Uzaylı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uzaylı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2022 Cuma

Blogları Canlandırma Projesi - Ocak

 

Herkese BCP'nin ikinci sezonundan selamlar ^.^ Geçen yıl bir iki ay eksik katıldım ama bu yıl mümkün olursa hiçbirini atlamadan katılım sağlamayı düşünüyorum. Bilenler bilir bilmeyenler için kısaca açıklamam gerekirse her ay önceden belirlediğimiz konularda ve temalarda film, dizi, kısa film, anime, kitap, manga ve bu türden şeyler izleyip okuyup istediğimizi seçip yorumluyoruz. Bu şekilde bcp diye başlık atıp bulunduğumuz ayın konusunu belirtiyor ve seçtiğimiz eseri yorumlayarak daha sonra diğer yazan arkadaşlarımızın neler paylaştığına bakıyor ve yorumla katılım sağlıyoruz. Böylece birbirimizden aynı tema veya konu üzerinden farklı eserler öğrenmiş oluyoruz :) Konu ile ilgili bilgi için Fighting ve Okurix'in detaylı açıklamasına bakabilirsiniz ve geçmiş yazıların listesini de arkadaşlarımızdan bulabilirsiniz :)

Yazıya devam etmeden önce minik bir heyecanımı paylaşmak isterim :) Aylardır hatta sanırım iki yıldır sürekli ve sürekli ve süreeklii sınava çalıştığımı belirtiyordum ales yds yökdil vs.. resmen ösymye kamp kurmuş gibiydim hatta şöyle düşünmeye başladım bu kadar sınava girdiğim için artık bana özel indirim yapmaları gerekirdi :D her neyse bunun dışında birkaç aydır bilim sınavına da hazırlanıyordum. Ve sonunda başardım. Dün açıklandığında başta algılayamadım ama yüksek lisansı kazandım sonunda. Aslında bilim sınavına ilk kez girebildim öncesinde hazırlık aşaması çok yıpratıcıydı bu yüzden beklentim çok düşüktü. Listede birinci sırada adımı görünce yanlış okuyorum sandım. İsmimi başkasıyla karıştırıyorum sandım. Sonra çarpıntım oldu tabi heyecandan. Bu enerjiyle hayata yeniden dönmüş gibi hissediyorum ve toparlanabildikten sonra kendimi bloga attım işte buradayım ^.^

Gelelim bu ayın konusuna :) Bu ayın konusu Uzak Doğu veya Çizgi roman olarak belirlenmişti. Bir şeyler okumak için şuan sadece iki haftam var sonra ne olacak bilmiyorum o yüzden sizin için bir dizi izlemeyi seçtim :) Eğer manga veya webtoon tavsiye edecek olsaydım hala bitirememiş olsam da Dal-Sez önerirdim. Aslında Attack on Titan da çok güzel. Ama ona da daha devam edemedim. O nedenle gelelim dizi yorumuna.

My Girlfriend is An Alien

Çin / 2019

28 bölüm
Komedi, Fantastik, Romantik

Cape Town gezegeninden dünyamıza örnek bitki ve hayvan toplamak ve kendi dünyasına götürmek için aldığı bir görevle gelen başrol kızımız -ki adını telaffuz etmek mümkün değil çünkü bir cümle kadar uzun bir uzaylı ismi var- dünyaya iniş yaptığı sırada bulunduğu yerde bir kazaya uğrayan genç bir adamın hayatını kurtarır. Bu tesadüfi karşılaşma her şeyin karman çorman olmasına neden olur. Çünkü adamı kurtarırken yanlışlıkla güçlerini barındıran ruh boncuğu kendisinden adama geçer. Bu boncuk olmadan geri dönmesi ve yaşam enerjisini stabil tutması mümkün değildir. Boncuğu nerde kaybettiğini de başta anlayamaz. Bir süre sonra kurtardığı adamı unutmuş bir şekilde etrafta dolaşırken ve dünyayı keşfetmeye çalışırken başka bir genç ile karşılaşır ki bu da en baştaki esas oğlanın kardeşidir. İşte aşk üçgeni oluştu. Gerçi kardeşin aşkı da tam aşk değildi ne olduğunu pek çözemedim sanki bir tür hayranlık ve yalnızlıktan kaçmaya çalışma gibiydi. Zaten çok sonraları abisi ve kız tekrar tanıştıktan sonra aralarında gelişen aşka saygı duymaya başladı. Her neyse baya karışık mı anlatıyorum ne :D

Uzaylı kızımız dünyada Xiao Qi ismini alır. Kısaca Qi desek de olur bence :) Qi uzaylı olduğu için aile ne demek bilemez. Aşkın ne olduğunu da bilemez. Bu nedenle başrolü paylaştığı ve hayatını kurtardığı Fang Leng'in yanındayken sürekli onun hormonlarının kokusunu alıp kendinden geçer. Bunu kontrol etmekte zorlanır sürekli Fang Leng'e dokunmaya çalışması gerçekten komikti :) Fang Leng ise her yağmur yağdığında hafızasını kaybeden ve büyük bir şirketin yönetiminde olan zengin bir adam. Hafıza bankası kurmuş adam kendine. Her unuttuğunda gidip yaşamını izleyip yeniden öğreniyor ve bu arada silmek istediği şeyleri yağmur yağmadan önce bankadan silip tekrar hatırlamıyor aslında iyi bir yanı var gibi ha :D Qi ise aşık olduğunda hasta olduğunu sanır. Ağladığında gözlerindeki suların hiç geçmemesinden korkar. Ve aklında sadece geri dönmesi gerektiği olduğu için aşık olduğunu fark etmez. Uzaylı olmak zor olmalı :) Uzun süre garip garip davransa da kimse uzaylı olduğundan şüphelenmez ki bunu hiç anlamadım. En sonunda kanının mavi olduğunu gördüklerinde aaa sen uzaylı mıydın derler ve hiiç şaşırmazlar. Kaç kez uzaylı görmüş olabilirler ki? Her neyse mantıksız şeylere takılmam dışında aşırı komik ve eğlenceli bir diziydi. Kızın yanında gelen kaplumbağa yardımcısı da aşırı tatlıydı :) Kız çok şirindi. Daha önce izlediğimiz When We were Young dizisinde de oynayan kız oymuş. Bana kalırsa o dizi çok daha güzeldi onu da izleyin derim. Konu zayıf olsa da komedisi için izlenir. Dizinin müziği de çok hoşuma gitti bu arada ^^ Umarım seversiniz ^^



15 Ağustos 2012 Çarşamba

~Yoronuminchari Kınyeedorika~




  Güneşte hayat ne kadar zordur şimdi. Biz bir damla ışığına tahammül edemezken Güneşinsanları onun derinliklerinde yaşıyorlar. Gerçi öyle bir yerde olduklarına göre biyolojik yapıları bizden çok farklı olarak bulundukları lav koşullarına göre gelişmiştir; fakat, yine de bir nebze serinliği hayal ettiklerinden eminim. Arada bir, başka yıldız ve gezegenlere gidip tatil yapıyorlar mı diye merek ediyorum. Tatil için İnsanların gezegenine gitseler onlara göre çok soğuk olacağından evlerine hasta bir şekilde dönerlerdi herhalde.


  Marslılar da ayrı bir alem. Olimposlular ve Marinerisliler büyük bir savaş başlatmışlar. Nedenleri de zaten az olan sıvı suyu ve kutup buzlarını paylaşamamalarıymış. Bana sorarsanız asıl sebep bilinen en yüksek rakıma sahip olan Olimpos'da yaşayan Marslıların, yine bilinen en büyük kanyon olan Marineris Vadisi'nde yaşayanları küçük görüp sömürmek istemeleridir. İnce atmosferlerinde soludukları demir oksit de yeterli değilmiş aldığım haberlere göre. Bu güne kadar Marslıların aşırı zeki olabileceklerini düşünüp durdular. Fakat şu işe bakın ki karbondioksidi işleyerek yeterli buz üretmeyi akıl edememişler henüz.

  İşin komik tarafı onların ne suya ne de buza ihtiyaçlarının olmaması. İnsan bilim adamları yaşam için suyun şart olduğuna inanırlardı bir de. Fakat Marslıların biyolojik yapısının su yerine metana ihtiyaç duyduğunu keşfedince çok şaşırdılar. Dedim ya bu Marslılar ayrı bir alem, suyu ve buzu ihtiyaç sebebiyle değil de geliştirmeye çalıştıkları su silahları ve inşa ettikleri eşsiz saray ve şatolarında kullanmak için istiyorlarmış. İşleri çok zor doğrusu...

  Bu arada Sirius yıldızları arasında plazma savaşları çıkmış. Kardeş yıldızların kardeş halkları olmalarına rağmen birbirlerine bu kadar yakın olunca yıldızlarında yakıt olarak kullandıkları plazmayı paylaşamaz olmuşlar. Üstelik paylaşamadıkları plazmayı kullanarak savaşıyorlarmış! Yorgan gitti kavga bitti hesabı olacak onlarınki anlaşılan.



  Geçenlerde iki büyük karadeliğin prens ve prensesleri evliliklerini hükümdarlıklarını birleştirerek kutladılar. İki karadelik de tek bir krallık altında birleştirildi. Kutlamalar şahaneydi, ortaya çok güzel bir ışık gösterisi çıkmıştı. Fakat tören sona erince yine soğuk hallerine geri dönen halk ve yaşadıkları yeni ve büyük karadelik, her zamanki doğal davranışlarıyla evrende karanlık ve sessiz bir şekilde süzülmeye başladılar. Şimdi, kibirli bir şekilde, önlerine çıkanı yutuyorlar.



  Jüpiterlilere acıdığım kadar kimseye acımıyorum sanırım. Yazık gerçekten. Yaşadıkları gezegenin şartları nedeniyle çok karışık bir solunum sitemleri var. Bu nedenle aşırı hassas ve alerjik birer bünyeye sahipler. Kendi gezegenleri dışında hiçbir yerde yaşayamıyorlar. Mavi gezegende yaşamaya çalışan bir koloninin tamamı oksijen zehirlenmesi ve grip virüsü nedeniyle ağır hastalıklar sonucu hayatını kaybetmişti. Bunun sonucunda başka bir göç olayına girişmeye cesaret edemediler hiçbir zaman.

  Şimdi dursunlar durdukları yerde, kocaman gezegen, neyini beğenmiyorlar diyenler var tabii. Fakat Jüpiter'de öyle korkunç ve karanlık iki yaşam formu daha var ki akıllara zarar. Lavtromozoruslar ve Prinhameteromlar.. İki ırk da etçil ve vahşiler. Jüpiterlilerin onda dokuzu onlara yem olarak hayatını kaybediyor.

  Lavtromozoruslar, Dünya gezegeninde bir zamanlar yaşamış olan dinozor ırkına benziyor. Damarlarında kan yerine lav akar ve derileri de neredeyse taş kadar serttir. Kendi aralarında iki türleri var. İlk türün genel özelliği sürü oluşturmamaları ve bir Jüpiterliyi çiğnemeden yutacak kadar büyük olmaları. İkinci tür ise o kadar küçük ki Mavi gezegendeki çekirgelere benziyorlar. Bunların genel özellikleri ise sürü halinde yaşamaları ve saldırdıkları canlıyı beş dakika içinde yiyip bitirmeleri. Lavtromozorusların iki türü de geceleri avlanırlar ve bir Jüpiter yılı boyunca aç kalsalar da yaşayabilirler.

  Prinhameteromlar ise yine Dünya'da yaşayan piranalara benziyor. Fakat onlardan farklı olarak hem uçabiliyor, hem karada yaşayabiliyorlar. 3orn (Dünyada kullanılan 5 metreye denk gelir) genişliğindeki kafatasları çok serttir ve gelişmiş bir zekaya sahiplerdir. Sürü halinde yaşar ve sürü halinde saldırırlar. Dişleri çok büyük ve zehirli, sonradan evrimleşmiş pençeleri ise 10seon (Dünyada kullanılan 100 ton) kuvvetinde güç uygulayabilir.

  Bu şartlar altında Jüpiterlilere acımadan edemiyorum. Umarım bir an önce kendilerini savunmanın bir yolunu bulurlar veya kendilerine uygun bir gezegen keşfederler. Onlardan önce bizimkiler keşfetse bile yardım etmek için onların göç etmesine öncelik vermeyi amaçlıyoruz.


  Mavi gezegenden laf arasında bu kadar bahsetmişken oradan da biraz havadis vereyim bari. İnsanlar en başından beri kör olmaya o kadar meraklı ki anlatamam. Yıllarca evrende yalnız olmadıklarına inanan sağduyularıyla birlikte kendi ilkel yöntemleriyle uzayı araştırıp durdular. Daha önce de değim gibi bir yaşam formunun olabilmesi için suyun şart olduğuna inanıyor ve bu nedenle pek çok ayrıntıyı kaçırıyorlardı. Dünyaya giden Jüpiter kolonisinin gizliliği deşifre olmasaydı daha arayıp da bulamamaya devam ederlerdi kesinlikle.



  İlk kez uzaylıların varlığını kesinlikle kanıtlayan deliller buldular ya, bir de şanssızlık üzeri koloniye karışan bir Marslıyı ölmeden önce konuşturmayı başardılar ya şimdi tüm dikkatleriyle Jüpiter ve Marsa yoğunlaştılar. Bir de öyle bir korkuyorlar ki kendi dilimde bunu ifade edebilecek bir sözcük yok, sanki Jüpiterliler ve Marslılar gelip hepsini akşam yemeği yapacak. Cık, cık, cık.. Bu huylarını sevmiyorum işte. Ama Jüpiter'e gitmeyi başarırlarsa ve bir Lavtromozorus veya Prinhameteromla karşılaşırlarsa görürüm ben onları. Canavar öyle değil böyle olur diye mesaj gönderirim o zaman hepsine hahahaa..

  Kaç seferdir yanımızdan geçiyorlar daha varlığımızı fark edemediler yahu.. Bir de topraklarımızdan örnek alıp kendi laboratuvarlarında inceliyorlar. Aman, fark etmesinler zaten. Biz uzaylı türleri kendi aramızda yeterince kalabalığız, ayrıca bin yılda bir olan savaşlar dışında huzurumuz yerinde. Şimdi onlarla iletişim kurmaya başlarsak huzur falan kalmaz kimsede. Kendi yaşam alanlarını mahvettikleri gibi bizimkini de çürütürler neme lazım! Evrendeki en zeki yaratık olduklarını düşünerek kibirlendikleri yetmiyor gibi buna tezat bir şekilde gezegenlerini öldürmeye devam ediyorlar. Sanki ellerinde bir yedeği varmış gibi. Lavtromozoruslarla evimi paylaşırım da onlarla paylaşmam, hah şuraya yazıyorum!

  Ya, hadi her şeyi geçtim de, bir de öyle unutkanlar ki.. Ateşi Güneşinsanlarından öğrendiler, birbirinden eşsiz yüksek binalar yapmayı Marslılardan, yazı yazmayı Jüpiterliler ve bir zamanlar çok büyük krallıkları olan Venüslülerden öğrendiler. Venüslüler geçen milyar yıl önce toplu göçlerle Samanyolu'nun diğer tarafında başka bir gezegene taşınmışlardı. Şimdi ana gezegenleri bomboş duruyor. Bir kısmı da İo'ya taşınarak bize komşu oldular. Nerede kalmıştım? Hah, hatırladım! Bizden de astronomiyi ve denizciliği öğrendiler ama hatırlayan nerdee... Öyle garip bir ırk ki şu insanoğlu bunca şeyi nereden öğrendiklerini hatırlamadıkları gibi tanışmayı çok istedikleri uzaylılarla bir zamanlar haşır neşir olduklarını da unutmuşlar. İçlerinden bazısını çok sevsem ve birkaç bilim insanıyla düzenli olarak iletişim kursam da geriye kalanını sevmiyorum. İletişim kurduklarım da harbi karakterli kişilikler doğrusu. Bana ve halkıma bu güne kadar ihanet etmediler ve varlığımızı gizlememize çoğu zaman yardımcı bile oluyorlar.

  Biz mi?

  Biz Europalılarız. Jüpiter'in etrafında dönen bir uydu olsa da dünyamızda oradaki gibi korkunç yaratıklar yok. Buz kaplı yüzeyin altındaki kocaman okyanusta yaşasak da bazı günler yüzeye çıkıp başka gezegenlerden geziye gelen kampçılar ile iletişim kuruyoruz. Konuşmaya yarayan ağızlarımız yok fakat bunun yerine çok işlevsel bir yeteneğimiz var. Hangi dilde olursa olsun düşünceleri duyabiliyor, anlıyor ve zihinlerimizle cevap verebiliyoruz. Bu aralar çoğumuz karma ırklardan oluşan ve bu yüzden iletişimsizlik sorunu yaşayan gezegenlere tercümanlık işleri için göç ediyoruz. Bir de manyetik alanları kontrol edebilen evcil Minyontrelelallerimiz ile zaman zaman Samanyolu'nun merkezindeki terk edilmiş karadeliği kontrole gidiyoruz. Oranın halkı karadeliği terk ettiğinden beri kontrol altında tutma görevi halkıma devredildi çünkü diğer ırklarda bunu yapabilecek bir teknoloji bulunmuyor.

  Ben gezegenlerarası iletişim görevlisiyim. Bu günlerde çok değer gören bir meslek. Pek çok gezegeni ve yıldızı dolaşıyor ve pek çok önemli kişiyle iletişim kuruyorum. Bütün ırklar insanoğlundan uzak durmamız konusunda hemfikir. Tabii ben meslek alışkanlığı olarak gizliliği ön planda tutup daha önce de söylediğim gibi birkaç Dünyalı ile görüşmeye devam ediyorum. Halkımın ortalama ömrünün iki milyar yıl olduğunu söylemiş miydim? Tabii buna oranla bir bebeğin dünyaya gelme süresi de çeyrek milyar yıl sürüyor. Böylece uzun yıllar yaşayıp da zamanında Einstein gibi dehalarla tanıştığım için şanslıyım. İnsanoğlunun gerçekten çok kısa bir ömrü var. Yazık ki değerini bilmiyorlar.




  Her neyse, daha bahsedecek çok şey var fakat artık başka sefere. Şimdi anne tarafımdan on ikinci dereceden kuzenim ve onun yeğeni ile Andromeda'da bir gezegene ve oradan sonra da Sombrero galaksisine ve sonra da Hoag'ın merkezine birkaç araştırma gezisine gideceğiz, tabii bu arada küçük bir tatil planımız da var. Oralarda çok sayıda bulunan ve rahatsız edilmedikçe saldırmayan Çimakamabolar tarafından ısırılıp iğnelerinde bulunan enzime karşı olan alerjimden ölmeden dönebilirsem, geriye kalan evren dolusu şeyden de bahsedeceğim. Haydi bakalım; Pika pika, yoronuminchari kınyeedorika... Soomasdenuri kapushauiyondekimika zenite aui hichikomonarabootastanayoo! (Güle güle, huzur başınıza taç olsun... Dilerim insanların zulüm dolu merakları değişmeden bizi bulmazlar!)

~Sessizgemi~

7 Temmuz 2012 Cumartesi

O Bir Kuş, O Bir Uçak, O Bir Ne?





  Kendimi tuttum, saçmalamayayım belki cidden normal bir şeydir dedim ve iştahlı merakımla araştırıp ne olduğunu öğrenince bu enteresan şeyi paylaşmadan edemedim.. Araştırmasaydım cidden tuhaf teoriler üretmeye devam edecektim :)


  Geceleri gökyüzüne bakmayı severim, atmosferin ötesini hayal eder ve yıldızların arasında gezegen bulmaya çalışırım. Dünyanın dönüş hızını hissetmeye çabalar ve Ay'ın hareketini izlerim. Tuhaf biri olduğumu düşünmeyin hemen, mümkün olsaydı uzay araştırmaları yapan süper bir bilim insanı olacaktım da, işte olmadı :) Bir iki yıldır da gökyüzünde yıldız gibi görünen ama hareket eden bir şeyin varlığı dikkatimi çekiyordu. Belli saatlerde ortaya çıkan bu tuhaf nesneye ben "İo" adını verdim. Tamam çakma bir isim, n'olmuş ki? İo bir yıldız gibi görünüyor ama istediği yöne doğru gökyüzünde kayarak hareket edip bazen de flaş patlaması gibi ışıklar çakabiliyor. Kesinlikle bir uçak değil! Uçağın neye benzediğini biliyorum sürekli ışıkları yanıp söner ve hatları da bellidir zaten. İo tamamen bir yıldız gibi, tek farkı hareket etmesi ve kaybolmadan önce flaş çakıp bir süre ilerleyip sonra kaybolması..


  Onu ilk gördüğümde tek başımaydım ve uzaylıların varlığına inanan zihnimle öyle bir tırstım ki sormayın ^^ Sonra sonra biraz kafa yorunca aslında ne olduğunu tahmin ettim ama amacım her ne ise daha tuhaf ve garip bir şey olması gerektiğine inanmaya devam ettim. En sonunda bu gün araştırmaya karar verdim ve ne kadar saçmaladığımı gördüm. Tahminlerimden hep bir kenara bıraktığım ve aman canım bu kadar basit olamaz, olmamalı dediğim şeymiş meğerse.. 


  Gezegenin çevresinde dönen yapay bir uyduymuş bu, çok basit değil mi? Nadiren, iki hatta üç tane bile görüyordum aynı anda. Casus uydular olabiliteleri varmış. Dayıma göre, Ruslar yaptıkları yeni arama motoru için harita taraması yapıyorlarmış. Falan filan, sıradan dünyalık olaylarmış işte. Ama beni pek ikna ettikleri söylenemez. Hala altında gizli bir şeyler olduğunu düşünüyorum :D 


  Pek sevdiğim bilgi kaynaklarımdan viki şöyle diyor konuyla ilgili:

  Bulutsuz bir gecede büyükçe yapay uyduları çıplak gözle görmek mümkündür. Bunları uçaklardan ayırmak çok kolaydır. Uçaklar geceleri yanıp sönen sarı-kırmızı,yeşil anti-çarpışma ve sis lambalarını yakarlar. Oysa yapay uyduların parlaklığı yıldız gibidir. Akanyıldızlar gibi kayıp geçmezler,çok yavaş hareket ederler ve gök ufkunda kayboluncaya kadar görünürler. Ufukta dünyanın gölgesine geçtikleri için artık görünmez olurlar. En iyi göründükleri zaman, güneşin batışından az sonraki zamandır.
Bunları uçan dairelerle de karıştırmak mümkün değildir.Çünkü,yörüngeleri üzerinden,sapmadan,belli bir doğrultuda giderler.

  Hayır en başından beri gerçeği bildiğim 'veya tahmin ettiğim' halde neden garip teoriler ürettiysem onu anlamıyorum şimdi :) Olayı NASA'ya ve 51.Bölge'ye bile dayandırmıştım bir noktada :D


  İşte böylee, bir acayip durum...


  Gizem peşinde koşmadan duramayan bendeniz, daha fazla saçmalamadan kaçar en iyisi ;) Sevgiler...


~Sessizgemi~