14 Aralık 2018 Cuma

Yine Bir Gün



Yine bir gün Sezen çalıyordu.
Gölgem fırtınalarda kaybolurken, 
Güneşlerle yıkanmış çiçekler topluyordu aklım.
Dağılıp saçıldım.
Parçalarımdan çoğunu kargalar çaldı.
Geri kalanları toza dönüştürüp
Bir ressamın boyalarına kattım.
Delilik bulaşıcıydı.
Ben sudan sebep delirmiş olmalıydım.
Sen aklımın gölgelerinde kaybolurken
Güneşler dağılıp saçıldı.
Gölgeler dağılıp parçalandı.
Zihnimin kelebekleri gecenin içinde çırpındı.

Not: Parça parça notları birbirine uydurup birleştirince böyle bir şey çıktı ortaya baya eğlenceliymiş böyle yazmak :D Hepsi Sezen'in suçu :D Devam etsem ne kadar uzardı bilmiyorum bir yere de bağlayamayınca düz yazıdan şiire çevirdim ama sevdim bunu blog :)
Şuanda ödevimin başındayım bu arada hıhııım sıkıldım :/
S..

9 Aralık 2018 Pazar

Kaplumbağa



  "Canım ağrıyor.." dedi kaplumbağa. Bu anlık bir acıdan çok daha derin çok daha yerleşik daha sürekli bir duygu olmalı diye düşündü deniz kabuğu. Bir süreliğine unutsan da orada olmaya devam ediyordu. Deniz bu gün dalgalıydı. Oysa güzel bir kutlama vaktiydi. Başını yukarıya çevirip teknelerin gölgelerine, gün ışığının dalgalarla dansına baktı. Martılar suya dalıp çıkıyor balıklar yine bir yaygara koparıyordu. Bir kedi balığı haylazca kumları etrafa fırlatıyor buna söylenen sesler boşlukta çınlıyordu. Hayat etraflarında aheste aheste dalgalanıyor kıpırdanıyor çalkalanıyordu. Bir süreliğine derin birer nefes alıp sessizce beklediler. Oksijen ruhları yenilemek için yeterli miydi bunu bilemiyorlardı ama zihni sakinleştiriyordu. En sonunda kaplumbağa "Hadi gidip biraz yosunlu puding yapalım." dedi. Yedi denizin en iyisinden en yeşil yosunlardan güzel bir puding! Bunu düşününce kimse gülümsemeden duramazdı. Deniz bu gün dalgalıydı. Gün ışığı süzülüp saçlarında taçlandı. Martılar hep çok yaramaz, balıklar yine telaşlıydı.

22 Kasım 2018 Perşembe

Çimler ve Sisler


Bilirsin çimler en çok sisli havalara yakışır
Kar taneleri en çok saçlarına
Turuncu bir akşam sefası bakışlarında
Güneşler kıskanır gözlerini
Ah bu ne tuhaf bir masal
Deniz köpüğünde
Rüzgâr gülünde
Vapurda çay simitte
Yağmur çiçekleri açarken
Balıklar kaplumbağalarla yarışırken
Düşlerden komik şiirler yazarken
Yıllar bizi kovalar
Bir kedi gezegenleri yuvarlar masadan
Hadi neşeli bir şarkı tuttur şimdi
Fırtına kuşları çığlıklarıyla eşlik etsin sana
Bu tozla kaplı kavrulmuş yolda
Çocuk neşemizi kaybetmeden
Ve pek fazla delirmeden
Biraz daha devam edebiliriz böylece belki
Gece her çöktüğünde hatırla
Şafağın sökmesi için
Gülümsemen gerektiğini
Işte o zaman yeniden duyarsın
Ay güllerinin adımlarına cesaret veren fısıltılı seslerini
Bilirsin işte sen
Çimler en çok sisli havalara
Güneşli hikayeler en çok sana yakışır
Avuçlarında çakıl taşlarıyla
Gülümse Lavi
Gülümse ve şarkılar söyle sen
Ben yine kafası karışmış şiirler yazarım belki.

S..

Not: Amanın yazarken baya eğlendiğim ama ne yazdığımı bilmediğim tuhaf şiirlerden biri daha 😄 saçmalıklarımı görmezden gelin :D


11 Kasım 2018 Pazar

Labirent


  Garip bir labirentin içindeyim. Ne bir adım öncesini anımsıyorum ne de bir sonraki köşede ne olduğuna dair bir fikrim var. Başımı kaldırıp göğe baksam köpüren siyah bulutlara dalıp çıkan serseri tipli karanlık kuzgunlar çevremden daha iç açıcı bir manzara sunmuyor. Oysa kızıla mora çalan biraz da lacivert bir akşam sefası görmeyi beklerdim. Sonra bir de martı sesleri olmalıydı. Güzel kokular duymalıydım. Güzel kokuları severim. Güzel kokuları kim sevmez? Limon, lavanta ve adını bilmediğim bir çiçek kokusu daha... Bir de gece göğüne veya sabah güneşine benzer bir ses hafiften şarkı söylese ruhumun çocuk yanları yine neşeyle kıpırdanırdı...

  Oysa kuzgunların tepemde dans ettiği fırtına sesleriyle dolu bir yaprak ormanında yolumu daha ne kadar kaybedeceğimi bilmeden dolaşıp duruyorum. Tenim buz kesmiş soğuktan üşürken nefesim kesiliyor, ardımda bıraktığım her köşe peşimden gelen yaratıkların her an üzerime atılacağı korkunç tuzaklar gibiyken geri dönmeye korkuyorum.

  Kafamın içinde kelebekler benim kadar telaşlı dans ediyor aklımdan geriye kalanları da etrafa saçıp dağıtıyorlar. Korkuyla titreyen ellerim hızla ilerlerken düşmemek için bir yerlere tutunmama izin vermiyor. Tökezliyorum. Düşüyorum. Dizlerim kanıyor. Sonra yine devam ediyorum. Yaratıklar duymasın diye korku çığlıklarımı ustalıkla yutarken çırpınan yüreğimin patırtısını bulutlarla kavga eden kuşlar bile işitiyor.

  Labirentten çıkamıyorum. Ne kadar devam etsem de bu yolun bir sonu hiç yokmuş gibi geliyor. Yorgunluk tüm canavarlardan daha tehlikeli. Daha fazla adım atamıyorum. Zehirli olduğunu hissetsem de güzel kırmızı çiçeklerin açtığı bir duvarın önünde yere çöküyorum. Biraz dinlensem, biraz gözlerimi kapatsam her sey düzelirdi belki. Gözlerimi açık tutamıyorum. Serseri kuzgunlar bulutlarla yarışıyor. Sarmaşıklar bedenimi sararken kıpırdayamıyorum. Gözlerim kapanırken lacivert bir akşam sefası hayal ediyorum. Birisi cayına iki şeker atıp karıştırıyor. Taze simit ve peynir kokuyor her yer. Yüzümde güneş sıcaklığı... Ruhumun çocuk yanları neşeyle dans ederken uykuya mı dalıyorum uyanıyor muyum anlamıyorum...

Son.
Not: Bu bir rüya yazısı :)
S..