektan verileceği söyleniyordu herkese minik şişelerde verirler sanmıştım ama yüce mükemmel kıskandıran ekonomimiz buna hazır değildi anlaşılan. Bunu yapmıyorlarsa sınav ücreti niye arttı o zaman, tam olarak çok bilinmeyenli denklem bu. Ateşimizi de ölçmediler. Sınıfa girdiğimde baya bir süre oturup bekledim, süre çoktu çünkü daha. Baya süre geçtikten sonra covid tanısı almış olan veya temaslı olan var mı diye sordular. Varsa başka salona alacaklarmış. Niye bu kadar beklediler bunu sormak için bilemiyorum. Oraya gelene kadar neden tespit etmediklerini sorguladık bakışlarımızla kimseden çıt çıkmadı o anda görevliyle bakışarak öyle kaldık hepimiz. Ana kapıda görevliler herkesin belgelerini kontrol ederken herkese dokunuyor her yere dokunuyordu. Tek bir kişide virüs olsa herkese bulaşır bu şekilde. Şüpheli misin diye ana kapıda niye sormadılar mesela.. O kadar tedirgin ediciydi ki. Maskemi çıkartmaya korktuğum için tek bir kez su içmeye cesaret edebildim. İki şişe su almıştım yanıma ama sıcaktan elime yüzüme de bol bol dökmek istesem de kağıtlarım ıslanır diye bunu da yapmadım tabi ki. Şimdi bir hafta tedirgin olacağım bende bir şey çıkacak mı diye.

  Sınavdan çıktıktan sonra sorulardan değil de sıcaktan başım dönüyordu. Ailemi sınava alınmayan bir kızla sohbet ederken buldum. Kimliğini kaybetmiş üzüldüm onun için. Sınava gelmeyenler de çok fazlaydı. Benim evim sınav yerime yakın olduğundan araca binmeden devam ettik ama o uzun caddeler boyunca gölgesiz ilerlemek pek sağlıklı olmadı. Eve girip yüzümü yıkarken beynime bıçaklar giriyor gibi oldu gözlerim karardı. Sınava da aç girmiştim hep öyle yaparım midem hassas olduğu için hem yol tutar hem de soru çözerken karnım ağrır yoksa. Sıcak çarpması geçene kadar da bir şey yiyemedim yine. Antalya merkezde vaka sayısı çok arttığı için kpss tarihine dek yine ailemle Manavgat'a döndüm. Antalya'da hiçbir şey yokmuş gibi gösteriliyor ama durum böyle değil. İnsanların davranışlarını anlamak mümkün değil. Sınavdan çok bunları düşünüyorum başım dönüyor valla. Öyle işte. Bir günlüğümsünün daha sonuna geldik. Ben günlük yazamıyorum bu arada ama şimdi düşündüm de yazabilirmişim aslında. Defter tutmaya çalışınca yazacak bir şey bulamıyordum hiç, burada yazınca sizle karşılıklı sohbet gibi oluyor :D

  Kendinize dikkat edin hem güneş hem de virüs açısından çok çok dikkat edin. Bizim komşu bir hemşire ve Manavgat devlet hastanesinde yer kalmadığını söylüyor. Antalya'da tanıdığım iki hemşire de durumun anlatıldığı gibi olmadığını kötüye gittiğini söylüyor. İnsanlar da çok umursamaz. Hastanede adamın birisini uyarmışlar yanınızdaki bey covidli lütfen dışarıda bekleyin siz diye, adam umursamamış dışarı çıkartıyorlarmış o geri geliyormuş hiç korkmuyor mu bu insanlar yaa. Neyse bu yazının konusu bu değildi sustum :) Sorular filan mı yayınlanmış ne gideyim de ona bakayım.

  S..

16 Ağustos 2020 Pazar

Çikolatali Vişne

Manavgat
36.736094, 31.522401 

  Hayat yazacağım yerde yahat yazdım az önce. Sanırım yorgunluk belirtisi oluyor böyle şeyler. Ne yapıyorsun derseniz bütün gün uzanıp ders çalışıyorum. Bir yıldır beklediğim sınavlardan birine bu sabah giriyorum sonunda. Sınav kaygısından ziyade virüs kapar mıyım diye endişeliyim. Arkamda, yanımda oturan kişilerden birisi hapşırsa öksürse o dakikadan sonra sınava odaklanmak için beynimin hayatta kalma içgüdülerini devre dışı bırakmam gerekecek. Sıcağa da dayanıksız biriyim maskeyle serin olmayan ortamda ne yapacağım diye düşünüyorum. Tedbir için maskeyi de iki kat takacağım. Boğulmaktan korkmasam kafama poşet takardım. Astronot kıyafetim olsaydı keşke. İki şişe su alacağım birisi içmek için birisi bunaldığımda kafama filan dökmek için. İnsan içinde hiç böyle kafamdan aşağı sular dökmedim ama yarın çaresiz kalabilirim sanki. Hava da 41 derece olacak. Neyse daha da düşünmesem iyi olur. Hayat diyordum en başında. Ne kadar da tuhaf diye zaman zaman aklıma geliyor. Çok tuhaf. Çok çok tuhaf. Aldığımız her nefesin attığımız her adımın geçip giden zaman içinde ne kadar da önemsiz olduğunun fakat kendi minik yaşam öykümüz için ne kadar da değerli ve mühim olduğunun tuhaf belki de kırıcı gerçekliği vişneli çikolata gibi tatlı ama mayhoş bir duygu yaratıyor. Bugün şu müzik listesini keşfettim çok çok hoşuma gitti sakinleştirdi bir ara hatta. Belki siz de seversiniz diye sınav öncesi paylaşmak istedim.


18 Nisan 2020 Cumartesi

18 Nisan


.
iyi değilim ben
.
bazen
çığlık atmak isteriz
bunun için hiç değilse şarkı söyleriz
.
.
.
.
.
.
hadi başa saralım
.
.
🌸

2 Nisan 2020 Perşembe

Bahar

Bu günlerde hepimiz virüs salgını nedeniyle stres altındayız. Herkesin düşündüğü, bildiği, üzüldüğü ve hatta isyan bile edebildiği durumları ve gerçekleri burada tekrar etmeyeceğim. Olması gereken ama olmayanlarla şuan yaşadığımız bu acayip günleri sakin kalmaya çalışarak geçiriyorum. Olayın ilk günlerinde uzun bir süre panik atak yaşadım. Filmlerde heyecanla izlediğimiz felaketler ve dünyanın sonu temasını yaşayan şanssız nesil biz mi olacağız diye delirdim. Aklımdan geçen milyon tane şeyden bahsedip burayı daha fazla negatif enerjiye boğmak istemiyorum. Her gün sevdiğim herkesin iyi olup olmadığını kontrol etmeye başladım ilk günden itibaren. Çünkü en ufak ihmal düşüncesi beni korkutuyor. Neyse ki başta çevrem olmak üzere tanıdığım herkes ve ülkenin büyük bir kısmı sonunda olayın ciddi olduğunu anladı ve dikkat ediyor.

Biraz daha sabırlı olursak bu kötü günleri atlatacağımıza inanıyorum. İnanmak istiyorum. Hala saçma sapan partilerde toplanan bir grup insan var. Sırf öyleleri yüzünden bu süreç uzayabilir ama sabırlı olmalıyız. Sakin kalmalıyız. Ve bir cerrah kadar titiz olmalıyız. Başka insanlarla mecbur kalmadıkça bir araya gelmemeliyiz. Hem onları korumak hem kendimizi ve sevdiklerimizi korumak için. Çünkü bu virüs bazen sizi hasta değil ama taşıyıcı yapıyor ve bilmeden siz başkasını hasta edebilirsiniz. Bu kadar yayılmasının en büyük nedenlerinden biri de bu zaten. Birisi enfekte olduğunu bilmeden dolaşıp yaklaştığı herkesi hasta edebilir. Ayrıca başka sebeplerle hastalanmamaya da dikkat etmelisiniz çünkü şuan hastaneler başka hastalıklarla ilgilenecek durumda değil anladığım kadarıyla ve şuan hastaneye yaklaşmak bile istemem ben.

Sağlık sebebiyle tedavi sürecimde eylülden beri hiç dışarıya çıkamamıştım. Geçenlerde ilk kez dışarıya çıkabildiğimdeyse bu salgın olayı patlak verdi ve yine eve kapandım haliyle epey fazla süredir güneşin hissini, rüzgarı, çiçekleri özlemiş durumdayım. Denizin kokusunu, dalgaları ve martıları özledim. Çakıl taşı toplamayı özledim. Arkadaşlarla toplanıp kahve içmeyi özledim. Şimdilerde görüntülü konuşarak durumu idare ediyoruz. Ben evden çıkmamak konusunda tecrübeli olduğum için genelde onları sakinleştirici konuşmalar yapıyoruz. Bir bulutun peşine takılmayı bile özledim. Bunu saymakla bitiremem. Okuldan mezun olmuştum geçen yıl. Ama evim okula yakın olduğu için yine de sevdiğimiz mekanlara gidebiliyorduk bunu da özledim. Kampüsü özledim. Blog yazmak ve okumak bir süre içimden gelmemişti bunu da özledim. Öyle işte günlüğümsü bir şey oldu bu böyle. Dikkat edin kendinize. Alışveriş yaptığınızda alışveriş poşetini bile mikroplu olarak değerlendirin ve her şeyi hemen yıkayın. Yüzünüzü koruyun. Kimin hasta olabileceğini bilmediğimiz için yüzümüzü korumak önemli, maske takmayın diyenleri boşverin. Alışverişlerinizi planlı yapın ve haftada bir kereden fazla dışarı çıkmamaya çalışın ve buna yetecek kadar abartmadan alışveriş yapın. Eve akrabanız bile misafirliğe gelse geri çevirin, herkes evinde dursun ki bu bilinci artık kazandığımıza inanıyorum hepimizin.

Bakın bu videoyu benim kurstan İngilizce öğretmenim hazırlamış. Bizim kampüsü insansız haliyle görüntülemiş. Bahar gelmiş şimdiden her yer yeşil ve çiçek dolu nasıl nasıl güzel. Bahar gelmiş çoktan...


20 Aralık 2019 Cuma

Heyhat Hayat Bir Vişne

Sarı, Kedi, Limon

  Üniversiteden mezun olduktan sonra temelli eve geri dönmekle dönmemenin artıları ve eksileri, özellikle de iş bulma konusunda hiç şansımızın olmadığı bir bölümde okumuşsak, bir boşluğa düşen insanın kafasını epey karıştırabiliyor. Dönsek bir türlü dönmesek başka türlü zorluklar ve kolaylıklar olabiliyor. Dönmemenin zor ve kolay yanları var. Bu, kişinin yaşam koşullarına, sağlığına ve alışkanlıklarına göre değişir. Tek başına yaşamanın veya bir ev arkadaşıyla yola devam etmenin bin bir çeşit problemi olabilir. Hayattan bezebilir, mutsuz huzursuz bir insana dönüşüp gençliği ve yetişkinliği bir an önce atlayıp emekli olduğumuz yaşlara ışınlanma isteğiyle dolabiliriz. Tam tersi olup her şey yolunda da gidebilir. Ama bazen her şey yolunda gitse bile evimize göktaşı falan düşebilir, doğa bize oyunlar oynayabilir. Bir süre sonra kararımızı gözden geçirmemiz hangi yolu seçersek seçelim karşımıza gelebilecek bir şey olabilir. Başarının ve başarısızlığın ne olduğunu düşündüğümüz bunaltıcı günler geçirebiliriz.

  Geri dönmenin bir rahatlık sağladığı doğru ama garip şeyler de olabiliyor. Öncelikle okuldan dolayı sadece tatillerde evde oluyoruz diye odamız artık bizim olmayabilir. Onu geri elde etmek için tek başına odada krallığını ilan eden kardeşle sürtüşmeler yaşanabilir veya annemiz ardiye olarak kullanacağı yeni bir yer bulmak zorunda kalabilir. Bulamazsa yandık zaten uyurken kafamıza dolabın tepesinden falan envai çeşit ne olduğunu bilmediğimiz ev eşyası düşebilir. Uzun zaman yurtta veya öğrenci evinde bulunmuşsak evden çıkarken bir tane olan bavulumuz kendine yavrular üretmiş olabilir ve eve dört büyük bavulla dönmüş olabiliriz. Ne yapacaksın bu kadar kıyafeti, bir pantolon iki gömlek neyine yetmiyor? Bu kadar küpeyi kolyeyi ne zaman kullanıyorsun? Şu farı kullanmamışsın bile ikincisini niye aldın? Bu kadar ayakkabıyla dükkan açarsın. Bu kadar kitabı ne ara aldın da okudun okul bitti en azından ders kitaplarını ihtiyacı olanlara mı versek... tarzında yorumlara maruz kalabiliriz. Sana bir oda yetmez, bunca eşyayla yan daireyi sana mı kiralasak ne yapsak diye o eşyalar yeni yerlerini buluncaya kadar bir gerginlik sürer. Tatillerde bir bavulun içinde yaşamak neyse de şimdi geri dönecek bir alan bulamamak tam bir travma sebebi olabilir. Kendimizi uçsun diye yuvadan aşağı atılan kuş yavrusu gibi hissedebiliriz.

  Biz mi değiştik anne babamız mı değişti bazen anlayamayabiliriz. Babamızın kızar dediğimiz şeye kızmaması, kızmaz dediğimiz şeye köpürmesi epey kafamızı karıştırabilir. Mutfakta kendi düzenimizi kurarken annemizle aramızda savaş çıkabilir. Lülü "o zaman mutfak temizliğine elimi sürmem bi daha girmem mutfağa" deyince annesi barış ilan etmiş istediğini istediğin yere koyabilirsin demiş. Hasret annesinin mutfak dolaplarını plastik kutularla doldurması konusunda söylenince annesi de bu sefer "ben de senin evine gelip plastik kutu görürsem çöpe atarım" demiş ve bu kesin yaşanır çünkü ailelerimizde hoşlanmadığımız bu tür davranışların aynısı veya benzerini gelecekte kendimizde gösterme eğilimimiz olabiliyor. Mesela mutfak tezgahına su damlası birikmesin diye annelerimiz bez serer. Bizim sınıftan bi ablamızın kızı da kendi evine çıkınca beğenmediği o bezi tezgahta kullanmaya başlamış. Bir de, evden çıkarken izin almakla almamak konusunda bocalarız. İzin alsak tuhaf gelir almasak kötü hissederiz. Örneğin eve akşam dokuzdan sonra kapıdan girince nerede kaldın sen diye kıyamet kopuyorsa, şimdi "anne eve geç geleceğim" deyince annemiz "saat kaçta?" diye sorduğunda"şeyy dokuz gibi ıhıhıhı..." diye korka korka açıklama yaparken "aa erkenmiş." diye cevap alabiliriz. O zaman şaşırdığında ağzı açık kalan kediler gibi görünebiliriz. Aslında bunu geçenlerde Rens ile yaşadık. Bizde akşam yemeğine kalmak istiyordu ve annesinin akşam altıdan sonraki saatleri "geç vakit" olarak kabul etmesinden dolayı epey şaşırmıştık. Olduğumuz yerde önce donup kaldık duyduğumuzu anlamaya çalıştık. Kinaye mi yaptı yoksa dosdoğru anladığımızı mı söyledi gerçekten diye karar veremedik. Sonra etrafta zıpladık filan.

  Ailemizin bizi çok sevdiğini biliriz ama bunu gösterdikleri çok nadirdir. Bazı ailelerde sarılmak bile unutulmuş olabilir. Lülü'nün annesi geçenlerde eşi Ahmet amcayı kapıda yakalamış. Adamcağız kapının önünde yere eğilmiş bir çift botu seviyor. "Aman da aman benim kızımın minicik ayakları mı varmış, aman da bunlar onun botları mıymış..." diye topukları dışa dönük halde bir açıyla çıkartılmış olan botlarla konuşuyor. Lülü'nün annesi bir süre izlemiş sonra da "Onlar benim botum!" demiş hahah :D "Benim olduğunu bilsen sevmezdin değil mi?" diye takılmış, adamcağız da o halde görülüp yakalanınca utanmış herhalde dudak büküp "evet" diye cevap vermiş. Lülü annesinden duyup anlatınca çok hoşuma gitmişti bu olay :) Gidip botları sevip konuşan baba kızına içinden taşan bu sevgiyi ulu orta gösteremiyor çok ilginç :) Bir defasında da bir kilo kestane almış getirmiş eşine vermiş akşama pişir de Lülüm yesin demiş. Nazmiye teyze bakakalmış sonra demiş ki "Kız ezelden beri kestane sevmiyor ki..." yani bunu nasıl bilmiyorsun ki hahah. Adamcağız da sinirlenmiş "Ne yerse yesin o zaman" gibi bir şey demiş.

  Bunun dışında, ailelerimiz eve dönmemizi başta dört gözle beklerken bir süre sonra ne zaman iş bulacağız, ne zaman evleneceğiz, ne zaman atanacağız, okuduk da ne oldu şimdi boş boş ne yapıyoruz, planımız ne, sevgilimiz yok mu, varsa ne zaman istemeye gelecekler, kimlerdenmiş işi neymiş... gibi bir ton soruyla üzerimize gelmeye başlarlar. Kpss, ales, yds vs. hazırlanıyoruzdur ama daha ne kadar okuyacaksın ki diye söylenebilirler. Atanabilecek misin, nolacak, acaba şimdi bir işe mi giriversen diye konuşmalar başlar. Niye sevgilin yok diye üzerine gelen anne aynı zamanda evden çıkıp eve girmeni takip eder, beş dakika geç kalsan neredeydin der, telefonla konuşamazsın. Anne sevgilim olsun istiyorsan beni bir sal üzerime gelme ya demiş arkadaşım geçenlerde, annesi de haa öyle olacak birisi diyorsan tamam bul artık birini bence de demiş, arkadaşım da olabilir de olmayabilir de allah allah yaa demiş... annesi bu tarz konularda ona çok takılır. Ama en bunaltıcı şey sanırım okul biter bitmez bir işe girip çalışmanın beklenmesi. Sen yüksek lisans kpss veya kendi alanında iş bulma umuduyla bir şeyler için çabalıyorsundur ama bunu bir türlü anlatamazsın. Böyle olunca geri dönmekle hata mı ettik diye düşünebiliriz ama geçimini sağlamaya çalışırken yüksek lisans veya kamu sınavı için çalışmak da epey zor ve çoğunlukla hayal olur. Bir de sanki yetişkinler çocuk biz yetişkin gibi olmuşuzdur. Evde ufak kardeş de varsa onun ergenlik sıkıntıları da ayrı derttir. Anne ve babamız kavga eder birbirlerini sana şikayet eder. Küserler sen barıştırırsın. Kardeşle aralarında paratoner olursun. Bir durun daa, bir sakin olun diye hepsiyle defalarca konuşmak gerekir bazen tam bir komedi de olabilirler.

  Aman öyle işte hayat bir vişne. Bunu niye dedim bilmiyorum kafiyeli geldi hahah :D

6 Aralık 2019 Cuma

Sular Seller


  Geçen hafta salı sabahından beri acayip keyifsizim. Pazartesi akşam çok keyifli ve huzurluydum tatlış tatlış battaniyeme sarınmış dizi izliyordum. Gece yarısını çoktan geçmişti. Saati hiç hatırlamıyorum ama akşamdan beri devam eden fırtına ve yağmur artık çıldırmış durumdaydı. Kardeşim musluğu açık mı unutmuşuz diye Mely ve bana seslendi. Sonrası çok karışık. Musluk açık değildi. Her şey birkaç dakika içinde felakete dönüştü. Giriş kapısının altından şelale gibi sular akıyordu. Sular hızla koridoru aşmıştı ve artık odalara giriyordu. Kitapları alt raflardan kaldırmaya uğraşırken su kardeşimin bilgisayarına kadar ulaşmış. Halılar, birkaç kitap, 4 yılımı verdiğim tüm okul notlarım ve önemli kaynak kitaplarım. Alt raflarda duran kıyafetler, örtüler, gitarım sayamadığım birçok şey.. Bazı elektronik eşyalar.. Her şey su içinde kaldı. Güzel güzel yetiştirmeye çalıştığım çiçek saksılarım suyun içinde minik kayıklar gibi yüzüyordu. Su aniden ve çok hızlı yükseldi dizlerimize dek. Hiçbir şekilde engel olamadık. İşin daha fenası balkon kapısı da şelale olmuştu her yanından su akıyordu. Ayrı eve çıkmamın ilk kışında Antalya doğal afet yaşadı. Bir ameliyat geçirmiş olduğum için yattığım yerden kıpırdayamıyordum bu yüzden olay daha da travmatikti benim için. Şartelleri kapattırmayı akıl ettikten sonra itfaiyeyi arayıp durdum. Hareket edemediğim için durum acildi ve su daha ne kadar yükselirdi bilmiyordum. Ama itfaiye bize ulaşmakta zorlanıyordu çünkü bölge su altında kalmıştı. Zemin katta oturan insanların bağırış içinde seslerini duyuyorduk. İtfaiye geldiğinde üst komşuya sığınmamız için beni dikkatli şekilde taşıdı. Sanki tüm dünya su içinde kalmış gibiyken evden suyu tahliye etmek o sırada imkansızdı. Yağmurdan kurtarılan kedi yavruları gibiydik. Muhabbet kuşum da korku çığlıkları atıp duruyordu yanımdan uzağa koyamıyordum sadece yanımda susuyordu. Komşu da bizim gibi öğrencilerden oluşuyor. Halimizi görünce onlar da korkmuştu konuşamadılar bile. İçeri girer girmez rahat etmemiz için bize bir oda verdiler. Hiç uyuyup dinlenemedik tabi ki. O gün itfaiye mahallede bir aşağı bir yukarı dolaştı durdu. Komşulardan birinin evi bodrum katındaydı tavana kadar su dolmuş, sabah çöp arabası gelip tüm eşyalarını götürdü. Bizim daireden su güneş doğarken itfaiyenin tekrar uğramasıyla çekilmeye başladı. Sabah evin içini dışını hortumla yıkadık. O günden beri eşyaları yıkatıp kurutup tamir etmeye uğraşıyoruz. Daha yeni yeni tekrar eve benzemeye başladı. Notlarımın çoğunu kurtarmayı başardım. Kaynak kitaplarım hala kuruyor. Ben de olayı atlatmaya çalışıyorum. Bu da günlük gibi bir yazı oldu. Blogla ilgilenemedim. Ağaç ev yazamadım. Blog okuyamadım. Ama döneceğim yeniden.

Bari şu şarkıyı dinleyelim keyiflenelim. Göbek adım felaket oldu benim de başıma gelenleri sayamıyorum bile artık.
😇



S..

4 Kasım 2019 Pazartesi

Avokado Bişeysileri

avokado, kahvaltı, breakfast, zeytin, salata
Foto: Lütfiye Tocan
  Akdeniz bölgesinde bahçeli bir eviniz varsa o zaman avokado ağacınız da vardır :D Benim henüz bir ağacım olmasa da avokado çılgınlığından geri kalmıyorum. Sürekli avokado yiyebilirim :D Canım ponçik arkadaşlarım da kendi bahçelerinden meyveleri ve denedikleri tarifleri benimle paylaşırlar :D Mevsiminin gelmesiyle fiyatları da daha makul hale gelince birkaç tarif yazmaya karar verdim. Şimdi yazacağım ilk tarif için Lülü'ye teşekkürü bir borç bilirim :) Öncelikle şunu söylemeliyim ki avokado sade tadı ile de çok güzel ama kimileri bunu çok tatsız bulabilir. Avokadonun tadı neredeyse nötr yani tatlı değil, tuzlu değil, ekşi veya acı değil ve içine eklenen şeylerin tadını alır. Bunun için bir şeylerle karıştırmak ve farklı şeyler denemek güzel :) Ben en çok limonlu tarifleri seviyorum ama tatlı tarifler de çok hoş. Ayrıca bazı fırın yemeklerinde filan değişik şekillerde de kullanılabiliyor.
  Not 1: O avokadonun çekirdeği çöp değil! Onu nasıl fidan haline getireceğinizi de yazının sonunda anlatacağım :D
  Not 2: Avokado seçerken en önemli şey taş gibi sert olanları seçmemek ve renginin siyah olmamasına dikkat etmek. Hafif yumuşak ve yeşil renkte olanları seçmeliyiz. Aldığımız avokado henüz istenilen yumuşaklıkta değilse yanında bir elma veya portakal ile olgunlaşması için bekletebiliriz.

  1. Tarif

1 Salatalık
1 Avokado
1 Sarımsak
Marul Maydanoz ve başka başka otlar
1 Limon
1 Kaşık Mayonez
2 Kaşık Yoğurt
Bir miktar kızarmış ekmek
Çörek Otu
Yeşil Zeytin

  Bu tarif kahvaltı olarak değerlendirilebilir veya akşam yemeğinin yanına salata olabilir. 1 salatalık ve 1 avokado küp küp doğranır. Bir miktar marul küçük küçük kesilir. İsteğe göre maydanoz veya sevilen diğer otlardan karıştırılabilir. Bir kap içinde 1 sarımsak doğranıp üzerine 1 limon sıkılır. 1 kaşık mayonez ve 2 kaşık yoğurt eklenir ve iyice karıştırılarak bir sos elde edilir. Ekmekler istenilen miktara göre kızartılıp doğranır ve bir kısmı sos ile karıştırılır. Doğranan şeyler de bu sosa eklenir. Ekmeklerin Lülü'nün deyimiyle eccük bir kısmı üzerine süs için ayrılır. İsteğe göre çörek otu koyulabilir. Yeşil zeytin de isteğe göre eklenebilir. Şimdi tarif bu şekilde ama istediğiniz malzemeyi ekleyip çıkartabilirsiniz buna. Mesela ben içine kızarmış tavuk parçaları nasıl olur diye düşündüm şimdi onu da denerim bi ara :D Bir de tuzu kendinize göre ayarlayın tabisii vee fesleğen de deneyebilirsiniz :D

  2. Tarif

1 Avokado
Tuz
1 Limon

  Bu en basit olanı ve kahvaltıda filan en çok kullandığım sos. Avokado kolay olsun diye önce parçalara ayrılır kesilir filan neyse işte sonra bir kap içinde çatal yardımıyla ezilir ve tuz ile limon eklenerek sos haline getirilir. Buna sarımsak dövüp ekleyen de var ve kırmızı bul biber ekleyen de var ama ben öyle sevmiyorum.

  3. Tarif

1 Avokado
İsteğe göre seçilen bal veya reçel çeşitleri

  Avokado yine çatalla ezilip sos haline getirilir ve içine bir şey eklenmez. Ekmeğe tereyağı gibi sürmek suretiyle üzerine bal, reçel vb. sürülüp yenir.

  4. Tarif

  Sandviç yaparken ekmeğin içine zemin malzemesi olarak kullanmayı deneyebilirsiniz. Ben bunu da çok seviyorum. Sandviç ekmeğinin içine veya tost makinesinde filan kızarttığınız ekmeğin içine ezilmiş avokado sürün ayrıca taze ceviz de ekleyebilirsiniz. Peynir taneleri, zeytin, marul yaprakları ve fesleğen ayrıca isteğe göre sarımsak ile harika bir şey ortaya çıkartabilirsiniz. Peyniri tulum peyniri olarak seçebilirsiniz veya krem peynir de karıştırabilirsiniz avokadoya süper olur. Karabiber de kullanabilirsiniz.
  Başka bir denemede içine çeri domatesi dilimleri ekleyebilirsiniz.
  Veya kızartılmış sucuk, salam, pastırma veya ton balığı koymayı deneyebilirsiniz o zaman sarımsak koymazsınız mesela kendinize göre istediğiniz şeyleri ekleyip çıkartın ve ana malzeme olarak avokadoyu kullanın.
  Ton balıklı yaparken limon da kullanabilirsiniz az miktarda.
  Ceviz yerine Antep fıstığı da tercih edilebilir.
  En basit olarak kızarmış ekmeğe tuz, zeytinyağı ve limonla beraber ezilmiş avokado sürün üzerine ceviz veya antep fıstığı ile karabiber serpin.
  Baharat olarak kekik ve nane de çok yakışır.

  5. Tarif

  Sabah kahvaltıda pul biber karabiber maydanoz ve tuz ile sos haline getirdiğiniz
avokadoyu kızarmış ekmeğe sürüp üzerine de sahanda pişirdiğiniz yumurtayı koyabilirsiniz.

  6. Tarif

  Köfteleri kızarttıktan sonra üstlerine istediğiniz şekilde malzemeler kullanarak hazırladığınız avokado ezmesini sürerek servis edebilirsiniz. Tavuklu salataya avokado dilimleri ekleyebilirsiniz.

  7. Tarif

  Avokadoyu soymadan ikiye kesip çekirdeğini çıkartın. Bir fırın tepsisine koyup içlerine yumurta kırın. Tuz, karabiber, pul biber ekleyin. 220 derecelik fırında 10 dakika pişirin. Fırın ısısından emin değilim herkesin fırın ayarı değişik oluyo onu siz deneyin :D İçindeki yumurta pişse yeter yaa :) Piştikten sonra seviyorsanız üzerine taze soğan ve maydanoz ekleyebilirsiniz. Sonra kaşıklayın gitsin :D

  8. Tarif

  Avokado muz kakao ve balı blenderdan geçirin minik kaplara koyup servis edin. Üzerine hindistan cevizi serpebilirsiniz ve taze nane yapraklarıyla süsleyebilirsiniz.

  9. Tarif

  Meyvelerle süt, vanilya yoğurt ve avokado karışımı ile soğuk içecekler yapabilirsiniz bunun için de blender ile çok iyi çırpmak gerekli.

  10. Tarif

  İstediğiniz baharatlarla ve hatta biraz mayonezle karıştırıp cips ile yemek için sos hazırlayabilirsiniz.

  İstediğinizi deneyin bakalım afiyet olsun :)

  Unutmadım o çekirdekler çöp değil :D Avakado çekirdeğinin dışında kahverengi bir kabuk vardır. Çekirdeğin kurumasını bekledikten sonra bu kabuğu belki bir kürdan yardımı alarak soyun. Çekirdeğin üç veya dört tarafına kürdan saplayın bu şekilde bardaktan içeri düşmesine engel oluyoruz. Çekirdeğin tombik tarafı aşağı sivri tarafı yukarı gelecek. Bu şekilde hazırladıktan sonra bardağa veya minik yoğurt kabı gibi şeylere yerleştirin. Ve çekirdeğin yarısına gelecek şekilde su doldurun. Suyu azaldıkça su ekleyin. bir süre sonra önce kökler sonra da filizi oluşacak. Biraz boy attıktan sonra da bir saksıya dikebilirsiniz. Büyük bir saksıda balkonda gölgede yetiştirebilirsiniz doğrudan güneşe maruz kalırsa ölüyor bu şey. Balkonda yetiştirirken fazla boy atmasın diye belli uzunluğa gelince budayın ve kısa boylu bir ağacınız olsun. İşte bu kadar :)

  S..

30 Ağustos 2019 Cuma

Hayat Sen Git Ben Yetişirim

  Hayatta sürekli planlar yaparız. Şunu şöyle yapsam sonra böyle olur, onu yapmazsam sonra şununla uğraşırım. Ay pembeyi seçsem aklım beyazda kalır o yüzden mavi olmalı falan. Bu yolu seçsem şuraya çıkarım, şu yolu seçsem başka bir olay. Ama hayat bize çoğu zaman iki yolu da seçtirmez. Onun kendi planları vardır. Ben hayata uyamadım hayat bana uymadı deriz. Hayat sen git ben yetişirim sana. Plansız kalmadan plansız yaşamayı öğrenemedim ben. Bir arkadaşım plan yapmadan yaşa der ama ne yaptığını da bil. Yok blogcum ben öğrenemedim hayatı, hayat da beni öğrenemedi. Başıma gelen zorluklar sebebiyle amaçlarından vazgeçen biri olmadım hiç. Ama bunun insanı yıpratan yönleri olduğunu daha önceden bilsem böyle bir karakter gelişiminde bulunur muydum farklı biri mi olurdum onu hiç bilemeyeceğim. Bazen ne yaptığımı hiç bilmiyorum. Üç tane önemli sınava hazırlanıyorum fakat elimde olmayan bir sebep yüzünden sınavları ertelemek zorundayım. Hayat akışımda bir ara vermişim gibi. Her şey durmuş gibi. Üstelik bu başıma hep geliyor. Yolun kenarına çekildim trafik sakinleşsin diye bekliyorum zaman akıyor ama benim bir yere gittiğim yok sanki. Yola ne zaman devam edeceğimi bilmiyorum. Yola devam edince karşıma ne çıkacak bilmiyorum. Bir şeyleri bilememek insanın tüm korkularının kökünde yer alan en büyük sorun. Bilinmezlik kendi başına ürkütücü, korkunç bir şey. Bekledikçe yolun kenarında havanın karardığını gördükçe ağaçların ardında ne olduğunu bilmeden öylece durmaya devam etmek gittikçe zorlaşır ve stres altında birçok kabus görürüz. Güneş battığı zaman gecenin ardından yeniden yükseleceğini bilsek de bunun olmama ihtimalini de düşünürüz o anda. Aldığımız nefeslerin sayısını daha önce hiç düşünmesek de önemli hale gelmeye başlar. Kalbimizi daha önce duymasak da ağırlaştığını hissederiz artık. Bari kenarda yola çıkmayı öylece beklerken bir iki kaplumbağa eşlik etse bir iki kuş sesi duysak bir de şu sıcakta dondurma olsa fena olmazdı. Yani blogcum canım sıkkın. Kafam karışık. Ne yaptığımı bilmiyorum. Ve şuan bir şey yapamıyorum. En azından kabuslarımdan bir iki hikaye yazarım mutlaka. Eh bu da bir şey. Yazarım yine kaybolma.

S..

25 Haziran 2019 Salı

Değişim


  Değişim çoğu zaman ürkütücüdür. Fakat henüz gerçekleşmemiş kötü olayların ihtimallerini düşünüp kaygılanmaya bir son verirsek değişimin aslında heyecan verici olduğunu fark edebiliriz. Benim bunu algılamam her zaman için biraz vakit alıyor. Yeni bir yere taşınmak, okul değiştirmek, yeni bir çevrede bulunmak benim için başlangıcı sancılı şeyler oluyor her daim. Çünkü telaşlı ve panik olmaya eğilimli biriyim. Üniversiteye başlarken de böyleydi. Bilmediğim bir yere gidiyor olmanın korkusu yüzünden sevincimin coşkusunu yaşarken endişeden de ölmek üzereydim. Kayıt işlemleri bitti yurda yerleştim derken okul bir kenarda dursun öncelikle yurtta nasıl hayatta kalacağım diye düşünmekten ilk haftamın nasıl geçtiğini pek bilmiyorum. Ailemden ilk defa uzaktaydım. Daha önce bir arkadaşımda bile kalmamıştım yurtta nasıl yaşayacaktım.. Her şey benim için yeni, yabancı ve korkutucuydu. O zamana kadar tek başıma alışverişe çıkmışlığım pek olmamıştı düşün blogcum halimi. Üniversitenin nasıl bir yapı olduğunu ancak içinde yaşamaya başlayınca öğrendim daha öncesinde hiçbir fikrim yoktu. İlk ders günü fakülteyi karıştırıp başka fakültede bölümümü aramıştım ve çok utanmıştım. Öyle böyle dört yıl bitti. Yeni insanlar tanıdım. Bazıları hayatımda anlamlı yerler edindi. Bazılarını hiç tanımamış olmayı diledim. Derslerim her zaman çok iyiydi. Sakarlıklarımla başıma türlü dertler açtım. Buna rağmen dört yıl boyunca şansım çoğunlukla iyi taraftaydı. Benim için sürekli iyi dilekler dileyen ve nerede olursa olsun yanımda olmayı başaran iyi yürekli melekler var hayatımda ve onların yüreğinde yerim olduğu için çok şanslıyım.

  Denemek istediğim birçok şeyi deneme fırsatım oldu. Dalış, okçuluk, geziler, bir çok şey... Ve dört yıl güzel bir şekilde bitti. Tez dönemi tam bir kabustu asla bitiremeyeceğim ve asla yetişmeyecek sandım. Bir şeyle uğraştığımda süreyi doğru kullanmayı pek başaramam ve genellikle panik halinde oluyorum ama bu panik ve telaş sayesinde de durmadan çalışmaya devam edip o şeyi tamamlayabiliyorum. Telaşım ve paniğim beni yıpratsa da uğraştığım işe odaklanıp bitirmeden durmamamı sağlıyor ve bu çok tuhaf. Şimdi ales, yds ve kpss için çabalıyorum. Bir yandan da yurda nasıl da alıştığımı fark ettim. Daha önce okula ve yurda gelmekten korkarken şimdi buradan ayrılıyor olmak endişe veriyor. Hayat çok tuhaf. Artık kendime ait bir evim var. Ev ararken acayip şeylerle karşılaştım. İnsanlar evlerini kiralarken devlet dairesinden daha zor sorular sorup daha zor şartlar koşuyor. Memur değilsen sana ev yok, memur kefilin yoksa olmaz, bekarsan olmaz, öğrenci değilsin ama yeni mezunsun falan filan. Memur değilsem ödemelerimin geçerliliği olmuyormuş gibi ne tuhaf ev sahipleri var. Neyse sonunda istediğim gibi şirin bir ev bulmayı başardım. Kendi istediğim gibi dekore etmekle uğraşıyorum bir haftadır. İngilizce kursuma devam ediyorum. Mesleğim için online bir eğitim programına devam ediyorum. Hayat tuhaf şekilde değişiyor ve devam ediyor. Bir evim olması fikri heyecan verici, korku verici ve bazen de tuhaf bir şey. Sanırım hala oraya ait gibi hissetmiyorum. Tamamen taşındığımda alışacağımı biliyorum ama her gittiğimde başkasının evine gizlice giriyormuşum gibi geliyor şuan için. Bir evin sorumluluğunu almak bir yandan ürkütücü ama bir yandan da sana özel bir alanın olması çok güzel bir şey.


  Şimdi okul bittiğine göre bahsettiğim sınavlar için çok çalışmalıyım. Bir yandan da yeniden çizim yapmak ve bir şeyler yazmak istiyorum umarım bunlar için vakit bulurum. Ve daha çok blog yazıp okumak istiyorum. Bu böyle günlük kişisel iç dökme yazısı gibi bir şey oldu. Bir sonraki postu yeni evimden yazacağım. Buradaki korku hikayelerime devam etmeyi planlıyorum umarım herkes okumayı benim kadar bekliyordur. Yazarım yine canım blog...

  :)
  S..  

19 Nisan 2019 Cuma

Kendini Dinlemek


  Yaşama çabası içinde ve çevremizdeki insanlar ile uyumlu olma çabasıyla iç dünyamızın sesini kısıp karanlıkta bırakabiliyoruz. Böyle olmasına izin vermemek lazım. Ailemize, arkadaşlarımıza nasıl özen gösteriyorsak onları dinliyorsak kendimizi de dinlemeliyiz. Her zaman birisine ne istediğini sorarız, nasıl hissettiğini sorarız, iyi olması için güzel şeyler yaparız sevdiklerimize. İşte bunu kendimiz için de yapmalıyız. Bazen durup gerçekten ne düşünüyorum, ne istiyorum, ne hissediyorum diye sormalıyız.

  Şuan şarkı söylemek istiyorsan söyle. Yolda yürürken söyle mesela. Kime ne? Ya da parklarda çimenlerde koşmak istiyorsan koş. Pamuk şekeri yüzüne yapıştıra yapıştıra ye. Kime ne yani.. Bir yere gitmek istiyorsan git. İstemediğin bir yere de gitme. Görmek istemediğin kişileri görme. Görmek istediklerini erteleme bekleme. Seni incitip duran şeyleri ve kişileri hayatından çıkart ama kin gütme. Unut gitsin. Zaten unutulmak bence bu dünyada en acı verici şey. Kendine bir çocuk gibi davran. Bak bakalım şimdi ne yapmak istiyorsun sor kendine. İç sesimiz hep çocuktur aslında hiç büyümez ama biz onu duymayı bırakırız unuturuz. Unutmamalı korumalı onu.

  Bir tütsü yakıp güzel bir müzik açıp güzel bir hikaye okuyacağım ben de şimdi. Beni bekleyen onca işi gücü ödevi ve diğer şeyleri bir süre düşünmeden. Sonra belki de bir ara sahile gitmeli. Ne zamandır deniz kabuğu aramadım. Denizin tuzlu kokusunu sessizce yudumlarken biraz manzarayı izlemek biraz kitap okumak güzel olur. Son zamanlarda insanları kafama takmamayı da öğrendim. Böyle hayat daha kolaymış gerçekten de. Bana ne deyip geçmek umursamamak insanı gerçekten gençleştirebiliyor. Sizi yıpratan insanlara ve olaylara karşı bunu deneyin. Sabrınızın sonuna geldiğinizde gerçekten hissizleşiyorsunuz ama benim gibi bu son noktayı beklemeyin kendinize daha iyi davranın. Hayat naneli şekerlerle dolu blog. Biz vampirler de neyse ki domates seviyoruz.

Yazarım yine papatya çayım soğumasın.

S..

11 Şubat 2019 Pazartesi

Delirmiş Bir Ben


  Selam canım blog. Can sıkıntısı fena şey doğrusu. Üstelik yapılacak onca işin gücün ve elde kalan az zamanın baskısı da canımı daha çok sıkmakta. Şuan tez yazıyor olmalıyım ama tükenmişlik sendromu hissediyorum resmen. Derslerin yoğunlaşacağını ve sınavların başlayacağını düşündükçe... Tamam düşünmeyelim.. Tez kabuslarıma giriyor rüyamda bile yazmaya çalışıyorum. Daktiloda tez yazıyorum rüyamda, ay yok kabus olmalı bu, birisi yaz hadi bitir şunu diye söyleniyor daktilonun arka tarafında. Ama tuşlar mı sıkışıyor ne oluyor bilmiyorum yazamıyorum. Uyanınca da kendimi sakinleştiriyorum dönem uzasın ne olacak diyorum. Ay bir sıkıntı bir stres sorma blog sorma.

  Aynı anda yapmak istediğim onca şeye vakit yetiştiremiyorum. Mesela şuan kitap okumak istiyorum ama hayııır diyor beynim tez tez tez diye kafayı yemezsem puding partisi yapalım dönem sonunda. Bu yıl kendime kitap hedefi koydum. Tatilde on bir kitap okudum bile gerçi on tanesi ince kitaplardı ama olsun uzun zamandır kitap okuma günlerime dönmek istiyordum. Şimdi dersler yüzünden yine okuyamayacağım. En azından uzun süredir okumam gereken bir kitabı sonunda bir çırpıda bitirebildim. Bu da bir şey değil mi..

  Bugün ilk ders günüydü. Ders programı muazzam. Pazartesi sekiz buçuktan beş buçuğa kadar dersim var. Salı öğlene kadar. Çarşamba hiç yok ve perşembe günü sekiz buçukta tek bir dersim var. Nedeeen neden tek bir ders o saatte diye çıldırmadım değil. Ama en azından erken uyanıp tüm gün tez çalışırım dedim sonra. Umarım çalışırım yani. Ay tövbe tanrıma tez çalışırken de deli gibi görünüyorum çevremdekilere. Saçlar her yerden fırlamış kendi kendine konuşan bir deli. Oda arkadaşlarım bir şeyler anlatınca duymuyorum çalışırken odaklanabilmişsem. O delilik halinde. Benden korkmasalar bari sonunda.

  Şuanda okumak istediğim kitabı da bardak altlığı gibi kullanıyorum, yanımdan ayırırsam hiç okuyamam korkusundan bu, bir de çaysız tez ilerlemiyor. İki harf daha yazabilirim gün bitmeden. Sanırım yani...

  Yurda gelirken gitarımı da getirdim sanki çalmayı çok öğrenebilmişim gibi. Ama arada bir oynuyorum rastgele iyi oluyor. İnşallah bir şikayet gelmez kimseyi kulaklarından hasta etmem. Geçen dönem okçuluk kursuna gitmiştim şimdi tekrar çağırmışlar çok sevindim şuan için hayatımın en iyi aksiyonu okçuluk, diziler, filmler ve rüyalar. Resim yapmayı da özledim ama o yine yaza kaldı. Bana yine hüsran bana yine hasret var. Ay dur bunu dinleyelim yazının sonuna koyayım da. Öyle işte blog. Bu okulun son dönemi o yüzden acayip yoğun geçecek şimdiden belli. Buralarda olmayı başarırım inşallah. Arada seslenirim yine. Umarım. Ay aman neyse. Saçmalamaya geldim gidiyorum.
kib. öptüm. gülücük emojisi. buraya da bir random gülüş şeysi.

S..

22 Eylül 2018 Cumartesi

Bazı Şeyler


  Yeni bir yere alışmak her zaman için zordur. Bu yeni yer bir yurtsa her zamankinden biraz daha zordur. Okulda dördüncü yıl başlıyor. Üç yıldır kaldığımız yurt değişti. Orada her zaman bazı sorunlarım oluyordu ama idare etmesini biliyordum. Bizim kaldığımız kyk yurdu erkek yurdu oldu ve daha geçen yıl kullanıma açılmış olan erkek yurdunu da biz aldık. Fakülteme daha yakın ve fiziki açıdan da yeni olması çok daha iyi. Yine de eski yurdun cennetvari bahçesini arıyoruz. Buradaysa daha geniş ve daha çok dolap olması, eşyaların daha düzenli durması gerçekten muazzam. Fakat yerleşmek tam bir kabustu. İlk gün bazı karışıklıklarla uğraştık ve kabus gibi bir gece geçirdik. Sistemde odamla ilgili bir sorun vardı. Sonra o düzeltilebildi. Sonraki iki gün de temizlik işleriyle ilgilendik. Erkek yurduyken burası sanırım asla temizlenmemiş. Biz gelmeden önce biraz temizlenmeye çalışılmış hali bile böyleyse burada nasıl yaşamışlar diye düşündük. Ablalar ellerinden geldiğince bütün odalara yetişmeye çalışıyordu ama kabus bitecek gibi değildi. Etrafta yeni yaşamsal varlıklar ortaya çıkmıştı, her yerde bir şeyler geziyordu. Biz de kendi odalarımızı istediğimiz gibi hijyenik hale getirmek amacıyla marketten ne kadar temizlik ürünü varsa topladık. İki gün boyunca duvarları bile çamaşır suyuyla sildim. Duvarlarda çamurlu ayak izleri, çekmecelerde çürümüş meyve kalıntıları ve onların da üzerinde gezen bir şeyler vardı. Daha fazlasını anlatamayacağım kadar iğrençti. Neyse Ellerimizin üç kat derisini kaybetme uğruna da olsa temizliği bitirdik. Lavanta kokusu yayan bir şey bile koydum bir köşeye. Ebeveynler oğullarına temiz olmayı öğretmeli.

  Fakat sorunlar bunlarla bitmiyor.

  Şimdi de değişik kurallar çıkartmışlar ortaya. Genel müdürlük öyle söyledi, devlet öyle söyledi diyip duruyorlar ama bana kalırsa bir çoğu keyfi uygulama. Öncelikle pazara çıkmamız yasaklanmış. Meyve sebze alamıyoruz. Belki ben şuan havuç kemirmek istiyorum. Ama yasak. Market ürünü almak da yasaklanmış. Kendi kantinleri kar etsin diye biz onların pahalı, az sayıda ve gerçekten kötü olan zeytini veya peyniri yerine istediğimiz şeyleri alıp odamıza koyamıyoruz. Mesela kantinde yoğurt yok ama dışarıdan da alamıyoruz. Az sonra yetkili bir yerlere dilekçe gibi bir şeyler yazacağım. Gerçekten çok ama çok sinirliyim. Ben kavun seviyorum kavun alacağım ya ne karışıyorlar ki buna? Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için yoğurt meyve ve bazı sebzeler çok önemlidir. Bunlar onların kantininde mevcut değil, olanlar da kötü, az sayıda ve pahalı oluyor mecbur değiliz ki onlardan almaya. Bu gerçekten anlamsız. Ders çalışırken bitki çayı içmeyi severiz mesela yani ne diyeceğimi bilemiyorum işte. Bu da böyle bir yazı oldu. Son zamanlarda ülkede hiçbir şey normal değil. Pazartesi günü de pazara gideceğiz istediklerini yapsınlar sonra bakalım neler olacak.

S..

23 Eylül 2017 Cumartesi

Güven Kırılgandır


  Ruhumuzun hep çocuk kalması güzel şey blog. İnsan bazen çocukluğunu, dünyaya o zamanki bakışını özleyebiliyor. Ruhun genç kalması sağlık açısından da iyi hem...

  Fakat ruhun çocuk kalan bir yanı olması ayrı şey, çocukça davranıp saygısızlık sınırlarına ulaşmak ayrı şey...

  Herkesin kendine ait özel bir alanı vardır. Bu alana kimlerin dahil olacağına yalnızca alan sahibi karar verir. Kimin ne ölçüde dahil olacağına da.. Her insan kendine ait olan bu alan içinde özgürdür. Bir başkasının alanına pat diye müdahale edemeyiz veya zorla dahil olamayız. Kişiler birbirini tanıdıkça ve güvendikçe kendi alanlarında birbirine yer açmaya başlar dahil eder izin verir...

  Tanıdığımız herkes bize ait olan bu alanda veya dünyada belli ölçülerde yer alır. Bazıları sınırda kalır bazılarıysa dahil olmaya yakın bile olmaz. Bu böyle ben söylemiyorum. Birinin hayatına dahiliz diye onun hayatındaki başka kişileri de ne sorgulayabiliriz ne de müdahale edebiliriz. Herkes kendi sınırlarını bilecek blog. A kişisi benim sevdiğim bir kişi olabilir hayatımda güzel bir yeri olabilir fakat benim hayatımdaki B kişisine istediğini yapamaz veya saygısızlık edemez. Onunla bir derdi varsa gitsin kendi alanında çözsün.

  Ben A kişisiyle olan paylaşımlarımı sırlarımı saygıyla saklıyor güvende tutuyorsam, B kişisiyle olan paylaşımlarımı da güvende tutuyorum. A kişisi gidip de bunları karıştıramaz veya karıştırmıyorsa bile B kişisini rahatsız edecek bir davranışta bulunamaz. Bu saygısızlıktır. Böyle davranışlar güven sarsar. Sizden uzaklaşılmasına neden olur. Bir daha güvenilmemesine neden olur. Sonra düşünüp durursunuz kimse neden benimle sohbet etmiyor, neden benden uzak duruyor, niye kendi aralarında daha güzel sohbet ediyorlar diye. Durup bir kendinize bakın rica ederim.

  Neşeli, eğlenceli ve esprili olmak iyi olabilir ama saygısızlık ve patavatsızlıkla aralarında ince sınırlar vardır. Dikkat etmek gerekir. Birini seviyorum diye her türlü davranışı görmezden gelemem bu doğru olmaz. A kişisi B kişisini gereksiz de olsa kıskanmış olabilir ya da gerçekten çocukça takılmak istemiş olabilir fakat davranışlarının sonuçlarını düşünmeli. Davranışımız bir insanı incitebiliyorsa doğru değildir.

  Güven kırılgandır. Onarılması imkansız gibi bir şey. Çok fazla zedelenirse un ufak olur.

  S..

8 Ağustos 2017 Salı

Tahtakuruları

beksinski



  İnsan bazen konuşamaz. Kelimeleri ısırır ve susar. Dişleri yüreğini kemirir. Boğazı çöl kumu yutmuş gibi bir hal alır. "Neden bu sıralar sesin hep mutsuz, neden üzgünsün?" diye sorar birisi. "Bilmem herhalde uykusuzum." der geçiştirirsin. Söyleyemezsin hiçbir şey. Ruhundaki fırtınalar bir tek seni yutsun istersin. Taşmasın dışarıya incitmesin kimseyi. Sustukça sürekli surat asan bir insan olmakla da suçlanabilirsin pek tabii. Ama olsun dersin seni kıracağıma kafam kırılsın.

  Sustum ben yine. Zaten sessizgemiden başka ne beklenebilirdi. Bir gün kendi okyanusumda yelken çapa işe yarar ne varsa kalmamış bir şekilde sürükleneceğim. Keder, sebebi bazen belli olmayan tahtakuruları gibi kemirir bedeninizi. Gemi olmak da zor iş anlayacağın blog. İsmini okumaya cesaret edemediğim için izlemediğim filmler var benim. Şuan televizyonda bir tanesine denk geldim ve kaçtım yine. Hayat da biraz böyle benim için. Ondan kaçarak onu alt etmeye çalışıyorum. Şuana kadar iyi idare ettim hakkımı vermelisin. Ama bir yerden sonra saklanıp kaçmak yerine onunla yüzleşmenin bir yolunu bulmam gerektiğini biliyorum.

  İnsanın kaç kişisi var şu dünyada blog? Onlar da tek tek azalıyor. Eksiliyorsun. Tahtakuruları sağ olsun tanrı onları da yarattıysa bir bildiği vardır. Fakat reenkarnasyon diye bir şey varsa beni boşlukta bıraksınlar söyleyin. Siz istediğiniz kadar geri gelebilirsiniz. Ben boşlukta kendimle ve sakince kalacağım.

S...

4 Ağustos 2017 Cuma

Zaman Değişiyor



  Bundan sonra ne ben senin yaşamına tam olarak şahit olacağım ne de sen benim. Ağladığın güldüğün şeylerden artık benim haberim olamayacak eksiksiz. Benim üzüntülerimden sevinçlerimden de senin haberin. Her gün günaydın deyip sarılmayacağız. Aynı sofrada oturmayacağız. Yaptıklarımızı, yaşadığımız her şeyi artık birbirimize anlatmayacağız. Başkasına attığım tribi yaşadığım öfkeyi senin kucağında dindiremeyeceğim bundan böyle. Benim omzum sana yastık olamayacak. Göreceksin günden güne birbirimizi aramalarımız azalacak. Bu bizim başımıza gelmez sanırdım. Anneler teyzeler birbirinden nasıl uzaklaşır anlamazdım. Biri başka şehirde öbürü başka şehirde olmayı nasıl başarırlar bu noktaya nasıl gelirler bilemezdim. Biz ayrılmayız sanırdım. Ama oluyormuş işte. Birisi diğerini bırakıp gidiyormuş önce. Sonra da zaman kendi oyununu oynuyormuş. Ben arada bir böyle şeyler düşünür kafama takarım sen endişelenme. Bu sadece benim kendi kendime yaptığım bir kabullenme ve veda konuşması. Hayat böyle bir şey gülümse.

27 Temmuz 2017 Perşembe

Öykümsü Saçmalıklar


  Boğazımda düğümlenen bir şey var. Ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Yutkunamıyorum. Ağlasam geçer belki ama neye ağlayacağıma daha karar veremedim. Uzun zamandır canımı sıkan her şeyi kafamın içindeki bir dolaba saklıyordum. Yüzümü pencereden giren gün ışığına dönüp dışarıyı izlerken dolabın varlığını bile kendimden gizledim. Biriktikçe birikti raflarındakiler. Görmezden geldim. Ruhumdaki tavus kuşlarını beslemek, nehirdeki çakıl taşlarını boyamak ve her gün pencerede beliren güneşle konuşmak gibi önemli işlerim vardı. Güneşi küstürmemek lazımdı. Giderse bir daha gelmeyebilicek hassas bir ruhu vardı. Dolabın kapakları kapanmaz oldu zamanla. İçindekiler dışarı taşıp dökülmek için fırsat kolluyor ve bilinçaltımdaki gerilim artıyor. Şimdi onları nasıl saklayacağımı bilmiyorum. Hiçbirini görmeye henüz hazır değilim. Belki de dolapla birlikte hepsini nehre atmalıydım. Ama hiç kimse nehir ruhlarını öfkelendirmek istemez değil mi... En iyisi bir gece vakti bir vampir bulup yardımını istemeli. Dev bir yarasaya dönüşüp dolabı en uzak dağların ötesine taşıyabilir. Karşılığında dereotlu domates suyu tarifini öğretirim ve solgun cildinden kurtulduğunda o da mutlu olabilir. Bunu bir düşünmeli...


Öykümsü amaçsız saçmalıklar part:?

S..

24 Temmuz 2017 Pazartesi

İsmi Lazım Değillere


  Ay sırf inadına sen şunu yapamazsın diye düşündükleri her şeyi yapmaya çalışıyorum. Sırf inat olsun diye trafik ve araç fobim olmasına rağmen toplu taşıma kullanmaktan geri kalmıyorum. Sen kim oluyorsun da benim neyi yapıp neyi yapamayacağım hakkında fikir yürütüyorsun kim olduğu umurumda olmayan şahıs. Erişilebilirlik sağlamak çok da zor, çok da aman tanrım bir şey değil. Biraz okuyun araştırın ve kafa yorun. Dünyada neler neler oluyor biraz kafanızı kumdan çıkartın da bakın. İnsanlar atomu bırakmış atom altı maddelerle dans ediyor siz hala düşünme eylemini bile gerçekleştirmekte güçlük çekiyorsunuz. Herkes birbirini suçlayıp ötekinden bir şey beklemeye meraklı. Sonra da ah keşkeler, günümüz şartlarılar, bir gün inşallahlar uçuşuyor havada. Kusura bakmayın kimsenin keyfini bekleyecek zamanım yok. Ya değişirsiniz insan olmanın gerçek manasını taşıyan varlıklar olursunuz ya biz sizi zorla değiştiririz veyahut laftan sözden ibaret kalmaya o kadar niyetliyseniz az öteye gider gölge etmezsiniz.