insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2021 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 87

 


Herkese neredeyse ve ne yazık ki sonuna geldiğimiz Nisan ayının kafası karışık ve puslu bir gününden ve dee Ağaç Ev Sohbetlerimizin 87. bölümünden selamlar arkadaşlar. Youtuber gibi bir giriş yapıp enerjimizi topladıktan sonra söyleyin bakalım nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Dünyanın ve ülkemizin gündeminden hepimizin sinirleri ve ruh sağlığı harap durumda fakat biz yine azimli, yine pozitif olmaya devam eden güçlü bir blog ailesiyiz öyle değil mi? Kendi adıma söylemek gerekirse hepinizden güzel enerjiler alıyor ve bu sayede derslerime odaklanabiliyorum. Umarım ki yakında şu orta çağda benzerleri yaşanan berbat salgından kurtuluruz ve gelecekte torunlarımıza ve yeğenlerimize eskilerin bize hep yaptığı gibi "Ah şimdiki gençler, siz bilmezsiniz şöyle şöyle olaylar yaşadık.." diye anlatabiliriz. 

Sohbetler de neredeyse 100 bölüme ulaşmak üzere fark ettiniz mi? Bence 100. bölüme ulaşabilirsek bir kutlama yapalım ve hepimiz o gün puding pişirelim ne dersiniz :D Her fırsatı puding etkinliği için değerlendiren bir insanımdır ben evet, ama başka zamanlarda yemiyorum ne yapayım :D

Bu arada gün geçmiyor ki kafama yeni bir şey takılmasın canım blog komşularım. Hatta isterseniz bunu da haftaya konuşabiliriz. Buzullar biliyorsunuz ki eriyor ve içlerinde saklanmış olan pek çok "şey" açığa çıkıyor. Bu şeylere artık günümüzde var olmayan bakteri ve virüsler de dahil elbette. Tarihte yok olmuş korkunç bir virüsün ki belki de dinozorlar döneminden bile olabilir yeniden ortaya çıkabileceği anlamına gelen bu durum sizce de ilginç değil mi? Bu konuyu 2016 Sibirya Yamal Yarımadası'nda buzulda bulunan bir geyik cesedinden sonra şarbon vakalarının görülmesi ile ilgili metinleri incelerseniz daha iyi anlayabilirsiniz. Üstelik Alaska'da da ispanyol gribi kalıntıları bulunmuş durumda. Ve daha pek çok ilginç örnek var. Bu tarz araştırmalar arkeolojiyle de bağlantılı olduğu için ilgimi çekiyor hep. Eğer arkeolog olmasaydım virolog veya mikrobiyolog olmak isterdim sanırım.

Her neyse belki haftaya bu konuyu konuşuruz fakat gelelim bu haftanın konusuna :) Girişi kısmının uzunluğu konusunda affınıza sığınırım fakat tutamadım kendimi :)

  • Bu hafta konumuzu üzerinde bir ödev için çalıştığım bir TEDx konuşmasından seçtim. Dünyayı geniş bir açıdan görebildiğinizi düşünüyor musunuz? "Ötekileştirme" kavramı size ne ifade ediyor? Hümanist olmanın tam anlamını biliyor muyuz? "Normal" kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunlar konuyla beraber cevaplamanız için birkaç ek soru. Ayrıca Yazımın sonunda videoyu paylaşacağım ve sizden izledikten sonra düşüncelerinizi kendi yazınızda belirtmenizi isteyeceğim. Benim yazım hakkında elbette aşağıya yorum yapabilirsiniz :) İşte bu hafta sohbetimiz bu şekilde olacak video üzerinden düşüncelerimizi paylaşacağız umarım seversiniz :)

Kendimizi özel kılan, farklı kılan yanlarımızı anlamaya başladığımızda başkalarının farklılıklarını takdir etmeye başlarız. Bazen bazı insanların özel yanlarını görmeyi başaramadığımız için fark etmeden onu ötekileştirebiliriz. Kişisel gelişimimizi sağlayabildikten sonra belki sonradan bu yaptığımız haksızlığın farkına varabiliriz. Farklılıklarımız yüzünden insanların bizi tanımlamasına izin veremeyiz ve aynı şeyi bir başkasına yapamayız. Hepimiz bu dünyada kendimizden ayrı birkaç şey dahayız (kadın, erkek, genç, yaşlı, şehirli, köylü, hayalperest, realist, siyah, beyaz, dışa dönük, içine kapanık, evli, bekar, neşeli, depresif, açık giyinen, kapalı giyinen, konuşması şöyle böyle vs..bunlar arttırılabilir) Hepimizin birden fazla farklılığı var. Toplum herkesi bir kalıba sokmaya çalışır. Sürekli sen şöylesin böylesin, böyle olmak zorundasın der. Biz de bu nedenle zaman zaman kendimizi kalıba uymamış hissedebiliriz. Ama hepimiz özünde sadece insanız. 

Az sonra izleyeceğiniz videoda konuşmacı Mariana kendi tecrübelerinden örnekler vererek her insanın bir takım farklılıklara sahip olsa da özünde herkesin ortak noktasının insan olduğu gerçeğine değiniyor. Bir kıyafetin, fiziksel bir özelliğin, konuşulan dilin veya herhangi bir ülkeden olmanın insanları birbirlerinin gözünde ötekileştirebildiğini ve bu durumun her yaş grubunda ve farklı topluluklarda gözlemlenebildiğini görebiliriz. Benzer bir şekilde insanlar fiziksel bir rahatsızlığı bulunan bir kişinin fiziksel rahatsızlığına odaklandıkları için onun ne kadar başarılı, ne kadar yetenekli bir insan olduğunu göremeyebilir. 

İnsan olarak her zaman toplum tarafından kabul edilmeyi, hayallerimizde başarılı olmayı, sevilmeyi isteriz ve hayatımızın çeşitli noktalarında çeşitli sebeplerden bazen farkında olmayarak bile ötekileştirilebiliriz. Fakat asıl görmekte zorlanacağımız bir şey varsa o da şu ki; biz de hiç farkında olmadan hayatın kısa bir anında bile birilerini ötekileştirme yanlışlığına düşebiliriz. İnsan ırkı doğası gereği içgüdüsel olarak hep kendine benzeyeni aradığı için benzemeyeni farkında olmadan ötekileştirebilir fakat bu yanlışa düşmemek için kendini geliştirerek daha hümanist olmayı başarabilir. Söylediğimiz bir sözün, bir bakışımızın bile insanların ruhsal dünyasında ne denli büyük bir etki yarattığının her zaman bilincinde olmalıyız ve buna göre hassas ve empati kurarak yaşamalıyız.

Herkes değer verilip anlaşılmayı ister fakat bunlar kendi kendine kazanılmadığından toplum tarafından kabul görmek, sosyalleşebilmek ve aidiyet kazanabilmek için hep çaba göstermemiz gerekir. Bu durum engelliler için iki kat daha zorlayıcıdır çünkü insanlar engellilerin yeteneklerini, kişilik özelliklerini görmeden önce onların engellerine odaklanır. Herhangi bir konuda başarı sağlayan engelli bir bireyin başarısını överken bile insanlar genellikle bireyin başarısından önce onun engelinden bahseder ve “bu durumuna rağmen ne kadar başarılı” gibi bir ifade kullanır. Bu tarz ifadeler de yine ötekileştirici unsurlardır ve o bireyden önce engelinin söz konusu edilmesi rahatsız edici olabilir. Çünkü birini farklı olarak nitelemek bir şekilde onu ötekileştirir.

Bir insanı konuşma biçiminden, giydiği kıyafetten, göz renginden, herhangi bir şeye yetenekli olup olmamasından vs. farkında olmadan bile olsa ötekileştirebiliriz. Biraz düşündüğümüz zaman hepimiz farkında olmadan benzer bir davranış sergilemiş olabiliriz. Farkında olmadan diyorum çünkü hiçbirimiz bunu yapmayı isteyecek insanlar değiliz zaten. Ama doğduktan sonra sahip olduğumuz her şeyi bir kenara bırakırsak, hepimiz daha emeklemeyi bile bilmeyen bir bebek kadar insanız. Sen de öyle, ben de öyle, o veya şu da öyle. Biz hepimiz insanız. Bu yüzden düşünüyorsak iki kere daha düşünmeli, konuşmadan önce de bir kere daha düşünmeliyiz. İnsanlara yaklaşımımız ve tutumumuz onları anlamaya çalışmaya yönelik ve hümanist olmalı. İşte o zaman belki de pek çok şey daha iyi olabilir. Kendimiz için bile.

İşte ben videoyu izledikten sonra konuyu bu şekilde ele aldım bakalım sizler neler düşünecek ve neler anlatacaksınız. Video, yaklaşık 17 dk. hız ayarını bir kademe artırarak izleyebilirsiniz. Ben yazımı yazarken özellikle 13. dakikadan sonra olanları dikkate aldım ve engellilerle ilgili konuya da değindim ama başka her açıdan ele alınabilecek ve pek çok konuya değinilebilecek bir tartışma konusu bu.

Not: video mobilde görünmüyormuş arkadaşlar. Eğer mobildeyseniz sayfanın en altında yer alan masaüstü görüntüle diyerek veya pcde açtığınızda görebilirsiniz.


S..

4 Ocak 2021 Pazartesi

Mucizeler Yüreklerdedir


27 Eylül 2020
27 Eylül 2020
İstanbul semaları

  Yıl sonu ve yeni yıl yazılarını yazmaya bir türlü elim varmadı. Geçen yıl beni gerçekten mutlu eden ve bir gün hayatımın akışı son bulmadan gerçek olur mu acaba diye merak edip pek umut etmeden dilediğim bir iki güzel şey oldu bu yüzden tamamen karanlık sayamıyorum kendi adıma. O kadar beklemiyordum ki hatta gerçekleştiğinde şaka falan sandım, inanmadım. Düşündükçe gülümserim hep bunu artık. Ama toplum ve dünya için gerçekten berbat bir yıldı. Epey şey yaşadık hem kişisel hayatlarımızda hem sosyal hayatlarımızda hem de dünya yaşamı açısından. Bazen düşünüyorum da şimdi geçmişe bakıp da orta çağ, karanlık çağ, veba yılları, savaş yılları diye hakkında konuştuğumuz o büyük karanlık dönemleri yaşayan insanlar, o anda, o olayların içindeyken "Ha bitti bitecek, yarın daha güzel olacak, bir yıla kalmaz kurtuluruz" demişler midir bizim gibi diye. Sanırım onlar da hep yarını daha güzel hayal etmiştir. İşte böyle düşününce karanlık bir eşiğin ortasında mı duruyoruz acaba diye endişeleniyorum. Çünkü arkeoloji okurken tarihe dokundukça gördüğüm bir şey var ki insanlar pek de değişmemiş ve büyük tarihi olaylar biraz şekil değiştirerek birbirini hep tekrar etmiş. Çünkü kendimizi tüm hayvanlar içinde zeki konumunda bulsak da aptalız. Akıllanmıyoruz toplumsal olarak. Pandemi iki aya biter, üç aya biter, bir yıla biter dedikçe insanların kontrol edilemez keyfe keder davranışları, bencillikleri ve umarsızlıkları yüzünden sandığımızdan daha uzun sürebilir bu süreç.. 

  Eh tabi bu düşüncelere kapılmıyorum. Sadece, geçmişteki olayları düşününce, o insanların gözünden bakmayı deneyince her şey karışıyor bir an için. Tabi ki umutluyum. Baharda güzel şeyler olacağına inanıyorum. Aslında inanmaktan ziyade istiyorum bunu. Hayat bana hep beklemediğim anlarda mucizeler gönderiyor. Bunun bu sefer de öyle olacağına inanıyorum ve bu kez sadece beni değil toplumu ilgilendiriyor. Yeni yılda, çiçek zamanında dışarıda güneşe sırtımı verip rüzgarla kavga edip limonata içip sohbet etmek istiyorum. Gezmek istediğim yerlere gidebilmek istiyorum. İnsanların bencillikten uzaklaşmasını, hoşgörülü, anlayışlı olmasını istiyorum. Ülkemizin iflastan kurtulmasını ve refaha kavuşmamızı ve kimsenin yoksulluk, açlık çekmemesini istiyorum. Bilime kendini adamış ve her zaman mantıklı olana, her zaman toplumun faydası olana ulaşmayı hedefleyen yöneticiler ve toplum istiyorum. Cehaletin kalmadığı aydın bir toplum istiyorum. Adalet peşinde koşmamızı gerektirmeyecek bir adalet sistemi istiyorum. Yaptığı hizmetleri sanki lütufmuş gibi insanların aklı ve duygularıyla oynamak için kullanmayan yöneticiler istiyorum.

  Bencillik ve ego, özgürlük ve güçlü kişilikten ayrı kavramlardır. Hepsi apayrı ve sınırları olan kavramlar. Bunları birbirine karıştırmak ve kendi içlerinde de yanlış anlamlar yükleyip saçmalamak çok büyük hata. Ellerindekinin kıymetini bilmeyen insanlar görüyorum, kişisel hırsları yüzünden etrafını kırıp geçiren insanlar görüyorum, sorumluluğunu başkalarının üzerine yıkıp ondan fayda sağlamaya çalışan insanlar görüyorum... Ve onları kendilerinden başka hiçbir sözün veya davranışın aydınlığa ve huzura kavuşturamayacağını görünce üzülüyorum çünkü kendilerinin farkına varamıyorlar bile. Üstelik sadece kendilerine değil çevrelerine karşı da yıkıcı ve yıpratıcılar. Umarım bu yıl her şey ve herkes için daha iyi bir yıl olur.

  Hayatımda içlerindeki ışıkla yüreğimi aydınlatan ve kendi içimdeki ışığın sönmemesi için attığım adımlarda yanımda olmayı başarıp beni hep gülümseten insanlar iyi ki varlar. Umarım ben de onlara ışık olmayı başarır ve onların benim için anlamlı olduğu kadar onlara anlamlı olmaya devam edebilirim ve yüreklerinden hiç eksilmem. Bu da her yıl tekrar ettiğim dileklerimden birisi.

  Yine neşeli şeyler yazmayı amaçlayıp bir o konuya bir bu konuya atlayıp sonunda da duygu seline bağladığıma göree yazıyı sonlandırsam iyi olur :) Birbirinizi kırmayın. Sevdiğiniz insanlara sevginizi belli edin. Hatta söyleyin. İhmal etmeyin, kalp kırmayın. Bir insanla iletişim kurarken ilgisiz düşüncesiz olmayın dinlemesini bilin. Sizden küçüklere doğruları gösterirken onların dilinden konuşmasını bilin. Sizden büyüklere saygınızı kaybetmeyin. Yüzünüzü her gün gökyüzüne çevirin. Daha bir sürü şey sayabilirim bu şekilde ama en önemlisi neşenizi kaybetmeyin.

Ve önemli bir konudan da bahsetmek istiyordum ama onu ikinci bir yazıya alsam daha iyi olacak artık. Çünkü kadınların güvenliğiyle ilgili önemli bir husus. Görüşmek üzere. Hepinize iyi yıllar dilerim <3

S..

3 Aralık 2020 Perşembe

3 Aralık Dünya Engelliler Günü



  92 yılında BM tarafından bu gün Dünya Engelliler Günü olarak ilan edildi. Bunun amacı farkındalık yaratmak ve herkesin yaşam standartlarını eşitlemek ve artırmaktı. Yani asıl amaç tek bir gün engellilerin yanında olalım onlara çiçek verelim bu gün sinemaya parka götürelim değil yılın geri kalan tüm günlerinde onlar için ne yapılması lazım oturup bir düşünelim diye bu gün belirlenmiş. Engellilik insanın psikolojik sosyolojik veya fiziksel olarak doğuştan veya sonradan birtakım sebeplerden dolayı duyularının veya hareketlerinin kısıtlanmasıdır. Çok fazla çeşidi vardır. Aynı türden engele sahip kişiler arasında bile farklar vardır. Kısıtlanmaların etkisini bin kat artıran en büyük etmenlerden biri de yine insanlardır. 

  Günlük rutininizde yatağınızdan kalkıp yüzünüzü yıkarken, mutfağa gidip su içer veya kahvaltınızı yaparken, duşunuzu alırken, evden çıkıp markete giderken, hava almak için parklara giderken sizi zorlayan şeylerden biri havanın soğuk veya aşırı sıcak olması veya çok yorgun hissetmeniz olabilir mesela. Fakat hiç düşündünüz mü kanepenin yüksekliği oturma standartlarında mı, mutfak tezgahının ve dolapların yüksekliği bir engelli için nasıl acaba diye? Hiç düşündünüz mü evden çıkarken kapıdaki eşiklerin yükseklikleri çok fazla mı, girişte basamak mı rampa mı var diye? Markete gidene kadar kaldırım bozuk mu, önünde ağaç var mı, arabalar kaldırıma çıkmış mı, marketin girişi erişilebilir mi diye? Parka giderken kaldırıma çıkmak mümkün mü, rampalar yüzde 8'den dik şekilde mi yoksa diye? Görme engelliler için olması gereken uyarılar ve sarı şeritli yollardan ne haber? Üst geçitlerin asansörü var mı, varsa çalışıyor mu? Bunların hangisine dikkat ediyoruz hepimiz sorgulamamız lazım işte bu gün.

  Çevremizde hiçbir engelli insanın bir başkasına ihtiyaç duymadan yaşadığını görmeden görevimiz bitmiyor. Hala tek bir insan bile kendini kısıtlanmış engellenmiş ve çaresiz hissediyorsa görevlerimizi eksik yapmışız demektir. Çevrenizi değiştirin böylece dünyayı değiştirin. Bir şeyler yapın, araştırın. Bu günün amacı işte bu. Eğer yolda giderken kaldırımdan inmeye uygun rampa yoksa şikayet edin bunu şikayet etmek için sorunu illa sizin yaşamanız gerekmiyor. Kaldırıma araba park etmişse ve geçecek yer yoksa rampanın önüne park etmişse şikayet edin. Görme engelliler için düzenleme yoksa talep edin. Otobüsler kaldırıma yanaşmıyorsa sessiz kalmayın tepki gösterin ki kaldırımın kenarında sandalyeyle bekleyen kişi mahcup olmasın. Ulaşımı kullanmak onun da hakkı. Çevrenize baktığınızda bunları görmeyi öğrenin. Düzenlenmesi ve yapılması gereken şeyleri fark edip belediyeye, cimere veya başka ilgililere ilettikçe her şey daha iyiye gidecektir.

  Ben çevremde yapılması gereken veya eksik olan şeyleri fark ettikçe sürekli bildiriyor ve gerekirse şikayet ediyorum. Mesela bütün dükkanların erişilebilir olması lazım. Eğer girişinde bir rampa yoksa önce mağazaya bildiriyorum ardından düzelmezse şikayet ediyorum. Kyk yurdundayken orayı bile şikayet etmiştim asansörü yok yemekhaneye diye. Hatta bu yüzden yurt müdüründen azar işittim onlara sormadan cimere yazdım diye beni yurttan atabileceklerini söyleyip korkutmuşlardı. Yine de o asansör yapıldı. Görme engelliler için sarı çizgili yolların talebini yapıyorum olmayan yerlere. Bu tür şeyleri siz de yapabilirsiniz. Çalışmayan asansörleri bildirin. Yaya geçitlerinde problem varsa bildirin. Şuan aklıma gelmeyen pek çok detay var ama baktığınız zaman hepsini görebilirsiniz. İşte o zaman engellilerin yanında olmayı ve bir şeyleri değiştirmeyi başarırsınız. Başarırız bunu inanıyorum ben. Araştırdığınızda katılabileceğiniz ve farkındalığınızı artırabileceğiniz projeler de oluyor. Akılıma şuan bir Tofd projesi olan Benimle Çıkar Mısın? geldi mesela. Şuan devam ediyor mu bilmiyorum ama bu projede gönüllüler engelli bireylerle bir araya gelip bir gün boyunca onlarla vakit geçiriyor gitmek istediği yerler hakkında program yapıp dolaşıyorlar. Böylece gönüllülerin farkındalığı artıyor ve baktıkları çevreyi aslında görmeyi öğreniyorlar ve birinin hayatında güzel anılar bırakmış oluyorlar. Böyle projeler var ve kendiniz de breysel olarak veya çevrenizle gruplar oluşturarak böyle şeyler yapabilirsiniz. Ben özellikle mimarlık ve çevre ile ilgili bölümlerde okuyanların biraz daha farkındalığa sahip olması gerektiğine inanıyorum ve tabi yöneticilerin. Tek başına kimsenin sesi duyulmaz fakat hep beraber güzel bir koro olabiliriz.

  Bu yazıyı kısa tutmak istedim söylenecek çok şey var oysa ki. Siz de kendi yaşantınızda bir şeyler yapıp çevrenizi güzelleştirirken aynı zamanda konu hakkında kısaca düşüncelerinizi blogunuzda yazarsanız daha çok farkındalık yaratılabilir diye düşünüyorum.

S..