YooRin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YooRin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2013 Cumartesi

YooRin'le Telepatik iletişim


  Kısacık sürecek olan ilkbaharı sevinçle karşılayan ama yakında gelecek olan çöl sıcaklarını düşününce beti benzi atan bendenizden pek bi selam olsun! 



  Daha önce kedim YooRin'den bahsetmiştim. Onu ve yavrularını bahçeli evi olan ve kediye ihtiyacı olan bi tanıdığımıza vermiştik, çünkü YooRin zaten apartmanda yaşamaktan memnun olmamaya başlamıştı ve yavrularıyla beraber evin içinde huzursuz oluyorlardı. Üstelik yavrulardan biri bir keresinde az daha balkondan düşüyordu. Dördüncü kattayız çok tehlikeli. Tanıdığımız yaşlı çiftin evleri bahçeli olduğundan böceklerle ilgili sorunları oluyordu bu yüzden eğitilmiş bi kedi arıyorlardı. Her neyse işte ilk başta onlardan ayrılmak çok zor oldu benim için, YooRin'i daha bir iki haftalık yavruyken kapının önünde bulmuştuk ve anne bakımı olmadan zar zor hayatta tutmuştuk onu, süt içemiyordu bile o kadar küçüktü yani. Zaten bu güne dek ne kadar kedi beslediysem hepsini aynı şekilde kapının önüne bırakılmış olarak bulmuştuk, eskiden evimiz birinci katta olduğundan diğer kediler dışarıya çıkıp dolaşıyor sonra geri geliyorlardı bu yüzden YooRin dışında bütün kedilerim günün birinde kendi rızalarıyla evi terk edip bir daha dönmemişlerdi.

  YooRin ve yavruları gidince artık yanımda olmamalarına fazla üzülmedim çünkü bunun onlar için iyi bir seçim olduğunu biliyordum ama aynı zamanda gerçekten iyi olacaklar mı diye endişeleniyordum. Korktuğum gibi şeyler olmadı hiç, yavrular çabuk alıştılar yeni evlerine, YooRin biraz huysuzluk etmiş ilk başta, sonra bir keresinde kaçıp bize gelmişti hatta, evi nasıl buldu hiç bilmiyorum. Ama sonra o da alıştı tabii. Bahçeli evde hayvan beslemek daha iyi her yönüyle. Şimdi gayet iyiler, kardeşlerim arada bir ziyaretlerine gidiyor. 

  Gelelim şimdi kedilerimden bahsetmeme sebep olan olaya :) Uzun zamandır, o ilk sıralarda evi bulup geldiğinden beri, YooRin'i görmedim ve çok özlemiştim, geçen sabah haberleri izlerken bir kedi gösterdiler tabii aklıma hemen bizimki geldi, şimdi yanımda olsa da bi sarılsam falan dedim içimden. Yarım saat sonra kapının dışından tanıdık bi miyavlama duyduk annemle. Bir de baktık YooRin gelmiş :) Bu kediyle eskiden beri telepatik bağlarımız var diyorum ama kimse inanmıyor. Matmazel, yeni evine alıştığından beri bütün şehirde gezip dolaşmadığı yer yok, bizimkiler nereye gitseler YooRin'i orada görüyorlar bana anlatıyorlardı, ben de sürekli soruyordum bu gün gördünüz mü onu ne yapıyordu falan diye. Hanımefendi bütün gün dışarıda dolaşıyor akşam olmadan da eve dönmüyormuş. O sabah da bizi ziyarete geldi işte :)



  Tabii yeni sahibini aradık ilk olarak ne yapalım diye, teyze de bir şey yapmayın sizi özlemiş biraz dursun yanınızda sonra bırakırsınız dışarı o gelir dedi. Biz de öyle yaptık, bütün gün yanımızda durdu, eski oyuncaklarını inceledi ama oyun oynama yaşı geçmiş, ilk bi heyecanlanıyor sonra bırakıyor oynamayı. Bütün evi şöyle bir dolaştı değişiklik var mı diye. Sonra her zaman uyumayı sevdiği yerleri kontrol etti. Alışkanlıkları değişmemiş en çok buna şaşırdım. Kedilerimizi büyütürken hiç kedi kumu kullanmadık biz, gerektiğinde tuvaleti kullanıyorlardı daha temiz oluyordu. Bunu unutmamış. Eskiden yemini sakladığımız dolabı da unutmamış gidip patileriyle açarak kontrol etti ama bir şey bulamadı tabii, ev yemeğiyle idare etti :) Yerde boş bir kutu ya da poşet görünce koşa koşa ilerleyip içine girme ve orada oturma alışkanlığı da değişmemiş, bunu neden yapıyor bilmiyorum, poşetlerin içinde uyumak ona çok ilginç geliyor olmalı. Bunlar dışında akşam olana kadar yanımda bir yere kurulup uyudu. Akşam onu dışarıya bıraktığımızda erkek kardeşim takip etti başına bir şey gelmesin diye ve eve gidecek mi gitmeyecek mi diye. Gerçekten teyzenin dediği gibi doğruca eve gitmiş. Kediler çok zeki yaratıklar (:



  Umarım yine aklına düşer de ziyarete gelir :) 

~Sessizgemi~

7 Haziran 2012 Perşembe

~ YooRin'imin Küçücük Minicik Bebekleri Oldu ^^ ~


  Uykusuzum, yorgunum, ölüyorum... Tanrım, sana geliyorum! Çok dramatik bir giriş oldu, amacım bu değildi halbuki... Pazartesi günü saat sabahın beş buçuğu ile sekiz kırk beşi arasında haylaz prenses YooRin'imin dördüz bebekleri olduğunu bildirmekten pek bi mutluluk duyuyorum :)

  Ah, konuyu nasıl toparlasam ne söylesem bilemiyorum. Sabahın beş buçuğunda ilk doğan Yuri'nin sesiyle panik içerisinde uyandık ki telaşımızı anlatamam. YooRin'im pek bir korkmuştu sesi bile çıkmıyordu kuzumun. İçlerinden birine bir şey olmasından çok korkuyordum neyse ki hepsi sağlıklı. Bebekler dünyaya geldikten sonra bir baktım benim şaşkın bırakmış yavrularını kaçacak yer arıyor. Bebekleri kabul edemediğini falan sandım bazen kediler reddediyormuş ya ondan çok endişelendim. Etrafta dolaştıktan sonra geldi üçüncü doğan Gomi'nin ensesinden tutup sürüklemeye çalıştı. Bizde bir telaş bir panik görmeniz lazım, aklımızda bebeği yemeye çalıştığı gibi uçuk kaçık düşüncelerle çığlığı bastık hemen. Meğersem yeni doğanlar üşümesinler diye perdeleri açıp üstlerine güneş gelmesini sağlamıştım, bizim prenses de bundan rahatsız olmuş, gölgeye sürüklüyor. Kıyamam ben onlaraa ^^

  Neyse perdeleri kapatıp rahat ettirdik, matmazel de sakinleşti. Doğar doğmaz yaşayabilmeleri için de ilk sütlerini hemen içmeleri gerekiyordu. Pek bi beceriksiz çıktı keratalar. Neyse ki benim gibi bir kahramanları var :P Hepsine en başından beri süt içmelerinde yardım ediyorum, gerçi şimdi tek başlarına hareket edebiliyorlar artık, sürünerek de olsa.. Bir de öyle bir huysuz ve yaygaracılar ki sormayın, hepsi annelerine çekmiş bunların, YooRin'in kuyruğuna değilmesi yetiyor bağırmasına sanki bir şey yapıyoruz, bunlar da süt içerken canavar kesiliyorlar birbirlerini parçalıyorlar. Asayişi sağlamak da bana düşüyor, YooRin daha rahat içsinler diye karnını öne çıkarmaya çalışmaktan başka bir şey yapamıyor.

  Zavallı YooRin'im de hala şaşkın, ne yapacağını pek bilemiyor. Sanırsam bebekler doğana kadar hamile olduğundan habersizdi :D Bazen bebeklere uzaylı görmüş gibi bakıyor. Dinlenmek için sepetten çıkıp yemek yemeye falan gidince bebeklerin varlığını unutuyor, eski yaramaz kedi oluveriyor. Fakat sonra kuzular uyanıp cıyak cıyak bağırınca telaşla geri geliyor, görmeniz lazım çok komikler ^^ Bir ara videolarını çekip bir post yapmak istiyorum :)

  Geceleri de sepeti yanıma alıyorum ne olur ne olmaz diye. Saat başı uyanıp kavga ettikleri için de uykusuz kaldım kaç gündür. On beş günlük olduklarında rahat bir nefes alabileceğim sanırım. O zaman bir hayli büyümüş olacaklar. Daha gözleri de açılmadı bir hafta geçmesi gerekiyor bunun için. Görmedikleri halde annelerinin ne yönde olduğunu bulabilmeleri hayret verici. Sepetten alıp biraz uzaklaştırdığımı da hemen fark edebiliyor ve ağlıyorlar ;) Süt içmedikleri zaman hep uyuyorlar. Biraz büyüseler de oyunlar oynatsam diye sabırsızlanıyorum. YooRin'le en başından beri şakalaşıyorum, o da sanki beni anlıyormuş gibi bakıyor :D Doğumdan önce her gün en az bir kere "hadi git de doğur artık, yerinden kalmaz oldun" demeden rahat edemiyordum ^^

  İkinci doğan yavrunun rengi hepsinden farklı olarak çok güzel bir gri olduğu için onun adını Grii koymuştum. Diğerlerine isim bulamamıştım. Bu konuda bana yardım eden Glikoza'ya teşekkürlerimi sunarım. Glikoza'nın diğer üç yavruya verdiği isimler Gomi, Yuri ve Heri. İsimleri çok güzel ve kafiyeli oldu bence :)

  Şimdi hepsi uyuyor, YooRin yine ortada yok, bebekleri benim başıma atıp keyif çatmaya bayılıyor. Doğumlarına yardım ettiğim yetmiyormuş gibi bir de dadıları oldum iyi mi ^^ Neyse bu post burada bitsin. Yazacak çok şey var fakat onları da başka bir vakit yazarım artık.

  Bir kaç resim eklemeden olmaz ama değil mi?


Yuri Grii, Gomi, Heri
Yuri, Grii, Gomi, Heri

Gomi ve Grii erkek diğerleri kız. Erkekler çok yaramaz bütün sütü kendilerine istiyorlar :) Hepsi birden YooRin'ime süt şişesi muamelesi yapıyor ^^

Gomi

Gomi

Gomi

Heri

Heri

Soldan sağa; Grii, Gomi, Heri, Yuri

Yuri ismi çok özel oldu çünkü tıpkı YooRin'in küçüklüğüne benziyor. İsim kafiyesi bu kadar olur ;)

Gomi, Grii, Yuri

Uyurken de hep böyleler birbirlerine sarılıyorlar sürekli. Yemek vakti dışında kardeşlik bağları çok kuvvetli ;)

Aile saadeti :)

Benim haylaz matmazel ilk şoku atlatınca çok bağlandı kuzularına (: Bir sevgi gösterisi yapıyorlar ki görmeniz lazım. Bir de çocuklar ağlayınca koştur koştur yanlarına gidip yanlışlıkla üstlerine oturmasa daha iyi olacak ya neyse :D

İlk gün..

Süt Kuzuları :D


İşte böylee... Bu postun da sonuna geldik şimdi gidip uyanan küçücük minicik şekerparelerimi  sevmeliyim ^^ Tekrar görüşmek üzere, kendinize iyi davranın a dostlar ^_^

~Sessizgemi~


19 Mayıs 2012 Cumartesi

~ Korku Filmi Gibi ~

Oldukça güzel görünüyor fakat orada olmak istemem!



 Bugün saat sabahın 5'inde kedim YooRin'in üzerime zıplaması ve odada deli gibi koşturmasıyla uyandım. N'oluyo yaa.. dememe fırsat kalmadan pencereye tıkır tıkır çarpan yağmurun sesini işitmem ve de bunun ne olduğunu idrak etmem sadece 6 saniye sürmüştür.. Üstelik ne yağmur! Resmen kışın ortasında zannettim kendimi. Öyle bir fırtına var ki o anki durumu tam anlamıyla aktarmam mümkün değil.  Şimşekler çaktıkça oda aydınlanıyor, uzayan veya kısalan gölgeler bir şeyler saklarcasına sırıtıyor ve pencereye çarpan yağmur ardında ürkütücü fısıltılar bırakıyordu..


  Eskiden beri kış günleri uykular bana haram olmuştur. Yağmuru normalde çok sevmeme rağmen geceleri patlak veren fırtınalar, odayı aydınlatan yıldırımlar ve uğultulu rüzgarlar her zaman kabusum olmaya devam etmiştir. Yağmura olan sevgim gece başka, gündüz başkadır tıpkı Fiona gibi :) Yağmur ve fırtına bitene kadar ne başıma kadar çektiğim örtüyü bir santim aralayabilir ne de kıpırdayabilirdim. Yağmur hafifleyene ya da gün ışığı odayı aydınlatana kadar rahat edemezdim.


Bu da çok güzel ama yine de..




  Her neyse, işte bu sabah YooRin tarafından uyandırılınca böyle bir ortamda tekrar uyuyamadım, tabii bir de fırtınadan korkan kedimi sakinleştirmekle uğraştım. Neyse ki hava hafiften aydınlıktı da mevsimlerin şaşırması sonucunda uyuyor numarası yapmak zorunda kalmadım, oturdum yağmuru izledim. 


  Manyak şey ön patilerini cama dayıyor iki dakika yağmuru izliyor, şimşek çakınca da odada koşturmaya başlıyordu :) mobilyaların tepelerine çıkıyor, sığabileceği her şeyin altına giriyor, etrafta dört dönüyordu. Bunu yaparken de kendini oradan oraya fırlatmaktan hiç çekinmiyordu. Bebeklerine bir şey olacak diye korkup azarlayınca da gidip mamasını yedi ve bir şey olmamış gibi bir köşeye çekilip uyudu hain yaramaz..


   İşin tuhafı... neredeyse yaz geldi, bu fırtınanın bulutsuz bir gecenin sabahında ne işi var... Bu yağmurların Mart ve Nisan'da yağıp bitmesi gerekmiyor muydu? Belki de yanlış biliyorumdur Mayıs'ta da yağması gerekiyordur. Fakat yine de düşünmeden edemedim. Dünyayı mahvettik ve buna devam ediyoruz. İnsan bedeni ve dünya birbirinden çok da farklı değil. Bedenimiz de dünya da her zaman kendini yenilemeye ve tedavi etmeye programlanmış. Öyle bir düzeni var ki doğanın, kimse dokunmasa kendi kendini düzelterek sakince varlığını sürdürebilir. Lakin biz dünyanın kendini tamir etmesine izin vermediğimiz gibi onu mahvetmeye devam ediyoruz. Düşünün, bir adamın yaralarına tuz serperseniz ne olur? Yaralarının iyileşmesine yetecek gücü bulamaz, acı çeker, saldırganlaşır... Ve bu duruma devam edersek... işte o zaman adam gözlerini sonsuza dek kapatır..


  Bedenlerimizde bir hasar oluştuğunda tedavi etmenin yollarını bulabiliyoruz fakat kocaman gezegeni geri dönüşü olmayan uçurumlara itmeye devam edersek korkarım onu oradan çıkarmanın yolunu bulmamız mümkün görünmüyor... 


  Ağlama sahip olduğumuz tek gezen Dünya, en azından yalnız ölmeyeceksin!


~Sessizgemi~