17 Ocak 2021 Pazar

AĞAÇ EV SOHBETLERİ 74


74. haftadan herkese selamlaar :) Ağaç ev sohbetlerinin bu haftaki konusu bendee, umarım seversiniz :) Sizleri biraz tatlı çocukluk anılarına götürmek ve evlerde bunaldığımız şu günlerde geçmişe doğru bir yolculuğa çıkartmak istedim :) 

  • Çocukluğunuzda yetişkinlerin veya sizden büyüklerin sizi korkutmak amacıyla veya gerçekten inanarak anlattığı öcü, cadı, hayalet vs hikayeleri var mıydı? Bununla ilgili anılarınızı anlatır mısınız?
Çocukluğumun bir kısmının anneannemin yanında geçtiğinden bahsetmiştim. Kuzenler, teyzelerimden birisi, dayılarımdan birisi, kardeşlerim ve annem filan hep beraber her akşam anneannemin geniş balkonunda oturur ve sohbet ederdik. Çay içer, çekirdek çitler, bilezik tatlı yerdik. En sevdiğim kısım tatlı yiyip çay içerken karanlıkta korku hikayesi anlatılmasıydı. Çoğunu dayım uydururdu. Balkon aynı zamanda evin üst katına girişiydi aşağıya taş merdivenlerle ulaşılıyordu ve üzeri çinko bir çatıyla kaplıydı. Balkonun bir ucuna tahtalardan sedir yapılmıştı. Onu da annem ve dayım inşa etmişti. Üzerine kilim serili dururdu ve oturacağımız zaman bir de minderler yayardık. Sırtımızı balkonun kerpiç duvarına yaslamak için içi kumaş ve pamuk dolu kalın dikdörtgen yastıkları vardı. Bu sedirin olduğu tarafta bir erik ağacı vardı. Geceleri onun dallarından üzerime örümcek inecek diye korkardım. Gündüzleri ise yapraklarının arasından ulaşan güneş ışıklarının dansını izlemeyi ve sıcak bastığında kafamı minderin altındaki serinliğe sokup uyuklamayı severdim. İşte bu sedirde her gece toplanırdık. Hepimizin üzerine yayılacağı kadar genişti. Dayım benden yedi yaş büyüktü ve benim kadar çılgındı. O balkonun kerpiç duvarının üzerine çıkıp otururdu anneannem ne kadar kızsa da çatılarda dolaşmasından daha az tehlikeliydi. Ben de hep ona özenir aynı yere çıkmaya çalışırdım...

Neyse konumuza dönecek olursak bir gün yine böyle oturuyorduk karanlıkta. Dışarıda otururken içeride hiç lamba yakılmazdı tasarruf olsun diye. Sokak lambaları da çok aralıklıydı o yüzden pek faydası olmazdı. Ama ay ışığı yeterdi. Dayım beni ay konusunda da korkutmuştu. "Sen ona bakmadığın zamanlarda seni takip ediyor, hiç fark etmedin mi?" demişti. Çok küçüktüm söylediği şey saçma da olsa ürkütücü gelmişti. Bunu düşünürken gecenin içinde ileride bir kırmızı ışık gördüm. Bazen görünüp bazen kayboluyordu. Bunun ne olduğunu sordum. Dayım benimle kafa bulmayı pek sever. Dedi ki "O ışık Karagonculus'un gözü." Neyin neyin gözüüü diye bir daha sorduğumu hatırlıyorum. "Bir cadı yani" demişti. "Dev gibi bir cadı. Dizlerine kadar sakalları olan ve burnunun ucunda kocaman bir beni olan bir cadı. Yaramazlık yapan ve geceleri dışarıda yalnız dolaşan çocukları yakalayıp şalvarına koyar ve kaçırır." diye açıklamıştı. "Çok da hilecidir çocuklar geceleri dışarıya çıksın diye bir tanıdığın sesini taklit eder. Çocuk cevap verirse sesini, dışarı çıkarsa çocuğu çalar da kayıplara karışır." diye de eklemişti. Bunun üzerine ne zaman balkonda tek başıma dursam birisi beni izliyormuş gibi hisseder oldum. Artık bir cadının var olduğuna inanmasam bile hala bir ürperti duyarım. O kırmızı ışık da herhalde bir baz istasyonunun tepesinde filan olmalıydı :)

Bir tane daha anlatayım çünkü bu da eğlenceli. Anneannemin ve bizim oradaki evimiz iki vadinin arasında yükselen bir yerde olduğu için evin hem önü açık hem arkası. İki tarafta da çok ileride yükselen tepeleri seyrederiz. Çevremizdeki her ev diğerinin havasını kesmeyecek şekilde inşa edilmiştir. Zaten aksi olsa kavga çıkar orada. Manzaramı kestin, çatın balkonumu kapattı kavgası çıkar. Zaten herkesin birbirini tanıdığı bir yer olduğu için herkes birbirine uyumlu yaşar sevmediği insanla bile uyum olmak zorunda. Neyse işte ne zaman yağmur yağsa çatıdan, penceren, balkondan izlemeyi severiz. Arka taraftaki vadi daha geniş, onun ardındaki Sarımsak Dağı daha yüksek olduğu için o tarafın manzarası daha güzeldir ve gökkuşakları genelde o tarafta belirirdi. Bir gün çıkan gökkuşaklarını izlerken bu sefer annem bir şeyler anlattı. Dedi ki "Gökkuşağının bir ucu bir kalede, diğer ucu bir kaledeymiş ve yağmur dinmeden onlardan birine ulaşırsan altında bir hazine bulurmuşsun. Ama gökkuşağı kaybolursa hazine de gizlenirmiş." Bölgede eskiden çok fazla ermeni yaşarmış ve geride terk edilmiş evler kaleler mezarlar kalmış o yüzden bu tarz hikayeler çok anlatılırdı o zamanlar :)

Son bi tane daha anlatayım mııı bundan çok korkmuştum :D Anlatıyorum durun. Bunu bana gayet inanarak ve başlarından geçen bir olay olarak anlatmışlardı. Korkmamın sebebi de bu zaten inanmasam bile :) Unutmaya çalışmıştım o yüzden detaylı hatırlamıyorum. Annemin babaannesi 112 yaşına dek yaşadı. Çocuklar arasında en çok beni severdi kimseyle paylaşmadığı erikleri, şekerleri ve mendilde sakladığı cep harçlığını bana verirdi. Eskiden ilçede ebe yokmuş ve bu görevi o yaparmış. Kırık çıkık gibi başka hastalıkları da iyileştirirmiş.Alternatif tıp biliyormuş yani. Eski toprak dedikleri kişilerdendi. Bir savaş görmüş geçirmiş. Savaştan annesi ve kardeşleriyle kaçarken yaşadıklarını da anlatırdı onlar da ayrı bir yazının konusu olacak şeyler. Trt'nin adını hatırlamadığım bir belgeseline anlatmıştı hepsini. Okulları gezen Atatürk'ü at sırtındayken görmüş. Neyse işte olayı gerçekten unutmuşum ama bir gün tavukları yemlerken fazladan bir tavuğun kümeste durduğunu fark etmişler. Çevreye sormuşlar kimse sahiplenmemiş. Tavuk sürekli eve girip büyükkanneyi gözetliyormuş. Bir gün büyükkanne ondan şüphelenmiş. Bazı varlıkların hayvan kılığına girip dolaştıklarını söylediler o da onlardanmış. Büyükanne böyle şeylerden korkmazmış onu yakalayıp bir dua okumuş ve bir daha seni çocuklarımın ve evimin çevresinde görürsem alırım canını demiş. Büyükannenin kendisinden korkmadığını görünce tavukumsu yaratık bir daha ortada görünmemiş kaçıp gitmiş. 

Son bir tane diye diye tamam son iki tane daha anlatacağım :D Yine anneannemler anlatırdı. Evin önünde eskiden üç tane çam ağacı varmış. Birbirinden uzak ikisinin üzerinde birer gece kuşu varmış. Ötüşleri sanki "çul..çuul.."der gibiymiş. Aslında bir zamanlar bu iki gece kuşu birer çocukmuş. Bir gün anneleri vefat edince babaları başka bir kadınla evlenmiş. Kadın çocuklara hep eziyet eder ve evin işlerini yaptırırmış. Babaları bu durumu hiç bilmezmiş. Zaten o devirde çocuklarla sadece kadınlar ilgilenirmiş. Bir gün kadın bu çocuklardan kurtulmak istemiş ve bir plan yapmış. Onlara bir çul vermiş. Gidin bu çulu derede yıkayın demiş. Çocuklar gitmişler derenin başına. Çulu suya sokar sokmaz suyun ağırlığını çekmesiyle ellerinden kayıp gitmiş. Çocuklar ağlamaya başlamış. Biliyorlarmış ki çulu geri götüremezlerse kadın onları öldürene kadar dövecek. Kadının planı da aslında çocuklar da suya kapılır diyeymiş. Ama işte çocuklar hayatta ve ne yapacağını bilmez durumdaymış. Ağlarken dua etmişler "Allahım nolur bizi ya taşa ya kuşa çevir de bu kadının elinden kurtar" diye. Sonra ikisi de kuşa dönüşmüş. Her gece birisi bir ağaçta "Kardeş çulu buldun mu?" diye öter, öbürü de "Bulamadım kardeş." diye cevap verirmiş. 

Bir köyde birbirini seven iki genç varmış. Kızın babası toprak ağası. Delikanlı ise fakirmiş. Çocuk kızı istemiş kaç kez ama vermemişler. Bu yüzden de ikisi kaçmaya karar vermiş. Köyden çıkmışlar dağları aşmışlar. Arkalarından ağanın adamları ve av köpekleri geliyormuş. Bir tepenin ucuna geldiklerinde gidecek bir yerleri kalmamış. Kızı çocuktan ayırıp, oğlanı da öldüreceklermiş. İkisi de dua edip yakarmış "Allahım nolur bizi ya taşa ya kuşa çevir de ayırmasınlar birbirimizden." diye. O anda şimşekler çakmış. İkisi de birbirine sarılı halde taşa dönüşmüş. Boyu uzun olan oğlanmış, kısa olan kızın sırtındaki kambura benzer kısım da onun gelin bohçasıymış. Bu bahsedilen kaya Kız Oğlan Kaysı diye hala duruyor. Bu isimle bir de kaya kabartması var ama bahsettiğim o değil. Boş arazinin ortasında yapışık duran iki kayadan bahsediyorum.

Eveet bir tane diye başlayıp aklıma gelenleri sıraladıım :D En etkilendiğiniz hangisi söyleyin bana, ben de sizin anlatacaklarınızı merakla bekliyorum :)

S...

27 yorum:

  1. Vay, anlatacağın ne de çok öykün, anın varmış:) Ben bu bakımdan o kadar donanımlı değilim bu kez. En sevdiğim öykün "çul. çul..." du. Çok sevdim gerçekten. Diğerleri de güzel:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kaystros Tyrha, çocukken hikaye uydurup birbirimizi korkutmayı severdik dayım, teyzem, kardeşlerim ve kuzenlerle :) yazına göz attım yoruma da geleceğim senin anın da ürkütücüymüş bir çocuk için :) teşekkür ederim bir tanesini yazarken tekrar korku hissettim akşam akşam :D

      Sil
  2. ahahaaaa. Okumak çok eğlenceliydi. Kalemine sağlık. Ben de mi yazsam. Aklıma bir kaç şey geldi vaktim olursa toparlarım. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. okurix, bir çocuğa göre oldukça ürkütücüler :D hadi sen de yaaaz bakalım neler çıkacak ortaya merak ediyoruum :)

      Sil
  3. Benim büyüklerin bu kadar geniş hayal gücü yokmuş:))
    Hepsi ayrı bir güzel ,eğlenceli..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. mehtap, belki diğer çocuklardan duydukların vardır yaa düşün sen de yaaz çocuklar da yarışır birbirini korkutacak hikayeler düşünürdüü :) belki metruk bir ev hikayesi filan hayaletli ev öyle şeyler çok anlatılırdı :)

      Sil
  4. Tavuk olayı. Birde gerçek gibi anlatılınca baya korkar insan.
    :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uyuşuk Hayalperest, ay onu yazarken işte yine bir korku hissettim kültürel geçmişimizde başka varlıkların dönüştüğü insanlarla uğraştığı hep anlatılır ya ne kadar saçma da olsa ürkütücü :D

      Sil
  5. Ne güzel anılar. Kendi çocukluğuma gittim okurken. Belki bunları bir kitapta toplamayı düşünüsün kim bilir 👍👏😊🤚

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yıldız, bu tür anlatıları bir kitapta toplayacak kadar çok bilmiyorum ki başka kitap projelerim var ama hatta bir tanesi tamamlandı bir tanesi yarım şuan :D Böyle hikayeleri anlatan kitaplarımız yazarlarımız vardır sanırım çok ilginç bir konu çünkü bu. Bi de Anadolu öykü, anlatı gelenekleri hakkında araştırma konusu da olabilir yani böyle şeyler :)

      Sil
  6. Hay Allahım, amma hikaye varmış. Siz yazınca anımsadım, biz de köye gittiğimizde her gece dayımın kızı böyle korkunç hikayeler anlatırdı. O zamanlar köyde elektrik yoktu, gaz lambası kullanılıyordu. Evlerimiz de tahtadandı. Rüzgar eser, tahtalar gıcırdar ve gaz lambasının ışığı titrerken, kısık sesle anlatılan korkunç masalları dinlerdik yer yatağında. Çok selamlar.

    YanıtlaSil
  7. Hay Allahım, amma hikaye varmış. Siz yazınca anımsadım, biz de köye gittiğimizde her gece dayımın kızı böyle korkunç hikayeler anlatırdı. O zamanlar köyde elektrik yoktu, gaz lambası kullanılıyordu. Evlerimiz de tahtadandı. Rüzgar eser, tahtalar gıcırdar ve gaz lambasının ışığı titrerken, kısık sesle anlatılan korkunç masalları dinlerdik yer yatağında. Çok selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dikiş Sevda'sı, bunlar sadece benim anımsadıklarım daha bir dolu vardı da unutmuşum :) işte anneannemin evi de iç kısımlarda tahta, tavanda ağaç tonozlar kullanılan kerpiç bir yapı çatısı da çinko olduğu için yağmur sesi çok farklı gelirdi orada :) fırtınalı günlerde rüzgarın duvarda gezişini hayal edebilirdim :D lambalar eski sarı ampullerdendi ve tavandan ip gibi bir şeyle sarkardı ve lamba tuşları da o zamanlar yuvarlak bir şeydi şimdikiler gibi değildi ve elektrik kabloları ahşap duvarın üzerinden evi dolaşırdı, duvarlarda artık kullanılmayan gaz lambaları süs olarak dururdu, kendimi bir denizaltında gibi haya ederdim bunları incelerken :) Sizin anınız da çok şirin ben çok severdim böyle toplaşmaları ve karanlıkta hikayeler uydurulmasını :)

      Sil
  8. Bu haftaki konu çok enteresan gerçekten. Hiç böyle bir şeyle karşılaşmadığım için merakla okuyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynadaki Yansıman, belki sen de duymuşsundur mahalledeki diğer çocuklardan filaan varsa sen de yaz merak ederiim :)

      Sil
  9. Oldukça renkli bir çocuklukmuş...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. adadenizi, çocukken dünya çok farklıdır :)

      Sil
  10. Benzer hikayeler biçim değiştirerek yayılıyor hep :) sizin çul çul diye bahsettiğiniz benim guguk kuşu ( pepu - zazaca) diye bildigim hikaye.Bloğumda yazdım uzun uzun hikayesini :)


    Hayvan şekline giren yaratıklar bizim oralarda da çok bahsedilir. Yılanlar baş rol bizde :) kerpiç evlerimizde çokca olduğu için bana kalırsa :)

    Dayı çok fenaymış ama, korkutulur mu hiç öyle:) Küçük çocuk olsam inanırım ki :)

    Gökkuşağı hikayesi yine ortak hikayelerimizden:) kale ayrıntısı yok ama :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vakti Dem, eveet yazarken ben de düşündüm kulaktan kulağa oyunu gibi anlatmış bizimkiler hepsini :) Muhtemelen onlara da büyükleri anlatmıştır veya okulda bir yerlerden duyup okumuşlardır değiştirerek anlatmışlardır hiç bilemiyorum :D
      aa pepu ne tatlı kelimeymiş okuyayım bulup, gelcem az sonra :)
      Yılan hiç sevilmeyen bir canlı olduğu için normal hakkında kötü bahsedilmesi ben bizimkilerin tavuk hikayesine çok şaşırmıştım sonra anneannemin tavuklarından hep kaçtım hep beni izliyorlar gibi gelmeye başlamıştı :D
      Eveet di mi dayım fena fenaa hala bazen uğraşır benimle her konuda :D
      Eveet gökkuşağı yine bizimkilerin hayallerini hikayeye katması işte onlardan bana geçmiş öykücülük herhalde :D

      Sil
  11. sedir hikayeleri :) ay :) kırmızı ışığın şalvarlı cadısı :) gökkuşağı hazinesi :) tavuk ruhu :) çul kuşları :) kız oğlan kayası :) hehe hepsi güzeldi yaa bazıları komik amaa ay, tavuk ruhu, bu ikisi komik :) kız oğlan kayası hüzünlü :) çul kuşları hüzünlü :) gökkuşağı hazinesi çok fantastiiiik :) kırmızı ışık şalvarlı cadııı en korkuncuuuu :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. deepsiii :D sedir hikayeleri dede korkut masalları gibi ne güzel isim oldu :D karagonculus bak akıllı uslu olmazsan gelir saçını başını çeker hahah :D tavuk ruhunu komik bulan bir tek sensin valla ben çok korktum yazarken de ama sen komik bulduğun için artık korkmayacağım :D hazineye filan meraklı bizim oranın insanı işte etraftan duyduğu hikayeleri de birleştirip kale hazinesi uydurmuşlar öyle :D gulyabani gibi di mi o yaa :D

      Sil
  12. Ne güzel anlatmışsın her birini. Çok severek okudum ve hatta gülümseyerek:)) Anneannenin geniş balkonundaki gece anlatılarının etkisi hâlâ üzerinde. Anlatım yeteneğinin kökeni kesin oradan. Zaten ben de okurken o balkonda hissettim kendimi:) Hepsi ilgi çekici ama sanırım kümese gelen o fazlalık tavukumsu yaratık ve büyükannenin yaşadıklarından daha çok etkilendim. Kalemine emeğine sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zeugma, ben de üzerimde büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum o dönemin :) böyle düşünmene ve hissetmene çok sevindim teşekkür ederim kii :) onu yazarken ben de korktum iki gündür karanlıkta duramıyorum köpeğimize sarılıp uyuyorum :D

      Sil
  13. Bilezik tatlı mı :D ilk defa duydum bunu. Annanenin evi ne güzel yerdeymiş öyle ya tam hayalim. Hikayeler de birbirinden güzel. Sizin ailede herkes hikayeci sanki :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gecenin Düşleri, eveet koluna takıp yemedin mi hiç sen :D belki bir gün seni misafir ederim orada ne güzel olur :) bizimkiler eskiden beri hikaye okumayı anlatmayı sever şiir sevgim de babamdan kalma bir şey :)

      Sil
  14. Aile toplanmalarını pek severim. Sıcacık, huzurlu bir ortamda çaylar eşliğinde edilen sohbetler gibisi yok. *-* En etkilendiğim korku hikayesi cadılı olan oldu. Tabii çocuk olsam ben de çok korkardım. :')

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birpembesever, di mi amaa bence dee :) eveet bi de gecenin karanlığında anlatılınca sürekli birisi takip ediyor hissi geliyordu :D

      Sil

Öyle okuyup kaçmak olmaz sevgili okur, fikrini belirt, bir selam et, bir ses ver, çekinme :)

Not: Yorum yaparken lütfen Türkçemizi koruyalım.

^.^