Kraliçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kraliçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2021 Cuma

KELİME OYUNU 7

 


Bu haftanın kelimelerini sevgili Mükemmelis seçti :)

  • Kırmızı Elma, Şemsiye, Gömlek, Ayna, Fotoğraf

Gelecek haftanın kelimeleri sevgili Andromeda'da :)

...

  Tripodun üzerine fotoğraf makinemi dikkatle yerleştirip açıyı kontrol ettim. Görüntü için ayarlamalar tamam gibiydi. Doğru ışığı yakalamak için gün batımını beklemiştim. İkinci çekimleri de gün doğarken yapacaktım. Şansıma gökyüzü ışığın sertliğini kıracak ince ve komik bulutlarla doluydu ama açık olan minik kısımlarda batan güneşin etkisiyle mor, pembe ve mavinin değişik tonlarına dönüştüğünü görebiliyordum. Birkaç metre ileride bir nymphaion kalıntısının ortasındaki havuzun içinde yetişen kırmızı, beyaz ve mavi renkli çiçeklerin ve yemyeşil otların arasında sükun içinde duran Aphrodite Arles, sanki ona bakmadığım sıralarda beni gözetliyormuş hissine kapılmama neden oluyordu. Bir efsaneye göre onlara bakmadığınız sırada bazı heykeller canlanabilir ve peşinize düşebilirdi. Uyuduğunuz anı kollayıp sizi bir kabusa sürükleyebilirlerdi. "Bu düşünce hakkında sizin fikriniz nedir leydim, taçlı dağ lalelerinin ve güllerin kraliçesi?" diye seslendim. Bir cevap gelebilirmiş gibi bir an duraksadım. Çevrede rüzgardan ve kuşlardan başka ses ve benden başka da kimse yoktu.

9 Ağustos 2012 Perşembe

~Rüzgarın Kraliçesi~



  Evrenin tüm ağırlığını avuçlarında hissediyordu o an. Oysa ki ne dönmeyi unutan bir elektrondu şimdi ne de gök kubbeyi taşıyan Atlas ile bir akrabalığı vardı. Yoksa Zeus bir hiç uğruna onu da mı cezalandırmıştı? Nerede hata yaptığını düşünürken bir şeyin ensesinden tutup onu derinlere sürüklediğini hissetti. Karanlık ama aynı zamanda şeffaf bir sıvı onu yutuyordu sanki. Boğulmuyordu fakat aldığı her nefesin sesi onbin elektrikli süpürgenin sesine eşdeğerdi.

  Bir çeşit korku, yüreğinin yerinden fırlayacak derecede şiddetli atmasına neden oluyordu. Fakat neyin korkusuydu bu? Hiçbir fikri yoktu. O an gözlerini açık tutabildiği kadar görüyor, işitebildiği kadar duyuyordu ama zihninde çalışan küçük adamlar aldıkları verilere yabancı gibi tepkisiz kalıyorlardı.

  Gözlerini kapatıp her açtığında tıpkı bir slayt gibi farklı bir sahneyle karşılaşıyordu. Birkaç insan yüzü... Bir aracın tavanı.. Kızgın güneşin altında dalgalanan mavi bir gökyüzü, ah gözleri de kamaştı işte... Uğultulu bir yerde şekilsiz bir tavan ve sayamadığı kadar çok insan.. Nereye götürüldüğü hakkında bir fikri yoktu ve bedeninin peşinden sürükleniyormuş gibi tuhaf hissediyordu fakat paniklemesi gerekirken bunu bile düşünemeyecek durumdaydı.

  Bir tahttaydı şimdi. Ama garip bir tahttı  bu. Üzerinde oturmuyor, yatıyordu. Hareket ediyordu taht. Zeus onu bir kraliçeye dönüştürüp rüzgarın hükümdarlığını mı vermişti yoksa? Soluk pembe kıyafetler içinde insanlar vardı şimdi yanında. Sonra onlara beyazlar içinde birileri daha katıldı. Kaç kişi olduklarını saymak istedi ama sanki rakamlar da ağırlaşmıştı kendisi gibi, sayamadı. Yoksa bir taç giyme töreninde miydi? İçlerinden biri Herakles olmalıydı, Zeus'un elçiliğini yapmak için buradaydı herhalde, bir heykel gibi kusursuz bir yüze sahipti ama biraz yaşlıydı, hayal kırıklığı.. Herakles olmasa bile muhakkak o dünyaya ait birisiydi. Fakat anlaşılan kötü kalpliydi çünkü bir kraliçe olmasına aldırmadan canını acıtarak koluna bir serum bağlamıştı.

  Ah, bu durumda hastanede olmalıydı. Zeus'un ne zaman ne ceza vereceği hiç belli olmuyordu. "Genç hanım, fazla sıvı kaybına uğramışsınız ama endişelenmeyin serumdan sonra bir şeyiniz kalmayacak..." diyordu Herakles'imsi orta yaşlı adam. "Ah, tamam.. Fakat ben bir kraliçeyim, lütfen saygı gösterin, genç hanım yerine majestereleri daha uygun.." diye cevap verdi. Evet sahiden de komik bir şekilde 'majestereleri' demişti..


Bunlar da Rüzgar Şatoları olmalı :)


~Sessizgemi~