8 Temmuz 2017 Cumartesi

Günlüğümsü Kafa Karışıklığı



  Zaman zaman burayı günlük gibi kullandığım doğru sevgili blog. Aslında tam olarak günlük de sayılmaz. Daha çok kafamdan geçen düşünce trenlerini durdurmak için kullanıyorum diyelim. Neden blog yazdığımı, daha doğrusu neden yazdığımı hala bulamadım. Üstelik üniversiteye başladıktan sonra eskisi gibi buralara uğrayamaz oldum. Sevdiğim çoğu blog kapandı, yazarları kayboldu. Geri dönenler olduysa bile yeni isimler ve yeni adreslerle onları bulmam zor. Zaman zaman eski dostlar yorumlarla bana ulaşıyor, arka planda eski günleri yad edip sohbet ediyoruz tabi. Neyse ki çok sevdiğim ve hala hatırladığım gibi var olmaya devam eden bloglar da var. Bir gün onlar da kaybolursa diye korkuyorum.

  Hepimizin buradan başka hayatları da var elbette. Kendi koşuşturmacalarımız arasında bunaldığımız, kaçmak istediğimiz anlar oluyor. Bazen ne film izlemek ne de kitap okumak yetmiyor. Çünkü zihnimiz zaten yorgun, zaten yaşamımızın etrafımızı saran pençeleri tarafından çekiştirilip duruyor. Bu nedenle blog en azından benim için büyük bir rahatlama kaynağı oluyor. Sık sık yazamıyorum, son zamanlarda düzenli gelip okuyamıyorum. Fakat kimi zaman kısacık bir süre de olsa buraya uğrayıp sevdiğim bir blogun hala yerinde olduğunu görünce gülümsüyorum. Yorum yapmadan da olsa en son yazılan birkaç yazıyı okuyup kaçıyorum. Yazar arkadaşlarımla aynı filmleri mi izlemişiz, hangi kitabı önermişler bu hafta, acaba bu akşam ne yemek yapacaklar bana da fikir olsa, demek yine müzik zevklerimiz birbirini tutmuş diye kendi kendime konuşarak okuyorum yazıları. Burayı bu kadar çok sevmemin nedeni herkesin rahat ve kaygısız bir şekilde yazıp yorumlara cevap verirken samimi ve saygılı bir ortamın korunması sanırım. Bazen bir blogda bir yazı altında yapılan sohbetleri de okuyorum. Sonra dayanamayıp ben de katılıyorum. O kadar eğleniyorum ki yorum yaparken. Çünkü birbirine alışmış, birbirinin dilinden anlayan insanlar olunca sanki kırk yıldır tanışıyormuşuz gibi, kimse konuşmayı bırakıp gitmek istemiyor.

  Önümüzdeki dönem 3.sınıfa başlıyorum. Bilenler bilir arkeoloji benim astronomiden sonra istediğim en mantıklı bölümdü :) NASA'ya davet edilen bir uzay bilimleri araştırma uzmanı olamıyorum belki, belki uzaylı inceleme fırsatını kaçırdım ama ben de zamana dokunur, bir zaman gezgini olurum dedim. Yine de bir uzaylı fosili bulma imkanım var gibi ne dersiniz? hahah :) Ailem hala hobi için bu bölümü okuduğumu sanıyor olmalı. Ama ben gerçekten de zamana dokunan bir insan olmayı hedefliyorum. Gerçi bölümü seçerken arkeolojinin de kendi içinde bölümlere ayrıldığının bilincinde değildim. Her şeyin bir arada olmasını beklemem hakikaten komikmiş. Protohistorya, klasik vb. şeklinde ayrılıyormuş meğerse. Ben klasik arkeoloji okuyacağımı sonradan fark ettim. Aramızda kalsın. Neyse ki kendisini sevmek için oldukça hazırdım. Konumuza dönersek, okula başladığım zamanlarda her şeye alışmam biraz zor oldu ama çabuk uyum sağlayan biriyim blog. Bu konuda yetenekliyim. En zoru insanlara alışmak oldu. Çünkü ben geç başladığım için son dönem öğrencileri bile benimle yaşıt değildi. Neyse ki ruhum hep benden dört beş yaş küçük olduğu için ve zaten yüzüm gözüm kız kardeşimden ufak olduğumu düşündürüp beni sinir ettiği için uyum sağlayabildim. Diş tellerimin katkısını da es geçemem, beni gençleştiriyorlar ^.^

  Elbette ikinci bölümünü okuyanlar, emekli olup yeniden okuyanlar veya dönemi uzadığı için hala okumanın tadını çıkaranlar var. Fakat bunlar benim gibi istisna. Yaşıtım olan çoğu insan artık iş güç sahibi olmuş. Öğretmenliğinin ikinci yılında olanı mı dersin araştırma görevlisi olanı mı dersin, avukat olup savcılık sınavına hazırlananı mı dersin... Ki kız kardeşim de bu yıl mezun oldu ve avukatlığına başlayacak falan... Neyse işte konu anlaşıldı bence. Benim kardeşlerim sınıf arkadaşlarımın yaşındayken bu kadar sorunlu günler yaşamadılar ve yaşamadım blog. Bazen durup şöyle bir uzaktan izliyorum neler yapıyorlar diye. Aklım almıyor bazı şeyleri. Ya ben yaşlanıyorum ya da dünya çok değişmiş. Bir sınıf gezisinde sit alanında az daha yangına sebep olanı mı dersin, kaç yaşında (neredeyse dede) olup ören yerine bilinçli bir şekilde zarar vereni mi dersin... İlk yıl hocaların hepsi bizden bu yüzden nefret etmiştir eminim. Sanırım bu sebeple de bizimle geziler düzenlemek istemiyorlar. Oysa uygulamalı ve yerinde görerek eğitim yaparız diye çok heveslenmiştim. Gerçi gidilecek yerlere ulaşma konusunda da sorun yaşıyorum ya neyse. Yine de birkaç tane anlaşabildiğim, ne yaptığının bilincine varmış, olgun arkadaşım var da sınıfın durumunu kurtaramasak bile bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.

  Yapmayı istediğim şeyleri kafamda sıraya koyup duruyorum blog. Hepsi de zamanın elinde olan şeyler. Sabırsız bir kişiliğim olduğu kadar inatçı ve istediğim şeye odaklanıp onu başarana kadar ilerlemeye devam eden biriyim. Bu da haliyle yorucu olabiliyor. Gelecekte ne kadar başarılı olabileceğim hakkında en ufak bir fikrim yok. Sadece devam ediyorum. Bir şeyler yapıyorum. Planlarımı kafamda sıralıyorum bir kez daha. Hayatımın tüm kontrolü benim elimde olsaydı sanırım hiç korkum olmazdı. İnsanların ruhlarına bağlı iplikler olduğu söylenir. Kader iplikleri. Tıpkı bir kuklanın bedenine bağlı olanlar gibi. İnsanların çoğu iplikleri kendi elinde tutar. Ama ben bir kısmını düşürmüş olmalıyım. Ben bir tarafa çekiyorum ipleri tanrı öbür tarafa sürüklüyor sanki. Bu yaz tatilini önceki gibi hastanede geçirmiş olmam da depresif bir ruh halinin eşiğine sürükledi beni. Umarım gelecek yaz her şey daha iyi olur. Kazıya gitmek istiyorum ben. Bu konuda bir an için gerçekten heveslenip sonra tekrar üzülüyorum. Kazı alanı bana uygun şartlar taşımıyor. Kazı evinden hiç çıkmadan yapabileceğim işler var mı bunu da bilmiyorum. Hocalarla bu konuyu konuşmayı denedim ama pek faydası olmadı. Ne var yani bulunan şeylerin raporunu tutsam çizimini veya yıkamasını yapsam? Bunları alana inmeden yapabilirim öyle değil mi? Ama Kazı evlerini bile basamaklı yapmışlar blog, insaf. Toprak üstünde bana yer olmadığına karar verdim işte bu yüzden su altına ineceğim. O alanda ilerleyeceğim. Son zamanlarda aklımı meşgul edip beni çıldırtan konu bu işte. Sensei tarafından eğitilen bir grup ninjanın en zayıfı, halkanın en dış tarafında kalanı gibiyim. Ama hep o gözden kaçan ninja herkesi kurtarır. Hedefime bir ninja gibi ilerleyeceğim blog. Sabırlı olmayı da öğreneceğim.

  Bu arada ne diyordum? Neden yazdığımı bilmiyorum. Evet. Geçtiğimiz dönem sanat felsefesi dersi de bu konuda kafamı iyice karıştırdı zaten. Evlerimize astığımız bir tablo, telefon kılıflarımızın rengi, paylaştığımız fotoğraflar, müzikler, takılarımız, gezdiğimiz yerlerde yaptığımız mekan bildirimleri... Bunları neden yapıyoruz diye sorgulamama neden olan ders sayesinde epey düşündüm. Elbette bir cevap bulmama yetecek bilgi donanımım yok. Bir insan neden kitap, şiir veya hikaye yazar? İşlediğimiz bir konu bunu epey kafama takmama neden olmuştu. Bu sorunun kesin net bir cevabı olamaz. Olmamalı. Neden şiir yazdığımı neden kitap yazdığımı  gerçekten bilmiyorum. Bildiğim tek şey yazarken çok eğlendiğim. Bir sahneyi yazıyorum ve mükemmel olana kadar o sahne üzerinde oyunlar oynuyorum. Sahne tamamlanınca büyük bir heyecanla baştan okuyorum. Karakterler gerçekten yaşıyormuş hissi veriyorsa, sahneyi izliyormuşum gibi hissediyorsam bu bana keyif veriyor. Kafamda çok fazla kurgu dolaşırken bunları bir yere kaydetmemek kayıp gibi geliyor bana. Yani eğer bir sebebim varsa muhtemelen sadece eğlenmek için olmalı. Galiba sadece oyun oynayan bir çocuk gibi davranıyorum.

  Bu yaz benim için oldukça bunaltıcı geçerken penceremden görünen denizi uzaktan izliyorum. Ruhum denize koşmak için çıldırıyor. Fakat en azından bilgisayar başında vakit geçirmek için bahane yaratmış oldum. Her yaz hastanenin kapısından girmeyi başardığım için kendimi tebrik ediyorum. Bu sayede yarım kalan bir çalışmayı tamamlayabilirim. İstediğim resimleri çizebilirim. Gelecek dönem için bilgi toplayıp ders çalışabilirim. Zamanın boşa gitmemesi için yazabilirim.

  Dediğim gibi bu yazının da bir amacı yok. Hiç silmeden aklımdan ne geçiyorsa yazmak üzerine başlattığım bir post oldu. Burada durmazsam da sonu gelmeyecek. Yine yazarım ben blog. Sen buradasın nasıl olsa.

S..

2 yorum:

  1. heeeey biriciiksin seeen. kader ipliklerini çözcen zamana dokuncan tabiii. ne güzel yazmışsın. du bakalım yapcan daha büssürü şey kii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ay deep çingusu gelmiiiş hoş gelmiiş :) sen de biriciksiiin :) çözerim değil mi onu da yaparım sırası gelince :D Ay ben de merak ediyorum dur bakalım neler yapacağım ^.^

      Sil

Öyle okuyup kaçmak olmaz sevgili okur, fikrini belirt, bir selam et, bir ses ver, çekinme :)

Not: Yorum yaparken lütfen Türkçemizi koruyalım.

^.^"