11 Ekim 2021 Pazartesi
Blogları Canlandırma Projesi - Eylül
7 Eylül 2021 Salı
Blogları Canlandırma Projesi - Ağustos
Yılın son demlerine yaklaşmışken ve hava ne olacağını şaşırmış durumdayken, hayat üzerine tatil hevesini alamamış buruk bir yaz kıyafeti giyinmişken ve göçmen kuşlar yine bahar gelir tesellisiyle ötüşürken bcp ağustos takviminden hepinize selam olsun güzel blog komşularım :) Kedim Leo deli divane gibi evin içinde dolaşıp beni de kendini de yorduktan sonra sonunda klavyenin başına geçebildim. Kendisi şuan dolabın tepesinde oturmuş lambaya bakıp duruyor. Lambaya aşık oldu desem yeridir. Göz göze geldiğimizde de miyavlayıp bir şeyler söylüyor, karşılıklı miyavlaşıyoruz sonra o tavana bakmaya devam ederken ben yazmaya devam ediyorum :)
Ağustos ayı "Zafer" temalıydı. İzleyecek çok fazla şey bulunabilirdi. Zafer deyince akla ilk olarak savaş konuları geliyor ama bir yandan da biyografiler de zafer konulu olabilir. Zorluklarla mücadele sonucunda ulaşılan zaferler bazen hem kişisel hem de toplumsal anlamlar taşıyabilir. Fakat çok seçenek olduğu için akla ilk gelen savaş konusundan şaşmadan bir film seçmek ve sinema geçmişimizden bir şeyler izlemek istedim. İkinci olarak da yabancı bir dizi seçtim. Hadi yorumlayalım :)
Şafak Bekçileri
Türkiye / 1963
Yönetmen Senarist: Halit Refiğ
Yapımcı: Göksel Arsoy
Tür: Melodram
120dk
Dönemin şartlarına göre oldukça kaliteli bir yapım olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca film hakkında bilgileri araştırırken Cüneyt Arkın'ın bir sahnede göründüğünü ve bunun onun ilk kez sahnede yer alışı olduğunu okudum ama ben izlerken hiç fark etmemiştim belki siz fark edersiniz. Tabi o zamanlar ismi Fahrettin Cüreklibatur, daha tanınmıyor. Film Eskişehir'de çekilmiş. Arkın o zamanlar Eskişehir'de asteğmen doktorluk yaparken film ekibinin dikkatini çekmiş ve oyunculuk kariyeri böyle başlamış. Arkın'ın filmde olmadığını söyleyenler de var ama hangisi doğru bilemedim açıkçası. Filmimiz hava kuvvetleri ve pilotlar çerçevesinde bir kahramanlık hikayesi sunuyor. Hava kuvvetleri ile halkı yakınlaştıran kaynaştıran ve havacılığı sevdiren bir film olmuş. Bu filmden sonra hava kuvvetlerine başvuruların 4-5 kat arttığı belirtilmiş. Filmde ayrıca gerçek pilotlar ve hava kuvvetleri mensupları da yan oyuncu olarak görev almışlar.
Filmde kadının toplumdaki yeri, ağalık düzeni, cehalet - aydınlık çatışması, toplumun aydınlatılması gerektiği gerçeği gibi unsurlar da işlenmiş ve toplumsal sorunlara kıyısından köşesinden değinilmiş. Ana kahramanımız pilot Göksel başta uçarı, çapkın bir tip, tabi sonra bir ağanın kızına aşık oluyor. Ağa kızını vermek istemiyor, "evlenecekseniz benim işlerimin başına geçmen gerekir ve pilotluğu bırakırsın" diye şart koşuyor. Göksel işi ve aşkı arasında kalıyor. Ağanın kızı Zeynep de "beni seviyorsan işini bırak" diyerek bencil, şımarık ve anlayışsız bir yaklaşım sergiliyor. Göksel işine de aşık biri olduğu için bocalıyor. Bu arada pilotlar arasında gördüğüm kadarıyla tek kadın pilot da hava kuvvetlerinin meleği, herkesin gözdesi ve Göksel'in de arkadaşı Aydan, kadının toplumdaki yeri ve eşitlik vurgusuyla önemli bir rol alıyor. Pilotlar arasında sevilen ve zekasıyla öne çıkan bir karakter. Bu arada o da Göksel'e aşık. Fakat arkadaşlığını korumak için bu konudan asla bahsetmemiş. Göksel onun duygularının farkında hatta o da bir şeyler hissediyor ama arkadaşlığını bozmamak için bu duygulardan uzak durmuş. Zeynep ile yaşadığı çatışma Aydan ile yakınlaşmasını sağlasa da yine hem arkadaşlığını bozmamak hem de Aydan'ın havacılık için önemine vurgu yapıp bunu senden alamam diye düşünerek tekrar Zeynep'e dönüyor. Son sahnede iki kız da Göksel'in dönüşünü beklerken orada Göksel'in tereddüt edişini görüyoruz. Ve Aydan'a sarılırken "Sen buraya aitsin. Bütün havacıların manevi desteğisin. Burada herkesin sana ihtiyacı var, benim seni onlardan ayırmaya hakkım yok, affet.." demesiyle ve gidişle kafasına terlik atma hissi uyandırmıyor değil :) Tabi yaptığı bu seçim aslında aşık olduğu Aydan'ı özgür bırakarak ve mesleğinde ilerlemesine engel olmayarak bir fedakarlık olarak düşünülebilir. Ama yazık değil mi o kızın kalbine :) Filmi yutup üzerinden izleyebilirsiniz.
Film hakkında yapılan çeşitli incelemeleri de okursanız dönemin toplumsal ve siyasal yapısı ve toplumun aydınlatılması gerektiği konularına yaptığı vurgular açısından önemli bir film olarak değerlendirildiğini görebilirsiniz.
Underground Railroad
ABD / 2021
Yönetmen: Barry Jenkins
Tür: Dram, Tarih, Savaş
1 Sezon 10 bölüm. (Bölümler yaklaşık 60dk)
Colson Whitehead'in ilk Pulitzerli ve aynı isimli romanından uyarlanma tarihi dram dizisi. Kitabı okumadım fakat okuyanlar dizinin kitaba sadık kalarak ilerlediğini söylemişler ve okumadan ve uyarlama olduğunu bilmeden bile dizinin kaliteli bir romandan uyarlandığını hissetmek mümkün. Öyle ki ben de uyarlama olduğunu bilmeden izlerken bazı sahnelerde bu bir roman olsa bu sahne nasıl yazılmış olurdu, bu detayı nasıl aktarmış olurlardı diye diye izledim ki bu da ne kadar başarılı bir uyarlama olduğuna işaret edebilir.
Dizide pek çok karakterin başından geçenlere, geçmişine ve bugününe şahit oluyoruz. Dizinin bölümleri kitap bölümleri gibi düzenlendiği için hikayenin arasında karakter geçişleri ve geriye bakışlar kullanmak yerine her birini bir bölümde anlatmayı seçmişler. Bu da sanki görsel roman okuyor hissi veriyor izlerken.
Dizi temel olarak Amerikan iç savaş öncesi ve 19. yy ilk yarısında toplum gerçekleri ve baş karakterimiz Cora'nın hikayesi etrafında dönüyor. Bir köle olarak doğan Cora'nın annesi Mabel, kölelerin zorla ilişkiye sokulup köle bebekler yapmalarına zorlayan ve bu bebekleri belli bir yaştan sonra satan bir plantasyonda doğmuştur. Cora henüz bir çocukken annesi Mabel plantasyondan kaçmayı başarmış ve kaçtıktan sonra köle avcısı tarafından bulunamayan tek köle olmuştur. Onun bulunamayışı Cora'nın da şanslı olduğunu ve kaçmayı başarabileceğini düşündürdüğünden aynı yerde köle olan Caesar kendisiyle birlikte Cora'yı da kaçmaya ikna eder. Bu kaçış yeraltı demiryolu ağı sayesinde gerçekleşir. Bu ağ karanlık güneyden özgür kuzeye doğru güvenli evler ve saklanma yerleriyle bağlantılıdır. Burada demiryolu hem gerçek hem de metafordur. Kölelik karşıtı sivil ve dini örgütlerin güneyde köleliğin yasal olduğu yerlerden kuzeyde yasak olduğu yerlere kölelerin kaçması ve özgürleşmesi için verdiği mücadeleler ve kölelerin içinde bulunduğu zulüm, işkence ve karanlık bu yeraltından geçen tren ağının karanlıktan aydınlığa çıkışıyla sembolik bir anlatım kazanıyor.
Cora'nın kaçışı boyunca gittiği her yerde yaşadığı yeni sorunlar, tanıştığı insanların derinlikli yaşam mücadeleleri ve köleliğin farklı boyutlardaki korkunç gerçekleriyle yüzleşiyoruz. Tanıdığımız her karakter yüzeysel değil derin işlenmiş ve kendi mücadeleleri olan karakterler. Cora'nın her yeni saklanma yerinde bambaşka korkunç gerçeklerle karşılaşmak insanı sarsıyor. Köle bebekler üretilmesi, kölelerin ilaç deneylerinde kullanılması, köleler özgür olacaksa bebek üretmesinler kontrol altında kalsınlar diye düşünenler ve onların yorulmayan, acı çekmeyen insanüstü bir güce sahip olduğu saçmalığına inanarak bundan korkup türlü işkenceleri reva görenler vs derken dizi boyunca birçok korkunç olay insanı dehşete düşürüyor. Beni en çok dehşete düşürüp üzen ise Mabel hakkında öğrendiklerimiz oldu sanırım.
Pek zafer temasına uygun gibi görünmese de Cora'nın sonunda aydınlığa ulaşması ve ırkçılığa yönelik günümüzde bile devam eden uygarlık dışı düşüncelerin ve davranışların tarihsel derinliğine ışık tutması açısından önemli bir dizi. İnsanlık hiçbir zaman yeterince uygar olamayacak mı merak ediyorum.
İşte böylece Ağustos takviminin sonuna gelmiş bulunmaktayız. Eylül teması polisiye olarak seçilmiş en sevdiğim temalardan biri olduğu için şimdiden heyecanlıyım. Görüşmek üzere ^.^
23 Ağustos 2021 Pazartesi
(~_~)
Herkese selamlar blog komşularım ve henüz bloga taşınmamış okur arkadaşlarım :) Henüz diyorum çünkü blog yazmanın ilk adımı bir blog keşfedip okumaya başlamaktır. Pandemi başladığından beri zaman zaman aktif zaman zaman da kayıplarda olmama muhtemelen siz alıştınız ama ben alışamadım. Kafam rahat olmadığında blog okuyamıyorum ve okuyamazken yazmak da bana sorumluluk hissettirdiğinden bloğu açıp bakamadım bile. Yine kaybolduğum bir sürecin ardından kalk kendine gel kızım diyerek kendimi bu sayfaya attım ve nereye kaybolduğumu birazcık açıklamak ve yazmaya yeniden başlamak için bir şeylerden bahsetmek istedim.
Elbette boş boş oturup hayal dünyama dalmamıştım. Biliyorsunuz ki ciddi bir yangın felaketiyle sarılmış haldeyken ülkemizde olanlardan etkilenmemek mümkün değildi. Bu hafta dünya ve ülkem haberlerini takip etmeyi birazcık kendime yasaklamak zorunda kaldım fakat arada sırada hala yangınlar olduğuna dair ve başka kötü haberlerin paylaşımlarına denk geliyorum ve ülkenin bu hali beni gittikçe daha çok endişelendiriyor. Hele bir de sel olayı ve olayın görüntüleri ciddi anlamda sarsılmama neden oldu. Ailem Manavgat'ta ben Antalya'dayım ve birkaç arkadaşım da küle dönen köylerde yaşıyor. Bu sebeple ve olayları birebir yaşayan insanların ve doğanın halini düşündükçe psikolojik olarak epey yıpranmıştım.
Tam bu kabus artık bitiyor dediğim sırada ev arkadaşım covid delta varyantına yakalandı. İki yıldır kendimi ve çevremi virüsten olabildiğince korumak için elimden geleni yaptım. En ufak bir dikkatsizlik şakaya gelmiyor. Şüphelendiğimiz anda arkadaşımı hemen teste gönderdim ve birbirimizden uzak durarak izole olup test sonucunu bekledik. İkimiz de birer doz aşı yaptırmıştık. Aşı olmasak daha kötü geçerdi bu süreç. Ben hafif atlattım ki bunda hem aşı olmamın hem de kullandığım vitaminlerin etkisi olmalı. Boğaz ağrısı, eklem ağrısı, baş dönmesi, aşırı uyku isteği gibi grip benzeri şikayetler dışında bir şeyim olmadı. Arkadaşım biraz ağır atlatıyor ve bunun sebebinin de yoğun çalışması ve dengeli beslenmediği için bağışıklığının düşmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Öksürük ve nefes darlığı insanı gerçekten korkutan bir şey. Geçen gün nefes alamıyorum diye panik atak geçirdi ve ambulans çağırdım neyse ki şimdi daha iyi. Çocukken akciğerlerimi kaburgam deldiği için ameliyat geçirmiştim ve yaklaşık beş altı sene boyunca ciddi akciğer sorunları yaşamıştım. Yani bunun ne kadar korkunç hissettireceğini tahmin edebiliyorum. Çocukken beni kurtaran şey dengeli beslenmek, pekmez ve nefes egzersizleriydi. Bunları arkadaşıma da anlatıyorum uygulasın diye. Sırt üstü yatarken nefes almak akciğerlerde enfeksiyon tarzı şeyler olduğunda zorlaşır. Ben çocukken nefes alamadığım zamanlarda özellikle kış vaktinde griple de ağırlaştığında oturarak uyuduğum geceleri bilirim. Böyle bir enfeksiyon problemi yaşadığınızda hatta kronik nefes darlığı yaratan bir rahatsızlığınız varsa yan veya yüzüstü yatarsanız daha rahat edersiniz yeri gelmişken aklınızda olması için söyleyeyim.
İşte böyle bir iki haftayı atlatırken bir yandan da ders çalışmaya odaklanmaya çalıştım. Şu cümleyi kurmak eylemin kendisi kadar zor oldu. Ah neyse. Bu gün de yavaş da olsa bloğa dönmenin iyi geleceğine karar verdim. Ve buradayım. Şimdi önce bcp yazılarını okuyup gelen yorumları yanıtlamalıyım. Sonra aranızdan hikayelerini merak ettiklerime uğramak istiyorum zaman içerisinde. Okumayı istediğim o kadar çok yazı birikti ki umarım hepsine yetişebilirim. Blog dünyası ve blog komşularım iyi ki var. Burası insana huzur veriyor.
S..
7 Ağustos 2021 Cumartesi
Blogları Canlandırma Projesi - Temmuz
Herkese BCP Temmuz takviminden selamlar olsun benim yüreği yangın yeri dostlarım. Ne zaman Temmuz Ağustos aylarına gelsek hep roma portresi dersi geliyor aklıma. İlgimi çekmeyen isimleri ve yüzleri daima unutan bir insanım. Sadece önem verdiğim şeyleri hatırlarım o yüzden roma yontusu ve roma portresi başımın belasıydı. Roma imparatorları yetmiyor gibi eşleri, çocukları ve komutanları da yetmemiş ayrıca halkın asilzadelerden esinlendiği portrelere de hızlı bir dalış gerçekleştirmiştik. Şimdilerde yüksek lisans sınavına hazırlanırken bu derse çalışmam gerektiği düşüncesi bile karnımı ağrıtıyor. Neyse ne diyordum.. Temmuz.. Yani Eski Türkçede Tammuz çok sıcak anlamına geliyor ayrıca Babil ve Asurlarda Tammuz adında bir tanrı vardır Sümerlerde de Dummuz çobanlık tanrısı olarak geçer. Latincede ise bu ayın adı Julius yani "Julius Caesar'ın ayı" anlamına geliyor. Ayrıca Roma'da takvim Mart ayında başladığı için 5. ay oluyordu. Roma'nın ilk İmparatoru olan Gaius Julius Caesar Octavianus yani Caesar Augustus onuruna Ağustos adı verilen ay da 6. ay oluyordu.
Bu kısa etimolojik girişten sonra gelelim bu ayın temasına ve benim seçtiğim film ve dizilere :) Bu ayın teması Hindistan'dı. Ben de iki dizi, iki film izledim ve yorumladım umarım seversiniz.
Super 30
2019 / Hindistan
Tür: Biyografı, Dram
Yönetmen ve Senarist: Vikas Bahl
154dk
Anand Kumar matematiğe yeteneği olan bir öğrencidir. Sevdiği kızla buluştuğunda bile aklından sorular çözmeye devam eden, kütüphanelerden çıkmayan bir öğrencidir. Hatta üniversitelilere açık olan ama kendisinin girmesinin yasak olduğu kütüphaneye bile girmeye çalışır. Bir gün yine oradan kovulurken çalışanlardan biri ona bu yeteneğini geliştirmek için Cambridge Üniversitesin'e başvurmasını söyler ve bunu yaptığında kabul edilir. Fakat yola çıkacak kadar bile maddi gücü yoktur. Daha önce ona kazandığı bir yarışma sonucunda eğitimi konusunda destek olacağını söyleyen varlıklı bir adamı ziyaret eder. Fakat adamın sadece "namım yürüsün adım duyulsun" düşüncesiyle zor durumdaki pek çok insana sözler verip yarı yolda bıraktığı gerçeğiyle yüzleşir. Maddi güç bulamadığı için okula gidemediği gibi bir gün rahatsızlanan babasını da imkansızlıktan hastaneye yetiştiremeyip kaybeder. Uzun bir süre depresyonda kalır. Bir süre sonra onun yeteneğinin farkında olan bir iş adamı tarafından iş teklifi alır. Bu sayede öğretmenliğe ilk adımını atar ve yavaş yavaş halk ve medya tarafından tanınmaya başlar.
Öğretmenliğe adım attığı bu yıllarda başta artık para kazanmanın ve rahat yaşamanın mutluluğuna kapılır ve başka bir şey düşünmez. Fakat zaman içinde yozlaşmış eğitim sisteminin durumunu tekrar hatırlar, eğitimcilerin işi ticarete dökmüş olduğu gerçeğiyle tekrar yüzleşir ve fakir öğrencilerin durumunu yeniden hatırlar. Hayatını etkileyecek bir karar alır ve bundan sonra fakir öğrencilere hiçbir ücret almadan ders vermeye başlar. Onlar için kendi birikimi ve kendi elleriyle bir sınıf inşa eder. Çok uzak yerlerden bile adını duyan maddi yetersizlikler ve aile baskısı altında olan çocuklar kaçıp ona gelir. 30 zeka küpü öğrenci Hint Teknolojileri Enstitüsüne girmek için sınava hazırlanacaktır. Anand çocuklara eğitim verdiği gibi kalacak yer de sağlar ve yemekleri de annesi yapar. Böylece zor ama umut dolu bir yolculuk başlar. Elbette kıskananlar da vardır.
En iyi öğretmenini kaybeden müdür velilerin baskısıyla çeşitli planlar kurarak Anand'a savaş açar. Durum öyle kötüleşir ki adamı öldürmeyi bile düşünürler. İşte bu sahnelerde ağladığımı itiraf etmeliyim. Kendi çıkarları uğruna insanların ne kadar kötüleşebildiğini gözler önüne seren bir film. Zengin çocuklarla farklı şartlarda aynı sınava girip aynı okula gitme stresi yokluğun dibindeki bu 30 genci duygusal olarak yıpratırken öğretmenlerinin onlar için verdiği mücadele de her birine devam edecek gücü veren tek şeydi. Sayısız tehditler, düzenbazlıklar, suikastler arasında bu çocuklar sadece ders çalışmak istiyordu. Peki ne mi oldu? İzleyin derim :)
İşte bu sadece matematik dehası Anand'ın hikayesi değil. Toplumun zengin fakir arasındaki uçurumunu ve yaşadığı trajik zorluklarla adaletsizliği gözler önüne seren bir film. Ayrıca Anand Kumar için Discovery Channel'da çekilmiş bir belgesel de varmış. Kurduğu "Super 30" programı Her yıl 30 öğrenci seçip yetiştirmeye devam etmiş..
Sonsuzluk Teorisi
2015 / İngiltere
Tür: Biyografi, Dram
Yönetmen ve Senarist: Matt Brown
108dk
Matematiğe doğuştan gelen bir yeteneği olan ve daha önce hiç öğrenmediği formülleri bile doğal düşünce ürünleri halinde çözerek herkesi şok içinde bırakan Srinivasa Aiyangar Ramanujan, çalışmalarını Cambridge Üniversitesi'ne gönderir. Tek istediği bulduğu formülleri kayıt altına aldırmak ve ölse bile yok olmamasını sağlamaktır. Okula kabul edilmesinin ardından sömürge altındaki ülkesinden ayrılıp İngiltere'ye gider ve o dönemin şartları altında bir de yabancı düşmanlığıyla baş etmek zorunda kalır. Onu okula davet eden akademisyen Godfrey Hardy sert ve disiplinli olmasına rağmen içten içe Ramanujan'a hayranlık ve sempati beslemekte fakat akademik dile alışık olmayan genci buna hazırlarken de aşırı zorlayıcı bir tutum sergilemektedir. Ona göre bu sert duruşu aslında Ramanujan'ın akademi dünyasına kabulü için gerekli gelişimi göstermesi açısından önemli ve gereklidir.
Elbette Ramanujan iyi bir eğitimden geçmemiş olduğu için akademik yazım konusunda başta çok bocalar. Bulduğu formülleri kanıtlaması gerektiğini ve sebebini başta anlamaz. Bu fikirler bana geliyor işte hepsi aklımdan geliyor kaydedelim bunları diye inatlaşırken profesör de ona buluşlarını ancak kanıtlarsa kabul edileceğini anlatmaya uğraşır. Süreç böyle devam ederken bir de savaş zamanı gelip çatar. Savaş zamanında sanırım okullar kapalı olduğu için Ramanujan bir yandan zaten et tüketmediği için düzgün beslenemediğinden sinsi bir hastalık yakasına yapışır. Okula geri dönebildiğinde profesörden durumunu saklayarak sadece formüllerini kanıtlamaya odaklanır. Gel gelelim bu hastalık gün geçtikçe tesirini artırır ve profesör de sonunda durumu fark eder. Peki durum böyleyken kanıtlaması gereken formüller ve akademik macerası nasıl mı sonuçlandı? İzleyin bakalım :)
Küçük bir alıntı: "Burada (Ramanujan'ın hastaneye kaldırılışı zamanında) efsanevi 1729 hikâyesi yaşanır. Bu numara Hardy'nin kendisini ziyarete gelirken bindiği taksinin numarasıdır ve Ramanujan taksinin numarasına bakıp, 'çok ilginç' demiş. Büyük matematikçi Hardy, Ramanujan'ın neden söz ettiğini anlamamış ve ne demek diye çıkışmış. Aklını rakamlardan başka şeylerle meşgul etmeyen Ramanujan, 1729'un iki farklı biçimde iki sayının küplerinin toplamı olan en küçük sayı olduğu söylemiş:
1729=12^{3}+1^{3}=10^{3}+9^(3)
Her şeyden sonra Ramanujan ölmeden önce bir eşitliği bulmuş ama ispatlamaya ömrü yetmemiş ve matematikçiler arasında şöyle bir inanç vardır. "Ramanujan söylediyse doğrudur"
1976 yılında hayatının son yılında yazdığı kayıp bir defter bulundu bu defterin keşfi beethovenın 10. senfonisinin keşfiyle kıyaslanmaktadır. 1 asır sonra bu formüller kara deliklerin davranışlarını anlamak için kullanılıyor."
Typewriter
2019 / Hindistan
Tür: Gerilim, Korku
Yönetmen ve Senarist: Sujoy Ghosh
1 Sezon 5 Bölüm (Bölümler ortalama 52 dk)
Goa'da üç çocuk, eski bir villada hayalet aramayı planlar. Villanın geçmişi karanlıktır ve hakkında anlatılanlar ürkütücüdür. Çocukların kendi aralarında kurduğu hayalet avı kulübüne inançları tamdır ve mutlaka bir gün bir hayalet bulup yakalamaları gerektiğine inanmaktadırlar. Ellerinde bir hayaletin nerelerde olabileceğini, nasıl ortaya çıkabileceğini, nasıl yakalanacağını ve yok edileceğini anlatan popüler bir kitap vardır. Yetişkinler bunların hiçbirine inanmaz ve çocuklara da akıllı uslu durmaları için hep kızarlar. Ancak yeni bir ailenin taşınmasıyla, villanın gizemli geçmişi tüyler ürpertici biçimde canlanır. Ve Hayaletlerin ortaya çıkması için en uygun gece de yaklaşmaktadır. Ortaya çıkan hayalet sinsi ve kana susamış bir varlıktır. Peki ama o meşhum gece yaklaşırken onu durdurmayı nasıl başaracaklar veya onu durdurmanın gerçek bir yolu var mıdır?
Dizimiz mini minnacık yeni nesil Hint dizilerinden. Dans yok. Aslında Hint kültürüne dair çok fazla detay da yok. Hatta içinde Hintliler oynuyor olmasa bana baya baya bir Amerikan veya Avrupa korku ve perili ev filmlerini anımsattı diyebilirim. Netflix için yapılınca biraz kendilerinden kopmuşlar sanki. Fakat konusu çok ilginçti. Hatta oturup yazmayı sevdiğim türde bir hikayesi var ve ben olsam ben de sonunu öyle yazardım :)
Taj Mahal 1989
2020 / Hindistan
Tür: Dram, Romantik, Komedi
1 Sezon 7 Bölüm (Bölümler ortalama 36dk)
Hindistan deyince asla çabucak biten bir dizi veya filme alışık değiliz fakat bu dizi mini minnacık şirin bir dizi. Dizide uzun uzun danslar olmadığını baştan söylemeliyim. Bununla birlikte kültürü ve yaşayışı oldukça iyi ve de eğlenceli aktarmış. Yemekler, sokak yaşantısı, aile yaşantısı, okul, arkadaşlık her şey var bu dizide. Dizi 1989 senesinde geçiyor. Bir üniversitede başta birbirleriyle hiç alakası olmayan birçok profesör, öğrenci ve onların aileleri arasında gelişen olaylar en sonunda hepsini bir araya getiriyor. Bölüm sayısı az olmasına rağmen birçok farklı hikayeyi içinde barındırarak ilerliyor. Uzun uzun bir melodram yerine bu kısacık dizide gerçek Hindistan sokaklarını ve yaşayışını görüyoruz. Tabi aşk olmadan olmaz :)



