30 Ağustos 2019 Cuma

Hayat Sen Git Ben Yetişirim

  Hayatta sürekli planlar yaparız. Şunu şöyle yapsam sonra böyle olur, onu yapmazsam sonra şununla uğraşırım. Ay pembeyi seçsem aklım beyazda kalır o yüzden mavi olmalı falan. Bu yolu seçsem şuraya çıkarım, şu yolu seçsem başka bir olay. Ama hayat bize çoğu zaman iki yolu da seçtirmez. Onun kendi planları vardır. Ben hayata uyamadım hayat bana uymadı deriz. Hayat sen git ben yetişirim sana. Plansız kalmadan plansız yaşamayı öğrenemedim ben. Bir arkadaşım plan yapmadan yaşa der ama ne yaptığını da bil. Yok blogcum ben öğrenemedim hayatı, hayat da beni öğrenemedi. Başıma gelen zorluklar sebebiyle amaçlarından vazgeçen biri olmadım hiç. Ama bunun insanı yıpratan yönleri olduğunu daha önceden bilsem böyle bir karakter gelişiminde bulunur muydum farklı biri mi olurdum onu hiç bilemeyeceğim. Bazen ne yaptığımı hiç bilmiyorum. Üç tane önemli sınava hazırlanıyorum fakat elimde olmayan bir sebep yüzünden sınavları ertelemek zorundayım. Hayat akışımda bir ara vermişim gibi. Her şey durmuş gibi. Üstelik bu başıma hep geliyor. Yolun kenarına çekildim trafik sakinleşsin diye bekliyorum zaman akıyor ama benim bir yere gittiğim yok sanki. Yola ne zaman devam edeceğimi bilmiyorum. Yola devam edince karşıma ne çıkacak bilmiyorum. Bir şeyleri bilememek insanın tüm korkularının kökünde yer alan en büyük sorun. Bilinmezlik kendi başına ürkütücü, korkunç bir şey. Bekledikçe yolun kenarında havanın karardığını gördükçe ağaçların ardında ne olduğunu bilmeden öylece durmaya devam etmek gittikçe zorlaşır ve stres altında birçok kabus görürüz. Güneş battığı zaman gecenin ardından yeniden yükseleceğini bilsek de bunun olmama ihtimalini de düşünürüz o anda. Aldığımız nefeslerin sayısını daha önce hiç düşünmesek de önemli hale gelmeye başlar. Kalbimizi daha önce duymasak da ağırlaştığını hissederiz artık. Bari kenarda yola çıkmayı öylece beklerken bir iki kaplumbağa eşlik etse bir iki kuş sesi duysak bir de şu sıcakta dondurma olsa fena olmazdı. Yani blogcum canım sıkkın. Kafam karışık. Ne yaptığımı bilmiyorum. Ve şuan bir şey yapamıyorum. En azından kabuslarımdan bir iki hikaye yazarım mutlaka. Eh bu da bir şey. Yazarım yine kaybolma.

S..

25 Haziran 2019 Salı

Değişim


  Değişim çoğu zaman ürkütücüdür. Fakat henüz gerçekleşmemiş kötü olayların ihtimallerini düşünüp kaygılanmaya bir son verirsek değişimin aslında heyecan verici olduğunu fark edebiliriz. Benim bunu algılamam her zaman için biraz vakit alıyor. Yeni bir yere taşınmak, okul değiştirmek, yeni bir çevrede bulunmak benim için başlangıcı sancılı şeyler oluyor her daim. Çünkü telaşlı ve panik olmaya eğilimli biriyim. Üniversiteye başlarken de böyleydi. Bilmediğim bir yere gidiyor olmanın korkusu yüzünden sevincimin coşkusunu yaşarken endişeden de ölmek üzereydim. Kayıt işlemleri bitti yurda yerleştim derken okul bir kenarda dursun öncelikle yurtta nasıl hayatta kalacağım diye düşünmekten ilk haftamın nasıl geçtiğini pek bilmiyorum. Ailemden ilk defa uzaktaydım. Daha önce bir arkadaşımda bile kalmamıştım yurtta nasıl yaşayacaktım.. Her şey benim için yeni, yabancı ve korkutucuydu. O zamana kadar tek başıma alışverişe çıkmışlığım pek olmamıştı düşün blogcum halimi. Üniversitenin nasıl bir yapı olduğunu ancak içinde yaşamaya başlayınca öğrendim daha öncesinde hiçbir fikrim yoktu. İlk ders günü fakülteyi karıştırıp başka fakültede bölümümü aramıştım ve çok utanmıştım. Öyle böyle dört yıl bitti. Yeni insanlar tanıdım. Bazıları hayatımda anlamlı yerler edindi. Bazılarını hiç tanımamış olmayı diledim. Derslerim her zaman çok iyiydi. Sakarlıklarımla başıma türlü dertler açtım. Buna rağmen dört yıl boyunca şansım çoğunlukla iyi taraftaydı. Benim için sürekli iyi dilekler dileyen ve nerede olursa olsun yanımda olmayı başaran iyi yürekli melekler var hayatımda ve onların yüreğinde yerim olduğu için çok şanslıyım.

  Denemek istediğim birçok şeyi deneme fırsatım oldu. Dalış, okçuluk, geziler, bir çok şey... Ve dört yıl güzel bir şekilde bitti. Tez dönemi tam bir kabustu asla bitiremeyeceğim ve asla yetişmeyecek sandım. Bir şeyle uğraştığımda süreyi doğru kullanmayı pek başaramam ve genellikle panik halinde oluyorum ama bu panik ve telaş sayesinde de durmadan çalışmaya devam edip o şeyi tamamlayabiliyorum. Telaşım ve paniğim beni yıpratsa da uğraştığım işe odaklanıp bitirmeden durmamamı sağlıyor ve bu çok tuhaf. Şimdi ales, yds ve kpss için çabalıyorum. Bir yandan da yurda nasıl da alıştığımı fark ettim. Daha önce okula ve yurda gelmekten korkarken şimdi buradan ayrılıyor olmak endişe veriyor. Hayat çok tuhaf. Artık kendime ait bir evim var. Ev ararken acayip şeylerle karşılaştım. İnsanlar evlerini kiralarken devlet dairesinden daha zor sorular sorup daha zor şartlar koşuyor. Memur değilsen sana ev yok, memur kefilin yoksa olmaz, bekarsan olmaz, öğrenci değilsin ama yeni mezunsun falan filan. Memur değilsem ödemelerimin geçerliliği olmuyormuş gibi ne tuhaf ev sahipleri var. Neyse sonunda istediğim gibi şirin bir ev bulmayı başardım. Kendi istediğim gibi dekore etmekle uğraşıyorum bir haftadır. İngilizce kursuma devam ediyorum. Mesleğim için online bir eğitim programına devam ediyorum. Hayat tuhaf şekilde değişiyor ve devam ediyor. Bir evim olması fikri heyecan verici, korku verici ve bazen de tuhaf bir şey. Sanırım hala oraya ait gibi hissetmiyorum. Tamamen taşındığımda alışacağımı biliyorum ama her gittiğimde başkasının evine gizlice giriyormuşum gibi geliyor şuan için. Bir evin sorumluluğunu almak bir yandan ürkütücü ama bir yandan da sana özel bir alanın olması çok güzel bir şey.


  Şimdi okul bittiğine göre bahsettiğim sınavlar için çok çalışmalıyım. Bir yandan da yeniden çizim yapmak ve bir şeyler yazmak istiyorum umarım bunlar için vakit bulurum. Ve daha çok blog yazıp okumak istiyorum. Bu böyle günlük kişisel iç dökme yazısı gibi bir şey oldu. Bir sonraki postu yeni evimden yazacağım. Buradaki korku hikayelerime devam etmeyi planlıyorum umarım herkes okumayı benim kadar bekliyordur. Yazarım yine canım blog...

  :)
  S..  

19 Nisan 2019 Cuma

Kendini Dinlemek


  Yaşama çabası içinde ve çevremizdeki insanlar ile uyumlu olma çabasıyla iç dünyamızın sesini kısıp karanlıkta bırakabiliyoruz. Böyle olmasına izin vermemek lazım. Ailemize, arkadaşlarımıza nasıl özen gösteriyorsak onları dinliyorsak kendimizi de dinlemeliyiz. Her zaman birisine ne istediğini sorarız, nasıl hissettiğini sorarız, iyi olması için güzel şeyler yaparız sevdiklerimize. İşte bunu kendimiz için de yapmalıyız. Bazen durup gerçekten ne düşünüyorum, ne istiyorum, ne hissediyorum diye sormalıyız.

  Şuan şarkı söylemek istiyorsan söyle. Yolda yürürken söyle mesela. Kime ne? Ya da parklarda çimenlerde koşmak istiyorsan koş. Pamuk şekeri yüzüne yapıştıra yapıştıra ye. Kime ne yani.. Bir yere gitmek istiyorsan git. İstemediğin bir yere de gitme. Görmek istemediğin kişileri görme. Görmek istediklerini erteleme bekleme. Seni incitip duran şeyleri ve kişileri hayatından çıkart ama kin gütme. Unut gitsin. Zaten unutulmak bence bu dünyada en acı verici şey. Kendine bir çocuk gibi davran. Bak bakalım şimdi ne yapmak istiyorsun sor kendine. İç sesimiz hep çocuktur aslında hiç büyümez ama biz onu duymayı bırakırız unuturuz. Unutmamalı korumalı onu.

  Bir tütsü yakıp güzel bir müzik açıp güzel bir hikaye okuyacağım ben de şimdi. Beni bekleyen onca işi gücü ödevi ve diğer şeyleri bir süre düşünmeden. Sonra belki de bir ara sahile gitmeli. Ne zamandır deniz kabuğu aramadım. Denizin tuzlu kokusunu sessizce yudumlarken biraz manzarayı izlemek biraz kitap okumak güzel olur. Son zamanlarda insanları kafama takmamayı da öğrendim. Böyle hayat daha kolaymış gerçekten de. Bana ne deyip geçmek umursamamak insanı gerçekten gençleştirebiliyor. Sizi yıpratan insanlara ve olaylara karşı bunu deneyin. Sabrınızın sonuna geldiğinizde gerçekten hissizleşiyorsunuz ama benim gibi bu son noktayı beklemeyin kendinize daha iyi davranın. Hayat naneli şekerlerle dolu blog. Biz vampirler de neyse ki domates seviyoruz.

Yazarım yine papatya çayım soğumasın.

S..

18 Nisan 2019 Perşembe

Çocukluğumuz Bir Akşamüstü Çiçek Kokusu

Yaz akşamüstüleri koşmaktan yorulurdu çocuk bedenlerimiz. Açmak için güneşin batışını bekleyen çiçekler hoş kokular saçarken çimenler dinlenmek için en güzel yerdi. Yüksekten korkup çatılarda dolaştık. Karanlıktan korkup geceleri bahçenin köşesindeki salıncağın serinliğinde keyiflendik. Çocuk cesaretimiz nereye gitti? Gökyüzü binlerce kez renk değiştirdi. Günler ışıldayıp eskidi. O yaşlı dut ağacının gölgesi artık yerinde değilken salıncak kuracak yeni bir yer de bulunmadı. Zaman böyle geçip giderken kimlerle güldük, kimlerle ağladık, kimler gönlümüzü kırıp geçti... Günler geçip anılar birikirken kimler kalbimizi neşeyle doldurmaya devam ediyor... Hayattan öğrenmemiz gereken her şeyi öğrendik mi? Ruhlarımızı saf ve temiz tutabildik mi? Çocukluğumuzun yaz kokulu anıları şimdi ne kadar da yakın ne kadar da uzak... Alışıldık ruhlar ne kadar da değerli.. O eski ahşap kapılar o bilindik bahçeler hala hatırladığımız gibi mi... O zamanlar farkında mıydık solup gitmenin kederinin? Zaman geçip gidiyorken sevdiklerimizin kalbinde küçük bir ateş böceği gibi parlayabilmek ne kadar da kıymetli. Ruhlarımız hala bir akşamüstü çiçek kokusu gibi...

S..