7 Nisan 2012 Cumartesi

~ Islansın Gözyaşlarım ~

Çığlık
Biraz ondan, biraz bundan...

Islansın gözyaşlarım yağmurlarla.
Utancımı gizlesin bulutlar.
Kimse görmesin döktüğüm matemi.
İnci inci, yol yol olmuş,
Bu çorak topraklarda.

Issızlığın ülkesinden bir kapı,
Savrulup açılsın tüm şiddetiyle.
Dışarıya çıksın kahraman bir yürek,
Sözleri çevresine ışık saçsın.

Karanlıkta pusuya yatmış korku,
Kaçıp saklanacak yer arasın.
Yeni günün getirdikleriyle,
Eriyip havaya karışsın.

~Sessizgemi~

21 Mart 2012 Çarşamba

Sessiz Kelimelerle 'Seni Seviyorum'


Hayat Çok Tuhaf


Sessiz Kelimelerle ‘Seni Seviyorum’

Elli ikinci katta bulunan evinin sade bir zevkle döşenmiş salonunda, bir duvarı boydan boya kaplayan ve dışarıdaki bomboş gökyüzünü altınımsı bir pembelikle ısıtan güneşi pırıl pırıl yansıtırken enfes bir tabloya dönüşen pencereye bir adımlık mesafede durmuş, gökyüzünün derinliklerini seyrediyordu. Güneşin ve çeşitli kuşların fotoğrafını çekmek onun için inanılmaz bir zevk olmuştu her zaman. Fakat elleri boynuna astığı makinede hazır beklese de aklı başka yerlerdeydi bu sabah. Başı her zamankinden daha kötü sızlıyor, adeta parçalanıyordu ama düşündüğü konu bu değildi. Birkaç dakikadır düşünebildiği tek şey hayatındaki önemli birkaç andı.

28 Şubat 2012 Salı

~ Serçe ~


Not: Serçe'yi kız kardeşim (Merleng deriz kendisine) geçen yıl yazıp yarışmaya yollamıştı. "Bu Kitap Bizim" projesindeki birçok hikayenin arasında yayınlanmaya hak kazanmıştı. Çok sevdiğim için hikayeyi buraya ekledim. Ve bunları not düşmek istedim. / Sessizgemi 

Serçe


Annemin iyi geceler dileklerinin ardından, yorganın altına girip çabucak uykuya dalmıştım. Fakat bütün geceyi, taş atarak öldürdüğüm minik serçenin vicdan azabıyla geçirdim. Sık sık korkarak uyandığım rüyalarda, birçok hayvan vicdanımı sorguluyor ve peşimi bırakmayacaklarını söylüyorlardı. Zaman sanki yoğun bir sıvının içinden geçiyormuş gibi, gece bitmek bilmemişti ve kendimi çok kötü hissediyordum; bunlar yetmezmiş gibi, yarın gireceğim deneme sınavı gözlerimde çığ gibi büyüyordu. Neyse ki gün doğumuna iki saat kala ağırlaşan gözkapaklarım derin bir uykuya dalmamı sağlamıştı…

Sabah erkenden bulutların arasından süzülen güneşin solgun ışınları ve kuş sesleri arasında uyandım. Gözlerimi henüz açmamıştım. O kadar çok uykum vardı ki, bıraksalar bütün gün yataktan çıkmazdım; ancak, okula gitmem gerekiyordu ve bu nedenle annem beni uyandırmaya gelene kadar sadece birkaç dakika daha dinlenebilirdim. Bu durum, geçirdiğim berbat gecenin üstüne canımı öyle bir sıktı ki; yorganı kafama çekip ağlamak istedim. Aynı zamanda üşüdüğümü de fark etmiştim. Yorgunluktan sanki kenetlenmiş olan gözkapaklarımı halen açmamıştım ve el yordamıyla yorganımı arıyordum. Fakat ne başımın altındaki yastık vardı ortada ne de sıcacık yorganım. 

17 Şubat 2012 Cuma

~ Zihnimin Son Satırları ~



~Zihnimin Son Satırları~

Gökyüzünden düşen birkaç damla yağmur,
Ağaçlardan dökülen sarı yapraklar.
Küçük bir kız çocuğu;
Kırmızı elbiseli,
Sarı saçlı, mavi gözlü…
Neden ağlıyordu?
Bilmiyordum;
Son birkaç dakikadır neler oluyordu…

Güneş yakıcı bir kızıldı;
Sanırım batıyordu.
Hırçın bir kuş çığlık atıyordu.
Göğsümde acı bir soğuk,
Boğazımda kan kokusu,
Rüzgârsa bir garipti şimdi;
Sanki beni beraberinde sürüklüyordu…

Kalbim durmaya yakın,
Bedenim söz dinlemez yılgın.
Zaman durmuş,
Her şey susmuş,
Başım toprağa yaslanmıştı.
Toprak soğuktu,
Ben soğuktum.
Zihnimin son satırları bunlardı…
~Sessizgemi~