Çakıltaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çakıltaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2020 Salı

Çakıl


  Çakıl, benim minik çakıltaşım olmaya başlayalı dokuz yıl geçti. Belki bize gelmeden önce de bir yaşına varmış olabilir yani bu yıl dokuz veya on yaş olmalı. Her hayvanın karakterinin farklı olduğunu, hepsinin sevdiği veya nefret edebileceği şeyler olduğunu, kendilerince bir kişilikleri olduğunu hayvanlara biraz ilgi duyan onları seven herkes bilir. Bu güne kadar pek çok kez annesi tarafından terk edilip beni bulan kedi yavrularını da büyüttüm. Hepsi kendiliğinden kapımıza gelip beni buluyordu. Hepsi de bambaşka kişiliklere sahipti ve onları dışarı hayatından kopartmadığım için canları istediği zaman beni terk ediyorlardı. Mahallenin maskotu oluyorlardı onları herkes başka bir isimle çağırıyordu. Çakıl'dan önce çook minnakken aynı anda on beş tane muhabbet kuşumuz vardı. Onları babam büyütüyordu ve içlerinden sadece sarı olan ismini söylemeyi öğrenmişti "Çıtır Çıtır" diyip duruyordu. Daima benim kafama tüner benimle beraber dolaşırdı. O zaman dört veya beş yaşındaydım. Sonra onlara ne olduğunu bilmiyorum. Ortaokula giderken aralıklı zamanlarda üç tane muhabbet kuşum olmuştu. Onları uzun yaşatamamıştık ve o zamanlar henüz bir kuşa yarenlik etmenin inceliklerini bilmiyordum ve vakit geçiremediğimden dolayı çok bağlı değildim. Onlarla ailem ilgileniyordu. Fakat Çakıl benim gerçekten çok çok yalnız olduğum bir dönemde benim can yoldaşım olmaya gelmişti.

  Çok hareketli, çapkın, neşeli, yaramaz bir şey. Minnacık bedeninde gözleri mücevher gibi, parlak zeka dolu bakışları... Böyle bir şeyi kuş işte iki tane kanadı ve tüyleri var diyip nasıl geçebilir insan... İlk günler onunla uyudum onunla uyandım. Kafesine sarılarak uyuyordum beni sevsin bana alışsın diye. Hem uyanıkken de yanımdan hiç ayırmıyordum. Ders çalışırken sesli çalışıp ona okuma yapıyordum. Sesimi seviyordu. Şarkı söylememe, ninni söylememe bayılırdı.

  "Çakıl.. Çakıııl!" diye diye hiç bıkmadan aynı tonda tekrar ede ede ona adını öğrettim. İsmini söylediğimde tüneğinin üzerinde pıtı pıtı koşarak olduğum tarafa gelip tellere zıplayıp beni öpmeye çalışırdı. Israrlı tekrarlarımdan sonra kendisi de konuşmayı öğrendi. Bir defa konuşmanın yolunu anlayınca diğer kelimeleri öğrenmesi daha kolay oldu. "Çakıııl, Aşkıım, Canım, Bebeğim, Çalıkuşu, Çarşı karşı, Çarşı kuşu, Okasa, Aayy!, Gel buraya, Bak!, Cici bebeğiiim, Aç kapıyı, Hahahaa!, Oy oy oyy!, I love you, Aaaa!" gibi bir sürü kelime ve nida öğrenmişti. Bunları da canı nasıl isterse uzatarak veya melodik şekilde söylüyordu. Hatta bazen sessizliğin içinde bir anda bağırır gibi sesini yükselterek "Aşkıım!" diye beni çağırmayı öğrenmişti. Öyle çağırdığında benden hemen cevap geleceğini biliyordu. Öğrenip unuttukları da oldu ve bunların yanında bir de poşet sesini taklit ediyordu. Bu en sevdiği seslerdendi çünkü ona göre tüm poşetlerde yem vardı, lezzetli bir sesti onun için. Poşeti duyduğu anda o da başlardı. Hapşırmamızı ve öksürmemizi de taklit eder biz öksürünce tekrar ederdi. Ve bir de benim gülmemi taklit ediyordu, ben güldükçe o gülüyordu o güldükçe ben gülüyordum. "Hııı?" diye soru sorar gibi nidalar yapardı. Özellikle uykusu olduğunda kafasını geriye çevirip tüylerinin arasına gömdüğünde kendi kendine söylenirdi ama ben ninni söylersem susup dalıncaya kadar beni dinlerdi. Kuşlar uyurken güvende olma duygusundan dolayı sevdiklerini dinlemek istermiş.

  Gözlerimi kapattığımda gözlerini kapatırdı, çok kez bu şekilde onu kandırıp uyuttuğum olmuştu. Dudaklarımı öpücük atar gibi yaptığımda o da gagasını aynı şekilde oynatır ve öpücük sesi yapardı. Kafamı hafif sallayıp dans etmemi severdi. Hemen kendisi de dans ederdi kafasını sağa sola aşağı yukarı sallarken heyecana kapılıp hızla daire çizmeye başlardı. Piyano ve gitar sesine bayılırdı. Hemen neşelenirdi müzik dinlerken. Kalabalık ve yüksek seslerden hoşlanmazdı. İçine su konunca kuş sesi çıkartan toprak kuş şekilli düdükler vardır onların sesini taklit ederdi. Dans etmek en sevdiği şeydi. Bir de öpmek. Lakabı Spaydi idi çünkü tepesi aşağı örümcek adam gibi durup öyle öpüşürdü. Annemin köpeği Nazlı ile birbirlerini kıskanırlardı en çok sevilmek için yarışırlardı. Doğranan bir salatalığın kokusunu salondan bile alır, heyecanlanırdı. Heyecanlanınca göz bebekleri küçülür etrafındaki beyaz halka belirginleşir ve daha da heyecanlanırsa kanat çırpardı. İstediği bir şey olduğu zaman kafesin tavanından ters sallanır ve kanat çırpardı. Sofraya oturduğumuzda onun hakkını vermezsek salatalık için kafesteki yemliği bile yerinden söker, tepesi aşağı devirir, isyan ederdi. İstediği her şeyi anlatmasını bilirdi. Önceleri uçmayı çok severdi ama son yıllarda kafesten çıkmaktan hoşlanmıyordu. Kırmızı renkten nefret ederdi, beyazı çok severdi. Gagasını burnuma dayayarak öyle durmaktan hoşlanırdı. Ayaklarına dokunulmasından en başından beri nefret ederdi bu yüzden elimize asla alamazdık. Ama o isterse omzumuza gelir dururdu. Yanlışlıkla elimize gelse sanki biz tutmuşuz gibi bize sinirlenirdi. Ama parmağımla güreşmekten hoşlanırdı.

  Kapıyı pencereyi aynı anda hiç açmazdım rüzgarda kalmasın diye. Geceleri ışık kapalı otururdum uykusunu alsın diye. Tv veya laptop sesini çok açmazdım rahatsız olmasın diye. Zaten rahatsız olunca sinirlenirdi söylenirdi bıcır bıcır bir şeyler mırıldanır homurdanırdı. Küçük prensimdi benim. Ders çalışırken sessiz olmam gerekse bile onun için piyano sesi açardım ya da tvde bir şeyler açıp kısık sesle dinlemesini sağlardım. Radyo 45lik dinlerdik beraber. Teoman ve Şebnem Ferah'ın seslerine bayılırdı. Pop müzik de severdi. Hayatımın her alanında yeri vardı. Annemlerin evine gelirken ardımda bırakmaz yanımda getirirdim. Mutfağa yemek yapmaya giderken benimle gelirdi. Yediğim her meyveden önce ona verirdim...

  Bu yıla kadar hiç ama hiç hastalanmadı. Belki ufak üşütmesi hapşırması olmuştur. Ama öyle güçlü dinç bir kuştu ki asla hastalık kabul etmezdi. Annemler onun hapşırmasını ayırt edemezdi ötüyor sanırlardı ama ben anlardım. Onu en halsiz gördüğümde sadece sessiz kalıp tüylerini kabartmış olurdu. O zaman bilirdim ki üşümüş. Hemen sıcak tutardım. Hemen kendine gelirdi. Geçen aylarda evimi sel bastığını anlatmıştım. O zaman hayatında ilk defa çok kötü hastalandı. Veterinere götürdük. Veteriner kuşlardan anlamıyordu ama antibiyotik ve vitamin verdi. İlacı kendi içirememişti çünkü Çakıl el ile tutulmaktan nefret eder kaçardı. Panik atak geçirirdi tutulmak istemediği için. İlacı benim içirmenin bir yolunu bulmam gerekiyordu. En sevdiği şey ekmek, yumurta ve salatalıktı. Onlara damlatarak ilacı kandırarak yedirdim ona. Sıcak tuttum. Üç dört gün başında bekledim. Su içmesi için uğraştım. Parmağımı suya batırıp parmağımdaki damlaları içmesini sağladım. Yem yiyemediği için yumurta haşladım. Minik minik parmağımın ucuna yumurta koyup bir anne kuş gibi yedirdim ona. İlaçtan önce kusuyordu çok kötüydü. çok çok kötüydü. Ama toparlanmayı başardı. Virüs salgınından önce annemlere gelirken yanımda getirdim keyfi çok yerindeydi. Ama bir kez daha hastalandı. Daha çok vakit geçmemişti bile. Aynı süreci yine yaşadık. Yine toparlandı.

  Ama geçtiğimiz perşembe günü yani ayın 11inde bir şeyler ters gitti. Sabah çok neşeliydi. Sabahları etraf aydınlık ve perdeler açık kalmışsa gün ışığıyla neşesini bulur ve beni uyandırana kadar konuşurdu. Ben uyandıktan sonraysa o tekrar uyurdu. Dışarıdaki kuşlara laf yetiştirirdi. Yine öyleydi. Dışarıdaki kuşlarla yarışıyordu. Ben uyanınca sakinleşti ve kahvaltı hazırlığında heyecanlandı. Salatalığını verdik ona da. Kahvaltıdan sonra sessizleşti. Sonra kustuğunu duydum. Kursağındaki yemleri kusarken etrafa fırlatıyordu. Panikle hemen yanıma aldım. Birkaç gündür ruh halim zaten kötüydü. Kabuslar görüyordum alakasız şeyler hakkında. Onu öyle görünce içimdeki sıkıntı bu yüzdendi demek dedim. Bu sefer daha kötü olduğunu anlamıştım. Çünkü.. Çünkü bu kez ilk defa tüneğinden düştü. Bir kuşun tüneğinden düşmesi kötüye işarettir. Bir kuşun kafesin dibinde dolaştığını görmeniz için onun deli olması lazım bundan nefret ederler. Kafesin dibine indiğini yalnızca düşen bir meyvenin peşindeyse görebilirsiniz ya da çok korkmuşsa. Çakıl bir meyvenin peşinde olsa bile kafesin kenarına tutunur kafasını uzatabildiği kadar uzatır meyveyi öyle alırdı asla yere dokunmazdı.

  Çok korkmuştum. Elimize gelmekten nefret ederdi ama başka çarem yoktu onu elime aldım. Hiç kendinde değildi. Elimde onu ısıttım. Vitamin vermeye çalıştım, su vermeye çalıştım, kustuğu için bir şeyler yesin diye uğraştım ama bu kez hiçbir şeyi kabul etmedi. Nazlı da çok endişelenmişti gelip gidip onu izliyor kontrol ediyordu. Sonradan düşündüm de sanırım felç geçiriyordu. Önce midesi mahvoldu. Sonra ayakları tutmaz oldu. Sonra elimin içinde sanki bir kalp tutuyordum. Kalbi pıtır pıtır atıyordu. Korkmasın diye ona ninni söyledim. Sakinleştirdim. Yavru bir kuşun annesini çağırması gibi iki üç kez ses çıkartabildi. Sonra kalbi durdu. Melek oldu benim minik prensim. Nazlı onun gittiğini hemen anladı. Nasıl anladı bilmiyorum ondan bir anda korkup geriye doğru sıçradı ve panikle havlamaya başladı. Çakıl'ı bir prens gibi erik ağacının altına gömdük.

  Kaç gündür kendimi yeni toparlayabildim. Belki bir kuş için üzülmek çoğu kişiye anlamsız gelebilir ama o benim bebeğimdi. Kahvaltıda salatalık yerken onun artık olmadığını unutup yanlışlıkla onun için ayırıyorum veya pencereden rüzgar girdiğinde üşür diye tam düşünecekken artık olmadığı aklıma geliyor. Dışarıda kuşlar öterken cevap vermesini bekliyorum fark etmeden kafesinin olduğu yere dönüp bakıyorum.. Sesini özledim. Resimlerine bakamıyordum bugün bakabildim. Onu hep mutlu yaşatmaya çalıştım. Daima yanımda olup bana arkadaşlık etti. Bu yazıyı da onu hatırlamak ve unutmamak için yazıyorum..

30 Mart 2018 Cuma

Kakaolu Puding


  Seninle konuşmayalı hayli uzun zaman oldu. Winnie the pooh ve pudinglerden başlayıp hayaller ve kitaplarla devam eden sohbetlerimizi özledim. İkimizin de zamandan yana bunca talihsiz olmamız şaşılacak şey. Son zamanlarda senin de epey karmaşa içinde olduğunu hissediyorum. Ruh ikizi olmak insana garip psişik güçler kazandırıyor. Biliyorum ki bu günlerde gökyüzüne daha çok bakıyorsun ve her sabah derin bir nefes alıyorsun maviden. Baharın gelişini benim kadar ağlak gözlerle izlediğinden eminim. Bunların bir kısmı iç burkulmasından olsa da bir kısmı muhakkak mutluluk gözyaşı olmalı çünkü yaz geliyor ve kışın esareti bitiyor minik Çalıkuşu. İkimizin de evlerimize dönüşümüz yaklaşıyor. Nisana bir gün kala duygusallığımın zirvesinde olduğumu tahmin ediyorsundur. Epey yaşlandım. Burada içten bir kahkaha attığını duyar gibiyim. Öyle garip garip bakmasan daha iyi tabii. Şaka yapmıyorum. Tamam ben de gülüyor olabilirim.

  Sana bahsedecek çok fazla şey birikti. Varlığını her an hissetsem de, şuanda gerçekten de yanı başımda olmanı dilerdim. Her zamanki gibi insanları anlayamama sorunum devam ediyor. Benim düşünme ve davranış tarzım çevremdeki herkes için bir uzaylıymışım izlenimi veriyor olmalı. Hiçbir zaman diğerlerinin normal dediği insan sınıflamasına dahil olmayacağım ve böyle bir niyetim de yok. Ben şiir gibi yaşamaktan memnunum bilirsin beni tanırsın sen. Dostum arkadaşım kardeşim dediğim insanları fark etmeden bunaltıyor olmalıyım. Bu nedenle son zamanlarda herkesten bir adım uzak durmaya karar verdim. Herkesin sen ve Çakıltaşı kadar içten bir samimiyetle tüm manyaklığıma rağmen uzaylı olmamı yadırgamadan yanımda olmayı başaracağını zannetmekle şayanı takdir bir deliliğin zirvesinde yaşıyorum. Bu cümleyi de bir seferde yazmayı nasıl başardığımı bilmiyorum. Herkesi aynı sanıp herkese aynı davranmakla hata ediyor olmalıyım. Fakat başta da dedim ya bütün sorun herkes gibi düşünmüyor olmamda. Ama herkesin beni herkes gibi düşünen biri sanması da daha garip tabi. Neyse geçelim bunları. Kafan karıştı değil mi? Bazen bana da oluyor. Neyse ki kader çizgim bunca tuhaflığın arasında birkaç nadir ve güzel insanın kader çizgisiyle kesişmeyi başarabilmiş. Bir uzaylı topluluğu kurup hepimizi kurtarmalıyım bence.

  Bu arada sınav döneminin ortasındayım. İlk sınavım berbat geçti. Bizans sanatı. İkonografi konusunda iyi olsam da yapıların isimlerini birbirine karıştırarak müthiş bir iş başardım. Sanırım 10 alacağım. Bir sıfır eksik değil, sen sormadan söyleyeyim. 0 olmamasının nedeni de 0 verilemiyor olması. Ne kadar da harika değil mi? Onun dışında şimdilik sınavlar iyi gidiyor. Eğer herhangi bir hata yapmadıysam nekropol ve hellenistik yontu derslerinden gerçekten de 100 bekliyorum. Bir sıfır fazla değil. Yine göz kırptığını görebiliyor gibiyim dostum. Söz verdiğim gibi çabalıyorum. Bu ışığın parlamaya devam edebilmesi için kosmosa güzel mesajlar gönder benim için olur mu? Birbirimize söz verdiğimiz gibi Ales'e başvurmuş olmamız harika. Umarım sen sınava çalışmak konusunda benden daha iyisindir çünkü ben hala tek bir soru çözmedim. Ve beynimin arka odalarında çalıp duran metal parçalardan biri de bunun yüzünden olmalı. Zaman azalıyor. Kronosla aramın iyi olmadığını bilirsin.

  Ders çalışmaktan yazmaya fırsat bulamamak canımı sıkıyor. Neler planladığımı biliyorsun ve bunlar hakkında artık bir şeyler yapmalı mıyım emin olamıyorum. Bir noktadan sonra hevesim kalmıyor. Sonra senin beni azarladığını hayal ediyorum. Saçmalama Sesszigemi diyorsun kafamın içinde. Kafama terlik fırlatmışsın gibi kendime geliyorum. Birlikte kurduğumuz hayalleri kendi elimle yıkacak değilim. Kendi adıma vazgeçsem de senin için vazgeçemem. Birisi kitapların okunmak için zamanı vardır demişti kim olduğunu hatırlamıyorum. Diyordu ki bir kitap sadece o istediğinde okunur vakti geldiğinde. Herhalde yazmak da buna benziyor. Kafam karıştığında hep Çalıkuşu ve Çakıltaşı olsa o ikisi ne yapardı diye düşünüyorum ve ona göre davranıyorum. Kararsız kaldığım veya korktuğum konuları ikinizle tartışıyorum zihnimde. İyi oluyor kendime geliyorum. Çakıltaşının yaptığı gibi insanları gözlemliyorum. Yazmak konusunda ilham verici detaylar yakalıyorum. Çevremdeki insanları hikayelerimde karakterlere dönüştürüyorum. Ne kadar başarılı ne kadar başarısız bunu bilemeyeceğim. Eskisi gibi kabuslar yine ilham kaynağım. Tanrım hepsinden de ne güzel filmler olurdu. Ama benim gibi henüz yazar aday adayı olma konusunda bile çok başarılı olmayan bir insanın eline düştükleri için kendi talihsizliklerine gülsünler. Elimden geleni yapıyorum dostum gerçekten.

  Ah bir de bu aralar yeniden çiziyorum. Yazılarım için çizdiklerimi görmüştün. Bir süredir de çevremde değer verdiğim insanları çizmeye çalışıyorum. Bazısı korkunç oldu. Sanırım ben fantastik yaratıklar çizmek konusunda daha iyiyim. Çünkü onlar gerçekte yok ve nasıl çizersen çiz saçma durmuyorlar. Seni ve Çakıltaşını da çizeceğim. Ama nasıl bir şey olacağı konusunda bir şey söyleyemem. Hatta size hiç göstermesem daha iyi bile olabilir hayal kırıklığına uğratmak istemem.

  Senin için her gün bir fotoğraf çekiyorum. Hoşuma giden bir ağaç, gökyüzü, bir çiçek... Aklına ne gelirse. İstiyorum ki o anda dikkatimi çeken şeyleri sen de gör. Uzakta olsan da ortak anılarımız olmaya devam etsin çocukluk arkadaşım Çalıkuşum benim. Bunları biriktirmek ve topluca göndermek yerine o anda çektikçe sana göndereceğim bundan sonra. Toplu gönderince çıldırmandan korkuyorum her defasında :D Belki de benden bıkabilirsin diye korkmalıyım fakat ikimiz de birbirimizi iyi tanıyoruz öyle değil mi? Garipliklerimi hoş karşılayan bir ruh kardeşim olduğu için ne kadar şanslı olduğumun farkındayım. Hadi daha çok gülümse. Burada deli gibi kendi kendime yazdığımın farkındayım elbette ama okuyacağını biliyorum. O zaman şimdi kendine bir kakaolu puding ısmarla ve nisanı kutlamaya başla olur mu? Çünkü ben gerçekten de epey yaşlandım ve nisan zaten kötü birkaç anıyla doluyken bir yaş daha eskitmemin yasını tutmak yerine neşelenmek istiyorum. Dostum çevremdekilerin çoğusunun ablası yaşındayım bazısı bana yakında teyze falan demeye başlayacak diye korkuyorum. Bir tanesi bana abla demeye kalktı da gözüm döndü resmen sonrasını hatırlamıyorum. Şaka tabi. Dövmedim canım o kadar da değil. Kıyamam ki hepsi benim yavru ördeklerim ahhahaha :D Tamam grip ve ders çalışmaktan kafayı yediğim doğru. Gidiyorum şimdi. Sana ses kaydı falan atıp biraz da öyle uğraşayım :D

S..

5 Şubat 2018 Pazartesi

Duyuyor Musun Lavi

Damien Rice - Back to Her Man


Hey Lavi duyuyor musun?
Tüm bu sancılı yağmurun altında ruhumuzdan yayılan çığlıkları.
Ve hissediyor musun çevremizde dans eden bütün o hayaletlerin varlığını?
Bu yağmur geride sadece kemiklerimiz kalıncaya dek yağacak öyle değil mi?
Nasırlı elleriyle gitarın tellerini tane tane çalarken,
Hayatımızın fon müziğini besteleyen bu yabancı da kim?
Yüreğimizin sesi nasıl olur da onun nefesiyle notalara karışır?
Bu onun da canını acıtıyor olmalı,
Belki de bütün aynaları parçalayıp onu özgür bırakmalı...

Hadi ardına dönüp bakmayı bırak çünkü adımlarım yorgun.
Bu gölgelerle dolu yabani topraklarda yürürken biraz dikkatli olmalı insan.
Bir kez düştüğümde kalkacak gücü bulamayabilirim.
Bu yüzden durmadan yola devam ediyorum ruhum  her an biraz daha kanarken.
Günler geceler, yer ve gökyüzü arasında burada yağmurda boğuluyorken.
Sonu gülme krizlerine dönüşen ağlamalarımı görmezden gel Lavi.
Seni de gölgelere sürüklemek istemem...

Şimdi çıldırmış gibi akarken gözyaşlarım bulutlardan,
Müziğin ritmini biraz daha arttırmalısın.
Böylece haykırışlarım bir sanat eserine dönüşebilir belki.
Kuzgunlar karanlık gökyüzünde üzerimizde dönerken,
Avuçlarımdaki çakıl taşlarına tutunuyorum.
Söylesene hangi çıldırmış aptal yazdı bu berbat romanı?
Bırak sayfalar rüzgarla dağılıp uçsun.
Nefesim daraldıkça avuçlarımda kıvılcımlar yaratıyorum.
Kendimle beraber her şeyi yakmamak için,
Gülümsemeyi hatırlamama yardım etmelisin Lavi.

Kuzgunlar ve hayaletler dans etmeye devam ederken,
Ve ufukta güneş hala doğabilecekken,
Bu soğuk ve yağmurla dolu dünyada hala adım atarken,
Tüm hücrelerim ölüyor gibi hissetsem de
Bana gülümsemeyi hatırlatmalısın.

Hadi gülümse Lavi...
Benimle birlikte...
Avuçlarımızdan kıvılcımlar yaratıp tüm bu çürümüş dünyayı yakarken,
Ve dans ederken yağmur altında,
Saçlarım ve yüzüm bulutlar aşkına sırılsıklamken!
Benimle kahkaha at çıldırmışçasına...
Bırakalım etrafımızdaki bütün gölgeler küle dönüşsün...

Not: Yukarıda paylaştığım şarkıyı dinlerken bir kez daha okumanızı tavsiye ederim. Sözlerin alakası olmasa da duygu durumu beklediğim şekilde etkili bir ruhsal sarsıntı yaratıyor. Şuan ne dediğimi bilmiyor olabilirim evet :) Ama yazdığım şiir bir Damien Rice şarkısıymış gibi okumanızı isterim.

S..

2 Şubat 2018 Cuma

Seslendirme: Güneşin Hatırı Kalmasın


Zaman zaman yazılarımı seslendirip bu şekilde paylaşmaya karar verdim. Bu ilk denemem, umarım seversiniz :)

S..

17 Ekim 2017 Salı

Işık Gölge Oyunları

Olbia, çarşı, akdeniz üniversitesi, kampüs, akdeniz, stoa

  Bazen hayatımdaki bütün şansı tüketmişim gibi geliyor. Bütün iyi ve güzel sözcükler güneşin tirizli pencerelerden içeriye süzüldüğü ve minderde uyuyan kedinin kapalı gözlerinde gölgeler yarattığı bir günde kalmış gibi. Ayaklarımın altından akıp duran serin dere kurumuş, çatlamış çakıl taşları ise tabanlarımı yakıyor. Ruhumdaki iğde ağacı göğe küsmüş. Haldi'nin kızıl gözlü kuzgunları bile ağacımı terk etmiş. Onlar bile üzerimdeki gökyüzünden ürkmüş sanki.

  Bütün karanlığımı bir battaniye gibi sarınıyorum bazen. Kendi karanlığım ruhumdaki ışığın olgunlaşıp parlamasını sağlayabiliyor. Bunun nasıl olduğunu anlatmam mümkün değil. Ama sanırım karanlığı anlayıp çözümlediğimde onun dışına çıkmanın yolunu buluyorum.

  İnsanları kafama takmamam gerektiğini yeni yeni öğrendim. Benim zaten yeterince sorunum var. Kendimi geliştirmek ve bana gerçekten değer veren insanlara odaklanmak benim için daha öncelikli şeyler. O hakkımda böyle düşünmüş şu kişi bunu yapmış diye düşünüp harcayacak zamanım yok. Bunun yerine bir kitap daha okurum veya bir şeyler yazarım.

  Yazmak demişken.. Birkaç tane ödevim var. Sunum da yapacağım. Ve araştırıp rapor gibi yazmam gereken bir konu var. Ödev yapmaya alışkın değilim ama bunun gerekli bir şey olduğunu düşünüyorum. Tek sorunum birçok ders için aynı anda bir şeyler araştırmak. Neye odaklanacağımı şaşırıyorum. Sanırım sunuma öncelik vermem gerek. Yapmayı tasarladığım birkaç şey var. Başarılı olursam çok mutlu olacağım. Tanrım lütfen! Bu arada dalış dersleri almaya başladım. Şimdilik iyi bir dalış gerçekleştirememiş olsam da hocam benden umutlu. Nefes alamama korkusunu yenmem gerekiyor. İlk dersimde kriz geçirdim resmen ama devam ediyorum.

  Autocad öğrenmem lazım canım okuyucu, eğer programı nereden nasıl indirmem gerektiğini anlatan birisi olursa aranızda çok mutlu olurum bilesiniz. Programı biraz biliyorum benzer programlar denemişliğim veya videolardan öğrendiğim şeyler var ama programı kullanıp gelişmem gerekiyor. Bilgisayarı çok iyi kullanırım aslında ama nedense bu programı kurmayı başaramadım bir türlü. Kendi sitesinden öğrenci lisansıyla yüklemeyi denedim başka yollar da denedim ama olmadı.

  Şanstan bahsettim ya başta. Bazen o kadar kötü hissettiğim bir anda her şey yeniden değişebiliyor. Olaylar bizim düşündüğümüz kadar kötü değildir hiçbir zaman. Aslında bizim en büyük düşmanımız duygular. Ben çok duygusal biriyim bu da beni çok zorlayan bir şey. Her zaman mantığıma güvenirim ama duygularımı yok sayamam. Bu nedenle iyi analiz yapan biri olsam bile kafamda birçok düşünce bir arada olduğundan kararlarımı alırken çok düşünür kendimle tartışır ve sonuca varana dek uyku uyuyamam. Olumsuz bir duygu buhranı içindeyken bile acı çektiğim konuyu zihnime hapsedip diğer işlerimle ilgilenmesini de bilirim. Sonra da sakinleşirim. Sakinleştiğimde olaylarla vaktinde ve tane tane yüzleşirim. Işte o zaman şansım yendien ortaya çıkar.

  Şimdi de buna benzer bir şeyler oluyor hayatımda. Bir konu beni ruhumdan yaralamıştı. Kendimi öyle kötü hissettim ki ilk başta hiçbir şey yapamadım. Sonra öfkelendim. Sonra güvendiğim insanlarla konuşup olayı değerlendirdim. Ve olayı şimdilik geride bırakıp kendi yoluma devam etmeye karar verdim. Şimdi ise güzel haberler alıyorum. Gerçekleşme ihtimali olan güzel şeyler var. Yapmayı istediğim şeyin peşinden gitmeye devam ediyorum. Beni anlamadığını düşünüp kırıldığım birkaç kişinin aslında beni korumak istediğini anladım. Bu da kafamdaki bazı bulutları dağıttı. O kedi yine pencere önünde. Belki güneş yeniden tirizlerin gölgesini taşır bir gün.

  Yani demek istediğim şey karanlıklarım olsa da paniğe kapılmamayı öğrendim. Devam etmek önemli. Yürümek. Ilerlemek. Pes etmemek. Sorgulamak. Anlamak... Konuşmak da önemli. Kafanda kurup durmak yerine gidip konuş sorununu. Insanlar konuşmuyor ya inanabiliyor musun blog! İletişim kuramıyor insanlar...

  Ben yine yazarım. Sen buradasın nasılsa...

  S..

13 Temmuz 2017 Perşembe

Güneşin Hatırı Kalmasın


  Belki de bir gün yeniden görürüm seni. Karabuğday tarlasının ortasında çiçekler henüz açmışken. Hafif bir meltem eserken şarkı söylersin. Belki de naif bir şiir okursun. Sesini yeniden hatırlarım. Hatırlamakla kalmaz duyarım ta yüreğimde, yüreğimle. Belki bir akşam vakti denize inen sokaklarda koşarken bulurum seni bir çakıl taşının mavisinde. Mavi deniz sağ olsun. Martılarla sohbet eder balık tutarız nihayetinde. Çay içer simit yeriz. Gün dökülür avuçlarımızdan. Güneşin hatırı kalmasın bir şiir de ona yazarız. Belki gülüşünü bulurum gün batımında bir köşebaşında. Çocuklar koşar yokuş aşağı ellerinde uçurtmalar. Elimde uçurtma koşarım peşinden rüzgar arkamda. Bir yaz akşamı bulurum seni düş kapanında. Düşlerimiz düş ağacında, ipek böceği kozasında. Kayan yıldızların düştüğü bir göl aynasında gözlerini görürüm. Gözlerin gözlerim olur uyanırım en sonunda. Eski bir saat durduğu anda. Yeniden görürüm seni.

  S..

12 Haziran 2017 Pazartesi

Kaplumbağa



Uykuların kaçıyor kaplumbağa.
Uykuların kaçıyor.
Tek tek kaçıyor gecenin büyüleri.
Gülen o maskeler nereye gitti?
Nereye gitti çirkin yüzlü hayaletler?
Fısıltıları inletirdi taş duvarları.
Zincirleri ay ışığında dans ederdi.
Çürümüş etleri her hareketlerinde,
Biraz daha dökülürdü oldukları yere.
Nerede şimdi kaybolan maskelerin hayaletleri?
Yapış yapış adımları duruyor hala,
Kumların üzerinde birer gölge gibi.
Dalgalar birazdan silip götürmez mi hepsini?
Uykuların kaçıyor kaplumbağa.
Günden güne soluyor bakışların.
Hıçkırıkların leylak kokusu.
Neden sustu çello sesi?
Parmakuçlarında geriye dön.
Geriye dön ve yürü kaplumbağa.
Sular saçlarını aşsın bırak.
Gözlerin eskimiş tuzla yansın.
Genzinden içeri arın şimdi.
Bunlar dalmadan önce son can çekişmelerin.
İzle günün doğuşunu mavinin üzerine.
Bırak çakıltaşları örtsün bedenini
Bundan böyle düşünme.
S..