9 Haziran 2021 Çarşamba

Kelime Oyunu 28


Herkese selamlar bu hafta kelimeler benden olsun dedim. Bu aralar katılım olmasa da hikaye yazmayı sevdiğim için deeple etkinliğe devam ediyoruz. Bu hafta daha önce sevdiğiniz mağara hikayemi devam ettireyim dedim. Umarım devamını da seversiniz :) Minik not: henüz yorumlara geri dönüş yapamadım uzun süredir bekleyenler de var çok üzgünüm ama çok yoğundum. Hepinize geri dönüş yapacağım ^.^

  • Kelimeler: Uyanmak, Kontrol, Engebe, Çanta, Ses

Kendime gelip uyandığımda Beatrice yüzüme vurup duruyordu. Ağlamaktan gözleri şişmiş, alnından yanağına doğru akan kana sarı saçları yapışmıştı. Başta söylediklerini ve ne yaptığını anlamamıştım. Gözlerimi açmış olmama rağmen beynim henüz çalışmıyor gibiydi. Sonra nasıl olduğumu sorduğunu anlayıp başım ağrıyor diye cevapladım. Bundan daha yoğun bir duygu hissedemiyordum. Benim de başımın yarısı aldığım darbenin sonucu olarak kurumuş kanla kaplanmıştı. O sırada başımıza neler geldiğini hatırladım ve dehşete kapıldım. Herkes iyi mi diye sorarken bir yandan da kendim iyi miyim diye anlamaya çalıştım. Şans eseri üzerime bir kaya düşüp kalmamıştı ve ayaklarımı oynatabiliyordum. Doğrulup oturmak isterken kaburgalarımdan bazılarının kırılmış olduğunu anladığımda birkaç saniye acıdan nefes alamayarak öylece kaldım. Beatrice oturmama yardım etti ve bulduğu bir mataradan su içmemi sağladı. El fenerlerimiz sayesinde etrafımızı görebiliyorduk. Her yerde devrilmiş kayalar vardı. Bunların arasında yaralanan ve baygın yatan birkaç arkadaşımız vardı. Diğerleri ise kaybolmuştu. Beatrice şakağındaki kesik dışında hiç yara almayarak bu olaydan sağ salim çıkan tek kişiydi. Bu sayede beni ve bulabildiği diğerlerini kontrol etmişti. Kayaları oynatabildiği kadarını da kontrol etmiş ama geri kalanlara dair hiç iz bulamamıştı. Eğer yıkıntının çok altında kaldılarsa onlara ulaşmamız mümkün değildi ama söylediğine göre ne kadar denese de aşağıdan gelen bir ses veya inilti de duymamıştı.

Büyük bir trajedinin ortasında kalmıştık. İşin tuhafı hepimizi birbirimize bağlayan halatın paramparça olmuş olmasıydı. Bu nedenle her birimiz başka bir tarafa saçılmıştık. Ve bu durum bazılarımızın kurtulabilmesini sağlamış olsa da çelik gibi sağlam bir halatın nasıl parçalara ayrıldığını anlayamamak kafamızı karıştırmıştı. Ayağa kalkabildiğimde yaralıları kontrol ettim. Bazısı çok kan kaybetmiş görünüyordu ve bu nedenle baygındı. Yaraları bana çarpma ve düşmenin veya bir kaya tarafından ezilmenin etkisinden çok vahşi bir hayvanın saldırısı sonucu oluşmuş biri göründü. Daha önce hiç böyle yaralanmalar görmemiştim. Beatrice onlara ilk yardım uygulayıp stabil tutmaya çalışmıştı. Biraz ötede yerde oturan Tao şok geçirmesi dışında bir şeyi yok gibi görünse de konuşamıyor ve söylediklerimizi pek anlamıyor gibiydi. Sonuç olarak ben, Beatrice ve korku içindeki Tao dışında dört kişi kan kaybından baygın durumda ve geri kalanımız kayıptı. Ve ne yapabileceğimiz hakkında en ufak bir fikrim yoktu. 

Bulunduğumuz boşluk ileride gittikçe daralıyor ve bir koridora dönüşüyordu. Sırt çantamdan başıma takabildiğim bir başka fener alıp kırılanla değiştirdim ve el fenerini cebime kaldırdım. Böyle engebeli bir yerde ilerlerken ellerin serbest olması önemlidir. İçine düştüğümüz boşluk tamamen kapanmış olduğu için oradan dışarı çıkma şansımız yoktu. Bu nedenle koridoru takip ederek başka bir çıkış yolu bulmaya çalışacaktık. Tao'yu yanımıza almak onun için güvenli olacağa benzemiyordu çünkü hala kendinde değil gibiydi. Yere öylece oturmuş ve dizlerine sarılmış şekilde ilerideki karanlığa doğru korku dolu gözlerle bakıyordu. Onu yerinden kaldırmak istediğimde çığlık atıp beni geriye doğru itti. Bunun üzerine anlayabildiğini umarak ona yardım getireceğimizi söyledim. Yanına bir matara bıraktım. Zaten sırt çantası da hala üzerindeydi ve içinde yiyecek ve temel ihtiyaçlar doluydu. Biz gelene kadar yaralılara göz kulak olabileceğini umuyordum. Beatrice Tao'nun kırılmamış olan telsizini aldı. Kendi cep telefonu da sağlamdı. Ama ikisi de çekmiyordu. Mağaradan bir çıkış bulabilirsek onları kullanabilmeyi umuyorduk. 

Böylece bir süre dikkatli adımlarla ilerledik. Tao'nun yanındaki fenerin ışığı gittikçe uzaklaştı ve en sonunda görünmez oldu. Çok fazla hissedilmese de tünel yavaşça aşağıya doğru iniyor gibiydi. Bazen keskin dönüşlerden geçiyorduk. Yine de çok fazla ilerlemiş sayılmazdık. Üç geçitli bir yol ayrımına geldiğimizde çantamdan bir tebeşir çıkartıp duvara geldiğimiz yönü gösteren bir ok işareti çizdim. Böylece geri dönerken kaybolmayacaktık. Hangi yönü seçmemiz gerektiğinden emin olamıyorduk. Üçü de birbirinden karanlık ve havasız görünüyordu. Sesleri dinlemeye çalışıp bir su sesi veya rüzgar sesi var mı diye anlamaya çalıştık ama buna dair bir şey de duyamadık. Bu nedenle Diğer ikisinden biraz daha geniş görünen yolu seçmeye karar verdik. Gerekirse geri dönüp diğerlerini deneyecektik. Tam yola devam edecekken. Keskin bir çığlıkla yerimizden sıçrayarak korkuyla etrafımıza ve birbirimize baktık. Çığlık bir tane değil belki üç belki de daha fazlaydı. Bir tanesinin Tao'ya ait olduğu fark edilebilir durumdaydı. Aynı anda "Tao!" derken korkuyla geldiğimiz yöne doğru koştuk. Oraya vardığımızda çığlıklar çoktan kesilmişti. Tao dizlerine doğru iyice eğilip küçücük kalmış ve elleriyle başını sarmış durumdaydı. Hızlı hızlı nefes alıyor ve bir çeşit kriz geçiriyordu. Yaralılar ise kaybolmuştu. Onlardan geriye yaralarından akan kan izleri kalmıştı fakat izler hiçbir yöne doğru devam etmiyor sanki oldukları yerden yok olmuşlar gibi görünüyordu. Korku şakağımda ve ensemde bir kalp gibi atıyor ve damarlarımı yakıyordu.

Son..

18 yorum:

  1. Ne olacak diye okurken sonu gizemli bir şekilde bitti. İnsanlar nereye kayboldu acaba? Güzel bir macera öyküsüydü, kalemine sağlık. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duygu Emanet, henüz ben de bilmiyorum neler olduğunu yazarken o anda düşünerek yazıyorum bakalım neler çıkacak ortaya :D beğenmene çok sevindim teşekkür ederiim :)

      Sil
  2. Çok güzel detaylar yazmışsın. Kırılan feneri değiştirmesi, duvarlara işaret bırakması hoşuma gitti. Heyecanla devamını bekliyorum. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okurix, betimlemeleri ve detayları seviyorum böyle yorumlar alınca da mutlu oluyorum çok teşekkür ederim kii :)

      Sil
  3. Gözlerim birkaç paragraf daha aramadı değil. Elinize sağlık. Beatrice ismi epey hoşuma gitti. Tınısından mıdır nedir anlayamadım. Bir de şu Tao'nun Çinli düşünür Lao Tse amcamızla bir bağı var mı merak ettim doğrusu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayça, teşekkür ederim :) isim seçerken ben de okunuşuna göre seçerim hep :) aslında çoğu zaman isimleri kendim uydururum ama bu sefer bi anda bu isim geldi aklıma :) Tao da bir anda aklıma gelmişti öylesine ama belki Laotsi ile bir akrabalığı vardır bilemiyorum :D

      Sil
  4. Stephen kingin korku romanlarından birini okudum sanki,detaylı bir şekilde kurgulamışsın,çok başarılı...🙂

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ertuğrul Yıldırım, kendisi en sevdiğim yazarlardan biridir ona benzetmenize sevindim o yüzden teşekkür ederim :)

      Sil
  5. ilginç hikaye güzel olmuş..:)

    YanıtlaSil
  6. anneeee bu bölüm çok heycanlı, karanlıklı, gizemli, aksiyonlu, nolcaaaak, devamı olcak tabiiiii :)

    YanıtlaSil
  7. Çok heyecanlı bir bölüm olmuş, yeni bölümü de bekliyoruzz. Kalemine sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sude, teşekkür ederiim beğenmene çok sevindim devamını da yazacağım bi ara :)

      Sil
  8. Bu kelime oyunları güzel oluyor :))

    (bu arada, blog'umda kitapla ilgili bir sürpriz gelişme var :) kitabı okursanız yorumlarınızı mutlaka bekliyorum)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tebrik ederim mert başarılarının devamını dilerim :)

      Sil
  9. Güzel ve gizemli bir hikaye olmuş, sonu bayağı merak uyandırdı. Kalemine sağlık :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gül Özdemir, teşekkür ederiim beğenmene çok sevindim kii :)

      Sil

Öyle okuyup kaçmak olmaz sevgili okur, fikrini belirt, bir selam et, bir ses ver, çekinme :)

Not: Yorum yaparken lütfen Türkçemizi koruyalım.

^.^