19 Mayıs 2012 Cumartesi

~ Korku Filmi Gibi ~

Oldukça güzel görünüyor fakat orada olmak istemem!



 Bugün saat sabahın 5'inde kedim YooRin'in üzerime zıplaması ve odada deli gibi koşturmasıyla uyandım. N'oluyo yaa.. dememe fırsat kalmadan pencereye tıkır tıkır çarpan yağmurun sesini işitmem ve de bunun ne olduğunu idrak etmem sadece 6 saniye sürmüştür.. Üstelik ne yağmur! Resmen kışın ortasında zannettim kendimi. Öyle bir fırtına var ki o anki durumu tam anlamıyla aktarmam mümkün değil.  Şimşekler çaktıkça oda aydınlanıyor, uzayan veya kısalan gölgeler bir şeyler saklarcasına sırıtıyor ve pencereye çarpan yağmur ardında ürkütücü fısıltılar bırakıyordu..


  Eskiden beri kış günleri uykular bana haram olmuştur. Yağmuru normalde çok sevmeme rağmen geceleri patlak veren fırtınalar, odayı aydınlatan yıldırımlar ve uğultulu rüzgarlar her zaman kabusum olmaya devam etmiştir. Yağmura olan sevgim gece başka, gündüz başkadır tıpkı Fiona gibi :) Yağmur ve fırtına bitene kadar ne başıma kadar çektiğim örtüyü bir santim aralayabilir ne de kıpırdayabilirdim. Yağmur hafifleyene ya da gün ışığı odayı aydınlatana kadar rahat edemezdim.


Bu da çok güzel ama yine de..




  Her neyse, işte bu sabah YooRin tarafından uyandırılınca böyle bir ortamda tekrar uyuyamadım, tabii bir de fırtınadan korkan kedimi sakinleştirmekle uğraştım. Neyse ki hava hafiften aydınlıktı da mevsimlerin şaşırması sonucunda uyuyor numarası yapmak zorunda kalmadım, oturdum yağmuru izledim. 


  Manyak şey ön patilerini cama dayıyor iki dakika yağmuru izliyor, şimşek çakınca da odada koşturmaya başlıyordu :) mobilyaların tepelerine çıkıyor, sığabileceği her şeyin altına giriyor, etrafta dört dönüyordu. Bunu yaparken de kendini oradan oraya fırlatmaktan hiç çekinmiyordu. Bebeklerine bir şey olacak diye korkup azarlayınca da gidip mamasını yedi ve bir şey olmamış gibi bir köşeye çekilip uyudu hain yaramaz..


   İşin tuhafı... neredeyse yaz geldi, bu fırtınanın bulutsuz bir gecenin sabahında ne işi var... Bu yağmurların Mart ve Nisan'da yağıp bitmesi gerekmiyor muydu? Belki de yanlış biliyorumdur Mayıs'ta da yağması gerekiyordur. Fakat yine de düşünmeden edemedim. Dünyayı mahvettik ve buna devam ediyoruz. İnsan bedeni ve dünya birbirinden çok da farklı değil. Bedenimiz de dünya da her zaman kendini yenilemeye ve tedavi etmeye programlanmış. Öyle bir düzeni var ki doğanın, kimse dokunmasa kendi kendini düzelterek sakince varlığını sürdürebilir. Lakin biz dünyanın kendini tamir etmesine izin vermediğimiz gibi onu mahvetmeye devam ediyoruz. Düşünün, bir adamın yaralarına tuz serperseniz ne olur? Yaralarının iyileşmesine yetecek gücü bulamaz, acı çeker, saldırganlaşır... Ve bu duruma devam edersek... işte o zaman adam gözlerini sonsuza dek kapatır..


  Bedenlerimizde bir hasar oluştuğunda tedavi etmenin yollarını bulabiliyoruz fakat kocaman gezegeni geri dönüşü olmayan uçurumlara itmeye devam edersek korkarım onu oradan çıkarmanın yolunu bulmamız mümkün görünmüyor... 


  Ağlama sahip olduğumuz tek gezen Dünya, en azından yalnız ölmeyeceksin!


~Sessizgemi~

15 Mayıs 2012 Salı

~Bazı Günlerin Bir Rengi Vardır~

Sarı renk


  Bu günün rengini sarı ilan ediyorum! Gün ışığı, parşömen kokusu, dökülen Mallorn yaprakları, limonlu dondurma, SüngerBob KareŞort, Korelilerin sarı saç merakı, Western tozu, gizemli çöller, günebakanlar, eskimiş mektuplar, anneannemin hala sakladığı eski gaz lambaları, altın serçeler, fırlatılınca çıtır çıtır seslerle yağan havai fişekler, uçsuz bucaksız tarlalar, Despicable Me filmindeki sarı yaratıklar, sessiz bir kumsal, Yaz konserleri...

  Biraz eskimiş, biraz yıpranmış.
  Belki biraz da uçuk kaçık..
  Anıların yüküyle ağırlaşmış belki.
  Ya da dertsiz tasasız, deli dolu, özgürce..
  Uzak, oldukça uzak bir şehrin anıları gibi.
  Yeri geldiğinde derli toplu,
  Yeri geldiğinde darmadağınık.
  Pejmürde biraz.
  Biraz da karmakarışık..

Deniz, Kum, Güneş


  Alıp başımı gidesim geldi yine. Bir çantam bir güneş gözlüğüm bir de ben, güneş tepede sırıtırken dolaşsam tüm dünyayı şu sarı yaz günlerinde...



~Sessizgemi~

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Silmeden

  Sevgili deeptone çok farklı bir mim yollamış bana. Teşekkürler Deep :) İlginç bir konu doğrusu. Soru yok, yalnızca o anda aklınıza ne gelirse onu yazıyorsunuz, silmeden. İlk aklıma gelen arkadaşım Hikaruivy'i mimliyorum. Fakat seven herkes bu mimi yapabilir.

  "Silmeden içimizden geldiği gibi bir yazı yazıyoruz. O anda aklımıza ne gelirse.. düzeltmeden, en dürüst halimizle. Silmeden, üzerinde oynama yapmadan işte."

  Şuan aklımda kahve içmek var. Boş boş oturup gittikçe kabaran bulutları izlemek istiyorum. Fakat yapmam gereken bir yığın iş olduğu için bunu yapamam. Silmeden yazmak ne zormuş ya... Ben normalde yüz kere siler yeniden yazarım herhalde. Annemle temizlik yaparken Bigbang dinliyorduk, temizlik bitti hala dinliyoruz. 

  Silmek denince aklıma Şebnem Ferah-Sil Baştan geldi. Güzel şarkı. Tanıdıklarım sesimi Şebneme benzetir, ben söylerken ona vokal yapıyormuşum gibi oluyor (ahahahaa kendimi de övdüm arada :D ) Şuan bütün işi gücü bırakıp sahile gitmek istiyorum. Herkes iki aydır denize gidiyor sezonu erken açtılar burada. Ben daha sahilin kumunu görmedim be! İşte aklıma gelenler bunlar. 

  hmm.. bir de aklıma ne geldi bak birden bire... İnsan çok uykusuz olduğunda uyuklarken böyle bir yığın cümlecikler geçer durur ya aklından, ne gariptir dimi o. Sanki birden bire beyninizle konuşur durumuna düşersiniz, gelip geçen cümleleri anlayamadan bir yığını daha geçmiştir aklınızdan. Böyle boş boş düşündüğüm her şeyi yazınca bu cümlecik treni geldi aklıma :) Neyse ben susayım artık daha yemek yapacam, çok işim var çook... Bak arada imla hatası da oldu ama düzeltmiyorum mim gereği (: 

  Kendinize iyi bakın, görüşürüz...


  ~Sessizgemi~

9 Mayıs 2012 Çarşamba

~ Mahzen Bölüm 8 ~



Öneri: Bu hikâyeyi okuduktan sonra, karanlıkta arkanızı kollayın…
Esin kaynağı: Bir rüya :)
Mahzen
Bölüm 8:


~Okurken Dinle~
GameplayMusicscape18 & Kevin Macleod Nervous Piano & Christopher Young The Exorcism of Emily Rose & Bjorn Lynne The Freeze



Uyanalı beş dakika olmuştu ama henüz gözlerimi açmamıştım. Bir ev taşıyıp yerleştirmenin bu kadar zor olduğunu ancak bu sabah uyanmakta zorlandığım zaman anlamıştım. Ayaklarımı rahat yatağımın kenarından sarkıtarak oturduğumda gördüğüm tuhaf rüyayı düşünüyordum. Gözlerimi kısarak mermer çerçeveli geniş pencereden dışarıya baktım. Pembe ve altın rengi gökyüzünde ince bir sis asılı duruyordu. Artık uyandığım için kuşların şamatası sırasında nasıl olup da uyuyabildiğimi anlayamıyordum.
Tam on beş dakika boyunca pencereden dışarıyı izleyerek gördüğüm rüyayı düşündüm. O kadar canlı ve gerçekçiydi ki rüya görüp görmediğimden bile emin olamıyordum. İki kişiyi öldürmek zorunda kaldığım, kâbusa dönüşen kanlı bir rüyaydı. Bunu düşününce refleks olarak ellerime bakmak istediğimde gördüğüm şey kısa bir şok atlatmama neden oldu. Avuçlarımda kar tanesine benzeyen simsiyah bir işleme, bir mühür vardı…