Dolunay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dolunay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2021 Cumartesi

Mavi Saçlı Peri


  Her yıl olduğu gibi denizde yine bir curcuna, yine bir heyecan hakimdi. Herkes telaşla koşturuyor son dakikalara yetişmeye çalışıyordu. Dalgalar sakin, gökyüzü açık maviydi. Güneş şımarık bir çocuk gibi gülümsüyordu. "Acele et Lia, az kaldı!" diye bağırdı kaplumbağa. Onun sesiyle elindeki kabukları düşürdü. Zaten çok telaşlı olması yetmiyor gibi şimdi de içine yetişemeyeceğine dair bir kaygı düşmüştü. Kabuklar cüsselerinden beklenmeyecek bir hızla düşerken güneşin ulaşamadığı yerlere doğru yol aldı. Bekleyip arkalarından el sallayacak hali yoktu. O da peşlerinden süzüldü. Kuyruğuna kuvvet, elinden geldiğince hızlandı. Suyun içinde dalgalanan saçlarının arasında inciler parıldıyordu.

Hızlandıkça biraz da karanlık korkusundan kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. Neyse ki bir fener balığı onun halini görünce yanına koşturup yolunu aydınlattı da çok geçmeden yıl boyunca özenle topladığı kabukları yakaladı. Burada pek fazla oksijen yoktu. Kendinden geçmeden önce onları yakaladığı için şanslıydı. Başını yukarıya çevirir çevirmez karanlığın onu takip ettiğine dair o tedirgin edici hissi görmezden gelmeye çalışarak ve tekrar aşağıya bakmadan usulca ilerledi. 

  Yüzeye yaklaştığında koloniye katıldı. Hala yeterince vakit vardı. Söylenecek şarkıyı ezberlediğinden emin olmak ve tonlamaları hatırlamak için içinden tekrar ediyor arada bir de farkında olmadan mırıldanıyordu. Herkes az önceki telaşla ve şamatayla yola devam ediyordu. Kaplumbağalar, kedi balıkarı, yunuslar, jelibonlar, ahududu ve çilek balıkları... Gerçi bir kısmının ismi doğru değildi ama o öyle söylemeyi seviyordu. Kendisi gibi denizkızlarıyla beraber kayıklarıyla gelen vampirler ve martılarla süzülen periler de vardı. Hepsi aynı tarafa doğru ilerliyordu. Hepsi de kendi hediyelerini taşıyordu. Güneş yavaş yavaş alçalırken günün sihriyle yatışan dalgaların minik sırtlarında altın renkli ışıltılar yaratıyordu ve en sonunda yerini dolunaya bıraktı. Gece tüm ihtişamıyla yıldızları süslenmişti. Okyanus bir ayna gibi gökteki her bir zerreyi yansıtıyordu. Güneşin yakıcılığı kalmadığı için artık su yüzüne çıkarak yola öyle devam edebiliyorlardı. 


  En sonunda dalları okyanusların merkezinden başka evrenlere uzanan gümüş renkli yıldız ışıltılı kutsal ağaca ulaşmayı başardılar. Kökleri hiçbir canlının ulaşamayacağı kadar derinlere uzanıyordu. Dalları ve tüm yaprakları bir karahindiba gibiydi ve çiçekleri kiraz çiçeğine benziyordu. Kokusu en tatlı meyvelerden bile hoştu. Gövdesi o kadar uluydu ki yanına yaklaştıkça bir sıradağın eteklerinde gibi hissetmek mümkündü. Lia, sıra kendisine geldiğinde ağacın gövdesindeki merdivenlere ilerledi. Okyanusun suları merdivene çarpıp beyaz köpükler çıkartıyordu. Kendini sudan dışarıya çekip merdivene oturdu. Kuyruğu ağacın sihriyle bir çift bacağa dönüştü ve ayağa kalktı. Sonra basamakları usul usul çıktı. Yol ağacın gövdesinin derinlerine ilerliyor, gittikçe etrafında yükselen duvarlar nedeniyle ardında bile görecek bir şey kalmıyordu. Yine de korkmadan ilerledi. Ateşböcekleri yolunu
aydınlatıyordu.
Elinde taşıdığı kabuklar şarkısının ve dileklerinin sihriyle parıldıyordu. Yolun sonuna geldiğinde dairesel boş bir alana ulaştı. Alanın ortasında ağacın özünü oluşturan bir ışık sütunu vardı ve tıpkı ağacın dalları gibi gökyüzüne ve evrenin derinliklerine doğru uzanıyordu. Bu özün nereden başlayıp nerede bittiğini kimse bilmiyordu. Bütün evreni dolaşırken içindeki sihri taşıyor olmalıydı. Bu sihir yaşayan her şey için mucizeler yaratan kaynaktı. Lia, elindeki kabukları ışığın içine bıraktı. Bu bir doğum günü hediyesiydi. Bugün hepsinden daha fazla sihre, neşeye ve umuda sahip mavi saçlı bir peri doğmuştu. Bütün bu telaşe bundandı. Lia kabukları bıraktıktan sonra başını yukarıya kaldırıp ışık sütununun etrafında salınan dalları, çiçekleri ve kuşları seyretti.

...

  "Eee sonra ne oldu?" diye sızlandı mavi saçlı küçük peri. Devamını merak ediyordu. Ama uyku vakti gelmişti. Gece lambasının önünde duran kabuklara baktı. Onları bugün sahile vurmuş şekilde bulmuştu. Bunlar onlar mıydı? "Devamını sonra düşünür anlatırım. Bu gece yeterince şımardın." dedi denizkızı saçlarındaki incileri düzelterek. Sonra "İyi ki doğdun, mavi saçlı peri..." diye tekrar etti.

Ve bu hikaye de burada bittii :)

S..


9 Mayıs 2012 Çarşamba

~ Mahzen Bölüm 8 ~



Öneri: Bu hikâyeyi okuduktan sonra, karanlıkta arkanızı kollayın…
Esin kaynağı: Bir rüya :)
Mahzen
Bölüm 8:


~Okurken Dinle~
GameplayMusicscape18 & Kevin Macleod Nervous Piano & Christopher Young The Exorcism of Emily Rose & Bjorn Lynne The Freeze



Uyanalı beş dakika olmuştu ama henüz gözlerimi açmamıştım. Bir ev taşıyıp yerleştirmenin bu kadar zor olduğunu ancak bu sabah uyanmakta zorlandığım zaman anlamıştım. Ayaklarımı rahat yatağımın kenarından sarkıtarak oturduğumda gördüğüm tuhaf rüyayı düşünüyordum. Gözlerimi kısarak mermer çerçeveli geniş pencereden dışarıya baktım. Pembe ve altın rengi gökyüzünde ince bir sis asılı duruyordu. Artık uyandığım için kuşların şamatası sırasında nasıl olup da uyuyabildiğimi anlayamıyordum.
Tam on beş dakika boyunca pencereden dışarıyı izleyerek gördüğüm rüyayı düşündüm. O kadar canlı ve gerçekçiydi ki rüya görüp görmediğimden bile emin olamıyordum. İki kişiyi öldürmek zorunda kaldığım, kâbusa dönüşen kanlı bir rüyaydı. Bunu düşününce refleks olarak ellerime bakmak istediğimde gördüğüm şey kısa bir şok atlatmama neden oldu. Avuçlarımda kar tanesine benzeyen simsiyah bir işleme, bir mühür vardı…

26 Nisan 2012 Perşembe

~Mahzen Bölüm 7~


Öneri: Bu hikâyeyi okuduktan sonra, karanlıkta arkanızı kollayın…
Esin kaynağı: Bir rüya :)
Mahzen
Bölüm 7:


~Okurken Dinle~
BigFishGames Oyunlarından Seçmeler.mp3


Bıçakçı’nın çevresinde gördüğüm karanlık titreşimlerin bir benzerini şimdi onun çevresinde de görebiliyordum. Daha önce gördüğümün aksine gümüş renginde olan bu titreşimler aynı zamanda ondan bin kat daha güçlüydü. Onu engelleyemememin sebebinin bu titreşimler olduğundan emindim. Çevresindeki dalgalanma canlı bir yaratık gibi beni yutmak istiyordu, bu nedenle sıkıca tutmuş olduğum bileğini sanki beni sokan bir yılanmış gibi aniden bırakmış ve birkaç adım gerilemiştim. Çığlığı gittikçe tizleşen Storm’un gözlerinden birer damla yaş toprağa düştüğü anda, çıkan kristalimsi sesle birlikte, sanki bir filmi yavaş çekimde izliyormuşum gibi birkaç saniye için her şeyi algılamaya başladım.

25 Nisan 2012 Çarşamba

~Mahzen Bölüm 6~


Öneri: Bu hikâyeyi okuduktan sonra, karanlıkta arkanızı kollayın…
Esin kaynağı: Bir rüya :)
Mahzen
Bölüm 6:

Sacred Classic_Plus -Main Menu Theme Song

“Nasıl? Ne gibi bir büyü, bir şeyin ardında hiçbir iz bırakmadan yok olmasını sağlayabilir? Burada böyle tuhaf şeylerin olduğunu duymuştum fakat hepsinin kulaktan dolma söylentiler olduğunu düşünüyordum. Bu yaptığın büyüden de öte bir şey! Sen nesin böyle? Normal bir insan ya da sıradan bir büyücü olmadığın kesin. Sende farklı bir şeyler olduğunu sezinliyordum lakin bu kadarını beklemiyordum. Bu, daha önce karşılaştığım büyücülerin hiç birinin hayalinde bile var olamazdı.
Sen nasıl bir yaratıksın ha? Hiçbir iz bırakmadan kaybolan şeyler… Buna benzer şeyler yalnızca ‘Zaman Lordları’ ile alakalı küf kokulu hikâyelerde anlatılırdı. Yoksa sen… Yo hayır, o olman imkânsız! Bunun için fazla gençsin. Çok fazla güce sahipsin ama bunun yanında bilgelikten eser yok! Tabi bazı şeyler görünenin tam aksi olabilir ve bazı şeyler de göründüğü gibi olmak zorunda olabilir. Lakin yine de o olman mümkün değil zira Yıldızların arasında sıradan bir insana yer yok...” Şaşkınca kafasını sallarken ağzı bir karış açık halde, bir kulağımdan girip diğerinden çıkan anlam veremediğim bir ton şey zırvalayan ve hayal kırıklığının en ağırını yansıtan simsiyah gözlerinin ardındaki merakı gizlemeye çalışan Bıçakçı, başının bir metre kadar yukarısında füzyon reaktörü kadar hızlı dönen altın nesnenin farkında bile değildi.

28 Şubat 2012 Salı

~ Serçe ~


Not: Serçe'yi kız kardeşim (Merleng deriz kendisine) geçen yıl yazıp yarışmaya yollamıştı. "Bu Kitap Bizim" projesindeki birçok hikayenin arasında yayınlanmaya hak kazanmıştı. Çok sevdiğim için hikayeyi buraya ekledim. Ve bunları not düşmek istedim. / Sessizgemi 

Serçe


Annemin iyi geceler dileklerinin ardından, yorganın altına girip çabucak uykuya dalmıştım. Fakat bütün geceyi, taş atarak öldürdüğüm minik serçenin vicdan azabıyla geçirdim. Sık sık korkarak uyandığım rüyalarda, birçok hayvan vicdanımı sorguluyor ve peşimi bırakmayacaklarını söylüyorlardı. Zaman sanki yoğun bir sıvının içinden geçiyormuş gibi, gece bitmek bilmemişti ve kendimi çok kötü hissediyordum; bunlar yetmezmiş gibi, yarın gireceğim deneme sınavı gözlerimde çığ gibi büyüyordu. Neyse ki gün doğumuna iki saat kala ağırlaşan gözkapaklarım derin bir uykuya dalmamı sağlamıştı…

Sabah erkenden bulutların arasından süzülen güneşin solgun ışınları ve kuş sesleri arasında uyandım. Gözlerimi henüz açmamıştım. O kadar çok uykum vardı ki, bıraksalar bütün gün yataktan çıkmazdım; ancak, okula gitmem gerekiyordu ve bu nedenle annem beni uyandırmaya gelene kadar sadece birkaç dakika daha dinlenebilirdim. Bu durum, geçirdiğim berbat gecenin üstüne canımı öyle bir sıktı ki; yorganı kafama çekip ağlamak istedim. Aynı zamanda üşüdüğümü de fark etmiştim. Yorgunluktan sanki kenetlenmiş olan gözkapaklarımı halen açmamıştım ve el yordamıyla yorganımı arıyordum. Fakat ne başımın altındaki yastık vardı ortada ne de sıcacık yorganım.