21 Haziran 2016 Salı

Mavi Delilik

kedi, güneş, pencere, blogger

Pencerenin ardında limon ağacı vardı,
Serçelerin yüreği gökyüzü için atardı..
Sen, şiir okurdun güneşi toplayan masanın önünde.
Sesin zihnime dolar, tatlı bir huzur yankılanırdı.
Pencerenin ardında limon ağacı vardı,
Mavi bir delilik ruhları sarardı..

S..

19 Mayıs 2016 Perşembe

The Brightness of The Darkness



Black were all streets of the town
You were trying to paint white
Each stone you step
Every brick you touch
Each and every leaf you smell
Yet were black, stones bricks and leaves
You were tryin to paint them determinedly
You would like the sun rise on shadows
Hazy pitch black darkness dispers and end
Before the souls disappear
Only seagulls would hear your songs
You would sing blue
Seagulls cry blue
Blue rain would fall drizzling
The sun hide
The white be embarrassed
And paint blue
All stones bricks and leaves

S&D

:D

9 Ocak 2016 Cumartesi

Karanlığın Aydınlığı



Siyahtı tüm şehrin sokakları.
Sen beyaza boyamaya çalışırdın;
Adım attığın her taşı,
Dokunduğun her tuğlayı,
Kokladığın her yaprağı.
Ama siyahtı taşlar, tuğlalar ve yapraklar...
Bıkmadan yorulmadan boyamaya çalışırdın.
Gölgelere doğsun isterdin güneş.
Bu puslu zifirilik dağılıp tükensin,
Ruhlar tükenmeden önce...
Martılar duyardı şarkılarını bir tek.
Sen mavi söylerdin,
Martılar mavi ağlardı.
Mavi bir yağmur başlardı inceden.
Güneş saklanırdı
Beyaz utanırdı.
Taşlar, tuğlalar ve yapraklar
maviye boyanırdı...





Not: Herhalde bunu yazalı iki ay falan olmuştur ne zaman yazdığımı not etmemişim. Şimdi de gelecekte yayımlanması için ayarlıyorum yani bu bir zamanlamalı kayıt. O gün yayımlansın istedim, bence o güne uygun bir şiirimsi. Şimdi tarih 05.01.16 saat 17:56 
Not2: Yorumlara bakacağım blog da okuyacağım ama şimdi finallerle uğraşmak zorundayım. Bu da küçük bir not işte gelecekte bir gün dönüp okursam diye..

S~

26 Kasım 2015 Perşembe

Fora Fora


  Kampüsün, dünyanın öbür tarafındaki girişine yakın bir noktasında meğerse bir maden girişi varmış. Ben de oranın az ilerisinde oturuyor ve bir yandan da yanımda getirdiğim pastaları, börekleri bir masaya hazırlıyordum, madenciler için getirmiştim. Masayı hazırladıktan sonraysa ayrıldım oradan. Madenin içini merak etmiştim aslında ama kapalı yer korkum var ölürüm diye vazgeçtim.


  Derken yolumu kaybedip kendimi bir lulaparkın ortasında buldum. Ama yerlerde hep bubi tuzakları vardı. Yanlış bir taşa basarsan yerinden oynuyor, aşağı düşüyorsun ya da yolda giderken bir bakıyorsun uçurum ve karşıya da geçmek zorundasın... Bir de yüksek bir yerdi burası, aşağısı ne kadar aşağıda belli değil. Bense bir akrobatmışçasına az bir korkuyla tuzakları aştım. Hatta bebek arabası süren bir kadını da uçuruma düşmekten kurtarıp sonsuz süre dönmeye ayarlanmış bir dönme dolapta baygınlık geçiren insanlara yardım ettim.. Buradan kurtulmanın da tek yolu lulaparkın diğer tarafındaki kapıya ulaşmaktı..





  Çığırından çıkmış oyuncakları ve tuzakları aşarak bir kilometre uzunluğundaki köprü yolu geçip yine havadaymışçasına bir platformda duran ürkünç bir binaya ulaştık. Yanımda kurtardığım insanlar da vardı. Binaya girdikten sonra sanki bir outlast bölümüne geçiş yapmış gibi daha ürkünç bir ortamla karşılaştık. Karanlık koridorlar, sıvası dökülmüş duvarlar... Küf kokusu... Sallanarak yanıp sönen lambalar... Ve bir de odadan odaya usulca dolaşıp bizi aradığından emin olduğumuz bir psikopatın varlığından yayılan o karanlık his.. Ona görünmeden binanın diğer tarafındaki kapıya ulaşırsak lulaparktan da kurtulacağız... Üzerinde rengi düşünmek istemediğimiz nedenlerle değişip karman çorman olmuş önlüğüyle ve elindeki odun baltasıyla koridorun ilerisinde bir odadan diğer odaya geçen adamı görünce kendimi başka bir odaya attım...





  Ve bir baktım yanımdaki insanlar kayıp. Çevreme bakınca da bir sınıfta olduğumu anladım. Bir iki öğrenci hipnoz olmuş gibi tahtaya bakmaktayken bir adam da sıraların arasında dolaşıp bir şeyler anlatıyordu. Beni görünce ifadesiz bir yüzle başını yavaşça yana eğip neden ayakta gezindiğimi sordu. Ben de yanlış derse girmişim üzgünüm dedikten sonra sakin gözükmeye çalışarak odanın diğer tarafındaki başka bir kapıya ulaşıp çıktım. Ardından kendimi dışarıda buldum. Yine köprü bir yoldan ilerliyordum. Bu kez aşağıda kampüsün uçsuz bucaksız silüetini görebiliyordum. Oley Allahım oley diye sevindim. Köprünün sonunda yere ulaşabilecektim. Sonra bütün kampüsün bir kaiserfora olduğunu anımsayıp bunun üzerine düşündüm. Yukarıdan ne kadar da ilginç görünüyordu. Ve bir rüzgar eserken buralar ne kadar da fora fora esiyor dedim. Sonra da uyandım.


Not: Geçen hafta sınavlara çalışırken 3 gün aç kalmışım sonradan fark ettim :D Bunu da geçen hafta perşembe günü tarihsel coğrafyanın gazabı ve açlık nedeniyle görmüş olmalıyım ^.^


  S..