Gülümsemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gülümsemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2017 Cuma

Ruhlarımızda Yetişen Bir Boşluk


  "Her şey iyi olacak..." dedim. Aslında bunu ondan çok kendime söylemek istemiştim. Birinin bana söylemesini bekleyemezdim. Bazen içimde gizlice büyüyen bir boşluk olduğunu seziyorum. Benden gizli. Sinsice kıvranan bir boşluk.

  Hayattan pek çok beklentim olduğu gibi hiçbir beklentime tutulmadan yaşamam gerektiğinin de farkındayım. Hayat huysuz bir kedi gibi. Kafasına nasıl eserse öyle davranır size. Yapmak istediklerim, yapamadıklarım, yapabildiklerim, yapabildiğim halde o kadar da istekli olmadığım şeyler kafamda dönüp duruyor bazen. Dünyada bu zamanda kadar var olmuş, bir şekilde bu gezegen üzerinde bir müddet bulunup kaybolmuş onca insanı düşünüyorum. Varlığım ruhların ağırlığı altında eziliyor. Zamanın içinde ne kadar da önemsiz bir anı kaplıyorum.

  Aynadaki yüzüm gülüyor. Dostlarla güzel anlar paylaşıyoruz. Yüzlerimiz gülüyor. Yüzümdeki etlerin ardında ruhum acı çekiyor. Kendime yalan söylemek konusunda hiçbir şeyde başaralı olamadığım kadar iyi olmalıyım ki sesini ben bile duyamıyorum. Hiçbir fısıltısı çalmıyor kulağıma. Yüreğimde bir boşluk büyümeye devam ediyor. Günlük yazamıyorum. Çünkü yazarken kendime söylediğim yalanları yakalıyorum. Yalanlar olanlardan daha vahim.

  Kendime amaçlar bulmak varlığımı değerli kılıyor. Bir şeylerin peşinde sürükleyip durduğum ruhum kendi dışında bir şeylere kafa yorduğunda daha mutlu. Düşünceleri kendine kaymayagörsün. Bir şeylerde anlam bulmaya çalışmak sebep aramak en tuhaf mirası insanlığın. Bakışlarımı yaptıklarıma, işgal ettiğim zamana ve zaman içindeki mevcudiyetime çevirdiğimde işler karışıyor. Karanlık bir boşluk varlığını hissettiriyor ansızın.

Her şeye rağmen iyi yüreklerin yüreğimi görüyor olması kendimi toparlamam için tek tesellim oluyor. Dünyada iyi şeyler de var iyi insanlar da. Karanlık ve boşluk ne kadar derin olursa olsun. Kendime yine söylemek istiyorum, sözlerimin doğruluğunu düşünmüyorum, her şey iyi olacak...

Bana bu şarkıyı gönderen minik çakıltaşı iyi ki varsın..
Kazım Koyuncu - Yalnızlığı Anla


10 Ekim 2013 Perşembe

İşte Öyle Bir Gün


  Hani şöyle insanın kafasını dinlediği, sakinleştiği günlerden biriydi. Tanıdığı herkes daha sezon açılmadan ya ülke dışına tatile ya da arkadaşlarıyla kampa gitmiş, o ise büyükannesinden kalma bu eve bir süreliğine yerleşip zaman geçirmeyi tercih etmişti. Zihninin arka fonunda yazı anımsatan sakin bir piyano solosu vardı. Masanın üzerine vuran güneşe uzanıp miskinleşen gri kedi gibi o da başını kollarına dayayıp gözlerini kapadı. Dışarıdan kuş sesleri geliyordu. Yakınlarda bir yerden geçen nehrin şırıltısı ve havaya karışan tazeliği huzur vericiydi. Pencerenin önünde oyalanarak içecek nektar arayan bir arı kedinin dikkatini çektiyse de onu kımıldatmaya yetecek kadar ilginç değildi. Rüzgar ince tülleri oynatıyor, yukarı doğru sürgülenip açılmış ahşap pencereden içeriye bazen minik bir yaprak süzülüyor bazen de turunç kokuları taşıyordu.

  Göz kapaklarının güneşten kızıla dönmesini izledi. Biraz sonra gözlerini açtığında zihni kırmızıyı algılamayı bıraktığı için her yeri yeşil görüyordu. Bunun gözlerine zarar verip vermeyeceğini düşündüyse de kafasına takmadı, bu minik oyunu hep sevmişti. Küçükken de bahçede minderlerden bir krallık kurup güneş ışığını izlemek en büyük eğlencesiydi. Yaprakların arasından süzülen huzmelerin içinden geçen toz zerrelerini izler, kollarına çarpan ışığı incelerdi. Güneş ışığının her bir zerresini görebildiğine inanırdı. Yani öyle etrafın aydınlık olmasını görmek gibi değil de sanki akan bir suyu görür gibi, avuçlarına dökülen altın renkli ışınları gördüğüne inanırdı.

  Böyle anlarda hayatında yarım bırakmak zorunda kaldığı şeylerin eksik parçalarını bulurdu hep. Bir şiirin yarım mısrası ya da eksik bir nota gibi. Düşünmeyi bırakıp sadece dinlendiği zamanlarda birdenbire açığa çıkarlardı istemsiz. Yine böyle bir şeyi buluvermişti işte. Gülümseyerek masanın başından kalktı ve arka odalardan birinde bıraktığı defteri alıp karalamaya başladı. Sonra da çalışmak için zar zor bu yere taşıttığı piyanonun başına geçti. Solo tamamlanmıştı..

S..

3 Temmuz 2012 Salı

~Belki Bir Gün~


Boşluk, Notalar,


  Yaşamaya devam ettiği halde insanın kalbinin durması ne acı şey. Hayatta olmasına rağmen artık nefes almaması ne fena. Dinlediği notaların tek tek ruhuna saplanması ne yıkıcı. Esen rüzgarın serinliğinde acılarını hissetmesi ne büyük cezadır. Pollyanna'dan nefret ettiği halde umut beslemekten vazgeçmemesi ve bardağın hep dolu tarafını görmesi ne garip. Evren onu bu kadar reddetmişken gülümsemeye devam edebilmesi gerçekten mutlu olmayı başardığından mı, yoksa kendini kandırabilecek yalanlar uydurabildiğinden midir? 

  Her şeye rağmen, bir insan duran kalbini yeniden canlandırabilir mi? Boğazındaki düğümden kurtulup tekrar nefes alabilir mi? Yaşarken ölü olan bir insan yeniden başlayabilir mi hayata? "Nasılsın?" sorusuna her zaman verdiği "İyiyim" yanıtı bir gün gerçek olabilir mi?

  Evrendeki karanlık neden var olmaya çalışan aydınlıktan daha üstün? 

  Bir gün, belki bir gün, insan tüm ışıkları açıp evreni karanlıktan kurtarabilir...

  Kurtarabilir mi?

  ~Sessizgemi~