Uzun bir aradan sonra yine buralardayım, herhalde galiba sanırsam.. Blogu çok yalnız bıraktım ne zamandır farkındayım ve bu durum hiç hoşuma gitmiyor.. Sevdiğim blogları da hiç ziyaret edemez oldum çok üzgünüm.. Ama bu durumu yakında düzelteceğim inşallah. Neyse, bana bu mimi gönderip sessizliğimden kurtaran Gülsüm'e teşekkür ettikten sonra artık tam benlik olan bu mime geçelim :)
Mim yine klasik soru cevap usullü ve dizilerle filmlerle alakalı ^^
1) Dizi ya da filmlerde unutamadığınız karakterler/tiplemeler?
Böyle bir soru duyunca aklıma hep Joo Yoo Rin geliyor, elimde değil :) Ustalıkla yalan söyleyen, yalanlarına kendini bile inandırabilen ve çoğu zaman insanı gülmekten öldürebilen bir karakter.. Başkasının mandalina bahçesine dalıp sonra oradan yürüttüklerini tekrar sahibine satacak kadar da beceriklidir aynı zamanda :D
Uçuk kaçık hayalleriyle, harika mimikleriyle gerçekten unutulmaz bir karakterdi. Hele o ağlaması yok mu.. Ben zaten ağlayan birini gördüğümde dayanamam ama o ağladığında öyle böyle değil daha sesi titremeye başlayınca izleyici de onunla beraber başlar ağlamaya.. Belki de benim abartım çünkü gerçekten ağlayana dayanamam..
Dizide unutamadıklarım: Her kar yağdığında Joo Yoo Rin'in doğum günü olması,
63. Bina'nın efsanevi hikayesi, Yoo Rin'in batıl inançları, yalanları, tatlı tatlı şarkı söylemesi, Seol Gong Chan'ı iki de bir işletip sonra gözlerinin içine baka baka kahkahalarla gülmesi... Hele Gong Chan'ın Yoo Rin'e inanıp asansörde nefesini tutması ve yaya geçidinde çizgilere basmamaya çalışması falan ^^
My Girl televizyonda yayınlananlar dışında izlediğim ilk Kore dizisidir. Tvde yayınlananlar hep tarihi dizi olduğu için farklı türde ilk bu diziyi izledim. Romantik komediden nefret ederdim bir de öncesinde.
Unutulmaz kötü karakterlerimin başında Muhteşem Kraliçe'den Mühürdar Mishil geliyor.. Tarihte önemli bir karakter olan Mishil, dizide gerçekte ölümünden sonra olmuş birkaç olayda yer almış.
Gerçekten inanılmaz bir karakterdi, ben onun kadar güçlü ve asil birini görmedim. Kraliçe olabilmek için elinden gelen her şeyi yaptı ve aslında bana göre onda bir ülkeyi yönetebilecek güç, zeka ve cesaret vardı.
![]() |
| Mishil:"Yeterince güçlüysen savaşırsın, savaşamazsan savunmaya geçersin, savunamazsan teslim olursun, teslim olamadığın zaman da yürür ve ölüme doğru gidersin." |
Deokman hükümdar olmayı bir yerde doğmadan önce bile savaştığı Mishil'a borçluydu.. Mishil'ın ölümü de kendisi kadar etkileyiciydi bence. Elbette onun tarafını tutmuyordum yaptığı kötülükler affedilmezdi, insan hayatıyla oynamak ona göre pek mühim bir şey değildi. Ama sonuna kadar savaşıp en sonunda kaybettiğine karar verince ölümü seçmesi ve olaylara onun tarafından bakılınca aslında kendince haklı olması sarsıcıydı. Bence o saygı duyulmayı hak eden bir kötü karakterdi..
![]() |
| Mishil: "Yönetme sanatini bilmeyenler Mishil'i kötü ilan etmekte bir an bile tereddüt etmezler...!" ..."Bir yeşim taşının parçalanması gibi. Dört bir yana. İşte benim ölümsüzlüğüm!" |
Yeni dünyaya uyum sağlama aşamaları oldukça eğlenceli ve kahkaha dolu olan bu Joseonlu adamlar bir yandan Park Ha'nın eziyetlerine maruz kalırken bir yandan da prensesin ölümünü araştırmaya devam ederler..

Prens Lee Gak'ın Park Ha'nın saygısızca tavırlarına alışamaması ve kızın bağırıp çağırmalarından korkup da o görmeden duymadan Park Ha için Joseon'a ait işkence yollarını düşünmesi, sonra otobüse binerken geçmişten gelen dörtlümüzün ayakkabılarını çıkarması, arabanın arkasına binmek yerine gidip bagaja yerleşmeleri ve bagaj kapısı açılınca yavru kedi gibi bakmaları,
Trafik ışığı gibi bir örnek kıyafet giymeleri, asansörde kıyafet değiştirmeye çalışmaları, cep telefonunda ekran büyüyüp küçülebiliyor diye bunu televizyonda da denemeleri, televizyonda bir adamın ok fırlattığını görünce prensi korumak için şekilden şekle girip televizyonu parçalamaları, dokununca konuşan oyuncak ayıyı büyülü falan sanıp kılıçtan geçirmeleri, yeni dünyaya uyum sağlamak için uzun saçlarından kurtulmaları gerekmesi ama ölüme gider gibi saç kestirme muhabbetleri,
Son olarak da eklemeden geçemeyeceğim, İtalya'da 40 kusür yıl boyunca sadece eşofman diken bir terzi tarafından tek tek işlenen parlak ve leopar desenli o meşhur eşofmanlarıyla Kim Joo Won da unutulmaz :)
Ahh tamam.. Karakterler hakkında çok konuştum değil mi? Sıradaki soruya geçelim :)
2) İlk dinlediğiniz/sevdiğiniz OST?
İlk dinlediğim ost tarihi dizilerden birinin ost'ı olsa gerek ama ben daha o zamanlar ost nedir necidir bilmediğim için saymıyorum onları, yine de tarihi dizilerin ostları genelde harika oluyorlar söylemeden geçemeyeceğim mesela Jumong'un, Sarayın Rüzgarı'nın Deokman'ın falan ostlarını hala dinlerim.. Ama ost neymiş onu öğrendikten sonra bilinçli bir şekilde ilk kez My Girl'ün Never Say Goodbye'ını dinledim.
En sevdiklerimin Rooftop Prince'e ait ostlar olduğunu daha önce söylemiştim onun dışında şimdi bir de A Gentleman's Dignity ostlarını paylaşmak istiyorum.
Videoları biraz abarttım sanırım :)
Neyse size daha fazla eziyet etmeden burada kesiyorum yazıyı :))
Bu mimi yapmaktan hoşlanacaklarını düşündüğüm Hoi Hoi ve Bir Garip Şeyma çingularıma gönderiyorum :) Aslında yapmak isteyen herkes yapabilir. Ne zamandır buralarda olmadığımdan kimler yaptı bu mimi kimler yapmadı bilmiyorum çongmal biane!
Eh ben şimdi sessizliğime dönmeliyim, ilk fırsatta buralardayım ama :)
~Sessizgemi~



















