Beyaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beyaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2016 Perşembe

The Brightness of The Darkness



Black were all streets of the town
You were trying to paint white
Each stone you step
Every brick you touch
Each and every leaf you smell
Yet were black, stones bricks and leaves
You were tryin to paint them determinedly
You would like the sun rise on shadows
Hazy pitch black darkness dispers and end
Before the souls disappear
Only seagulls would hear your songs
You would sing blue
Seagulls cry blue
Blue rain would fall drizzling
The sun hide
The white be embarrassed
And paint blue
All stones bricks and leaves

S&D

:D

9 Ocak 2016 Cumartesi

Karanlığın Aydınlığı



Siyahtı tüm şehrin sokakları.
Sen beyaza boyamaya çalışırdın;
Adım attığın her taşı,
Dokunduğun her tuğlayı,
Kokladığın her yaprağı.
Ama siyahtı taşlar, tuğlalar ve yapraklar...
Bıkmadan yorulmadan boyamaya çalışırdın.
Gölgelere doğsun isterdin güneş.
Bu puslu zifirilik dağılıp tükensin,
Ruhlar tükenmeden önce...
Martılar duyardı şarkılarını bir tek.
Sen mavi söylerdin,
Martılar mavi ağlardı.
Mavi bir yağmur başlardı inceden.
Güneş saklanırdı
Beyaz utanırdı.
Taşlar, tuğlalar ve yapraklar
maviye boyanırdı...





Not: Herhalde bunu yazalı iki ay falan olmuştur ne zaman yazdığımı not etmemişim. Şimdi de gelecekte yayımlanması için ayarlıyorum yani bu bir zamanlamalı kayıt. O gün yayımlansın istedim, bence o güne uygun bir şiirimsi. Şimdi tarih 05.01.16 saat 17:56 
Not2: Yorumlara bakacağım blog da okuyacağım ama şimdi finallerle uğraşmak zorundayım. Bu da küçük bir not işte gelecekte bir gün dönüp okursam diye..

S~

6 Şubat 2013 Çarşamba

Hayat Naneli Şekerlerle Dolu



  İnsanların seçim yapmak zorunda oldukları anlar vardır. Siyah mı beyaz mı? Sağa mı sola mı? İyi mi kötü mü? Bulut mu güneş mi? Ay mı yıldız mı? Gitmek mi gerek, kalmak mı? Beklemek mi vazgeçmek mi? Dayanmalı mı pes etmeli mi? Tutunmalı mı bırakmalı mı...

  Fakat her şeyden zoru seçim yapamamak değil seçim yapmamak için direnmektir. Bir çiçek güneşi görmeden, bir gün göreceğini ümit etmeye çalışarak yaşayabilir mi? Bir gün gelir direnci kırılır daha fazla dayanamaz. O zaman bir seçim yapması gerekir. Körü körüne inanmaya devam ederek ne olduğunu umursamadan ümit edecek mi, yoksa her şeyden vazgeçip güneşi göremeyeceğini kabullenecek mi? İlkin inanmaya devam etmeyi seçer fakat ikinci kez karlar yağıp direnci kırıldığında bu kez bir seçim yapamaz, aslında seçim yapmamayı seçer. Ümit etmenin, beklemenin ona bir faydası olmadığını bilir fakat vazgeçerse elinde hiçbir şeyin kalmamasından korkar. Yaşamak için bir sebebinin olmaması her şeyden korkunçtur. Bu yüzden ne ileriye bakabilir ne de her şeye sırtını dönebilir. İki seçeneğin arasında yaşamaya devam eder.

  Ve bir gün öyle bir an gelir ki ikisinin de baskısını omuzlarında hisseder, iki kat daha fazla yorulur. İki seçeneğin arasında öyle bir sıkışıp kalmıştır ki artık seçim yapamamak canını acıtır. Seçim yapmamak için direnmeye çalışmak ruhunu paramparça eder. Gittikçe daha fazla solar çiçek. Ruhu parçalanmaya devam ettikçe daha fazla solar... En sonunda ondan geride pek fazla bir şey kalmayacaktır. Bunu bilse de seçim yapmamaya devam eder. Ne inanabilir ne de vazgeçer..

  Hayat naneli şekerlerle dolu...

(Öylesine bi yazı, taslaklarda kalmış, ne için yazdığımı da hatırlamıyorum)

~Sessizgemi~

4 Temmuz 2012 Çarşamba

~Siyah Beyaz ve Biraz da Parşömen Rengiydi~



Siyah Beyaz Yol



  Yanlış bir şeyler vardı. Yolunda gitmeyen bir şeyler. Bir şey eksik gibiydi, yarım kalan bir şey... Parçalanan ruhundan artakalanlar o ilerledikçe peşinden sürükleniyordu. Camları sonuna kadar açık Mustang'ını sürerken yol hiç bitmeyecek gibi göründü gözüne, sanki tekerler boşa dönüyormuşçasına sonsuzdu.

  Ruhunun neden parça parça olduğunu bilmiyordu. Şu an için tek düşünebildiği gitmekti. Nereye gittiği ise umurunda değildi. Neden gittiğini hatırlamıyor ve teypte çalan müzikten başka bir şeyi de umursamıyordu. 

  Üstü başı düzgündü, yanağında tıraş olurken açtığı küçük bir kesik dışında ters görünen tek şey renklerdi. Dünya, arabasına binip sürmeye başladığından beri siyah beyaz ve biraz da parşömen rengiydi, başka hiç renk yoktu. 

  Yolun ucunda, yaklaşmaktan uzak olan dağların tepelerine yıldırımlar iniyordu. İlerlemeye devam ettikçe gökyüzünü kaplayan bulutlarla buluştu. Bulutların görüntüsü gökyüzünü yeryüzüne yaklaştırmış gibiydi.

  Çok geçmeden siyah beyaz bir yağmur kapladı boş havayı. Hiçbir şeyi hatırlamayıp bilmediği gibi birdenbire arabayı durdurup neden yolun ortasında öylece dikildiğini de anlamıyordu. İlkin beyaz gömleğinde ufak lekelere dönüşen damlalar vakit kaybetmeden sırılsıklam olmasına neden oldu. 

  Yolun ortasında öylece beklerken yüzünden süzülen soğuk yağmur birdenbire bir şeyler anımsattı. Yolunda gitmeyen ve yanlış olan şeyin ne olduğunu hatırladı. Aslında hiç unutmadığını sadece hatırlamak istemediğini anladı. Gitmediğini, kaçtığını fark etti. Gözlerini kapatıp bir an gök gürültüsünü dinledi ve sonra yağmurun renkleri yıkamasını izledi. Peşinden sürüklenen ruhunu parça parça topladı, onlara ihtiyacı vardı yarım bir ruhla yaşayamazdı. 

  Arabasına binip keskin bir dönüşle geldiği yolu takip etti. Renkler geri gelmiş, ruhunun parçalarını birleştirmişti.Şimdi umursadığı bir tek şey vardı: Eksik ve yarım kalan, yolunda gitmeyen ve yanlış olan ne varsa yüz yüze hesaplaşacaktı...


~Sessizgemi~